‘’Nafile şut atıp durdular‘’
Malum, ülke ölçeğinde sınırsız harcama hakkı olanlara karşı dar bütçeyle oynamak zorunda kalan çok takım var. İşte o takımların teknik adamları da oyuncularının yetersiz olduğuna emin olduklarından bu tip maçlarda aynı formülü uyguluyor; geride bekle, fırsat kolla! Tutturursan senden iyisi yok. Tutturamadın mı? Sorumlu maç başlamadan belli zaten; hakem! Dün akşam ilk 11 piyasa değeri 195 milyon Euro olan Galatasaray’ın karşısına 14.5 milyonluk kadroyla çıkmıştı Kocaeli.
Haliyle bekliyorlardı (!) ve bir kez çıkıp onda da direğe takıldılar. Galatasaray ise 38. dakikada direkten dönen Deniz Gül şutuna kadar sadece 0.33 gol beklentisi yaratabilmişti. Olanlar da bu dakikadan sonra oldu… Galatasaray, o dakikaya kadar aşamadığı Kocaeli savunma kalabalığına karabasan gibi çöktü adeta. Gol dışında her şeyi yaptılar. İkinci yarı da ilki gibi işledi 65’e kadar. Galatasaray yine yüklenir gibi yaparken, Kocaeli yerli yerindeydi. Belli ki iki takım için de sorun gitgide büyüyecekti ve madem Kocaeli savunmadan çıkmayacaktı o zaman stoperlerden biri çıkabilirdi!
Dener gibi yaptılar
Rolland Sallai’nin taç atışı öncesi Abdülkerim Bardakçı hücum alanındaki yerini almıştı ve düzeltti, düzeltti vurdu. Gol sonrası Galatasaray yeniden akmaya başladıysa da bu kez oyuna sonradan girenlerle, takıma geç katılanların uyum sorunları ayaklarına dolandı. Bazı poziyonlarda ya birbirleri bulamadı ya da birbirlerini engellediler. Kocaeli ise sona doğru arar gibi yaptı ancak çoğunlukla duvara çarptı. Gerçi golü uzaktan şutla attı Galatasaray lakin, o tek golü atmak için 37 orta, 28 şut yerine başka işler mi deneseydiler, ne dersiniz?
‘’Beşiktaş oynatmadı‘’
İlk devreye bakarak ‘Erzurum oynamaya gelmemiş’ diyeceklere ‘Hayır, Beşiktaş oynatmadı’ diye karşılık vereceklerin tespiti daha doğru olacaktır. Nefes dahi aldırmadığı ilk devrede Beşiktaş iki gol atıp iki, üç gol için de atma sınırına gelirken hayli efor harcamıştı. Ki, 40’lara doğru durumu tespit eden Vincenzo Italiano saha çizgisine kadar gelip, ‘Sakin, sakin’ diye çırpınırken yakalandı kameralara! Çünkü yol uzundu ve doğru kullanılan enerjiye büyük ihtiyaç duyulacaktı. Beşiktaş kendini oyuna kaptırıp; Orkun, Olaitan ve Trossard işbirliğinde akarken, Serkan Özbalta da oyuncularının cılız hücum girişimlerini alkışlarla destekliyordu. İkinci devreye tempo dolayısıyla oyuna hakim bir başlangıç yaptı Beşiktaş. Gerektiğinde kalecisi Nübel’e kadar dönerken topun kontrolü için pas yapmayı takım davranışının merkezine yerleştirmiş görünüyorlardı. Elbette topu dolaştıranlar kadar rakibin oyuna girmesini engelleyen radar pozisyonundaki Salih Özcan'ın büyük katkısını hesaba katmadan durumu açıklamak yetersiz kalır. Beşiktaş, 60’a kadar topu iki kez Erzurum kalesine gönderdiyse de tabela değişmedi.
Hakeme karşı oynamak...
Birinde Agbadou'nun kolu, diğerinde Cerny’nin obstrüksiyonu engel oldu tabela değişimine! Erzurum reaksiyon verme niyetinde olmadığından Beşiktaş tempoyu yüklemedi. İkinci devre ilkine göre sıkıcı geçtiyse de o sükunetten bile gol çıkarmayı başardı Beşiktaş. Ve son olarak… Bir illet ülke futbolunu ele geçirdi! Hakemin her kararı maç ve takım fark etmeksizin tepki görüyor. Faul yapan yapmadığı iddiası, faul yapılan ise en kötü topun konacağı noktaya itiraz ediyor. Hakeme karşı oynamak iliklerine işlemiş toplumun… Bunun karşılığı da gereksiz yere görülen bir sürü kart oluyor maalesef.
‘’Galibiyet golüne ulaşamadılar‘’
Sahaya sürülen tertip ile topu rakip kaleye ulaştırmak pek kabil görünmüyordu. Haliyle gol atmak Fenerbahçe’nin yapacağından çok Roma’nın ‘Kendine yapacaklarına’ bağlı görünüyordu ki, ilk yarı bu da mümkün olmadı. Topu başlarda ayağında daha çok tutan Fenerbahçe’yse de bu istatistiğin eşitlenmeye başladığı 25. dakika civarlarında oyunun yönü değişti. Ev sahibini pasları daha çok savunmaya dönük iken Roma yavaş yavaş ofansif teditleri örgütler görünüyordu.
Devre biterken pas sayısında da öne geçen misafir takımdı üstelik bir de gol atmıştı. İkinci devre mutlaka bir şeyler olmalıydı… Nihayet devrenin hemen başında N’Golo Kante hariç, sol bekleri Archie Brown’dan başlayıp tüm oyuncularına topu temas ettiren Fenerbahçe, 20 pas sonunda yine Archie’yi kaleciyle karşı karşıya bırakıp golü buldu. Yani fevkalade bir gol attılar…
Direnci önemliydi
Fakat tıpkı ilk devre olduğu gibi yaklaşık dakikalarda Roma yeniden oyuna girip gol öncesi tehlikeli işler yapmaya başladı. İrili ufaklı karşılıklı tehlikeler oluşturuldaysa da ‘Gol beklentisi’ daha yüksek olan Fenerbahçe’ydi lakin galibiyet golüne ulaşılamadılar. Topun kıymetini bilerek pas oynamaya çalışan iki takım sınırlı sayıda şut atıp, gerektiği kadar orta denedi. Kazanabilecek kadar gol pozisyonu yakalayan Fenerbahçe maçı kazanamadıysa da yenilmedi ve yıllar sonra Şampiyonlar Ligi’ne gol atıp puanla başladı. Son olarak, başka önemli performanslar vardı kuşkusuz ancak Matteo Guendouzzi’nin yokluğunda İsmail Yüksek’in orta sahadaki direnci sonuç açısından takımı adına önemliydi.
‘’Skorda geriydi oyunda değil!‘’
Maç öncesi Victor Osimhen, Mario Lemina ile Wilfred Singo gibi önemli oyuncularından yoksun Galatasaray üzerine yapılan analizlere "tedirginlik" hakimdi. Lakin ilk devre boyunca sahadakilerden tedirgin görüneni, ev sahibi Sporting oldu. Yenilen gol dışında rakibe dişe dokunur bir şeyler yaptırtmayan Galatasaray "gol beklentisi" dahil tüm istatistiklerde açık ara öndeydi. Gösterdiler ki, oluşturdukları oyun alışkanlığını - buna oyun ezberi diyenler de var - oyuncu fark etmeksizin tıkır tıkır işletebiliyorlardı. Belki taç atışıyla buldukları gol "alışkanlık dışı" olarak kaydedilebilir, ancak "kaçan 3 net pozisyon" dahil diğer tüm denemeleri otomatikleştirilmiş süreçler olarak çeşitli maçlarda şahit olduğumuz türdendi.
İkinci devre temponun yükselmesine izin vermeyen bir düzenle çıktı Galatasaray. Oyunu kontrol etmeyi sürdürürken kaleci Rui Silva’nın orta sahadaki Gabriel Sara’nın ardına geçirdiği uzun topa müdahale edilemedi. Ardından önce penaltı ve Luis Suarez’le golü de bulduklarında yolunda giden her şey bir anda alt üst oldu.
Bahane üretmeden...
Üçüncü golün ardından tempoyu yükseltip maç başındaki ritmi yakalamaya çalıştılarsa da hem Galatasaray’ın fiziksel durumu hem Sporting’in "güvenlik ayarları"nı açmış olması gidişatın değişimini mümkün kılmadı. Şampiyonlar Ligi’nde kazanmak için maçın bir devresi ya da bir bölümünü üst düzey oynamak yetmiyor maalesef. Baştan sonra dengeli bir oyun inşa edip çözüm üretecek an ve bölümleri bu tutarlı, kararlı oyunun içine yedirmek esas oluyor. Denebilir ki, "İkinci golde penaltı ağır bir karardı!" Doğru da olabilir... Ancak penaltıya sebebiyet veren o sadelikteki bir hücuma engel olamamak da önemli bir savunma sorunu olarak not edilmeli. Elbette buna ilk Sporting golündeki durum da dahil. Önemli eksikleri olan Galatasaray yenildi belki ama oyun olarak skorun gösterdiği kadar rakibinin gerisinde değildi. Şimdi bundan sonrası için bahane üretmeden çözümlerin peşine düşülmeli...
‘’Metodolojik çalışmanın ödülü!‘’
"Çok borçlular ligi’’ndeki en izlenir maçlar çoğunlukla bu iki takımın maçlarıdır. İkisi açısından ilk devre ‘’arayış içinde’’ geçtiyse de iki gole rağmen ‘’gol beklentisi’’ istatistiği ‘’yarım gol’’e zor ulaştı! Esasen ilk devre, ortadaki ikilinin, ki bunlardan biri Beşiktaş’ta mecburen Orkun Kökçü oldu, mücadelesi olarak ilerledi. Guendouzi ile Kante ikilisine karşı Beşiktaş, Salih ve Orkun ile orta saha savunması yapınca işler ağırlıkla Junior Olaitan üzerinden yürütüldü. Fenerbahçe’nin taç atışından gelen golünde iki stoperinin pozisyon içinde olması önemliydi. Keza ilk devre Beşiktaş’ın etkilisi Rıdvan Yılmaz... Sakatlanıp çıkana kadar hem gol hem de İrfan Can Kahveci’yi ofsaytta bırakarak golü engellemiş olması savunmacıların oyun içi önemini bir kez daha gösterdi.
Çaresiz gösterdi
Beşiktaş ikinci devreye oyun ritmini belirleme konusunda daha iyi başladı. Kimisi Ederson’u aşamayan ciddi gol şansları yakalarken oyunu hızlandırıp, yavaşlatma konusunda gitgide daha da olgunlaştıklarını gösterircesine ilerlediler. Ve savunmadan 6-7 pasta çıkıp Dusan Vlahovic’e golü attırırken bu olgunluğu zirveye ulaştırdılar. Vincenzo Italiano’nun başlangıç planını da oyun içi gelişmelere bağlı revizyonlarını da doğru uygulayan oyuncuları Fenerbahçe’yi özellikle ikinci devrede ziyadesiyle çaresiz gösterip maçı kazanmayı bildiler. Beşiktaş metodolojik çalışmasının ikinci önemli ödülünü de aldı. İlki, UEFA’da yola devam etmekti kuşkusuz...
‘’Bu kadar acemilik fazla değil mi!‘’
Haniyse hiçbir şey olmayan ilk devreye bir gol sıkıştırdı Victor Osimhen. Devre boyunca Galatasaray büyük tehlikeler yaratamadıysa bile büyük tehlike de yaşamadı. Gelin görün ki 33. dakikada Osimhen gibi, değil takımının ligin hâl ve gidişini etkileyecek nitelikteki bir oyuncunun sakatlanmış olması işleri bir anda belirsizleştirdi. İkinci devre durumu lehine çevirme fırsatı yakaladığını düşünen Başakşehir öne gelip gol ararken 50’lerin hemen başında bir anda Leroy Sane’yi kalecileri Deniz Dilmen ile karşı karşıya buldu. Ama Sane’nin kafa vuruşu auta gitti... Ancak 58’de ofsayta takılan Olivier Kemen pozisyonuyla maç bir anda kontrolden çıktı!
Bir o kale bir bu kale arasında gidip gelen oyuncular hücum ya da savunma fark etmeksizin, anlaşılmaz acemiliklerle maça durduk yere heyecan yüklediler! Atması gerekenler atamazken koruması gerekenler de alanlarını koruyamıyordu. Belli ki, bir şeyler olacaktı. Oldu da... O aralarda daha çok arayan Başakşehir önce penaltıdan beraberliği buldu. Ancak 71’de Galatasaray muazzam bir pas bağıyla Lucas Torreira’ya ‘’boş kale’’ye gol attırdı. Artık bu maçta olabileceklere şaşmamak gerekirdi!
‘Hatalar oyunu!’
Uğurcan Çakır’ın çıkardığı organize Başakşehir hücumunun korner dönüşünde bu kez Davinson Sanchez kendi kalesine attı! Bitmedi... Hücumu destekleyip fark yaratsın diye 74’te oyuna giren Umut Bozok, 68’de oyuna giren Rafael Leao’ya faul yapınca oyun dışı kaldı! Bunlarla yetinilmeyeceği belliydi! Davinson Sanchez bu kez karşı kaleye gol attıysa da ofsaytı ölçen VAR’a takıldı! Ama son sözü Gabriel Sara söyledi... Diyecekler ki, ‘’Şahane maç oldu!’’ Biz ise, ‘’Bu kadar para harcayıp bu kadar acemilik fazla değil mi?’’ diye soracağız. Yine de biliyoruz ki, ‘’Futbol hatalar oyunudur’’ diyerek işin içinden çıkacak çoğu. Neticede, pek bir şey olmayan ilk devrenin ardından çok şeyler olan ikinci devre sonunda kazanan Galatasaray oldu. Yine de bitmemiş ki, nihayet Nuri Şahin kendini neden attırdı? Ve bitti...
‘’Uzak ara önde‘’
Öyle bir maç ve öyle bir ilk devre ki, tüm istatistik verileri eşit. Lakin önde olan Beşiktaş... Bu devrede girilen ciddi iki pozisyondan biri gol oldu, diğeri ise direkte eridi. Derken bir elle oynama ile ülkenin "hakemlik oyunu" bir kez daha devreye girdi ve VAR'dan gelen penaltıyla maç daha ilk devrede sona erdi. Neden sona erdi diyorum, çünkü Çorum tüm olan bitenin yönünü değiştirecek herhangi bir şey yapamadı. Topla oynamasına oynadı ve Beşiktaş ile yaklaşık olarak eşit pas yaptıysa da (196/190) ofansif olarak çok güçsüz görününce, Beşiktaş uzak ara önde göründü.
Tezleri çöktü!
İkinci devre başı Çorum'un gol girişimiyle başlasa da girişen sonuç alamayınca maç yeniden dengeye geldi. Gelin görün ki, 51'de gol yemez sanılan Nübel'e Diomande uzaktan şutuyla gol atınca "atmosfer basıncı" bir anda değişir gibi olduysa da fark büyüktü. İlk hafta Galatasaray'dan puan alan Çorum, attığı gole rağmen 66. dakikada maçı fiziksel olarak terk etti. Mental olarak terk edeli ise çok olmuştu. Beşiktaş yediği tek gole öyle yanıt verdi ki, "Bitiricilik sorunumuz var" diyen Italiano'nun tezleri de çöktü. Elbette bu Beşiktaş'ın yapabildikleri kadar Çorum'un yapamadıklarıyla ilgiliydi. Yine de Beşiktaş, pas sayısında maç boyu geriden geldiyse de karşılaşmayı farklı kazanarak bitirdi. Öyle bir fark ki, her mevkiiden gol buldu Italiano takımı. "Çorum şaşkın Beşiktaş emin" olarak tamamlandı maç. İzleyenler açısından ilginç, yenilen açısından öğretici olmalı. Yenen ise hangi eksiğini gördü ona da yakında şahitlik ederiz! Neticede, haftaya Kadıköy'e gidecek Beşiktaş bu maçtakini tehdidini de yanına alacak. Kim daha iyi "analiz" yapacak işte o da cumartesi belli olacak!
‘’Alacağını aldı kenara çekildi‘’
Ev sahibi Samsun topu daha çok tutup, daha fazla pas yaparak savunma yapmayı planlamış olsa da ilk devre bu hususta başarılı olduğu söylenemez. Devrenin etkilisi Fenerbahçe’ydi ve sol kanadı kullanan oyuncuları futbolun doğrularına bir parça sadık kalsa maç ilk devre nihayete erebilirdi. Archie Brown, Oğuz Aydın ikilisine devamında orta sahaya evrilen Mason Greenwood da katılınca işler o kadar kolay göründü ki, ‘Diğer goller ne zaman?’ gelecek diye sormuş olmalı taraftarları.
Sıkıcı maça dönüştü
İkinci devre de bir süre aynı düzende ilerledi. Onlar oynarken, Samsun izledi! İlk devredeki golün pasını atan Oğuz Aydın devre başında N’Golo Kante çıkışlı hücumda bu kez golü atınca konu Fenerbahçe için maç kapanmış oldu. Alacağını almayı bilen kenara çekilince de maç, ülke normallerine, yani ‘izlemesi sıkıcı’ onlarca mücadeleden birine döndü. Samsun, ikinci devrede de üstelik bu kez iki farkla gerideyken topu eveledi, geveledi durdu. Her hangi bir şey denemeye niyetli, dolayısıyla da çalışmış görünmüyorlardı. Biz hep birlikte sıkılırken Fenerbahçe üst üste üçüncü maçını da kazandı.
Taraftarı ikna etmemiş
Bir ara sordum kendime! Futbol hararetlisi ülkenin büyükşehirlerinden, benim de memleketim olan Samsun’da üstelik Fenerbahçe gibi bir ‘Şampiyonlar Ligi’ takımı gelmişken tribün ilgisi neden bu kadar düşük diye? Bir zamanlar büyük futbolcular çıkaran bu kentin insanları tribünde değilse, neredeydiler? Yanıt aslında sahadaki oyundaydı... Bu ‘oyunsuzluk ızdırabı’nı izlemeye dayanmak için insanın, bir şeyler görebilmek umuduyla tribüne gelen taraftarlardan farklı olarak sonsuz sabrı olması gerekirdi. Belli ki bu sıkıcı oyun, kentteki büyük kalabalığı maça getirmek için ikna etmenin çok çok uzağında. Bunu bir düşünmeli Samsun Yönetimi...















