‘’Galatasaray başka seviyeye çıktı‘’
Sadece sahada oynanan futboldan bahsetmiyorum. Bu elbette bu işin en önemli parçası. Lakin, oyuna gelmeden önce o oyunu anlamlı kılan hareketlerdir bize futbolu sevdiren. İşte Galatasaray, Başakşehir'i ağırladığı karşılaşmada o kadar çok şık hareketlere imza attı ki, izleyenlere doyumsuz bir futbol akşamı yaşattı. Sadece sahadaki futbolcular değil, yönetimi, taraftarı, teknik heyetiyle sahalarımızda çok sık rastlamadığımız güzellikleri sergilediler.
Sahaya yaşlı insanlarımızla çıkmak çok anlamlı bir jestti
Liverpool maçında tribünlerde gerçekleştirilen Osimhen koreografisinin yankıları hala devam ederken, bu kez Torreria için açılan, müteveffa annesi ve anneannesinin fotoğraflarının yer aldığı dev pankart ile 'Küçük melekleriniz ve büyük aileniz sizinle gurur duyuyor' yazılı afiş Uruguaylı futbolcuya duygulu anlar yaşattı. Aynı şekilde Okan Buruk ve futbolcuların yer aldığı bir başka anlamlı pankart da cezası nedeniyle maçı tribünden izleyen teknik direktör Okan Buruk'u duygulandırdı.
Futbolcuların seremoniye çıkarken Yaşlılar Haftası nedeniyle çocuklar yerine yurtlardan gelen yaşlı insanlarımızla sahaya çıkmaları, bunlar arasında Osimhen koreografisini hazırlayan ekipte yer alan iki teyzenin de yer alması tribünlerden büyük alkış aldı. Statta yönetimin yaptığı bir başka jest ise hayatını kaybeden bilim insanı, tarihçi İlber Ortaylı'nın görüntüsünün ekrana yansıtılması ve kendisine rahmet dilenmesiydi.
Uğurcan ve Barış Alper'den Fair-Play hareketleri...
Büyük bir mücadeleye sahne olan, adeta bir Premier League karşılaşmasını andıran maç içinde şahit olduğumuz Fair-Play davranışları da geceye güzellik katan anlardı. Durum 0-0 iken kaleci hakemin aut verdiği pozisyonda Uğurcan'ın, topun kendisinden çıktığını söylemesi ve kararın korner olarak değişmesine sebep olması, kora kor mücadele ettiği rakibi Ebosele kırmızı kart gördüğünde Barış Alper'in ona sarılarak kendisini ilk teselli eden futbolcu olması Ali Sami Yen Stadı'ndan gönlümüze akan anlamlı görüntülerdi.
Bütün bu güzelliklere iki takımın sahada sergilediği müthiş mücadele de eklenince tam bir futbol ziyafeti çektik. Şampiyonluk yarışındaki rakibi Fenerbahçe'nin beklenmedik mağlubiyeti sonrası puan farkının 7'ye çıkacak olması Galatasaray açısından en önemli motivasyon kaynağıydı. Konyaspor maçındaki kadar olmasa da rotasyona giderek bazı futbolcularını dinlendiren Okan Buruk cezalı Abdülkerim'in yerine de Singo'yu sol stoperde oynattı. Maçın ilk 10 dakikasından itibaren temponun yükseldiği ve devre sonuna kadar da bu şekilde devam ettiği karşılaşmanın ilk 45 dakikası karşılıklı ataklarla geçti, ancak iki takım da gol bulamadı. Başakşehir'in özellikle Yusuf Sarı vasıtasıyla geliştirdiği tehditkâr atakları tribünleri strese sokarken, sahnede yine dev bir isim vardı: Uğurcan Çakır.
İkinci yarıda Galatasaray kabus gibi çöktü Başak kalesine
İkinci yarı Galatasaray'ın baskısıyla başladı. Sallai'nin hemen ikinci yarının başında yakın mesafeden şutunu inanılmaz bir refleksle kaleci Muhammed çıkarırken, geliyorum diyen gol, bir duran toptan geldi. Bu golün, yaptığı faul sonrası duran topa sebebiyet veren Ebosele'nin aynı faulde ikinci sarıdan kırmızı kart görüp atılmasının hemen ardından gelmesi Başakşehir açısından kaderin garip bir cilvesiydi. 10 kişi kalır kalmaz 1-0 geriye düşmesi konuk takımın maça tutunmasını engelleyen çok önemli bir faktördü. Oysa, o ana kadar Galatasaray'a kafa tutan bir Başakşehir vardı sahada. Rakibinin eksik kalmasını fırsata çeviren Galatasaray kalan bölümde tam anlamıyla oyunun hakimi olurken, arka arkaya geliştirdiği ataklarla farklı skoru elde etmeyi başardı.
Osimhen'in röveşatası direkte patlamasa Puşkaş Ödülü'nü alırdı
Sarı-Kırmızılı takımda Osimhen yine sahanın en iyi futbolcusu olurken, Nijeryalı yıldıza Puşkaş Ödülü'nü getirecek röveşatasının direkte patlaması onun adına talihsizlikti. Maçın ilk yarısında çok fazla etkili olamayan Yunus ve Lang'ın ikinci yarıda oyuna ağırlıklarını koyması ve Yunus'un iki asiste imza atması futbolun ne kadar değişken bir oyun olduğunun en açık göstergesiydi. Ve elbette Barış Alper ve Uğurcan... Yine kendi standartlarında bir futbol sergilediler ve galibiyette önemli pay sahibi oldular. Barış Alper bu maçta da bir sol bekin kaderiyle oynadı ve saha dışına çıkmasına neden oldu. Stoperde Abdülkerim'i aratmayan Singo da sahanın en iyilerinden biriydi. Attığı gol ise tek kelimeyle ustalık kokan birinci sınığı santrafor golüydü. Ayaklarını makas yaparak topu tavana çakması, yıllar önce Beşiktaş'ta Ertuğrul'un bir derbide attığı golü anımsattı bana.
Galatasaray bu futboluyla Liverpool karşısında favori
Çok zorlu bir fikstüre giren ancak bu zorluk derecesi yüksek maçlardan Liverpool, Beşiktaş ve Başakşehir gibi güçlü takımları yenerek üçte üç yapan Galatasaray, en yakın rakiplerine 7'şer puan fark atarak şampiyonluk yolunda büyük bir avantaj yakalarken, dün gece sergilediği futbolla çarşamba günü için de umut verdi taraftarlarına, sevenlerine... Fizik gücünün geldiği seviye, temposu, azmi ve sahada her an skoru değiştirebilecek yıldızlarıyla Galatasaray'ın Liverpool karşısında favori olduğunu düşünüyorum. Çok büyük bir aksilik olmazsa çeyrek finale adını yazdıracaktır Galatasaray.
‘’Galatasaray'da 2000 ruhu!‘’
Süreç birbirine çok benziyor. Üst üste şampiyonluklar, geride kalan rakiplerin başarısızlıklarına uydurdukları paranoid-şizefronik gerekçeler ve sonrasında gelen UEFA Kupası...
O zamanki günah keçisi Galatasaray Kongre Üyesi, Fatih Terim'in yakın dostu Mehmet Ağar'dı. Ancak ne var ki Sayın Ağar, Fatih Terim'in Sarı-Kırmızılı takımın başına geçtiği ve Galatasaray'ın UEFA yürüyüşünün başladığı 1996 yılında Refahyol Hükümeti'ndeki İçişleri Bakanlığı görevinden kasım ayı itibariyle istifa etmişti. Yani, ondan sonraki 4 yıl boyunca bağımsız milletvekilliği dışında hiçbir vasfı yoktu. Gelgelelim, Türk futbolunda olan biten her şey ve bütün şampiyonluklar, başarısızlıklarını örtbas etmeye çalışan bazı çevreler tarafından Mehmet Ağar'a bağlandı!
Şükürler olsun ki, bugün Türk futbolunda bir Mehmet Ağar yok! Lakin, onun muadili olmak için yırtınan ve Türk futboluna etki etmek isteyen onlarca Mehmet Ağar var! O nedenle Türk takımları Avrupa Kupalarında ayrı, Türkiye Süper Ligi'nde ayrı performans gösteriyorlar!
Avrupa'da ayrı, Türkiye'de ayrı muamele!
Şu ikinci Liverpool zaferi gecesinde ne zırvalıyorsun diyenler için konuyu elbette basit bir örnekle biraz daha açacağım. Galatasaray'ın Türkiye Ligi'nde ve Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde gördüğü iki ayrı muameleden bahsetmek istiyorum. Sarı-Kırmızılı takımın bu sezon ikinci kez karşılaştığı ve iki maçı da 1-0 kazandığı Liverpool maçlarından dünkünde ortaya çıkan bir istatistikten ve ligimizdeki bir başka maçtaki rakamlardan bahsedeceğim. Dün geceki maçta Galatasaray'ın yaptığı faul sayısı 11, Liverpool'un 18. Sarı kart sayısı ise 1'e 4! Geçelim Galatasaray'ın Türkiye Süper Ligi'nde lig sonuncusu Karagümrük maçındaki faul ve sarı kart sayısına: Karagümrük 8 faul, Galatasaray 13. Sarı kart sayısı ise 0'a 2! Ligdeki diğer maçları irdelediğinizde buna benzer ve daha çarpıcı sonuçların çıkacağından adım gibi eminim. Galatasaray'ın şampiyonluk yolundaki rakiplerinin durumundan ise şu anda bahsetmek istemiyorum!
Türkiye'de ve Avrupa'da kurallar farklı!
Bütün bunlara şundan dolayı değinmek gereği duydum. Gaziantep'e evinde puan kaptıran, Kocaelispor'a, Konyaspor'a deplasmanda mağlup olan, neredeyse bütün derbilerde sahada 10 kişi kalan Galatasaray, nasıl oluyor da Juventus'a iki maçta 7 gol atıp eleyebiliyor, kendisinin 4 misli kadro değerine sahip Liverpool'a iki maçta galip gelebiliyor? Çünkü, ilk bahsettiğim maçlarda alınan sonuçlar için, "Burası Türkiye" diyeceğim, ikinci sonuçlar için ise, "Orası Avrupa!" İşin gerçeği, Türkiye'de ve Avrupa'da kurallar farklı! Neyse, konuyu çok uzatmadan ve dağıtmadan dün geceki harika Liverpool zaferine geçelim:
Galatasaray bu maça çok iyi hazırlanmış
Galatasaray, grup maçlarında aldığı 1-0'lık galibiyetin de ötesinde son derece hak ettiği bir Liverpool zaferine daha imza attı. Her şeyden önce camia olarak çok iyi hazırlanmışlardı dün geceye. Maç öncesi UltrAslan tribünlerinde gerçekleştirilen, küçük yaşta kaybettiği annesinin yer aldığı Osimhen koreografisi tek kelimeyle muhteşemdi. Bu anlamlı jest, Nijeryalı yıldızı son derece duygulandırdı ve göz yaşlarına boğdu. Bu motivasyonla Osimhen, yine maça damga vuran bir performansa imza attı. Liverpool defansını canından bezdiren Maskeli Süvari, maçın tek golünün asistini yaparken gerek kendisine gerekse takım arkadaşlarına çok sayıda pozisyon da hazırladı. Ne yazık ki, bu pozisyonlardan bir sonuç alamadı Osimhen ve arkadaşları. Yoksa, bu turun bu maçta bitme ihtimali yüksekti.
İlk yarıda tur garantiye alınabilirdi
İlk ve ikinci yarıların 10 dakikası dışında Galatasaray Liverpool ile başa baş mücadele etti. Hatta ilk yarının 10. dakikasından itibaren sahanın tek hâkimi oldu. Oyunu dengelediği andan itibaren başta Sara ve Lang'ın hazırladığı pozisyonlar olmak üzere Liverpool kalesine adeta kâbus gibi çöktüler. Elbette bu iki oyuncuya ayak uyduran, Osimhen, Barış Alper, Torreria, Lemina, Jakops, Singo gibi sahaya terini akıtan, ruhunu katan futbolcular da vardı. Aslında ayrım yapmak doğru değil. Galatasaraylı diğer oyuncular da aynı şekilde müthiş bir performans gösterdiler. Uğurcan ve Abdülkerim başta olmak üzere... Sarı kart görerek cezalı duruma düşen Davinson da dahil... Aslında yazık oldu. Rövanşta çok ararız.
Kötü oynadı diyeceğimiz futbolcu yoktu
Şu iyi, şu kötü diyeceğimiz bir maç değildi. Bütün Galatasaraylı futbolcular kendilerinden beklenenin en üst seviyesini sahaya yansıttılar. Elbette birtakım hatalar oldu. Maçın her iki yarısının başında yedikleri baskıya karşılık çok sayıda top kaybı yaptılar. Defansta ve orta sahada bir türlü oyun kuramadılar. Liverpool'un uyguladığı agresif presi uzun toplarla kırmaya çalıştılar. Ancak bu uzun toplar genelde top kaybı oldu ve Galatasaray kalesine yeni hücumlar olarak geri döndü. Bunda Osimhen'in ileride top tutma konusundaki zafiyeti de önemli etkendi. Nijeryalı yıldız takımının geliştirdiği her atakta en önemli aktör olurken, bu tarz uzun toplarda da istasyon olma görevini tam anlamıyla gerçekleştiremedi.
Haftaya kadar bu galibiyetin tadı çıkarılmalı
Dün gecenin sonuçlarına baktığımızda favori olarak gösterilen takımlar içinde tek kaybeden, Galatasaray karşısındaki Liverpool'du. Bayern Münih, Bundesliga 2.'si Dortmund'u eleyen İtalyan Atalanta'nın içinden geçti 6-1'lik skorla... Keza Atletico Madrid, kendi sahasında Tottenham'a 5 attı. Barcelona ise deplasmanda Newcastle önünde son dakikada beraberliği kurtardı ve ikinci maç için avantajı kaptı. Şampiyonlar Ligi'nin ilk periyodunda denklemi bozan tek takım Galatasaray'dı. Bu nedenle Sarı-Kırmızılı taraftarlar Türkiye Ligi'nin toksik ortamına pek fazla takılmadan bu önemli galibiyetin tadını en azından bir hafta boyunca çıkarmalılar.
UEFA yürüyüşü, Şampiyonlar Ligi'ne evrilebilir mi?
Haftaya Liverpool'da ne olur ne olmaz! Bunu, Tanrı'dan başka kimse bilemez. Ben bu karşılaşmayı 2000 yılındaki Leeds maçına benzetiyorum biraz da... Tabii, Taksim'deki cinayetler hariç. O zaman da ilk maçı 2-0 kazanmıştı Galatasaray. Rövanşı ise 2-2 sonuçlandırdı ve finale, Arsenal'ın karşısına çıktı. Sonuç malum! Şimdi aynı yürüyüşün emareleri var. Ancak bu, o zamanki kadar kolay değil tabii... Bence, o yıllardaki takım şimdiki takımdan daha iyiydi. En azından kadroda Hagi gibi dünya tarihine damga vurmuş çok önemli bir süperstar vardı. Gerçi, şimdi de Osimhen var. Ayrıca, en az Fatih Terim kadar, belki de daha fazla takım üzerinde etkisi olan bir teknik direktör; Okan Buruk var. Neden olmasın, diyelim ve haftaya kadar umudumuzu koruyalım. Dün akşamki maç için ise başta Okan Buruk olmak üzere tüm takıma teşekkür edelim, bizlere bu mutluluğu yaşattıkları için.
‘’Şampiyonluk modunu açtı‘’
Galatasaray'ın son üç yılına bakıldığında mart ayında vitesi artırdığını ve bunun mayıs ayı sonuna kadar devam ettiğini görürsünüz. Şampiyonlukla sonuçlanan bir süreçtir bu. 10 kişiyle deplasmanda alınan dünkü Beşiktaş galibiyetinin bu sezonun şampiyonluk modunun açılışı olduğunu düşünüyorum.
Ara transferde yaptığı takviyelerle kadrosunu önemli ölçüde yenileyen ve gerek oynadığı etkili futbol gerekse aldığı üst üste galibiyetlerle gözünü zirveye diken Beşiktaş, Galatasaray'ın zorlu fikstüründeki en zorlu karşılaşmaydı. Ayrıca Kartal'ın haftalardır bu karşılaşmayı hedef maç olarak gördüğünü de belirtmeliyim. Maç öncesi tartışmaları, TFF'yle kurulan tuhaf temasları bir tarafa bırakacak olursak, Beşiktaş kâğıt üzerinde Galatasaray'a şampiyonluk yolunda çelme takacak en başat takım olarak görülüyordu. Tabii kâğıt üstünde!
Osimhen Ajax'a attığı golün kopyasını attı
Siyah-Beyazlılar açısından evdeki hesabın çarşıya uymadığı maçın ilk 45 dakikasında ortaya çıktı. Galatasaray, kelimenin tek anlamıyla sahanın hakimiydi. Maçın ilk bölümündeki Beşiktaş baskısını kıran Sarı-Kırmızılılar, devre sonuna kadar rakibine karşı tam bir dominasyon sağladı. Topa daha çok sahip oldu, oyunun ritmini istediği gibi ayarladı, rakibini kalesine pek fazla yaklaştırmadı ve organize ataklarla Siyah-Beyazlıların kalesini tehdit etti. Bu ataklardan birinde de Sane'nin harika pasında Osimhen'in kafa vuruşuyla skor üstünlüğünü eline geçirdi. Bu gol, Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde Ajax'a attığı ilk golün karbon kopyasıydı. Sergen Yalçın'ın takımını bu tarz Sane-Osimhen ikili kombinasyonlarına nasıl hazırlamadığı ayrı bir soru işareti!
Sane'nin sorumsuzluğu, Uğurcan'ın kurtarışları
Beşiktaş, beklendiği gibi ikinci yarıya da etkili başladı. Temaslı ve agresif bir futbol sergileyerek Galatasaray'ı geriye itti. İkinci yarının ilk çeyreğinde geliştirdiği ataklarla beraberlik golüne bir hayli yaklaştı, ancak karşısında bu sezon Türkiye ve Şampiyonlar Ligi'ne damgasını vuran kaleci Uğurcan vardı. Başarılı file bekçisi yaptığı kritik kurtarışlarla rakibine gol izni vermedi. Özellikle Cerny'nin volesinde yaptığı kurtarış jeneriklikti.
Galatasaray, ikinci yarının ortalarına doğru dengeyi sağladığı anda, Sane'nin sorumsuz hareketiyle kırmızı görmesi sonucu 10 kişi kalınca oyun hakimiyeti tekrar Beşiktaş'ın eline geçti ve maç sonuna kadar da böyle devam etti. Siyah-Beyazlılar çok sayıda pozisyon buldular, çektikleri şutların önemli bir kısmını Uğurcan önlerken, birkaç şut da Galatasaray defansı tarafından bertaraf edildi. Galatasaray'ın bu bölümde sergilediği takım savunması Şampiyonlar Ligi maçları için de Sarı-Kırmızılı takım adına umutlandıran bir gelişmeydi.
Abdülkerim başta olmak üzere defans kusursuzdu
Maçın uzatma bölümleri de Beşiktaş'ın atakları, Galatasaray'ın ise kalesini savunmasıyla geçildi ve günün sonunda Sarı-Kırmızılı takım çok önemli bir deplasmandan derbi galibiyetiyle çıkarak şampiyonluk yolundaki en büyük engellerden birini aştı. Galatasaray takım halinde iyi oynadı. Ancak iyilerin içinde daha iyileri sayacak olursak kaleci Uğurcan dışında, başta Abdülkerim olmak üzere defans hattı, orta alanda Torreria ve ileride Osimhen ile Barış Alper'i sayabiliriz. Sarı-Kırmızılı takımda Lemina ile Sara vasatı aşamazken, Sane yaptığı asiste rağmen top kayıpları ve sorumsuzca gördüğü kırmızı kart nedeniyle tartışılan figür olmaya devam ediyor. Burada tabii teknik direktör Okan Buruk'un da hatası var. İlk yarıda kırmızıdan kurtulan ve sahada aksayan Sane'yle ikinci yarıya başlaması teknik direktör yanlışıydı. Oysa elinde bu kez bolca alternatif de vardı. Sane'nin atılması, Okan Buruk'un maçın ilerleyen bölümlerinde yapacağı ofansif hamlelerin de önüne geçti.
Genç hakem baskı altında kaldı, çok hata yaptı
Genç hakemlerin bu tarz maçlara verilmesini savunanlardanım. Ancak dünkü gibi baskı altında kalıp yanlış kararlar veren genç hakemlerin değil. Sane'nin gördüğü kırmızı doğruydu. İlk yarıdaki pozisyonda da kırmızı verilebilirdi, ancak o tarz basmalara genelde sarı verildiğine de gerek ligimizde gerekse Avrupa liglerinde çokça şahit olduk. O pozisyonda Sane eylemini devam ettirmedi ve bence de sarı kart doğru bir karardı. Osimhen'e verilen ilk sarı ise skandaldı. Nijeryalı'nın hiçbir kasıtlı hareketi yoktu. Topa yapılan hamle sonucu kalecinin ayağına basması söz konusuydu. Aslında bir çarpışma da denilebilir ama hakem takdir hakkını sarı karttan yana kullandı. Bu sarı kart sonucu da Osimhen'in ikinci yarıdaki düdükten sonra topa vurmasına ikinci sarıyı ve kırmızıyı göstermesi gerektiği yönünde itirazlar oluştu. Bence de bu pozisyonda sarı kart verilmemesi doğruydu. Osimhen'in burada hakeme tepki göstermesi ya da oyunun başlamasını geciktirmesi söz konusu değildi. Zaten yerde yatan futbolcu nedeniyle oyun durmuştu. Beşiktaş cephesinin maç sonu feveranını da anlamsız buluyorum, çünkü hakem iki takım aleyhine de hata yaptı. Rakiplerinin bir kırmızı, yedi sarı kart gördüğünü ve penaltılarının da verilmediğini hatırlatayım.
Barış Alper'e yapılan hareket penaltıydı
Aslına bakılırsa, asıl ikinci, üçüncü sarı kartları görmesi gereken lüzumsuz bir hırçınlık içindeki Beşiktaş Kaptanı Orkun'du. Hakemin en büyük hatalarından biri Orkun'a gösterdiği müsamahaydı. Bunu da tribün baskısı altında kalmasına bağlıyorum. Ayrıca ceza sahası içinde Barış Alper'in ayağına basılması da net penaltıydı ve bu pozisyonda düdük çalınmaması maçın kaderini etkileyen bir hakem hatasıydı. Ayrıca, kaleci Uğurcan'ın sakatlanması sonucu taca atılan topun Beşiktaşlı futbolcu tarafından alışılagelmiş centilmenlik nedeniyle rakibe verilmemesi ve ceza sahasına korner ortası gibi uzun gönderilmesi Siyah-Beyazlı takıma yakışmayan bir hareketti.
Bolca hatanın, tartışmanın yaşandığı derbi gecesinde Galatasaray aldığı bu üç puanla hem rakibinin galibiyet serisini sona erdirdi hem de şampiyonluk yarışında bulunduğu Fenerbahçe cephesini demoralize etti. Ne kadar demoralize ettiğini de bu akşamki Samsunspor maçında göreceğiz.
‘’Galatasaray'dan Pirus zaferi!‘’
Hamaset yapmanın alemi yok. Zaten hamaset yapılacak bir durum da yok. Galatasaray, hiç de hak etmediği bir sonuçla Şampiyonlar Ligi'nin son 16'sına kaldı. İlk maçta elde edilen 5-2'lik galibiyetin bile yetmeyeceği berbat bir futbol sergileyerek Juventus'un elinden biraz şansı biraz da Barış Alper, Osimhen, Uğurcan ve Abdülkerim'in ekstrem çabalarıyla sonuca gitti.
Dün geceki başarı boğazımıza takıldı!
Galatasaray daha önce de birçok Avrupa zaferi elde etti. Ancak dün geceki gibi boğazımıza takılan bir başarısı hiç olmadı. Aslına bakarsanız ideal kadrosuyla sahaya çıktı Sarı-Kırmızılı takım. Hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir kadro ve oyun kurgusuyla Juventus'a karşı konumlandı, Zebraların mabedi Allianz Stadyumu'na...
Gelgelelim Cim Bom, bir türlü sahaya kendi klasiğini yansıtamadı. Kendi karakterini ortaya koyamadı. Kendi oyununu oynayamadı. Bilakis, Juventus'un sahaya koyduğu karakterin ve direncin altında kaldı. Rakibin agresif ve sonuca odaklı sert futboluna karşılık veremedi. Bazı futbolcular, 'Nasıl olsa bize ilk maçtaki skor yeter' zihniyetiyle hareket etti ve son derece kötü bir futbol sergilediler. İsim vermek istemiyorum bu konuda, zira siz sevgili okuyucular zaten maçı seyrettiniz ve oyuncuların kimler olduğunu zaten biliyorsunuz!
İyileri bulup yazmakta zorlanıyorum!
Yukarıda sadece iyileri yazdım. Başka iyiler de yazmak isterdim ama maalesef Galatasaray takım olarak kötü bir gecesindeydi. Cim Bom, Seria A'da lider İnter'in 18 puan gerisinde, 5. sırada yer alan Juventus karşısında maçın büyük bölümünde aciz bir görüntü ortaya koydu. 49. dakikada takımının en iyi oyuncularından biri olan Kelly'nin atılması sonucu Juventus'un 10 kişi kalmasına rağmen...
Kenan Yıldız'ın direkten dönen topu...
Galatasaray, ilk maçta yine rakibin eksik kalması sonucu eline geçirdiği fırsatı çok iyi değerlendirmiş ve geriye düştüğü maçı beş gollü tarihi bir skorla lehine çevirmişti. Bu kez de buna benzer bir sonuç elde edileceğini düşünenler elbette yanıldı. Çünkü, sanki Galatasaray 10 kişi kalmış gibi tuhaf bir futbol sergiledi Sarı-Kırmızılı takım. Juventus eksik oynamasına rağmen oynadı, Galatasaray ise seyretti. Ve neticede sahada bir kişi eksik olan takım iki gol daha bularak maçı uzatmaya götürdü. Uzatmaya gitmeden önce, sahanın en iyi futbolcusu olan Kenan Yıldız'ın direkten dönen topu Galatasaray'ın büyük şansıydı.
Eksik rakibe karşı dominasyon sağlayamadı
Kenan Yıldız'ın çok büyük bir yıldız olduğunu bir kez daha vurgulayalım ve Galatasaray'ın ikinci yarıdaki aczine bir kez daha dönelim:
Bu tarz maçlarda normal olarak rakibi eksilen takımlar oyunun kontrolünü ellerine geçirirler. Galatasaray'dan da beklenen buydu. Üstelik Torreria-Lemina-Sara gibi üst düzey futbolculardan oluşan çok güçlü bir orta sahaya sahipken. Ne yazık ki, Sarı-Kırmızılı taraftarların bu orta sahadan beklediği bir dominasyon olmadı. Bunda hiç kuşkusuz, Lemina dışındakilerin potansiyellerini sahaya yansıtamamalarının rolü büyüktü. İlk maçın yıldızlarından Sara, çok koşmasına çok çalışmasına ve rakip ceza alanına yönelik birçok boş koşu yapmasına rağmen üretkenlik sağlayamadı. Torreria'nın da aklının çok karışık olduğu bu maçta bir kez daha ortaya çıktı. Aklı neden karışıksa artık!
Turu getiren adam Barış Alper Yılmaz'dı...
Maçın tartışmasız yıldızları Osimhen ile Barış Alper Yılmaz'dı. Barış Alper, zaman zaman Galatasaray'ın geliştirdiği ataklarda yaptığı tercih hatalarına rağmen maça damgasını vurmayı başardı. Sağ kanatta başladığı, Sane’nin oyuna girmesiyle sol kanatta bitirdiği maçta, bir rakip futbolcuyu, bir önceki karşılaşmada olduğu gibi oyundan attırarak, bir asist yapıp bir de gol atarak Juventus'u saf dışı bıraktı ve bu tura damgasını vuran adam oldu Barış Alper Yılmaz. Elbette, oynanan oyuna adeta isyan edercesine sahaya karakter koyan, büyük efor sarf eden, her yerde rakibe baskı yaparak Juventuslu oyuncuları canından bezdiren ve son olarak da attığı golle İtalyan temsilcisinin fişini çeken Osimhen Torino zaferinin baş kahramanlarındandı.
Futbolcuların fiziki ve mental kalitesi yükseltilmeli
Bu kadar kötü futbolla, bu kadar hatayla, bu kadar iyi oynayan bir rakibe karşı elde edilen bu zafer küçümsenmemeli. Buna mukabil, çok da büyütülmemeli. Başta teknik heyet olmak üzere, tüm camianın ayakları yere basmalı. Futbolcuların fiziki ve mental kalitesi yükseltilip yola o şekilde devam edilmeli. Galatasaray daha önce bu konuyu düzeltip hem yerelde hem de uluslararası arenada başarıya ulaşmıştı. Bu sezon da ihtiyacı olan budur.
Şampiyonlar Ligi'nde yolun açık olsun Galatasaray.
‘’Gurur duy Galatasaraylı‘’
İnanılmaz bir geceydi. Başa baş, dişe diş bir mücadeleyle geçen ilk 45 dakika sonunda harika bir golle öne geçilmesine rağmen, anlık iki konsantrasyon kaybı, iki basit hata sonucu yenen iki golle soyunma odasına yenik gitmek ve ikinci yarı Anka kuşu gibi adeta küllerinden doğmak tam da Galatasaray'ın tarihsel misyonuna yakışan bir hikayeydi.
Galatasaray dün gece milyonlarca sevenine unutulmayacak bir Avrupa destanını yaşattı. Elbette henüz her şey bitmedi. İki ayaklı bir eşleşmenin ilk ayağını muhteşem bir zaferle geçti Galatasaray. Öyle ki, Türk futbol tarihine altın harflerle yazılacak muazzam bir başarı elde etti Sarı-Kırmızılı takım. Neuchâtel Xamax zaferiyle eş değer, belki de daha değerli bir galibiyetti, dünyanın her zaman ilk 10 takımı içerisinde yer alan Juventus'u Ali Sami Yen'de hezimete uğratmak. Böyle bir takıma karşı maçın son dakikalarında tribünlerden altı, altı seslerinin yükselmesi adeta rüya gibiydi.
Sara, Osimhen, Barış Alper, Sallai ve Lang başroldeydiler
Bu harikulade geceyi yaşatan tüm futbolculara, teknik heyete ve tribünleri dolduran cefakâr taraftara helal olsun. Keza, tüm eleştirilere rağmen devre arasında yaptığı akılcı hamlelerle kadro derinliğini yaratan yönetime de... Galatasaray takım olarak yürekten alkışı hak etti. Ancak içlerinde daha da büyük alkışı hak eden futbolcular vardı, başta Gabriel Sara olmak üzere. Gol atamamasına rağmen hemen hemen tüm pozisyonların hazırlayıcısı olan Osimhen, karşısında oynayan futbolcuları hayattan bezdiren Barış Alper, ikinci yarıda içinden Mertens çıkan Noa Lang ve Juventus'un en etkili silahı Kenan Yıldız'ı pasifize eden Sallai dün geceki zaferin baş mimarlarıydı.
İlk yarıda başa baş bir mücadele ve bireysel hatalar
Maçtan bir saat önce kadrolar açıklandığında herkesin ortak bir endişesi vardı; Lemina'nın yokluğunda Galatasaray'ın bu kırılgan orta sahayla Juventus'la baş edemeyeceği yönünde. Nitekim maçın ilk yarısı bu endişeleri haklı çıkarır bir görüntüye sahne oldu. Juventus orta alanda daha diri, daha agresif, daha teknik ve daha çabuktu. Bunun sonucunda da geçiş hücumlarında daha tehditkardılar. Galatasaray topa daha çok sahip olmasına, daha çok şut çekmesine ve pozisyon bulmasına rağmen efektif oynayan taraf Juventus'tu. Bunun da karşılığını attıkları iki golle aldılar. Bu iki golde de bireysel hataların yanısıra takım savunmasında yaşanan zafiyetlerin rolü vardı. Yenilen ilk golün, atılan golün hemen ardından gelmesi Galatasaray'ı oldukça demoralize eden ve ilk yarı boyunca bocalamasına sebep olan bir gelişmeydi. Juventus açısından ise, çok çabuk gösterilen bu reaksiyon ilk yarı boyunca itici güç oldu. Nitekim, sahanın en tartışılan isimlerinden Yunus'un kaybettiği bir top sonucu gerçekleştirdikleri geçiş hücumuyla devre arasında soyunma odasına, skor avantajını ve moral motivasyonu ceplerine koyarak gittiler.
Osimhen çağdaş bir santraforun nasıl olacağını örnekledi
İkinci yarıda tüm Galatasaraylılar'ın beklentisi Okan Buruk'un maça müdahale ederek, en azından, yaptığı top kayıpları sonucu Osimhen'den yediği fırçalarla da demoralize olan ve aksayan Yunus Akgün'ün yerine Leroy Sane ile başlayacağı yönündeydi. Ancak Okan Hoca bunu yapmadı. Maça müdahale etti etmesine ama kadroya değil, takıma dokunarak... İkinci 45 dakikanın başlama düdüğüyle beraber Galatasaray oyunun bütün kontrolünü eline aldı. Hatalar minimize edilerek, takım halinde sahanın her yerinde Juventus'a karşı büyük bir üstünlük kuruldu. Lang çizgiden daha içeri çekilerek neredeyse Osimhen'in yanına konuşlandırıldı. Bunun sonucunda da attığı iki golle sahanın yıldızlarından biri oldu. Osimhen, Juventus stoperlerine uyguladığı baskının yanı sıra rakibin geliştirmeye çalıştığı ataklarda da müthiş bir atletizmle kendi ceza sahasına kadar gelerek takım savunmasının en çağdaş örneklerini sahaya yansıttı. Nijeryalı yıldızın bu olağanüstü dinamizmi hem takımı hem de tribünleri yeniden maçın içine çekti.
Kariyer maçını oynayan Sara, tam bir maestroydu
İkinci yarıda adeta bir makine düzeninde sahaya yayılan Galatasaray'da orkestra şefi Gabriel Sara sahne aldı. Aslında zaten sahnedeydi ama ikinci yarı onun etkisi görünür oldu. Brezilyalı yıldız kariyer maçlarından birini oynadı. Hem oynadı hem de oynattı. Orta sahada tam bir maestro gibiydi. Tekniğini, oyun görüşü ve enerjisiyle birleştirerek takımını ustaca yönetti. Gerek rakibi karşılamada gerek boşlukları doldurmada gerek yardımlaşmada gerek hücum organizasyonlarının başlamasında gerekse duran toplarda modern bir orta saha oyuncusunun yapması gereken tüm aksiyonları sahaya yansıttı. İlk yarıda attığı gol ve Davinson'un kafasına çarptırdığı duran top pası ise dün geceki muhteşem performansının taçlandırılmasıydı.
Barış Alper Yılmaz da Türk futbolunun bir anomalisi
Ve elbette Barış Alper... Herkesin ortak fikri Galatasaray'da Osimhen ve Singo gibi iki anomalinin olduğu yönünde. Bence bu iki insanüstü topçuya Barış Alper de eklenmeli. Yerli ve milli yıldızımız bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, hızı, öngörülemezliği ve fizik üstünlüğüyle Türk futbolunun standart üstü bir fenomeni. Dün gece kendi klasiğini sahaya yansıtan Barış Alper, karşısında oynayan iki beki de ıskartaya çıkardığı gibi tarihi galibiyetin baş mimarlarından biri oldu. Elbette onun performansını yükselten en önemli etkenlerden biri de sağ kanatta uyum içinde oynadığı Sallai'nin atletizmi, dinamizmi ve görev bilinciydi. Bu ikilinin değil Türkiye, Avrupa'da dahi çökertemeyeceği sol kanat yoktur kanımca...
Bu zafer yeni Avrupa yürüyüşünün miladı olabilir
Elbette henüz her şey bitmedi. Bu maçın İtalya'da rövanşı olacak ve futbolda her zaman mucizelere yer vardır. Karamsar değil de temkinli olmakta fayda var. Galatasaray'da da böylesi bir futbol aklı olduğundan hiç kuşkum yok. Dün geceki harika oyunla ve skorla Galatasaray mental olarak da rakibinin bir adım önüne geçti. Juventus açısından turu çevirmek kolay olmayacak. Lemina'nın da denkleme dahil olacağını düşünecek olursak Galatasaray Torino'da daha sağlam bir takım kurgusuyla sahada yer alacaktır. Galatasaray teknik heyeti ve futbolcuları ciddiyeti elden bırakmayacaktır. Lakin, maç bitiminde "İyi ki Galatasaraylıyım" diyerek gururlanan milyonlarca taraftarın da bu tarihi zaferin tadını bir hafta boyunca çıkarması en doğal hakkıdır. Onlara bu hakkı sunan teknik heyeti ve futbolcuları bir kez daha kutluyorum. Ve bu galibiyetin yeni bir Avrupa yürüyüşünün startı, miladı olmasını diliyorum.
‘’Icardi & Osimhen düeti‘’
Bir futbol karşılaşmasının bir ya da birkaç futbolcu üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine inananlardanım. Çünkü, hepimizin malumu futbol takım oyunudur. Birlikte kazanılır ya da kaybedilir. Ancak bazı özel oyuncular vardır, skora ve takımının oyun gücüne direkt olarak etki eden... Tıpkı dün geceki İcardi, Osimhen gibi. Basit bir mantıkla bile baksak, beş gollü bir galibiyette birinin üç gol atması, diğerinin de iki asist yapması dahi birlikte maça damga vurduklarının en açık göstergesidir. Kaldı ki, dün gece yazılan hikâyede bu iki büyük yıldızın katkısı çok daha fazlaydı. Buna ön alan baskısı dahil.
Formda bir İcardi ve Osimhen birlikte oynar
Maç öncesinde iki futbolcunun ilk 11'de sahaya çıkacağının anlaşılmasından sonra bazı Galatasaray taraftarları bir anda kendilerini endişe kuyularında buluverdiler. Akıllara, bu ikilinin ilk 11'de sahaya çıktığı ve ligde kaybedilen tek maç olan Kocaelispor karşılaşması geldi. Üstelik o maçın da bu maçın da hakemi aynı isimdi! Yani hurafeci tayfa için bütün şartlar oluşmuştu!
Yalnız Türkiye'nin değil, Avupa'nın bile en elit santraforları arasında yer alan, ülkemizde son üç yılın ikisinde gol krallığı yaşayan İcardi ile Osimhen'in ilk 11'de sahaya çıkması, sanırım sadece bizim gibi travmatik toplumlarda sorun olur. Eğer tam olarak hazırsalar, formdaysalar pek ala bu iki ikonik karakter birlikte sahaya çıkabilir. Bunun, rakibin zayıf olmasıyla da bir alakası yok.
Eyüp, kırmızı karta kadar sahaya karakter koydu
Kaldı ki, Eyüpspor'un zayıf bir rakip olduğunu da kimse iddia edemez. Maçın başında yedikleri gole rağmen, kırmızı kartı gördükleri 38. dakikaya kadar sahaya karakter koyduklarını, başa baş bir futbol sergilediklerini, maçın belli bölümlerinde Galatasaray'dan daha iyi top çevirdiklerini, topa sahip olma oranında yüzde 52'ye 48 gibi bir oranı yakaladıklarını ve Uğurcan'ın yaptığı iki net kurtarışla skorda dengeyi sağlayamadıklarını belirtmeliyim. Ayrıca Eyüpspor'un biri kupa olmak üzere son beş maçında sadece Başakşehir'e yenildiğini, Beşiktaş deplasmanında son dakikalarda yedikleri golle berabere kaldıklarını da hatırlatayım. Bu maçların 4'ünün deplasmanda olduğunun da altını çizeyim.
İlkay, Sacha ve Davinson aksayan oyunculardı
Elbette bu söylediklerime itiraz edenler de olacaktır. Eyüpspor'un başa baş oynamasının sebebini İcardi&Osimhen ikilisinin varlığına da bağlayabilirler. Oysa Eyüpspor'un maçın ilk yarısında Galatasaray'ı zorlamasının bununla hiçbir alakası yoktu. Birincisi Eyüp, devre arasında yapılan akılcı hamlelerle takıma isimsiz ama kaliteli oyuncular kazandırmış, teknik direktör Atilla Gerin'le de çok iyi bir ivme yakalamışlardı. İkincisi ise Galatasaray'da bazı oyuncuların aksamasıydı. İlkay, Sacha Boey ve Davinson Sanchez kendi standartlarının altındaydı. Maçın kırılma anlarının kahramanı Yunus ve Eren ise inişli çıkışlı bir performans sergilediler.
Hadi Ekim 2025'ten beri ilk 11'de sahaya çıkmayan ve maç eksiği bariz olan Sacha Boey'u bir kenara bırakalım. Boey'un antrenmanlarda form durumunu zaten yakından gören ve bu maçta da test eden Okan Buruk'un, Juventus maçında Kenan Yıldız'ın karşısına Fransız futbolcu ile çıkmayacağından yüzde yüz eminim.
Yunus kafa gollerine devam ediyor ama...
Beklentilerin altında kalan diğer isimlere gelince... Sezon başında ben dahil hemen hemen herkesin Mertens sonrası takımda görmek istediği ilk isim olan İlkay sakatlıktan sonra bir türlü istikrar yakalayamadı. Takımının en kısa futbolcularından biri olmasına rağmen son iki maçta attığı kafa golleriyle takımına skor katkısı veren Yunus da aslında sakatlık sonrası tam olarak forma girmiş değil. Çok çalışmasına, çok koşmasına, takımının üçüncü bölgede kurduğu baskıda kilit rol oynamasına rağmen, hücum setlerinde yaptığı final paslarındaki tercih hataları ve basit top kayıpları sonrası takımının kontra atak yemesine sebep olması Yunus'un son birkaç maçtır sahaya yansıyan handikaplarından. Sanchez ise zaman zaman konsantrasyonunu kaybediyor ve gereksiz riskler alıyor. Singo'nun dönüşüyle ilerleyen haftalarda Sanchez'in kendisini bulacağını söyleyebiliriz.
Maç 38. dakikada bitti, sonrası orantısız güç gösterisi
Bütün bunlar Galatasaray'ın 2-0 önde kapadığı ilk yarının özeti sayılır aslında. Zira ikinci yarıdaki futbol 10 kişi oynayan Eyüpspor karşısında orantısız bir güç gösterisine dönüştü. Maç aslında 38. dakikada bitmişti. İki takım arasındaki kadro kalitesinin fersah fersah Galatasaray lehine olduğu bir maçta 2-0 gerideki rakip bir de 10 kişi kalırsa, yapılması gereken, tribünlerdeki taraftarın coşkusuna saha içinde yanıt vermekti. Galatasaray da rakibine saygıda kusur etmeden bunu yaptı. Coşkulu bir futbol sergiledi. Maç, Eyüpspor ceza alanı çevresinde oynandı. İnanılmaz bir pozisyon zenginliği yaşandı. Galatasaray alt yapısının ürünü olan kaleci Jankat yaptığı kurtarışlarla farkın daha da büyümesini önledi ve gelecek yıl takımına tekrar dönebileceğinin sinyallerini verdi.
Taraftarın yeni sevgilisi Nhaga gerçekten iyi bir kumaş
Farklı skor, Okan Buruk'un erken oyuncu değişiklikleri yapmasına ve devre arasında takıma katılan genç oyuncuları sahaya sürmesine neden oldu. İlk kez Galatasaray forması giyen Nhaga seyircinin yoğun desteği ve sempatisi altında başarılı bir performans sergileyerek gerçekten iyi bir kumaş olduğunu gösterdi. Asprilla da hücuma kattığı zenginlikle giderek formaya ısındığını, öz güveninin artmasıyla takımına ilerleyen haftalarda skor katkısı da vereceğini kanıtladı. Uzun sakatlık sonrası adeta yeni transfer gibi olan Singo içinse söylenecek bir şey yok. Gerek fiziği gerek sürati gerek mental yapısı gerekse tekniğiyle tam bir futbol anomalisi. Bir hava topu mücadelesinde iki rakibinin yarım boy üzerine çıkarak kafayı vurması onu en iyi özetleyen sekanslardan biri. Ne yazık ki, hakem bu pozisyonda faul düdüğü çaldı! Ne gördüyse!..
Lang bu sezona etki edecek klasta bir futbolcu
Geldiği günden beri sol kanatta formayı kapan Neo Lang, bu maçta da skora direkt etki eden oyunculardan biri oldu. Sarı-Kırmızılı taraftarlar İlkay'da henüz aradıkları Mertens'i bulamadılar ama bu boşluğu Lang dolduracak gibi gözüküyor. Futbolda büyük zaferlerin arkasında her zaman böyle klas futbolcular olmuştur. Lang bu sezona damga vuracak oyunculardan biri olarak öne çıkıyor. Umarım Avrupa arenasında da aynı etkiyi gösterir. Juventus maçı onun için test maçlarından biri olacak. Galatasaray'ın salı günü İtalyan temsilcisiyle çıkacağı kritik maçta sahadaki ilk 11'de yeri garanti olan oyuncuların başında geliyor.
Galatasaray, Avrupa Fatihi olduğunu hatırlamalı
Umarım, artık kadro derinliğini de yakalamış olan Galatasaray ligde her geçen hafta artan performansını Şampiyonlar Ligi'ne de yansıtır ve Juventus ile başlayacak yeni bir Avrupa yolculuğunun heyecanını, coşkusunu, gururunu hepimize yaşatır. Avrupa Fatihi'ne yakışan da budur: Kendi gücünün ve tarihsel misyonunun farkına varması.
‘’Galatasaray'ın ilacı kaos‘’
Galatasaray'ın böyle bir transfer sezonuna ihtiyacı vardı aslında! Plansızlık, kararsızlık, strateji eksikliği, amatör ve profesyonel yöneticilerin basiretsizliği, yalan beyanlar, manipülasyonlar, kulübe angaje çapsız muhabirlerin kamuoyuna yanlış bilgiler aktarması, ergenlerin hakimiyetindeki sosyal medya başta olmak üzere tüm medyanın ayağa kalkması, yapılan ağır eleştiriler; bazen de işin şirazesinden çıkarak küfür ve hakaret boyutlarına ulaşması; bütün bunlara ezeli rakibin, siyasi erkin yardımıyla çok önemli bir transfer yapmasının eklenmesi… 2 Ocak'ta başlayıp 6 Şubat'ta sona eren ara transfer dönemi Galatasaray açısından tam bir kargaşa ve kaos içerisinde geçti. Transfer spekülasyonlarına eklenen başka krizler de oldu elbette; süreci besleyen, büyüten...
Çaykur Rize maçı ölü toprağını attı
Aslında bütün bunlar, üzerine ölü toprağı serpilmişçesine ruhsuz, amaçsız top oynayan, eksik, moralsiz ve kulübesi çoluk çocuktan ibaret olan takımı diriltecek gelişmelerdi.Nitekim öyle de oldu. Yönetimin, transfer döneminin son günlerine sarkan doğru ve akılcı hamleleri sonucu takımın kulübe zenginliğine kavuşması, Okan Buruk'un saha içi rotasyon konusunda elinin güçlenmesi camianın beklentilerini yükselten gelişmelerdi.
Bu beklentilerin karşılığını ne kadar bulacağı maçlardan biri de elbette deplasmandaki Çaykur Rizespor maçıydı. Çaykur Rize, her sezon Galatasaray açısından en zorlu ve hikayesi en bol olan deplasmanlardan biriydi. Bu yılın konjonktürü de Rize deplasmanını Galatasaray açısından yine ligin en kritik deplasmanlarından biri haline getirmişti. Her ne kadar bu maça kadar 4 maçtır galibiyet alamasa da gerek kadro gerekse teknik heyet kalitesiyle Galatasaray'ın başına iş açacak takımlardan biriydi Rizespor.
Orta saha açık verdi, Cim Bom ilk yarı bocaladı
Gelgelelim Galatasaray'ın korktuğu başına gelmedi. Her ne kadar maçın önemli bölümlerinde taraftarının yüreğine su serpecek futbol oynayamasa da... Skora, kaçan pozisyonlara ve direkten dönen toplara bakarsanız, Galatasaray'ın Rizespor'u ezip geçtiğini düşünebilirsiniz. Ama öyle değildi. Galatasaray, özellikle ilk yarı kendi karakterini sahaya yansıtacak bir futbol sergileyemedi. Daha fazla rakip yarı alanda gözükmesine, daha fazla pozisyona girmesine, oyunu daha fazla kontrol etmesine rağmen özellikle 1-0 öne geçtikten sonra yediği geçiş hücumları Galatasaray orta sahasının henüz istenilen düzeyde olmadığının göstergesiydi. Orta sahanın bu kırılganlığı, Davinson ile Abdülkerim'i oldukça zorlayan bir boyuta ulaştı dün gece. Davinson zaman zaman yalpalayıp hatalar yapsa da Abdülkerim neredeyse kusursuza yakın bir performans sergileyerek takımının en iyi oyuncularından biri oldu.
Noa Lang, bu sezon ligin kırılma noktası olabilir
Galatasaray adına fark yaratan bir diğer faktör ise Hollandalı Noa Lang'dı. Sarı-Kırmızılı takımın ara transferde kadrosuna kattığı Lang, ilk golü attırdı, maçı bitiren üçüncü golün de hazırlayıcısı oldu. Yaptıkları sadece bununla ibaret değildi elbette. Sol kanatta maçın diğer iyi oyuncularından Jakops ile iyi bir korelasyon yakaladı. Gerek hücumda gerekse savunmada çok enerjik ve dinamikti, her iki ayağını da etkili kullanarak rakibin sağ kanadını felç etti. Galatasaray adına sahadaki akıl, teknik, taktik ve disiplinin vücut bulmuş haliydi Lang. Galatasaray'ın ihtiyacı olan da buydu. Mertens'in boşluğunu dolduracak bir futbol virtüözüne ihtiyacı vardı Galatasaray'ın. O ihtiyaç dolduruldu Lang ile... Tahminim, Noa Lang bu sezon ligin kaderini değiştirecek en önemli transfer olacak. Tıpkı geçen sezon devre arasında gelen Lemina'da olduğu gibi.
Sacha Boey, bütün taşları yerinden oynattı!
Rize maçının, Galatasaray adına bizlere gösterdiği bir önemli değişiklik ise sağ kanada Sacha'nın monte edilmesi ve hem Sallai hem de Singo'nun başka mevkilerde rotasyona girebilmeleriydi. Benim sezon başından beri savunduğum bir stratejiydi hakiki bir sağ bekin alınması. Tercihim, Roma'daki Zeki Çelik'ti. Sezon sonunda sözleşmesinin sona erecek olması, Türk kontenjanında oynayabilmesi ve her geçen gün yükselen formuyla tecrübesi Zeki Çelik'in Galatasaray ile yollarının kesişmesi için önemli etkendi. Ama Sacha Boey'a da kimse itiraz edemez. Zira onun gelişi, Sallai'nin çoklu rotasyona uygun bir oyuncu profili olmasından dolayı her mevkide değerlendirilmesinin yolunu açacağı gibi Singo'nun da sağ bekten ziyade stoper rotasyonunda takıma daha büyük bir katkı sağlamasına vesile olacaktı. Nitekim Rize maçında aynen böyle oldu. Sacha'nın oyuna girişinin ardından Sallai sağ bekte başladığı maçı, sol açıkta tamamladı. Singo da stoper rotasyonunda kullanıldı. Bu, Okan Buruk için çok önemli bir konfor.
Barış Alper sağda çok iyiydi, ya Sane gelirse!..
Galatasaray'ın Rizespor maçında göz ardı edilemeyecek oyunculardan biri de Barış Alper'di. Yeni transferlerden sonra en kolay harcanacak oyunculardan biri olarak gözüken Barış Alper, dün takımının hem skor yükünü çekti hem sağ kanatta çok daha verimli olacağının sinyallerini verdi hem de dünkü oyun şablonunda; özellikle sol kanattan geliştirilen ataklarda sağdan merkeze yapacağı kaymalarla Osimhen'in yanında ikinci santrafor olarak takımına katkı vereceğini belgeledi. Attığı klas gol bunun en açık örneğiydi. Sane gelirse yeri ve mevkisi ne olur kimse bilemez tabii. Okan Hoca'dan başka...
Rize galibiyeti geleceğe ışık tutan projeksiyondur
Okan Hoca demişken, en keyifli galibiyetlerinden birini yaşadığından eminim. Çünkü, yeni transferlerle kulübenin güçlenmesi, sakat oyuncuların takıma katılması onun için ligin son düzlüğüne yaklaştığımız şu günlerde çok önemli bir avantaj. Üstelik bu avantajın, Çaykur Rize gibi çok zorlu bir deplasmanda görünür olması hem kendisi hem yönetim hem taraftar hem de tüm camia için Juventus engelinin aşılması ve dördüncü şampiyonluğun en önemli göstergelerinden biri. Galatasaray için asıl kazanç budur. Şu kritik Çaykur Rizespor galibiyeti, bir galibiyetten öte, sezonun geri kalanına ışık tutan bir projeksiyondur. Hatta lig yarışındaki momentumun yeniden Galatasaray'ın eline geçmesidir. Bunu ilerleyen haftalarda kesinlikle göreceğiz!
‘’Teşekkürler Galatasaray‘’
Önce bir tespitte bulunalım: Dünyanın en pahalı takımı Real Madrid'in, Mourinho'nun Benfica'sına yenilmesi sonucu adını son anda Şampiyonlar Ligi ilk 8'ine yazdıran dünyanın en pahalı ikinci takımı Manchester City'nin kadro değeri 1.31 Milyar Euro civarında. Galatasaray'ın ise 320 Milyon Euro!.. Yani, Galatasaray'ın kadro değeri, Manchester City'nin kadro değerinin yaklaşık yüzde 25'i kadar! Üstelik oluşturulan bu 320 Milyon Euro'luk kadronun gerek yönetim gerekse teknik heyetin yanlış planlamalarının sonucu birçok defosu ve eksiğinin olduğunu da belirtmeliyim. Hadi, ben müzmin bir muhalif olduğum için böyle yazıyorum diyelim! Lakin, devre arası transfer döneminde yaşanan bunca hareketlilik ne anlama geliyor, biri bana anlatsın o halde!
Manchester City'nin kadro değeri Galatasaray'ın dört katı!
Neyse, Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde ilk 24'e kaldığı şu mutlu gecede bu konuyu fazla kaşıyarak hem kendimin hem de siz sevgili okurlarımın tadını daha çok kaçırmadan bardağın dolu tarafına bakalım! Yazıya her iki takımın kadro değerlerini yazarak başladık. Aradaki farka dikkat çektik. Manchester City'nin, Galatasaray'ın neredeyse dört katı bir piyasa değeri olduğundan söz ettik. Ayrıca, dünyanın en iyi teknik direktörü Guardiola'yla 10 yıldır beraber olduğunu; makine düzeninde futbol oynayan bir takıma, tüm oyuncuları tarafından ezberlenmiş, yerleşik bir oyun şablonuna sahip olduklarını ve Şampiyonlar Ligi'nin bu sezon en büyük favorilerinden biri olduklarını da eklemeliyim. Hatta şunu da ilave etmeliyim; birçok as oyuncusundan yoksun olarak sahaya çıkan Manchester City'nin dün geceki ilk 11'inden ve yedek kulübesinden herhangi bir oyuncuyu Galatasaray transfer etmiş olsa, Atatürk Havalimanı'na binlerce Sarı-Kırmızılı taraftarın akın edeceğinden de eminim! Araya bir de Galatasaray'ın maçtan önce ilk 24'ü yüzde 99 garantilediğini de ekleyeyim ki, Sarı-Kırmızılı takımın dün gece ilk 45 dakikada oynadığı berbat futbola mazeret bulalım!
Bilgin Gökberk Ağabey'in kulaklarını çınlatayım
Evet, Galatasaray Manchester City'e daha farklı yenilebileceği bir maçta 2-0 kaybederek Şampiyonlar Ligi'ni 20. sırada tamamladı ve Atletico Madrid ya da Juventus takımlarından biriyle eşleşme hakkını elde etti. Bu sonuç bir başarı mıdır? Elbette başarıdır. Burada sevgili Bilgin Gökberk Ağabey'in kulaklarını çınlatacağım. Yıllardır Türk futbolu hakkında en sert ve en doğru eleştirileri yapan Bilgin Ağabey'in, zamanında Arda Turan'a bizim yerel (ömrü billah da yerel ve kadük kalacak) medyada yapılan saldırılarla ilgili çok sık dile getirdiği bir tespiti vardı. Mealen şöyle diyordu Bilgin Ağabey: "Tamam da kardeşim, Arda Turan hafta sonu oynanan Barcelona bilmem ne maçında yedek kaldı! Sonradan da oyuna girdi. Ne var bunda? Niye saldırıyorsunuz 20'li yaşlarında ülkemizi dünyanın en büyük kulüplerinden biri olan Barcelona'da temsil eden bu Türk çocuğuna? Barcelona'da yedek kalmak için önce Barcelona formasını giymeniz gerekir. Söyleyin bakalım bu eleştirileri yapanlar; sizin hanginizin Arda Turan kadar uluslararası düzeyde ülkemizi temsil kabiliyetiniz oldu?"
City'e yenilmek için önce onlarla oynamak lazım!
Bilgin Ağabey gibi sorayım ben de... Dünyanın en değerli ikinci takımına deplasmanda 2-0 yenilen Galatasaray'a hangi saikle bu kadar saldırıyorsunuz, sosyal ve konvansiyonel medya ulemaları! Tamam, Galatasaray özellikle ilk yarıda oynadığı kötü futbolla Manchester City'ye haklı olarak kaybetti, lakin bu sonucu yaşaması için de önce Devler Ligi'nde yer alması ve Manchester City gibi takımlarla oynaması gerekir, öyle değil mi? Bunun bile yeterli olması lazım Galatasaray camiası ve Sarı-Kırmızılı takıma gönül verenler için. Maç öncesi ve sonrası maçın spor dünyasındaki yankısına bakacak olursak ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Ben, Galatasaray'a şahsım adına, eksik ziyade kadrosuyla ülkemizi dünya devleri karşısında bu kadar bile temsil ettiği için müteşekkirim.
Keşke küçük takımlara puanlar verilmeseydi...
Daha iyisi olabilir miydi? Tabii ki olabilirdi. Manchester City, Atletico Madrid ve Liverpool gibi takımların çeyrek kalibresinde olan takımlara karşı puanlar kaybedilmeseydi, Galatasaray daha iyi bir konumda muhakkak olurdu. Ama bunlara takılmaması gerekir Cim Bom'un. Önümüzde yeni bir süreç var. Galatasaray'ın bundan sonraki turda rakibi kim olursa olsun, oynadığı büyük maçlardaki gibi sahaya karakterini koyarak aynı şevkle, hırsla ve arzuyla mücadele etmesi gerekir.
O kadar çok ulema var ki, bana söz düşmüyor!
Şimdi bana, bu kadar laf kalabalıklığı yaptın, Manchester City karşısında alınan mağlubiyetle ilgili tek bir kelime bile etmedin diyecekler olabilir. Doğrudur. Ancak bu yenilgi konusunda teknik olarak çok fazla ahkam kesmek benim pek de haddime değildir. Futbol bilgisi olarak Okan Buruk'u bile cebinden çıkaracak (!) o kadar çok analizci, futbolisyen vs. eleman var ki ortalıkta, ben ve benim gibi münzevilere doğal olarak söz hakkı düşmüyor!
Bu maç yerli ve milli topçular için turnusol kağıdıydı!
Ama sadece naçizane olarak şunu belirtmek isterim: Kendimizi değerlendirme konusunda algı problemleri yaşıyoruz. Abdülkerim, Barış Alper, Yunus Akgün, Eren Elmalı... Dün gece City karşısında şans bulan Milli futbolcularımızdı. Gerek fizik gerek teknik gerekse mental olarak ne kadar yetersiz olduklarını Manchester City karşısında gördük. Zaten, her türlü yerlerde sürünen Türkiye Ligi'nin vasat altı takımları karşısında aslan kesilen bu kardeşlerimizin Avrupa düzeyinde topçu olmaları için daha çok fırın ekmek yemeleri gerektiğine bir kez daha şahitlik ettik. Acı ama gerçek. Ben şahsen çok üzüldüm, bu kardeşlerimizin yetersizliklerine. City maçı turnusol kâğıdı oldu onlar için.
Sahanın en iyileri, Lemina, Sallai ve Uğurcan'dı
Mağlubiyetin tek sebebi bu bahsettiğim yerli futbolcular mıydı? Tabii ki öyle değildi. Onlar kadar yetersiz olan yabancı oyuncular da vardı. Başta Jakops olmak üzere. Bizden biri olan İlkay da keza öyle... Sahanın en iyi ise tartışmasız, yerine 30-40 Milyon Euro'lara adam aranan Lemina'ydı. Gabonlu futbolcunun yanısıra Uğurcan, Sallai, Osimhen ve Sane takımın iyileriydi. Son haftaların yükselen yıldızı Sara ise vasatın bir tık üstünde kaldı, o kadar. Saha dışındaki istikrarsız yaşantılarının saha içine de yansıdığını gözlemlediğimiz Torreria ve İcardi için ise yorum yapmayacağım! Bundan önceki hizmetlerinin yüzü suyu hürmetine katlanmamız ve susmamız gerekiyor sanırım. Tabii, astronomik ücretlerinde güncelleme yapılması suretiyle!..
Yolun açık olsun Galatasaray…
Son olarak yazının başlığıyla ilgili açıklama yapma gereği hissediyorum. Galatasaray’a Şampiyonlar Ligi 20.’si olduğu ve zor da olsa bir üst tura kaldığı için teşekkür etmek aşağılık kompleksi değildir. UEFA zaferinin üstünden geçen çeyrek asırda hem kulüp hem de Türk futbolu olarak yaşadığımız inanılmaz erozyonun ardından, önümüzde bir umut ışığı belirmesi karşısında yaşadığım heyecanın ve mutluluğun tezahürüdür, bütün sevinç nidalarım. Bizi yeniden Avrupa otobanına sokanlara selam olsun. Yolun açık olsun Galatasaray…















