‘’Galatasaray Yüzyılı‘’
Dün gece şampiyonluğun ilanından sonra Ali Sami Yen Stadı'nın tribünlerinde açılan bir pankart aslında 21. Yüzyılı tek kelimeyle özetliyordu: Dominasyon. 2000 yılında başlayan yeni milenyumun ilk 26 yılında Galatasaray'ın şampiyonluk sayısı 13'e ulaşmış, ezeli rakipleri Fenerbahçe (6) ile Beşiktaş'ın (5) toplam şampiyonluk sayısını (11) bile geçmişti. İkinci kez gelen üst üste dördüncü şampiyonluk, ezici dominasyonun bundan sonraki yıllarda da devam edeceğinin habercisi gibiydi. Bu başarının en büyük mimarı elbette teknik direktör Okan Buruk'tur. Kendisine bu imkânı, rahat çalışma ortamını ve bu kaliteli kadroyu veren başta Başkan Dursun Özbek olmak üzere Galatasaray Yönetim Kurulu da başarının arkasındaki dinamik güçtür.
Okan Buruk'un en zorlu şampiyonluğu
Okan Buruk'la elde edilen bundan önceki üç şampiyonlukla kıyaslandığında en zorlusu diyebileceğimiz dördüncü şampiyonluk diğer rakiplerle makasın biraz daha açılması bakımından da kritik bir önem arz ediyordu. Yeni bir Şampiyonlar Ligi macerası, kadronun güçlendirilmesi, ürün satışı, tribün ve naklen yayın gelirleri, yeni sponsorluklar vs. Galatasaray'ı hedeflediği Avrupa'nın elit kulüpleri kategorisine çıkaracak parametreler. Bundan sonrası artık yönetimin yapacağı doğru hamlelere bakıyor. Kadro kalitesi ve derinliği artmasına rağmen geçtiğimiz sezonlar elde edilen istatistiklerin gerisinde kalan takıma yapılacak akıllı dokunuşlar rakiplere karşı yakalanan bu dominasyonun sürdürülmesi bakımından büyük önem taşıyor. Zira, önümüzdeki sezonun çok daha çetin geçeceği tartışılmaz bir gerçek. Rakiplerin yapacağı yatırımların yanı sıra dahili ve harici bedhahların bitmek tükenmek bilmeyen kötülükleriyle de mücadele etmek zorunda kalacak Galatasaray. Yönetimin çok daha dikkatli ve dirayetli olması, gelecek yılların inşasında hayati öneme sahip. Yapacakları fahiş hatalar UEFA Kupası sonrası kaybedilen yılların tekrarından başka bir işe yaramayacaktır. İşe önce, kifayetsizlikleri ve art niyetleri paçalarından akan bu TFF ve MHK'nın yıkılmasından başlamalılar. Başkan Dursun Özbek dün gece bunun ilk işaret fişeğini çaktı. Devamını getirmeli Sayın Başkan Özbek ve yönetimi.
Kritik değişiklikler oyunun seyrini değiştirdi
Şampiyonluğun ilan edildiği Antalyaspor maçına gelince... Geçtiğimiz hafta Samsunspor karşısında alınan ağır mağlubiyet taraftarın tadını kaçırmıştı. Mağlubiyetin yanı sıra oynanan kötü futboldu aslında Sarı-Kırmızı renklere gönül verenleri endişeye sevk eden. Her ne kadar Kemerburgaz'a kapanan takım büyük bir ciddiyet ve sessizlik içinde tam bir konsantrasyonla bu maça hazırlansa da Antalyaspor karşısında ilk yarıda sergilenen etkisiz futbol, yenilen gol taraftarları korku tüneline sokmaya yetmişti. Ancak, ikinci yarıda Okan Buruk sazı eline aldı ve 46. dakikaya iki değişiklikle başladı. Sahada hayalet süvari gibi gezinen İlkay ve Sane'nin yerine Lemina ile Lang'ı sahaya sürdü. Aslında bu, pek de alışık olmadığımız bir Okan Buruk dokunuşuydu. Zira işler ne kadar kötü giderse gitsin genelde 60. dakikaya kadar kulübeye pek bakmazdı tecrübeli teknik adam!
İcardi'nin veda maçı gibiydi ama takımda kalmalı
Lemina'nın Antalyaspor geçişlerinde yaptığı kritik hamlelerin yanı sıra takımı ateşleyen golü atması, Lang'ın hücuma getirdiği hareketlilik, Galatasaray'ın iki kez geriye düşmesine rağmen gösterdiği reaksiyonun ana unsurlarıydı. Elbette bir diğer etken de Osimhen'in isyanıydı. Nijeryalı, zaman zaman kontrolsüz bir güce dönüşmesine rağmen sahaya karakter koyan ve takımını ipten alan yegâne faktördü. Kaçırdığı goller ve düştüğü ofsayt pozisyonları kazanma arzusunun yan etkileriydi. Dünkü maçın bir diğer kahramanı ise hakkında gitsin mi kalsın mı şeklinde papatya falı açılan Torreria'ydı. Sahanın her yerine basan ve yüksek pas yüzdesiyle oynayan Uruguaylı, takımın vaz geçilmez futbolcularından biri olduğunu bir kez daha ispatladı. Ve elbette adını Galatasaray tarihine altın harflerle yazdıran İcardi efsanesi. Takımın formasını giydiği dört sezonda dört şampiyonluk yaşanmasında en büyük pay sahiplerinden biri olan, dahası bir nesli Galatasaraylı yapan Arjantinli süper star, dün gece de aldığı kısa sürede sahaya akıl koyarak klasını bir kez daha konuşturdu. Yaşanan her şey onun vedası gibiydi, ancak bence Galatasaray onu ikna etmeli ve jübilesine kadar bu formayı giymesini sağlamalı. Elbette, takımı bir üçüncü forvetle takviye etmek kaydıyla.
Mertens'in boşluğu mutlaka doldurulmalı
Şimdi Galatasaray Yönetimi'nin önünde gelecek sezonun planlamasının yapılacağı uzun bir süreç var. Geçtiğimiz yıllardaki hatalara düşmeden şimdiden kolları sıvayıp, gelecek sezonu da domine edecek güçlü bir takım oluşturmanın yollarını aramalılar. Hem Avrupa'da hem de ligde mücadele edebilecek geniş bir kadro oluşturmanın zorunluluğu ortada. Umarım, bunun çalışmasına aylar önce başlamışlardır da her sezon olduğu gibi son günlere sarkan panik transferle günü geçiştirmezler. Mevcut omurgayı bozmadan yapılacak akılcı transferlerle Galatasaray gelecek yıl da şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olacaktır. Şu gelsin, bu gitsin demenin alemi yok. Takımın eksikleri ortada. Özellikle Mertens tarzı bir oyuncu Galatasaray için olmazsa olmaz. Yönetimin yapacağı ilk hamle bu olmalı. Bu sezon bu kadar zorlanmasının en büyük nedeni takımın hücum varyasyonlarını sevk ve idare edecek bir futbol zekasının eksikliğiydi. Bunu sağlaması için transfer edilen İlkay Gündoğan'dan maalesef istenilen verim alınamadı. Galatasaray'ın seneye bu konuda hata yapma lüksü yok. Atanla tutanın iyi olması kadar attıranın da çok iyi olması büyük önem arz ediyor. Galatasaray her zaman bu tarz oyuncuların omzunda yükselmiştir. Hagi, Sneijder, Mertens örneği ortada. 26. şampiyonluk kutlu olsun Galatasaray'a...
‘’Vaadedilmiş şampiyonluk!‘’
Galatasaray dün gece takipçisi Fenerbahçe'yi üstün bir oyundan sonra net bir skorla yenerek bitime üç hafta kala aradaki puan farkını 7'ye çıkardı ve şampiyonluk yolunda çok büyük bir adım attı. Kalan maçlarda akıl almaz sürprizler olmazsa Galatasaray 4. kez üst üste şampiyonluğu kucaklayacaktır. Ancak şöyle bir geriye baktığımızda Sarı-Kırmızılı takımın önceki sezonlara göre daha başarısız bir tablo çizdiğini söyleyebiliriz. Son üç şampiyonluğunda sırasıyla 2.44, 2.68 ve 2.63 puan ortalaması tutturan Galatasaray'ın bu sezonki puan ortalaması 2.29 ile en düşük seviyesinde. Keza, bu sezon maç başına attığı gol oranında 2.32'lik bir ortalama tutturan Cim Bom, 3.27'lik geçen sezon ve 2.42'lik önceki sezona göre daha düşük bir gol sayısına ulaşmış durumda.
Galatasaray bir, rakipleri üç hata yapıyor!
Elbette bunun birçok sebebi var. 75 Milyon Euroluk golcüsü Osimhen'den uzun süre yararlanamaması, İcardi'nin eski elastikiyetini kaybetmesi, futbolu bırakan Mertens'in yerinin doldurulamaması, Osimhen'in arkasına kaliteli bir santraforun ikame edilmemesi, orta alan oyuncularının ve stoperlerinin geçtiğimiz sezonlardaki kadar skor katkısı vermemesi, bazı maçlarda hakemlerin aleyhinde fahiş hatalar yapması gibi nedenler sayılabilir. Her ne olursa olsun gerçek şu ki, Galatasaray kadro kalitesinin altında bir performans sergiledi bu sezon. Şayet rakipleri daha akıllı yatırımlar yapsaydı Galatasaray'ın işi çok daha zor olurdu. Galatasaray bir hata yaparken rakipleri üç hata yapıyor ve şampiyonluk ilahi emir gibi Sarı-Kırmızılı takıma kısmet oluyor!
Bütün bunlardan şampiyonluğu hak etmediği yorumunu çıkaranlar olabilir. Söylemek istediğim o değil. Performans olarak geçen sezonların gerisinde kalsa da şampiyonluğu bu sezon da hak etti. Dün geceki finalle de hak edişini bir kez daha ispatladı. Ancak kadro kalitesine ve piyasa değerine bakacak olursak Galatasaray'dan çok daha iyisini beklememiz de biz futbolseverlerin hakkı.
Maç öncesi yaratılan gerilim sahaya da yansıdı
Normal bir futbol ikliminde derbi mücadeleleri, hele hele dün geceki gibi sezonun şampiyonunu büyük ölçüde belirleyecek kritik maçlar büyük bir keyifle beklenir ve izlenir. Ama bizde maalesef böyle yürümüyor bu işler. İki kifayetsizin yaptıkları atamalarla maç öncesi Galatasaray'a meydan okumaları, yedi FIFA hakemini yok hükmünde görmeleri, iki kulübün karşılıklı açıklamaları, Osimhen konusunda yapılan gereksiz itirazlar gerilimi bir anda tırmandırdı ve tüm futbol kamuoyunu korku iklimine soktu. Bu gerilim zaman zaman sahaya da yansıdı. Ancak daha sakin kalan taraf Galatasaray'dı ve bu da ev sahibi ekibe üç puanı getiren temel faktörlerden biriydi. Elbette başka faktörler de vardı. Talisca'nın kaçırdığı penaltı maçın kırılma anıydı. O dakikaya kadar Fenerbahçe daha etkili görünüyordu. Ancak kaçan penaltı sonrası moral motivasyonu artan Galatasaray üstünlüğü ele aldı ve maçın sonuna kadar da sürdürdü. Fenerbahçe'nin 10 kişi kalmasından sonra ise kontrol tamamen Galatasaray'ın eline geçti.
TFF ve MHK'nın 'challenge'na sahada 'challenge'!
Osimhen'in geri dönüşü, Leroy Sane'nin klas futbolu, Sallai ve Jakops'un neredeyse hatasız oynamaları, Torreire ile Lemina'nın orta alanı domine etmeleri, Uğurcan'ın güven veren performansı, Yunus ve Barış Alper'in enerjisi Galatasaray'ı saha içinde üstün kılan etkenlerdi. Aslında takım olarak çok daha iyiydi Galatasaray. Bu maça çok iyi hazırlandıkları her hallerinden belliydi. TFF ve MHK'nın 'challenge'na sahada sergiledikleri pozitif futbolla 'challenge' diyerek karşılık verdiler.
Yasin Kol'dan maçın sonucuna etki eden hatalar
Hafta boyu tartışmaların odağında olan hakem Yasin Kol'a gelince... Futbol camiasının tanınan simalarından biri olan yakın bir dostum, -iznini almadığım için ismini vermeyeceğim- Yasin Kol ile ilgili bana çok olumlu şeyler anlattı maç öncesi. Dürüst ve objektif bir insan olduğunu, art niyetli olmadığını, yanlış karar vermişse hata olarak görülmesi gerektiğini, aslında üst üste kritik maçlara atamasının yapılmasından dolayı Yasin Kol'un yıprandığını belirtti. Ben de kendisinin bu görüşüne katılıyorum. Sezon içindeki 8 derbinin 6'sına Yasin Kol'un atanması aslında kendisinin de isteyeceği bir durum değildir. Sahadaki beden diliyle, duruşuyla, çaldığı, çalmadığı hatalı düdüklerle zaten bu mesajı veriyor. Üst üste önemli maçlara vererek aslında Yasin Kol'a da büyük kötülük yapıyorlar. Yasin Kol dün geceki maçta da sürmenaj olduğunu bir kez daha kanıtladı. Verdiği, vermediği kararlarla maçın sonucuna etki etti. Ederson'un maçın ilk yarısında kendisini aşağılamasına seyirci kaldı. Fenerbahçe lehine verdiği penaltı doğruydu, ancak birkaç dakika sonra Sane'ye ceza alanı içinde yapılan faule düdük çalmadı ve Galatasaray'ın bir penaltısını yedi.
Aşağılanan 7 FIFA kokartlı hakem neler hissediyor?
İkinci yarıda Galatasaray lehine verdiği penaltı da bana göre yanlıştı. O penaltıyı çaldı ama Yunus'a faulü yapan Osterwolde'ye ikinci sarı kartı çıkaramadı. Ederson'a gecikmeli de olsa çıkardığı kırmızı kart en doğru kararlarından biriydi. Maçın sonlarına doğru kontrolü iyice elinden kaçırdı. Kart standardını tutturamadı. Kendisine bu süreçte VAR odası da yardımcı olmadı. Zaten oraya atananlar da tartışmalı isimlerdi. Ve sonunda beklendiği gibi maçın ağırlığı altında ezildi. Ne yazık ki bizim ülkemizin en büyük sorunlarından birisi de nepotizm, ahbap çavuş ilişkisi. Ya akrabalık bağından ya hemşerilikten ya da yakın arkadaş, dost ilişkisinden işi liyakat sahibi insanlara veremiyoruz. Bu alaturkalık bu şark kurnazlığı habis bir ur gibi bedenimizi, ruhumuzu çürütüyor. Yasin Kol olayı da böyle bir olay. Benim anlayamadığım, bu tarz tasarruflarla aşağılanan 7 FIFA kokartlı hakemimiz neler hissediyor? İçlerinden bir tanesi de çıkıp neden isyan etmiyor? Yoksa onlar da mı bu tarz ilişkilerle o kokartları göğüslerine taktılar! İnsan düşünmeden edemiyor.
‘’Galatasaray ateşle oynuyor‘’
Geçen hafta Galatasaray'ın Göztepe'yi 3-1 yendiği maç yazısının sonunu şöyle bağlamıştım:
"Öyle gözüküyor ki, Galatasaray çok ağır yara aldığı Liverpool deplasmanında hem Osimhen ile Lang'ı kaybetmiş hem de özgüvenini. Osimhen ve Lang'ın eskisi gibi dönüşü, kendilerinin fizik yapısına ve sağlık heyetine bağlıyken, takımın özgüvenini yeniden kazanması da başta Okan Buruk olmak üzere teknik heyetin yapacağı mental yüklemelerden geçiyor. Gelgelelim, Göztepe maçı sonrası Okan Buruk'un açıklamalarına bakınca bunun çok da kolay olmadığı gözüküyor. Kocaeli'ne karşı şimdiden savaş baltalarını çıkaran, takım kadrosunun sızdırılmasına haklı olarak isyan eden Okan Hoca'nın önce kendisinin sakinleşmesi, olaylara uzak doğu bilgeleri gibi yaklaşması ve öfkeyle hırsı, intikamla rövanşı birbirine karıştırmadan oyuncularını motive etmesi gerekiyor. Galatasaray'ı kalan haftalarda şampiyonluğa taşıyacak en önemli anahtar sükûnettir. Unutulmalıdır ki, sakin güç her zaman kontrolsüz güçten daha etkilidir."
Şampiyonluk yolunda çok önemli iki puanın kaybedildiği Kocaelispor maçına ışık tutması açısından affınıza sığınarak o yazının son bölümünü tekrar buraya alma gereği hissettim.
Okan Hoca'nın yersiz söylemi pahalıya patladı
Eminim, Fanatik'ten benim naçizane yaptığım bu uyarıyı Galatasaraylı birçok akil insan da yapmıştır. Gerek kendi sosyal medyalarından gerekse Okan Hoca'yla yaptıkları yüz yüze görüşmelerde... Gelgelelim bir faydası olmadığı ortada. Okan Hoca'nın hiç gereği yokken, durup dururken, kazanılmış çok kritik bir maç sonrası maçı konuşacağı yerde Kocaeli maçını bir hesaplaşmaya döndürerek fitili ateşlemesinin sonuçlarını hafta boyunca ve maç sırasında gördük. Sıradan bir lig maçını ölüm kalım mücadelesine döndüren bu stratejik hata Galatasaray'a pahalıya patladı. Kocaeli’nde her ne olduysa mütekabiliyet esasınca Ali Sami Yen'de bunu rakibe yansıtmak yönetimin göreviydi ve sessizce yapılması gereken bir hamleydi. Ama önce Okan Hocanın, ardından bazı yöneticilerin yersiz beyanları üzerinde malum çevreler bir hafta boyunca tepindiler ve Kocaeli takımının sahaya inanılmaz bir motivasyonla çıkmasını sağladılar.
Yüzde yetmiş top hakimiyeti yetmiyor!
Bütün bu gelişmelerden sonra taraftarın beklentisi Galatasaray'ın sahaya çok daha iyi motive olmuş şekilde çıkacağı yönündeydi. Gelgelelim öyle olmadı. Tam tersi oldu. Çünkü hırsla öfkeyi, intikamla rövanşı birbirine karıştıran bir kafa yapısının sağlıklı düşünmesi, rakibi iyi analiz etmesi, doğru kararlar vermesi ve akılcıl bir planla sahaya çıkması mümkün değildir. Nitekim, ligde takım savunmasını en iyi yapan ekiplerden biri olan Kocaelispor karşısında Galatasaray, ilk yarıda yüzde yetmişle oyun hakimiyetini elinde tutmasına rağmen pozisyona girmekte bir hayli zorlandı. Çünkü bu topa hükmetme; yana, geriye, al gülüm ver gülüm şeklinde bezdirici bir pas trafiğinden ibaret. Doğru dürüst geliştirdiği tek kanat akınında golü bulmasına rağmen maç boyunca çok fazla kanat varyasyonu göremedik. Yapılmaya çalışıldığı zamanlarda da acemice ortalarla Kocaeli savunmasına antrenman yaptırdılar. Zaman zaman Sane'nin kişisel becerisiyle rakip defansı zorlasa da final paslarındaki artık bıktırıcı hale gelen yanlış seçimler sonucu ataklar sonuçsuz kaldı.
Selçuk İnan şah, Okan Buruk mat
Geçen hafta Göztepe karşısında boş alanlar bulan ve üç kez kaleci ile karşı karşıya pozisyonlar yakalayan Sallai sol kanatta bu kez etkisiz kalırken, Barış Alper de Hırvat Smolcic karşısında hiçbir varlık gösteremedi. İlkay ve Sara da oyunun genelinde rakip kaleden uzak oynayınca Galatasaray kendi sahasındaki en kısır 90 dakikalardan birini çıkardı. Kocaelispor'un ikinci yarının başlamasıyla birlikte ikinci bölgede yaptığı presi, birinci bölgeye kaydırmasıyla oyun kurmakta, top çıkarmakta, rakip kaleye gitmekte zorlanan Galatasaray'ın bu zafiyetinden Selçuk İnan arka arkaya yaptığı hamlelerle faydalanmasını bildi. Körfez ekibinin attığı golde pozisyonu hazırlayan Can Keleş, asisti yapan Tayfur Bingöl ve golü atan Petkovic 53 ile 64 arasında Selçuk İnan'ın sahaya sürdüğü üç isimdi. İkinci yarının başında oyuna aldığı Haidara ise orta alan üstünlüğünün Kocaeli'ne geçmesinin anahtarıydı
Taraftarın tepkisi sonuca değil vurdumduymazlığa
Tüm bunlar olurken, Galatasaray dökülürken, geliyorum diyen gol gelirken Okan Hoca'nın hamleleri oyunun son bölümüne sarktı ve dolayısıyla beklenen reaksiyon gösterilemedi. Bu sonuçla Galatasaray lig yarışının son düzlüğünde ağır bir yara alırken, ezeli rakibi Fenerbahçe'yi de şampiyonluğa ortak etti. Tamam, hala lider, arada iki puan var, Fenerbahçe'yle kendi sahasında oynayacak, kalan beş maçtan dördünü kazanıp, birinde berabere kalması yeterli olacak ama Galatasaray'ın Liverpool deplasmanıyla başlayan ve devamında oynadığı tüm maçlarda sahada sergilediği, daha doğrusu sergileyemediği futbol pek iç açıcı değil. Kocaeli beraberliği sonrası gösterilen tepkiler kaybedilen puanlara değil, sahadaki vurdumduymazlığa, boş vermişliğe, ruhsuzluğa, disiplinsizliğedir. Galatasaray geçtiğimiz yıllarda da kendi sahasında son düzlükte Karagümrük karşısında puan kaybetmişti ama o takım kaybederken de sahaya karakterini koyuyordu. Bu takım öyle değil. Takım iyi hazırlanmıyor, takım formsuz. Okan Buruk takımdan da formsuz.
Galatasaray ruhunu yeniden tesis etmek tek çare
Şimdi sezon başında, devre arasında planlama şöyle olsaydı böyle olsaydı, o alınsaydı bu alınmasaydı; milli maç arasında bu kadar izin mi verilirdi, hakemler bizi doğradı, rakibi kayırdı şeklinde geçmişe yönelik serzenişte bulunmanın hiçbir anlamı yok. Takımda şu oynar bu oynamaz, santraforda İcardi mi oynasın Barış Alper mi demenin de... Avantajın hala Galatasaray'da olduğu unutulmamalı. Yapılması gerekenler şunlar:
Kalan son beş haftada Kemerburgaz'da sıkıyönetim ilan edilecek. Okan Buruk, teknik heyet ve futbolcular tesislere kapanacak, dış dünyayla ilişkilerini kesecekler. Futbolla yatıp futbolla kalkacaklar. Hiç kimseyle hiçbir şekilde polemiğe girmeyecekler. Dedikoduları, manipülasyonları, yıpratma harekatlarını, içeriden dışarıdan saldırıları savuşturmayı yöneticilere bırakacaklar. Futbolcular sosyal medya ilişkilerini sezon sonuna kadar donduracak. Kafalarında şampiyonluğun dışında hiçbir şey olmayacak. Tüm camia kenetlenecek. Galatasaray ruhu yeniden sahneye çıkacak. Tıpkı bundan önceki şampiyonluk sezonlarında olduğu gibi. Galatasaraylılık budur.
‘’Galatasaray'ın gecesi‘’
Sarı-Kırmızılı camia açısından unutulmaz gecelerden biri yaşandı. Galatasaray Daikin Kadın Voleybol Takımı, CEV Cup finali rövanşında İtalya'nın Chieri' 76 takımını 3-1 yenerek CEV Cup'ın sahibi oldu. İtalyan temsilcisini ilk maçta da 3-2 yenen Sarı-Kırmızılı takım tarihindeki ilk Avrupa Kupası'nı kazandı. Kadın voleybol takımının bu başarısının ardından Galatasaray; futbol, basketbol ve voleybol branşlarının üçünde birden Avrupa kupası kazanan tek Türk kulübü unvanına da sahip oldu.
Gecenin bir diğer sevindirici haberi ise basketboldan geldi. Galatasaray MCT Technic Şampiyonlar Ligi çeyrek final ikinci maçında İspanyol Tenerife takımını 64-62 yenerek seride durumu eşitledi ve tur şansını İspanya'daki üçüncü maça taşıdı.
Üç önemli branşta Avrupa Kupası alan tek takım
Galatasaray camiasının yüzünü güldüren son haber ise İzmir'den geldi. Süper Lig'de Trabzonspor mağlubiyetiyle şampiyonluk yarışındaki rakiplerinin iştahını kabartan Galatasaray, zorlu Göztepe deplasmanından 3-1'lik galibiyetle ayrılarak çok önemli bir virajı hasarsız geçti. Bu sonuçla Galatasaray aynı gece üç önemli branşta üç önemli zafer yaşayarak taraftarlarının günü keyifli kapatmalarına sebep oldu.
Milli aradan sonra Trabzonspor deplasmanında etkisiz bir futbol sergileyerek rakibine mağlup olan Galatasaray'ın, ligin dişli takımlarından Göztepe karşısında neler yapacağı merak konusuydu. Bu maça kadar sahasında sadece 7 gol yiyen Göztepe deplasmanında kaybedilecek puanlar Cim Bom için şampiyonluk yarışında ağır yara alması anlamına geliyordu. Aynı zamanda takımın moral motivasyonunun da sekteye uğraması demekti, böylesine bir tablo...
Okan Buruk beklenmedik bir rotasyona gitti
Okan Buruk, beklenmedik bir şekilde kadroda önemli bir rotasyona gitti. Trabzonspor maçının ilk 11'in de yer alan İcardi, Torreria, Yunus, Lang ve Jakops kulübeye çekilmiş, Abdülkerim ise cezalı olduğu için yer almamış, onların yerine İlkay, Sane, Eren, Sallai, Aspirilla ve Boey sahaya sürülmüştü. Okan Hoca takımın yarısını değiştirerek aslında büyük bir risk almıştı.
Geçen haftaki kadronun defosu koşmayan, mücadele etmeyen ve oyuna teknik beceri de katamayan oyunculardan oluşmasıydı. Dün geceki takım da maçın geneline bakacak olursak Göztepe kadar koşmadı, mücadele etmedi, ikili mücadele kazanmadı. Lakin bir fazlası vardı İzmir'deki Galatasaray'ın. İlkay, Sane, Asprilla, Barış gibi sahaya futbol zekasını teknik becerisini yansıtan oyuncular, özellikle ilk yarıda fark yaratarak skor avantajının erken ele geçirilmesini sağladılar. Bu bölümde Sallai'nin kaçırdıklarını da hesaba katarsak Galatasaray'ın devre arası soyunma odasına üç ya da dört farklı bir skorla gitmesi işten bile değildi. Buna mukabil Göztepe'nin girdiği net pozisyon sayısı ise sadece 1'di.
İkinci yarının ilk bölümünde adeta çöktü
Galatasaray'ın bu skor avantajıyla maçı rahat bir şekilde alacağını düşünenlerin yanıldıklarını görmeleri ise çok fazla uzun sürmedi. İkinci yarının başlamasıyla birlikte Göztepe, Galatasaray kalesine bir kâbus gibi çöktü. Sert, agresif, temaslı ve tempolu bir futbol sergileyen İzmir ekibi, 45 ile 65 arasında bir gol buldu, en az üç tane de kaçırdı. Sane, Asprilla ve Eren'in yorulmaları, yapılan basit top kayıpları, ileriye gönderilen topların duvar tenisi gibi tekrar geriye gelmesi, Barış'ın yalnız kalması, Sacha'nın da yardım alamadığı için oyundan düşmesi ve Singo'nun savunma zafiyetleri Galatasaray'ı bu duruma düşüren önemli etkenlerdi. Göztepe'nin baskısına reaksiyon gösteremeyen Galatasaray'da ayakta kalan oyuncular Uğurcan, Davinson ve Lemina'ydı.
Okan Buruk'un 62. dakikadan sonra Sallai ve Jakops'u alarak oyuna müdahale etmesi, çok koşan Göztepe'nin de yorulması oyunda yeniden dengenin sağlanmasına neden oldu. 75’te bir duran toptan gelen Lemina golü ise Göztepe'nin gardını iyice düşürdü ve kalan dakikalarda Galatasaray tekrar oyunun hâkimi oldu.
Şampiyonluk hangi Galatasaray'ı göreceğimize bağlı
Bu galibiyetle çok kritik bir deplasmanı kayıpsız geçen Galatasaray puan farkını yeniden 4'e çıkararak son viraja avantajlı girerken, Osimhen'in katılmasıyla yeniden şampiyonluğun en büyük favorisi olarak gösterilebilir. Elbette, Trabzonspor maçının büyük bölümünde, Göztepe maçının da 45 ile 65. dakikaları arasındaki etkisiz ve pasif futbolunu bir üst segmente taşıması kaydıyla... Evindeki Liverpool ve Juventus maçlarındaki Galatasaray gibi oynarsa kalan maçlarda puan kaybetmesi pek mümkün değil. Ancak ikinci Juventus, Liverpool ile Trabzonspor ve Göztepe maçlarındaki Galatasaray gibi sahada ruhsuz bir şekilde gezinirse her takım Cim Bom'dan puan alır, Fenerbahçe de Ali Sami Yen'de şampiyonluğunu ilan eder. Galatasaray'ın şampiyonluk için önce şu gelgitli, inişli çıkışlı tabloyu düzeltip kendi standardına yeniden kavuşması gerekiyor.
Özgüven ve sükûnet şampiyonluğun en önemli anahtarı
Öyle gözüküyor ki, Galatasaray çok ağır yara aldığı Liverpool deplasmanında hem Osimhen ile Lang'ı kaybetmiş hem de özgüvenini. Osimhen ve Lang'ın eskisi gibi dönüşü, kendilerinin fizik yapısına ve sağlık heyetine bağlıyken, takımın özgüvenini yeniden kazanması da başta Okan Buruk olmak üzere teknik heyetin yapacağı mental yüklemelerden geçiyor. Gelgelelim, Göztepe maçı sonrası Okan Buruk'un açıklamalarına bakınca bunun çok da kolay olmadığı gözüküyor. Kocaeli'ne karşı şimdiden savaş baltalarını çıkaran, takım kadrosunun sızdırılmasına haklı olarak isyan eden Okan Hoca'nın önce kendisinin sakinleşmesi, olaylara uzak doğu bilgeleri gibi yaklaşması ve öfkeyle hırsı, intikamla rövanşı birbirine karıştırmadan oyuncularını motive etmesi gerekiyor. Galatasaray'ı kalan haftalarda şampiyonluğa taşıyacak en önemli anahtar yüksek özgüven ile sükûnettir. Unutulmalıdır ki, sakin güç her zaman kontrolsüz güçten daha etkilidir.
‘’Galatasaray başka seviyeye çıktı‘’
Sadece sahada oynanan futboldan bahsetmiyorum. Bu elbette bu işin en önemli parçası. Lakin, oyuna gelmeden önce o oyunu anlamlı kılan hareketlerdir bize futbolu sevdiren. İşte Galatasaray, Başakşehir'i ağırladığı karşılaşmada o kadar çok şık hareketlere imza attı ki, izleyenlere doyumsuz bir futbol akşamı yaşattı. Sadece sahadaki futbolcular değil, yönetimi, taraftarı, teknik heyetiyle sahalarımızda çok sık rastlamadığımız güzellikleri sergilediler.
Sahaya yaşlı insanlarımızla çıkmak çok anlamlı bir jestti
Liverpool maçında tribünlerde gerçekleştirilen Osimhen koreografisinin yankıları hala devam ederken, bu kez Torreria için açılan, müteveffa annesi ve anneannesinin fotoğraflarının yer aldığı dev pankart ile 'Küçük melekleriniz ve büyük aileniz sizinle gurur duyuyor' yazılı afiş Uruguaylı futbolcuya duygulu anlar yaşattı. Aynı şekilde Okan Buruk ve futbolcuların yer aldığı bir başka anlamlı pankart da cezası nedeniyle maçı tribünden izleyen teknik direktör Okan Buruk'u duygulandırdı.
Futbolcuların seremoniye çıkarken Yaşlılar Haftası nedeniyle çocuklar yerine yurtlardan gelen yaşlı insanlarımızla sahaya çıkmaları, bunlar arasında Osimhen koreografisini hazırlayan ekipte yer alan iki teyzenin de yer alması tribünlerden büyük alkış aldı. Statta yönetimin yaptığı bir başka jest ise hayatını kaybeden bilim insanı, tarihçi İlber Ortaylı'nın görüntüsünün ekrana yansıtılması ve kendisine rahmet dilenmesiydi.
Uğurcan ve Barış Alper'den Fair-Play hareketleri...
Büyük bir mücadeleye sahne olan, adeta bir Premier League karşılaşmasını andıran maç içinde şahit olduğumuz Fair-Play davranışları da geceye güzellik katan anlardı. Durum 0-0 iken kaleci hakemin aut verdiği pozisyonda Uğurcan'ın, topun kendisinden çıktığını söylemesi ve kararın korner olarak değişmesine sebep olması, kora kor mücadele ettiği rakibi Ebosele kırmızı kart gördüğünde Barış Alper'in ona sarılarak kendisini ilk teselli eden futbolcu olması Ali Sami Yen Stadı'ndan gönlümüze akan anlamlı görüntülerdi.
Bütün bu güzelliklere iki takımın sahada sergilediği müthiş mücadele de eklenince tam bir futbol ziyafeti çektik. Şampiyonluk yarışındaki rakibi Fenerbahçe'nin beklenmedik mağlubiyeti sonrası puan farkının 7'ye çıkacak olması Galatasaray açısından en önemli motivasyon kaynağıydı. Konyaspor maçındaki kadar olmasa da rotasyona giderek bazı futbolcularını dinlendiren Okan Buruk cezalı Abdülkerim'in yerine de Singo'yu sol stoperde oynattı. Maçın ilk 10 dakikasından itibaren temponun yükseldiği ve devre sonuna kadar da bu şekilde devam ettiği karşılaşmanın ilk 45 dakikası karşılıklı ataklarla geçti, ancak iki takım da gol bulamadı. Başakşehir'in özellikle Yusuf Sarı vasıtasıyla geliştirdiği tehditkâr atakları tribünleri strese sokarken, sahnede yine dev bir isim vardı: Uğurcan Çakır.
İkinci yarıda Galatasaray kabus gibi çöktü Başak kalesine
İkinci yarı Galatasaray'ın baskısıyla başladı. Sallai'nin hemen ikinci yarının başında yakın mesafeden şutunu inanılmaz bir refleksle kaleci Muhammed çıkarırken, geliyorum diyen gol, bir duran toptan geldi. Bu golün, yaptığı faul sonrası duran topa sebebiyet veren Ebosele'nin aynı faulde ikinci sarıdan kırmızı kart görüp atılmasının hemen ardından gelmesi Başakşehir açısından kaderin garip bir cilvesiydi. 10 kişi kalır kalmaz 1-0 geriye düşmesi konuk takımın maça tutunmasını engelleyen çok önemli bir faktördü. Oysa, o ana kadar Galatasaray'a kafa tutan bir Başakşehir vardı sahada. Rakibinin eksik kalmasını fırsata çeviren Galatasaray kalan bölümde tam anlamıyla oyunun hakimi olurken, arka arkaya geliştirdiği ataklarla farklı skoru elde etmeyi başardı.
Osimhen'in röveşatası direkte patlamasa Puşkaş Ödülü'nü alırdı
Sarı-Kırmızılı takımda Osimhen yine sahanın en iyi futbolcusu olurken, Nijeryalı yıldıza Puşkaş Ödülü'nü getirecek röveşatasının direkte patlaması onun adına talihsizlikti. Maçın ilk yarısında çok fazla etkili olamayan Yunus ve Lang'ın ikinci yarıda oyuna ağırlıklarını koyması ve Yunus'un iki asiste imza atması futbolun ne kadar değişken bir oyun olduğunun en açık göstergesiydi. Ve elbette Barış Alper ve Uğurcan... Yine kendi standartlarında bir futbol sergilediler ve galibiyette önemli pay sahibi oldular. Barış Alper bu maçta da bir sol bekin kaderiyle oynadı ve saha dışına çıkmasına neden oldu. Stoperde Abdülkerim'i aratmayan Singo da sahanın en iyilerinden biriydi. Attığı gol ise tek kelimeyle ustalık kokan birinci sınığı santrafor golüydü. Ayaklarını makas yaparak topu tavana çakması, yıllar önce Beşiktaş'ta Ertuğrul'un bir derbide attığı golü anımsattı bana.
Galatasaray bu futboluyla Liverpool karşısında favori
Çok zorlu bir fikstüre giren ancak bu zorluk derecesi yüksek maçlardan Liverpool, Beşiktaş ve Başakşehir gibi güçlü takımları yenerek üçte üç yapan Galatasaray, en yakın rakiplerine 7'şer puan fark atarak şampiyonluk yolunda büyük bir avantaj yakalarken, dün gece sergilediği futbolla çarşamba günü için de umut verdi taraftarlarına, sevenlerine... Fizik gücünün geldiği seviye, temposu, azmi ve sahada her an skoru değiştirebilecek yıldızlarıyla Galatasaray'ın Liverpool karşısında favori olduğunu düşünüyorum. Çok büyük bir aksilik olmazsa çeyrek finale adını yazdıracaktır Galatasaray.
‘’Galatasaray'da 2000 ruhu!‘’
Süreç birbirine çok benziyor. Üst üste şampiyonluklar, geride kalan rakiplerin başarısızlıklarına uydurdukları paranoid-şizefronik gerekçeler ve sonrasında gelen UEFA Kupası...
O zamanki günah keçisi Galatasaray Kongre Üyesi, Fatih Terim'in yakın dostu Mehmet Ağar'dı. Ancak ne var ki Sayın Ağar, Fatih Terim'in Sarı-Kırmızılı takımın başına geçtiği ve Galatasaray'ın UEFA yürüyüşünün başladığı 1996 yılında Refahyol Hükümeti'ndeki İçişleri Bakanlığı görevinden kasım ayı itibariyle istifa etmişti. Yani, ondan sonraki 4 yıl boyunca bağımsız milletvekilliği dışında hiçbir vasfı yoktu. Gelgelelim, Türk futbolunda olan biten her şey ve bütün şampiyonluklar, başarısızlıklarını örtbas etmeye çalışan bazı çevreler tarafından Mehmet Ağar'a bağlandı!
Şükürler olsun ki, bugün Türk futbolunda bir Mehmet Ağar yok! Lakin, onun muadili olmak için yırtınan ve Türk futboluna etki etmek isteyen onlarca Mehmet Ağar var! O nedenle Türk takımları Avrupa Kupalarında ayrı, Türkiye Süper Ligi'nde ayrı performans gösteriyorlar!
Avrupa'da ayrı, Türkiye'de ayrı muamele!
Şu ikinci Liverpool zaferi gecesinde ne zırvalıyorsun diyenler için konuyu elbette basit bir örnekle biraz daha açacağım. Galatasaray'ın Türkiye Ligi'nde ve Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde gördüğü iki ayrı muameleden bahsetmek istiyorum. Sarı-Kırmızılı takımın bu sezon ikinci kez karşılaştığı ve iki maçı da 1-0 kazandığı Liverpool maçlarından dünkünde ortaya çıkan bir istatistikten ve ligimizdeki bir başka maçtaki rakamlardan bahsedeceğim. Dün geceki maçta Galatasaray'ın yaptığı faul sayısı 11, Liverpool'un 18. Sarı kart sayısı ise 1'e 4! Geçelim Galatasaray'ın Türkiye Süper Ligi'nde lig sonuncusu Karagümrük maçındaki faul ve sarı kart sayısına: Karagümrük 8 faul, Galatasaray 13. Sarı kart sayısı ise 0'a 2! Ligdeki diğer maçları irdelediğinizde buna benzer ve daha çarpıcı sonuçların çıkacağından adım gibi eminim. Galatasaray'ın şampiyonluk yolundaki rakiplerinin durumundan ise şu anda bahsetmek istemiyorum!
Türkiye'de ve Avrupa'da kurallar farklı!
Bütün bunlara şundan dolayı değinmek gereği duydum. Gaziantep'e evinde puan kaptıran, Kocaelispor'a, Konyaspor'a deplasmanda mağlup olan, neredeyse bütün derbilerde sahada 10 kişi kalan Galatasaray, nasıl oluyor da Juventus'a iki maçta 7 gol atıp eleyebiliyor, kendisinin 4 misli kadro değerine sahip Liverpool'a iki maçta galip gelebiliyor? Çünkü, ilk bahsettiğim maçlarda alınan sonuçlar için, "Burası Türkiye" diyeceğim, ikinci sonuçlar için ise, "Orası Avrupa!" İşin gerçeği, Türkiye'de ve Avrupa'da kurallar farklı! Neyse, konuyu çok uzatmadan ve dağıtmadan dün geceki harika Liverpool zaferine geçelim:
Galatasaray bu maça çok iyi hazırlanmış
Galatasaray, grup maçlarında aldığı 1-0'lık galibiyetin de ötesinde son derece hak ettiği bir Liverpool zaferine daha imza attı. Her şeyden önce camia olarak çok iyi hazırlanmışlardı dün geceye. Maç öncesi UltrAslan tribünlerinde gerçekleştirilen, küçük yaşta kaybettiği annesinin yer aldığı Osimhen koreografisi tek kelimeyle muhteşemdi. Bu anlamlı jest, Nijeryalı yıldızı son derece duygulandırdı ve göz yaşlarına boğdu. Bu motivasyonla Osimhen, yine maça damga vuran bir performansa imza attı. Liverpool defansını canından bezdiren Maskeli Süvari, maçın tek golünün asistini yaparken gerek kendisine gerekse takım arkadaşlarına çok sayıda pozisyon da hazırladı. Ne yazık ki, bu pozisyonlardan bir sonuç alamadı Osimhen ve arkadaşları. Yoksa, bu turun bu maçta bitme ihtimali yüksekti.
İlk yarıda tur garantiye alınabilirdi
İlk ve ikinci yarıların 10 dakikası dışında Galatasaray Liverpool ile başa baş mücadele etti. Hatta ilk yarının 10. dakikasından itibaren sahanın tek hâkimi oldu. Oyunu dengelediği andan itibaren başta Sara ve Lang'ın hazırladığı pozisyonlar olmak üzere Liverpool kalesine adeta kâbus gibi çöktüler. Elbette bu iki oyuncuya ayak uyduran, Osimhen, Barış Alper, Torreria, Lemina, Jakops, Singo gibi sahaya terini akıtan, ruhunu katan futbolcular da vardı. Aslında ayrım yapmak doğru değil. Galatasaraylı diğer oyuncular da aynı şekilde müthiş bir performans gösterdiler. Uğurcan ve Abdülkerim başta olmak üzere... Sarı kart görerek cezalı duruma düşen Davinson da dahil... Aslında yazık oldu. Rövanşta çok ararız.
Kötü oynadı diyeceğimiz futbolcu yoktu
Şu iyi, şu kötü diyeceğimiz bir maç değildi. Bütün Galatasaraylı futbolcular kendilerinden beklenenin en üst seviyesini sahaya yansıttılar. Elbette birtakım hatalar oldu. Maçın her iki yarısının başında yedikleri baskıya karşılık çok sayıda top kaybı yaptılar. Defansta ve orta sahada bir türlü oyun kuramadılar. Liverpool'un uyguladığı agresif presi uzun toplarla kırmaya çalıştılar. Ancak bu uzun toplar genelde top kaybı oldu ve Galatasaray kalesine yeni hücumlar olarak geri döndü. Bunda Osimhen'in ileride top tutma konusundaki zafiyeti de önemli etkendi. Nijeryalı yıldız takımının geliştirdiği her atakta en önemli aktör olurken, bu tarz uzun toplarda da istasyon olma görevini tam anlamıyla gerçekleştiremedi.
Haftaya kadar bu galibiyetin tadı çıkarılmalı
Dün gecenin sonuçlarına baktığımızda favori olarak gösterilen takımlar içinde tek kaybeden, Galatasaray karşısındaki Liverpool'du. Bayern Münih, Bundesliga 2.'si Dortmund'u eleyen İtalyan Atalanta'nın içinden geçti 6-1'lik skorla... Keza Atletico Madrid, kendi sahasında Tottenham'a 5 attı. Barcelona ise deplasmanda Newcastle önünde son dakikada beraberliği kurtardı ve ikinci maç için avantajı kaptı. Şampiyonlar Ligi'nin ilk periyodunda denklemi bozan tek takım Galatasaray'dı. Bu nedenle Sarı-Kırmızılı taraftarlar Türkiye Ligi'nin toksik ortamına pek fazla takılmadan bu önemli galibiyetin tadını en azından bir hafta boyunca çıkarmalılar.
UEFA yürüyüşü, Şampiyonlar Ligi'ne evrilebilir mi?
Haftaya Liverpool'da ne olur ne olmaz! Bunu, Tanrı'dan başka kimse bilemez. Ben bu karşılaşmayı 2000 yılındaki Leeds maçına benzetiyorum biraz da... Tabii, Taksim'deki cinayetler hariç. O zaman da ilk maçı 2-0 kazanmıştı Galatasaray. Rövanşı ise 2-2 sonuçlandırdı ve finale, Arsenal'ın karşısına çıktı. Sonuç malum! Şimdi aynı yürüyüşün emareleri var. Ancak bu, o zamanki kadar kolay değil tabii... Bence, o yıllardaki takım şimdiki takımdan daha iyiydi. En azından kadroda Hagi gibi dünya tarihine damga vurmuş çok önemli bir süperstar vardı. Gerçi, şimdi de Osimhen var. Ayrıca, en az Fatih Terim kadar, belki de daha fazla takım üzerinde etkisi olan bir teknik direktör; Okan Buruk var. Neden olmasın, diyelim ve haftaya kadar umudumuzu koruyalım. Dün akşamki maç için ise başta Okan Buruk olmak üzere tüm takıma teşekkür edelim, bizlere bu mutluluğu yaşattıkları için.
‘’Şampiyonluk modunu açtı‘’
Galatasaray'ın son üç yılına bakıldığında mart ayında vitesi artırdığını ve bunun mayıs ayı sonuna kadar devam ettiğini görürsünüz. Şampiyonlukla sonuçlanan bir süreçtir bu. 10 kişiyle deplasmanda alınan dünkü Beşiktaş galibiyetinin bu sezonun şampiyonluk modunun açılışı olduğunu düşünüyorum.
Ara transferde yaptığı takviyelerle kadrosunu önemli ölçüde yenileyen ve gerek oynadığı etkili futbol gerekse aldığı üst üste galibiyetlerle gözünü zirveye diken Beşiktaş, Galatasaray'ın zorlu fikstüründeki en zorlu karşılaşmaydı. Ayrıca Kartal'ın haftalardır bu karşılaşmayı hedef maç olarak gördüğünü de belirtmeliyim. Maç öncesi tartışmaları, TFF'yle kurulan tuhaf temasları bir tarafa bırakacak olursak, Beşiktaş kâğıt üzerinde Galatasaray'a şampiyonluk yolunda çelme takacak en başat takım olarak görülüyordu. Tabii kâğıt üstünde!
Osimhen Ajax'a attığı golün kopyasını attı
Siyah-Beyazlılar açısından evdeki hesabın çarşıya uymadığı maçın ilk 45 dakikasında ortaya çıktı. Galatasaray, kelimenin tek anlamıyla sahanın hakimiydi. Maçın ilk bölümündeki Beşiktaş baskısını kıran Sarı-Kırmızılılar, devre sonuna kadar rakibine karşı tam bir dominasyon sağladı. Topa daha çok sahip oldu, oyunun ritmini istediği gibi ayarladı, rakibini kalesine pek fazla yaklaştırmadı ve organize ataklarla Siyah-Beyazlıların kalesini tehdit etti. Bu ataklardan birinde de Sane'nin harika pasında Osimhen'in kafa vuruşuyla skor üstünlüğünü eline geçirdi. Bu gol, Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde Ajax'a attığı ilk golün karbon kopyasıydı. Sergen Yalçın'ın takımını bu tarz Sane-Osimhen ikili kombinasyonlarına nasıl hazırlamadığı ayrı bir soru işareti!
Sane'nin sorumsuzluğu, Uğurcan'ın kurtarışları
Beşiktaş, beklendiği gibi ikinci yarıya da etkili başladı. Temaslı ve agresif bir futbol sergileyerek Galatasaray'ı geriye itti. İkinci yarının ilk çeyreğinde geliştirdiği ataklarla beraberlik golüne bir hayli yaklaştı, ancak karşısında bu sezon Türkiye ve Şampiyonlar Ligi'ne damgasını vuran kaleci Uğurcan vardı. Başarılı file bekçisi yaptığı kritik kurtarışlarla rakibine gol izni vermedi. Özellikle Cerny'nin volesinde yaptığı kurtarış jeneriklikti.
Galatasaray, ikinci yarının ortalarına doğru dengeyi sağladığı anda, Sane'nin sorumsuz hareketiyle kırmızı görmesi sonucu 10 kişi kalınca oyun hakimiyeti tekrar Beşiktaş'ın eline geçti ve maç sonuna kadar da böyle devam etti. Siyah-Beyazlılar çok sayıda pozisyon buldular, çektikleri şutların önemli bir kısmını Uğurcan önlerken, birkaç şut da Galatasaray defansı tarafından bertaraf edildi. Galatasaray'ın bu bölümde sergilediği takım savunması Şampiyonlar Ligi maçları için de Sarı-Kırmızılı takım adına umutlandıran bir gelişmeydi.
Abdülkerim başta olmak üzere defans kusursuzdu
Maçın uzatma bölümleri de Beşiktaş'ın atakları, Galatasaray'ın ise kalesini savunmasıyla geçildi ve günün sonunda Sarı-Kırmızılı takım çok önemli bir deplasmandan derbi galibiyetiyle çıkarak şampiyonluk yolundaki en büyük engellerden birini aştı. Galatasaray takım halinde iyi oynadı. Ancak iyilerin içinde daha iyileri sayacak olursak kaleci Uğurcan dışında, başta Abdülkerim olmak üzere defans hattı, orta alanda Torreria ve ileride Osimhen ile Barış Alper'i sayabiliriz. Sarı-Kırmızılı takımda Lemina ile Sara vasatı aşamazken, Sane yaptığı asiste rağmen top kayıpları ve sorumsuzca gördüğü kırmızı kart nedeniyle tartışılan figür olmaya devam ediyor. Burada tabii teknik direktör Okan Buruk'un da hatası var. İlk yarıda kırmızıdan kurtulan ve sahada aksayan Sane'yle ikinci yarıya başlaması teknik direktör yanlışıydı. Oysa elinde bu kez bolca alternatif de vardı. Sane'nin atılması, Okan Buruk'un maçın ilerleyen bölümlerinde yapacağı ofansif hamlelerin de önüne geçti.
Genç hakem baskı altında kaldı, çok hata yaptı
Genç hakemlerin bu tarz maçlara verilmesini savunanlardanım. Ancak dünkü gibi baskı altında kalıp yanlış kararlar veren genç hakemlerin değil. Sane'nin gördüğü kırmızı doğruydu. İlk yarıdaki pozisyonda da kırmızı verilebilirdi, ancak o tarz basmalara genelde sarı verildiğine de gerek ligimizde gerekse Avrupa liglerinde çokça şahit olduk. O pozisyonda Sane eylemini devam ettirmedi ve bence de sarı kart doğru bir karardı. Osimhen'e verilen ilk sarı ise skandaldı. Nijeryalı'nın hiçbir kasıtlı hareketi yoktu. Topa yapılan hamle sonucu kalecinin ayağına basması söz konusuydu. Aslında bir çarpışma da denilebilir ama hakem takdir hakkını sarı karttan yana kullandı. Bu sarı kart sonucu da Osimhen'in ikinci yarıdaki düdükten sonra topa vurmasına ikinci sarıyı ve kırmızıyı göstermesi gerektiği yönünde itirazlar oluştu. Bence de bu pozisyonda sarı kart verilmemesi doğruydu. Osimhen'in burada hakeme tepki göstermesi ya da oyunun başlamasını geciktirmesi söz konusu değildi. Zaten yerde yatan futbolcu nedeniyle oyun durmuştu. Beşiktaş cephesinin maç sonu feveranını da anlamsız buluyorum, çünkü hakem iki takım aleyhine de hata yaptı. Rakiplerinin bir kırmızı, yedi sarı kart gördüğünü ve penaltılarının da verilmediğini hatırlatayım.
Barış Alper'e yapılan hareket penaltıydı
Aslına bakılırsa, asıl ikinci, üçüncü sarı kartları görmesi gereken lüzumsuz bir hırçınlık içindeki Beşiktaş Kaptanı Orkun'du. Hakemin en büyük hatalarından biri Orkun'a gösterdiği müsamahaydı. Bunu da tribün baskısı altında kalmasına bağlıyorum. Ayrıca ceza sahası içinde Barış Alper'in ayağına basılması da net penaltıydı ve bu pozisyonda düdük çalınmaması maçın kaderini etkileyen bir hakem hatasıydı. Ayrıca, kaleci Uğurcan'ın sakatlanması sonucu taca atılan topun Beşiktaşlı futbolcu tarafından alışılagelmiş centilmenlik nedeniyle rakibe verilmemesi ve ceza sahasına korner ortası gibi uzun gönderilmesi Siyah-Beyazlı takıma yakışmayan bir hareketti.
Bolca hatanın, tartışmanın yaşandığı derbi gecesinde Galatasaray aldığı bu üç puanla hem rakibinin galibiyet serisini sona erdirdi hem de şampiyonluk yarışında bulunduğu Fenerbahçe cephesini demoralize etti. Ne kadar demoralize ettiğini de bu akşamki Samsunspor maçında göreceğiz.
‘’Galatasaray'dan Pirus zaferi!‘’
Hamaset yapmanın alemi yok. Zaten hamaset yapılacak bir durum da yok. Galatasaray, hiç de hak etmediği bir sonuçla Şampiyonlar Ligi'nin son 16'sına kaldı. İlk maçta elde edilen 5-2'lik galibiyetin bile yetmeyeceği berbat bir futbol sergileyerek Juventus'un elinden biraz şansı biraz da Barış Alper, Osimhen, Uğurcan ve Abdülkerim'in ekstrem çabalarıyla sonuca gitti.
Dün geceki başarı boğazımıza takıldı!
Galatasaray daha önce de birçok Avrupa zaferi elde etti. Ancak dün geceki gibi boğazımıza takılan bir başarısı hiç olmadı. Aslına bakarsanız ideal kadrosuyla sahaya çıktı Sarı-Kırmızılı takım. Hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir kadro ve oyun kurgusuyla Juventus'a karşı konumlandı, Zebraların mabedi Allianz Stadyumu'na...
Gelgelelim Cim Bom, bir türlü sahaya kendi klasiğini yansıtamadı. Kendi karakterini ortaya koyamadı. Kendi oyununu oynayamadı. Bilakis, Juventus'un sahaya koyduğu karakterin ve direncin altında kaldı. Rakibin agresif ve sonuca odaklı sert futboluna karşılık veremedi. Bazı futbolcular, 'Nasıl olsa bize ilk maçtaki skor yeter' zihniyetiyle hareket etti ve son derece kötü bir futbol sergilediler. İsim vermek istemiyorum bu konuda, zira siz sevgili okuyucular zaten maçı seyrettiniz ve oyuncuların kimler olduğunu zaten biliyorsunuz!
İyileri bulup yazmakta zorlanıyorum!
Yukarıda sadece iyileri yazdım. Başka iyiler de yazmak isterdim ama maalesef Galatasaray takım olarak kötü bir gecesindeydi. Cim Bom, Seria A'da lider İnter'in 18 puan gerisinde, 5. sırada yer alan Juventus karşısında maçın büyük bölümünde aciz bir görüntü ortaya koydu. 49. dakikada takımının en iyi oyuncularından biri olan Kelly'nin atılması sonucu Juventus'un 10 kişi kalmasına rağmen...
Kenan Yıldız'ın direkten dönen topu...
Galatasaray, ilk maçta yine rakibin eksik kalması sonucu eline geçirdiği fırsatı çok iyi değerlendirmiş ve geriye düştüğü maçı beş gollü tarihi bir skorla lehine çevirmişti. Bu kez de buna benzer bir sonuç elde edileceğini düşünenler elbette yanıldı. Çünkü, sanki Galatasaray 10 kişi kalmış gibi tuhaf bir futbol sergiledi Sarı-Kırmızılı takım. Juventus eksik oynamasına rağmen oynadı, Galatasaray ise seyretti. Ve neticede sahada bir kişi eksik olan takım iki gol daha bularak maçı uzatmaya götürdü. Uzatmaya gitmeden önce, sahanın en iyi futbolcusu olan Kenan Yıldız'ın direkten dönen topu Galatasaray'ın büyük şansıydı.
Eksik rakibe karşı dominasyon sağlayamadı
Kenan Yıldız'ın çok büyük bir yıldız olduğunu bir kez daha vurgulayalım ve Galatasaray'ın ikinci yarıdaki aczine bir kez daha dönelim:
Bu tarz maçlarda normal olarak rakibi eksilen takımlar oyunun kontrolünü ellerine geçirirler. Galatasaray'dan da beklenen buydu. Üstelik Torreria-Lemina-Sara gibi üst düzey futbolculardan oluşan çok güçlü bir orta sahaya sahipken. Ne yazık ki, Sarı-Kırmızılı taraftarların bu orta sahadan beklediği bir dominasyon olmadı. Bunda hiç kuşkusuz, Lemina dışındakilerin potansiyellerini sahaya yansıtamamalarının rolü büyüktü. İlk maçın yıldızlarından Sara, çok koşmasına çok çalışmasına ve rakip ceza alanına yönelik birçok boş koşu yapmasına rağmen üretkenlik sağlayamadı. Torreria'nın da aklının çok karışık olduğu bu maçta bir kez daha ortaya çıktı. Aklı neden karışıksa artık!
Turu getiren adam Barış Alper Yılmaz'dı...
Maçın tartışmasız yıldızları Osimhen ile Barış Alper Yılmaz'dı. Barış Alper, zaman zaman Galatasaray'ın geliştirdiği ataklarda yaptığı tercih hatalarına rağmen maça damgasını vurmayı başardı. Sağ kanatta başladığı, Sane’nin oyuna girmesiyle sol kanatta bitirdiği maçta, bir rakip futbolcuyu, bir önceki karşılaşmada olduğu gibi oyundan attırarak, bir asist yapıp bir de gol atarak Juventus'u saf dışı bıraktı ve bu tura damgasını vuran adam oldu Barış Alper Yılmaz. Elbette, oynanan oyuna adeta isyan edercesine sahaya karakter koyan, büyük efor sarf eden, her yerde rakibe baskı yaparak Juventuslu oyuncuları canından bezdiren ve son olarak da attığı golle İtalyan temsilcisinin fişini çeken Osimhen Torino zaferinin baş kahramanlarındandı.
Futbolcuların fiziki ve mental kalitesi yükseltilmeli
Bu kadar kötü futbolla, bu kadar hatayla, bu kadar iyi oynayan bir rakibe karşı elde edilen bu zafer küçümsenmemeli. Buna mukabil, çok da büyütülmemeli. Başta teknik heyet olmak üzere, tüm camianın ayakları yere basmalı. Futbolcuların fiziki ve mental kalitesi yükseltilip yola o şekilde devam edilmeli. Galatasaray daha önce bu konuyu düzeltip hem yerelde hem de uluslararası arenada başarıya ulaşmıştı. Bu sezon da ihtiyacı olan budur.
Şampiyonlar Ligi'nde yolun açık olsun Galatasaray.















