Arama

Popüler aramalar

‘’Çanlar Daum için çalıyor‘’

Fenerbahçe’nin, ilk yarıdaki taktik anlayışla gol bulması mucizeydi. Top Semih’e şişirelecek, Semih de Alex’e indirecek, O da göbekten ve kanattan adam kaçıracak, Fenerbahçe pozisyon bulacak. Daum elindeki onca yetenekli oyuncuya rağmen, böyle ilkel bir taktik veriyorsa, vah Kadıköy’ün haline.

Fenerbahçe’den bekleneni ev sahibi yaptı. Bülent Kocabey ile Burak, iki kanadı her pozisyonda zorladı. Oyunda kalana kadar Bülent Ertuğrul, Kırmızı-Siyahlılar’ı iyi yönetti. Eskişehir savunması cepheden gelen tüm topları sıkıntı çekmeden etkisiz hale getirdi.

Yediği gole kadar Fenerbahçe, sadece iki pozisyona girdi. Adem’in müthiş volesinden sonra Daum’un, Emre, Güiza ve Uğur hamlesi de, Fenerbahçe’yi toparlamaya yetmedi. Mehmet Topuz, Andre Dos Santos ve Vederson, vasatın altına inerek yenilginin hazırlayıcıları oldular.

Sezona iddialı giren Fenerbahçe’de kazan kaynıyor. Kazım kaza yapıp ölümden dönüyor. Oyuncular hem Samandıra’da hem maç esnasında, birbirlerine hava atıyor. Önder bileğini kesiyor, Daum ve ekibi de, tüm olanları seyrediyor. Fenerbahçe’nin ligdeki kan kaybı sürerken, çanlar da artık Alman hoca için çalıyor. Şayet Fenerbahçe’deki bu kaos ortamı bir an önce yok edilmezse bırakın şampiyonluğu, Fenerbahçe ilk dördü bile zor bulur.

06 Aralık 2009, Pazar 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Şaşırtan Fenerbahçe‘’

Alex ile Güiza dün gece önde basarak rakip savunmanın oyun kurmasını engelledi. Twente hücumdayken Fenerbahçe 7-8 kişi ile defansta çoğaldı. Emre kadar pozisyon yaratıcılıkları olmasa da; Selçuk, Cristian ikilisi orta alanı başarıyla kontrol etti. Lugano ve Bilica, defans göbeğinin vazgeçilmezleri olduklarını gösterdiler. Roberto Carlos, gol çizgisinin önünden top çıkardı. Beşiktaş ve Kasımpaşa sayfalarına dönersek herkesi şaşırtan bir Fenerbahçe vardı dün gece Hollanda’da. Alex ile Gökhan Gönül, bilinen performanslarını gösterebilseydi, Fenerbahçe’nin Twente karşısındaki galibiyeti daha farklı olabilirdi.

Tempolu maç, pozisyon zenginliğiyle de öne çıktı. 90 dakikanın 1-0’lık skorla bitmesi adeta mucizeydi. Güiza, Roberto Carlos, Vederson, Alex ve Gökhan kalesinde devleşen Boschker’a takıldı. İki topları direkten dönen ev sahibinde ise Perez, Enkufo, Stoch ve Ruiz çerçeveyi bulamadı. Daum maç öncesi “Yüzde 100 kazanırız” demişti. Alman hocanın dediği oldu. Kasımpaşa maçında sistemi futbolcular belirlemişti. Acaba Twente karşısında mücadele gücü ve pozisyon zenginliğiyle dikkat çeken Fenerbahçe’de bu kez sistemi kim belirlerdi. Fenerbahçe, deplasmanda kazandığı Twente maçıyla grup liderliğini garantiye aldı. Ligde oynayacağı Eskişehir maçı öncesi de küskün taraftarlarına umut mesaji yolladı.

03 Aralık 2009, Perşembe 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Kim gitsin!‘’

Eğer Fenerbahçe iki forvet oynayacaksa Alex’i onbire koymak, intihar etmek gibi bir şey olur. Christoph Daum maalesef bunu yaptı. Özer, Uğur ve Wederson kenarda otururken, Mehmet Topuz’u sol önde on yaşındaki çocuklar bile kullanmaz. Maalasef Daum dahiliğini gösterdi! Roberto Carlos yürüyor, Gökhan Gönül sağ çizgide yardım olmadan çaresiz çırpınıyor. Daum yine izleyici locasında. Güiza koşar gibi yaparken, Alex, Semih, Baroni ve Selçuk topu almak için bir adım atma zahmetini göstermiyor. Alman, sessiz tribünlere boş boş bakıyor.

Kasımpaşa’nın hakkını yiyemeyiz. Kazanmak için ne gerekiyorsa yaptılar. Defanstan ayağa paslarla çıktılar. Orta alanda topu koşturup, yoğun pas trafiği ile Fenerbahçe’yi esir aldılar. Kasımpaşa üç gol buldu. Beş, altı net pozisyonu da kullanamadı. Volkan’ın kurtardıklarını hesaba katarsak, Fenerbahçe’yi netlemiş oluruz. İyi ki Şükrü Saracoğlu tribünleri boştu.

Carlos gitmek istiyor, Güiza huzursuz Beşiktaş derbisinden kaçıyor. Fenerbahçe çöküş bataklığının göbeğine yürüyor. Acaba Daum’un umurunda mı. Carlos mu, Güiza mı, Daum mu... Acaba kim gitsin!
Fenerbahçe bu sezon kazandığı maçlarda bile iyi oynamadı. Ama Sarı-Lacivertli ekibi Daum’un ikinci döneminde bu kadar çaresiz, aciz ve kişiliksiz gören olmamıştı.

29 Kasım 2009, Pazar 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Alex yoksa diğerleri nerede?‘’

İlk yarı sanki bilardo maçı gibiydi. Top bir Volkan’ın önünde, bir Rüştü’nün elindeydi. Ama iki taraf da gol sevinci yaşayamadı.

İkinci devreye daha tempolu başlayan Beşiktaş’ın kazandığı ilk golden sonra, maçın rengi çok değişti. Sahada daha çok Beşiktaş’ın baskısı gözükürken, özellikle soldan bindirmelerle Siyah-Beyazlılar, Fenerbahçe’nin sağ kanatını çökerttiler.

İbrahim Üzülmez-Fink-Ernst ve sonradan oyuna giren Tello’nun hırsı, farklı sonucu getirdi. Fink, Alex’in gölgesiydi, ona topla buluşma fırsatı vermedi. Alex de kaderine razı olup, Alman’ın gölgesinde gezindi, durdu. Fenerbahçe’yi hep Alex mi kurtaracak?

Emre-Baroni-Andre-Kazım ve Carlos, bir maç da onlar kurtarsın. Kazım, ’8JK’ formülü üretmeye kafa yoracağına, keşke maça konsantre olsaydı. Tek olumlu hareket yapmadığı gibi, oyundan da atıldı.

Emre’yi Beşiktaş maçına kadar, hep iyi yerlere koyduk. Ama İnönü’de futbolu unutup, takım arkadaşlarıyla dalaştı, rakibi ve tribünleri tahrik etmeye çabaladı. Andre, topu çok seviyor. Dunga’nın onu neden milli takıma çağırmadığı anlaşıldı.

Fenerbahçe açısından akılda kalan en önemli noktalar; Gökhan’ın, İbrahim Üzülmez tarafından cezaalanı içerisinde düşürülmesi, hakemin de bu bariz penaltıyı vermemesiydi. Ve oyun disipliniyle öne çıkan Sarı-Lacivertli ekibin, ilk golü yedikten sonra maçı tamamen bırakmasıydı.

22 Kasım 2009, Pazar 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Alex'in ustalığı‘’

Tribünler boştu. Belli ki Fenerbahçe takımının Steaua Bükreş maçını önemsememiş. Sarı-Lacivertli oyuncular da onlara uyup, futbolu pek ciddiye almadılar. Sanki Avrupa Kupası değil de gösteri maçına çıkmışlardı. Savunma hatasını affetmeyen Dos Santos, klas bir gol vuruşu yaptı. Fenerbahçe’nin ilk yarıda akılda kalan başka iyi tarafı yoktu.

Steaua Bükreş’te de ilk maçtan eser yoktu. Koşan, mücadele eden, kazanmayı isteyen onlardı. Emre’yi bu sezon böylesine etkisiz, isteksiz gören olmamıştı. Kazım ve Mehmet Topuz da öyle. Alex de sahneye çıkmasa, Fenerbahçe’nin övülecek yanını bulmak için 9 doğuracak. Brezilyalı futbol ustası duran top becerisini Bilica’nın golünde gösterdi. Daha sonra da 30 metre taşıdığı topu, kalecinin uzanamayacağı noktaya bıraktı. Cristian’ın çalışkanlığını ve Bilica’nın çabasını da Alex’in yanına koymak gerek.

Steaua, ikinci yarıda da temposunu bozmadı. Juan Toja’nın organize ettiği Rumen ekibi daha çok Fenerbahçe yarı alanında oynamasına rağmen pozisyon üretemeyince tek golde kaldı. Fenerbahçe, Avrupa Ligi’nde Steaua Bükreş’in bir kez daha yenerek grubun zirvesinde tek başına kaldı. Sarı-Lacivertliler, tribünlere koşan az sayıda taraftarı oynanan futbolla değil, 3 golle mutlu ettiler.

06 Kasım 2009, Cuma 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Yine Volkan‘’

Sahanını ağırlığından mı yoksa Galatasaray galibiyetinin sevinç yorgunluğu mu?... Sebep hangisi olursa olsun, Fenerbahçe, Kayserispor deplasmanında havasında değildi. Emre çalıştı ama, sürekliliği yoktu. Christian riske girmeyip, savunmanın önünden hiç ayrılmadı. Attığı gol Cristian’ın balı Souleymanou’nun ise bahtsızlığıydı. Sarı-Lacivertliler, çizgileri de fazla zorlamadı. Mehmet-Gökhan hattında elektrikler genelde kesikti. Carlos ile Vederson ise, fırsat buldukça yüklendiler.

Ev sahibi, lidere oranla ceza alanı üzerinde daha sıkça dolaştı. Gamsız, egoist Cangele ile Makukula etkili vuruşlar yapamadı. Tolunay Kafkas, Portekiz vatandaşı golcüye acil ofsayt dersi aldırmalı. Makukula, Kayseri şehir merkezinde dolaşır gibi, hiç etrafına bakmadı.

Fenerbahçe’nin skoru idare etme temposu hiç değişmedi. Mehmet Topuz’un yan direkte patlayan şutunun dışında, bırakın pozisyonu, hazırlığı bile yoktu. Ev sahibi Gökhan, Cangele ve Semih’le net pozisyonlar buldu. Son çeyrekte Kayserispor yüklenirken lider, takım olarak seyretti. Kazım’ı çıkarıp, Dos Santos’tan forvet arkası yapan Daum, Semih’i gol yedikten sonra lütfedip aldı. Alman hoca, farklı kaybetmediyse, yatsın kalksın, Volkan Demirel’e şükretsin. Ama unutmasın ki, Volkan her zaman kurtarıcı olmaz.

02 Kasım 2009, Pazartesi 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Saracoğlu büyüsü‘’

Fenerbahçe’nin baskısı, seyirci desteği ve 10 yılın getirdiği psikolojik üstünlük... Bunlar üst üste çakışınca Sarı-Lacivertliler, klasik galibiyet serisinin devamında zorlanmadı. Belki de iki haftadır takım antrenmanı yapmayan Alex, önde bolca pres yapıyor, gollerini de atıyor. Brezilyalı yıldız için “İyi futbolcu değil” diyenlere selam olsun.

Galatasaray’ın savunması dağınık, bir o kadar da kopuktu. Orta sahasında ise sadece Ayhan’ın çırpınması vardı. Sarı-Kırmızılılar’ın defansı ile hücum bölgesi arasındaki iletişim kopukluğu, ilk yarı boyunca tamir edilmedi. Fenerbahçe; Emre, Baroni, Vederson ve Mehmet Topuz ile orta alan köprüsünü sağlama aldı. Sarı-Lacivertliler’in savunması da arkadan topu rahat kullanma fırsatı buldu. 36’lık Carlos’un rakip ceza alanı önünde fazlaca gözükmesi, Galatasaray’ın diziliş dersini iyi çalışmadığının 50 bin imzalı belgesidir.

Aşırı güven, rakibi küçümseme hastalıkları, ikinci bölümde Galatasaray ile Fenerbahçe arasında gitti geldi. Fenerbahçe her an skoru 3-4 farka çıkarabilir, Galatasaray ise 2-0’dan 2-2’yi yakalayabilirdi. Her şeye rağmen Fenerbahçe’nin galibiyeti dışındaki bir skor, hakka ve adalete aykırı düşerdi. Çünkü oynayan, oynatmayan, rakibe nefes aldırmayan Sarı-Lacivertli takımdı. Bir kez daha herkes gördü ki, Galatasaray’ın Saracoğlu korkusu tedavi edilmedikçe, 10 yıllık klasik Fenerbahçe üstünlüğünün ardı kesilmeyecek.

26 Ekim 2009, Pazartesi 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Kalite daha ağır bastı‘’

Fenerbahçe’nin öndeki çekerleri Alex-Semih-Güiza sahada yoktu... Bu şartlarda hücum yollarında Fenerbahçe’nin sıkıntı çekeceği beklentileri, tavan yapmıştı. Ama ilk yarıda Steaua Bükreş’in en başarılı ismi kaleci Zapata oldu. Özer’in, Mehmet’in, Kazım’ın gol vuruşları Zapata’ya takıldı. Andre’nin neredeyse boş kale yerine, iki kez çerçeveyi bulamaması ise Rumen kalecinin şansı, Brezilyalı’nın beceriksizliğiydi. En az 2-0’la soyunma odasına gitme fırsatını tepen Fenerbahçe, Bilica’nın fantezi merakı yüzünden geriye de düşebilirdi. Bilica’nın röveşata hastalığı var galiba... Çünkü, Brezilyalı neredeyse her maç bunu deniyor.

Emre tecrübesi ve kalitesiyle Fenerbahçe’nin Bükreş’te parlayan yıldızıydı. Emre’nin sağ kolu gibi duran Özer de, maç kondisyonu eksiğini kapattığında orta sahanın gediklisi olacağını gösterdi. Steaua Bükreş kadro yapısı ve oyuncu kalitesi bağlamında Fenerbahçe’nin çok gerisinde bir takım. Sarı-Lacivertliler’in ikinci yarıda her yönüyle sergilediği olumlu futbola, fazlaca direnemedi. Fenerbahçe karşılaşmayı istediği gibi yönlendirirken, deplasmanda aldığı bu galibiyetle grubun en iddialı takımı oldu. Sarı-Lacivertliler’de, Galatasaray derbisi öncesi moral ve motivasyon önemli bir ivme kazandı.

23 Ekim 2009, Cuma 04:30
YAZININ DEVAMI