‘’Daha da önemlisi!‘’
Fenerbahçe, şampiyon olur, ligi ikinci bitirir ya da üçüncü olur. Tüm ihtimalleri göz önüne alarak, sizlere maçtan bağımsız bir şeyler yazmak istiyorum. Kulübün önünde çok daha önemli bir gündem var: Seçimli Olağan Genel Kurul. Resmi açıklamalara göre şu ana kadar adaylar Aziz Yıldırım ve Hakan Safi. Sandıktan kim çıkar bilemem, ancak bildiğim şu: Seçilecek ismin önünde yapılması gereken çok iş var.
En az iki santrfor
Öncelikle transfer... Mevcut yönetimin bıraktığı enkazı temizlemek kolay değil. Şampiyonluğa oynayan takımı 10 gün içinde santrforsuz bıraktılar. Tedesco’nun ısrarlarına karşın stoper almadılar. Buna rağmen 19-20 civarı yabancı var. Önce temizlik yapılacak sonrasında yeni oyuncular alınacak. Kaleci sorunun var. Ederson’un da hataları çok, ama böylesine önemli bir isimden bu kadar kolay vazgeçmek ne kadar doğru? Bir kesim tarafından yapılan provakosyon, camia içinde kolayca kabul ediliyor ve üzerine katarak köpürtülüyor. Fikrim, kalmasından yana. Her şeye rağmen. Çünkü daha iyisi kim? Fikri olan var mı?! İki santrfor alınmalı en az. Talisca varken hem de! Birisi tartışmaya kapalı, bir çerçeve golcüsü. Yani geleni atacak. İyi zamanlarındaki Icardi gibi. 30 gol attığında gönderilen Valencia gibi. Diğeri ihtiyaç halinde sahaya süreceğiniz bir skorer.
Kurullara müdahale
Stoper alınmalı; biri direkt Skriniar kalitesinde, diğeri Oosterwolde’den daha iyi olacak şekilde. Geçmişine saygı duymakla birlikte Çağlar’ın yeri yok artık takımda. Yiğit Efe de kiralanmalı, gelişimine katkı sağlanmalı. Daha da önemlisi; TFF, MHK, PFDK ya da başka hangi kurul varsa, oralarda güçlü olmalı Fenerbahçe. Ezeli rakibin formasını giyerek poz veren isimlerin başkanlığını yaptığı kurullardan ‘adil yönetim’ beklemek mümkün mü? Ve hepsinden daha önemlisi psikolojik destek almalı Fenerbahçe... Yönetimiyle, taraftarıyla, teknik kadrosuyla, futbolcusuyla... Yıllar önce Profesör Ahmet Ertan Tezcan ile yaptığım röportajda öğrenmiştim şu kavramı: “Öğrenilmiş çaresizlik...” Zannedersem Fenerbahçe Camiası’nın başı da işte bu illetle dertte!
‘’Tedesco gitti böyle oldu!‘’
Başkan Sadettin Saran ve yönetimi, bir gün önce Domenico Tedesco’yu gönderdi. 1 gün sonra da Olağanüstü Genel Kurul kararı aldı. Yani “Biz yokuz. Gidiyoruz” dedi. Bir gün sonra “Fenerbahçe’nin önünü açıyoruz. Biz gidiyoruz, yokuz” diyecek bir Yönetim Kurulu, bir gün önce takımın teknik direktörünü neden gönderir? Sezonun bitmesine sadece 3 maç kala, takımın halen ikincilik yani Şampiyonlar Ligi bileti alma şansı varken, Tedesco’yu göndermenin akla mantığa uyan bir açıklaması var mıdır?
Ne diyecekler?
“Biz getirdik, biz gönderiyoruz ve yeni yönetime hareket alanı sağlıyoruz” mu dediler? Diyemezler! Çünkü kendileri getirmediler. “Ne istediyse yaptık. Ancak beklentilerimizi karşılayamadı” mı dediler? Diyemezler! Çünkü devre arasında En Nesyri’yi, Jhon Duran’ı ve Cenk Tosun’u gönderen kendileriydi. Üç santrforu gönderirken, şampiyonluk şansı hayli yüksek bu takımı, sadece Sidiki Cherif’e mecbur bırakan da onlardı. “Disiplinsizdi. Takım içinde otoritesi yoktu” mu dediler? Diyemezler! Çünkü yedek bıraktığı oyuncular bile teşekkürleriyle uğurladı onu... “Taraftarımız istedi, yolladık” mı diyecekler? Diyemezler! Çünkü kovulan hiçbir teknik adam böyle sevilmedi. Samandıra’dan uğurladılar, İstanbul Havalimanı’ndan uğurladılar, Almanya’da karşıladılar Tedesco’yu...
Bu kültüre fazlaydı
Bir kez bile sorumluluktan kaçmadı. Bir kez bile topu taça atmadı. Bir kez bile hakemden konuşmadı. Kaybettikleri gün “Suçlu benim” dedi. Sadece bir kez ağladı, Samandıra’da taraftar “Bizi bırakma” dediği an... Sen bu futbol kültürüne fazlaydın karakterin ve duruşunla... Gönderilmen elzemdi! Bak, sen gittiğin için Başakşehir’i yenmiştir Fenerbahçe! Yönetim haklı çıkmıştır! Böyle düşünüyorlar kendi aralarında muhtemelen! Yazık!
‘’Uzat(ma)‘’
Koskoca bir ilk yarı, hayatımızdan çalınıp giden bir 45 dakikaydı adeta! Fenerbahçe’nin hücum etmek gibi yapmak istediği, Konyaspor’un kontra ataktan tehlike yaratmak ister gibi yaptığı, iki kaleye birer net şutun çekilebildiği ve kalecilerin yere yatmadığı bir devre! Hakkını yemeyelim; bir de Deniz Türüç’ün Fenerbahçe nefretini cümle aleme bir kez daha ilan ettiği bir 45 dakikaydı!
Cherif ile bu kadar
Rize’den yenilen golün etkisindeydi hâlâ Fenerbahçe... Öyle ki, Ederson bile hiç risk almadı! Gelen her topu, kalesinden olabildiğince uzağa vurdu. En uzakta Cherif vardı. Tek pozisyona giremeden çıktı! Cherif kötü oyuncu değil. Gelecekte büyük yıldız bile olabilir. Ancak Fenerbahçe, oyuncu gelişiminin öncelik kabul edilebileceği bir seviye değil. En Nesyri, Duran ve Cenk varken bile ‘santrfor lazım’ denilen Fenerbahçe’nin ilk ve tek santrforu olması da mümkün değil.
Göztepe, Kasımpaşa, Rize
Değişikliklerle birlikte ikinci yarıda daha organize bir Fenerbahçe vardı. Daha çok istediler, ama Kerem’in en iyi yaptığı ayak içi vuruşları tribüne yollamasıyla skoru bulamadılar. Uzatmalarda baskıyı artıran Fenerbahçe, Talisca ve Brown ile çok yaklaştı tura. Olmadı... Sonrası; gereksiz bir çekme, ucuz bir penaltı ve Konyaspor’un golü. Fenerbahçe hiçbir şeyden çekmedi, uzatmalardan çektiği kadar. Göztepe deplasmanı, Kadıköy’deki Kasımpaşa-Rize maçları ve şimdi de Konya deplasmanı. Görünen o ki, Fenerbahçe işini 90’a kadar tamamlamalı!
‘’Kilidi Kante açtı ve...‘’
Maçın sonucundan bağımsız yazıyorum bu bölümü... Hakemlerin durumu herkesin malûmu! Ancak dün gece izlediğim hakem için iki seçenek var: Birincisi, futbolu bilmiyor olması. İkincisi, iyi niyetli olmaması. Çünkü çaldığı çalmadığı fauller, verdiği vermediği kartlar başka türlü açıklanamaz. Guendouzi’ye kafa atma girişiminde bulunan Makarov, o ana kadar kaç kartlık faul yapmıştı ve bırakın kartı, kaçına faul çalmıştı mesela? Hakem farkında değildi belki (!) ama Kayserispor hocası uyandı, devre arasında oyundan aldı Makarov’u. Bu pozisyonda orta sahaya gelen Ederson’a kart verdi hakem. Haklı! Peki kaçarak olay yerinden uzaklaşan Bilal’e neden göstermedi? “İtiraz” der raporunda, kurtarır kendini! 45+6’da Brown’a yapılan faulde bariz vurmaya gelen Katongo’nun sadece uyarılması, kart görmemesi normal mi? Gereğinden fazla uzatmış olabilirim. Muhtemelen ikinci yarıda da saçmasapan şeyler yapacaktır Ali Yılmaz. Ferhat Gündoğdu’nun en sevdiği yönetim tarzıdır bu!
Önemli olan kapıyı açmaktı
Dönelim maça... Fenerbahçe’yi en çok zorlayan maçlar bunlar. Kasımpaşa, Antalyaspor beraberlikleri, Karagümrük yenilgisi son hatırlananlar! Yüzde 73’e, 27 topla oynama; kaleye gönderilen 10 şut; direkten dönen iki top. İlk yarının istatistikleri göz kamaştırıcı. Ancak kilidi açmaktı önemli olan. 45+1’de Kante ile uzaktan buldu aradığı golü Fenerbahçe.. Kapı açılmıştı ve o andan sonrası gerçekten kolaydı. Çünkü Kayserispor artık yememek değil atmak zorundaydı ve vereceği her açık, Sarı-Lacivertliler için pozisyon yaratacaktı. Bir Nene, iki Talisca attı; Fenerbahçe zirve yarışını bırakmadı.
‘’Neden?‘’
Dakika 15... Bartuğ Elmaz, ceza yayı üzerinden ok gibi vurdu; 1-0. Dakika 34... Tiago Çukur orta sahanın ilerisinde toplu buluştu, Mert'i avladı. Ancak pozisyon ofsayttı. Golü atan halen Fenerbahçe'nin oyuncusu, kiralık olarak Karagümrük'te. Golü ofsayta takılan geçmişte Fenerbahçe'ye transfer olmuş, sonrasında yollar ayrılmıştı.
Bu golleri izlerken aklıma Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım'ın sözleri geldi: "Bakın bu çocukların üçünde de kötü niyet yok ama beyinleriyle kalpleri arasında çelişki olmuştur." Samsunspor'un Galatasaray'a kaybettiği bir maç sonrası; Galatasaray'dan gelip Samsunspor'da oynayan Okan Kocuk, Emre Kılınç ve Taylan Antalyalı'yı kast etmiş, o çocuklara da yazık etmişti. Aklı ile kalbi çelişmeyen çocuklara; Bartuğ'a Tiago Çukur'a selam olsun o halde!
2 korner 2 gol!
Koskoca bir ilk yarının özeti şu: Karagümrük 2 korner kullandı, 2 gol attı. Şaka değil! 3. korneri bulsalar 3 olabilirdi. Çünkü Fenerbahçe savunması, her yan topta "Buyrun, vurun" diyor rakiplerine! İkinci yarı başlıyor... Mert Müldür, Fred, İsmail, Kerem çıkıyor; Brown, Musaba, Asensio, Nene giriyor. Neden? Neden Fenerbahçe her maça yenik başlıyor? Neden Fenerbahçe her maçın ilk onbirinden beklediği verimi alamıyor? Neden Fenerbahçe her maçın ikinci yarısına 3-4 değişiklik yaparak çıkıyor? Neden Fenerbahçe 18 takımlı ligde; 14. Antalya, 16. Kasımpaşa ile berabere kalıp, 18. Karagümrük'e kaybediyor ve son 15 günde 7 puan birden yitiriyor? Ve neden Fenerbahçe camiası her sezon bu dönemlerde şampiyonluk yarışından daha çok kongreleri konuşuyor?
‘’Yenil ama kaybetme!‘’
Fenerbahçe, İstanbul’daki 3-0’lık yenilginin rövanşında sahaya kalede Ederson; savunmada Semedo, Skriniar, Çağlar, Oosterwolde; orta alanda Alvarez, Fred, Levent; hücumda Asensio, Talisca ve Musaba dizilişiyle çıkmıştı! İyi kadro değil mi? Gelin görün ki; bu oyunculardan hiçbiri, Nottingham Forest rövanşında ilk onbirde yoktu. Asensio ve Levent kulübede, Musaba listede olmadığı ve diğer 8 oyuncu sakatlıkları nedeniyle kadroda yoktular. Hâl böyle olunca, Tedesco’nun şapkadan tavşan çıkartması gerekiyordu. “Çıkarttı” mı diye sorarsanız, “Tavşan değil, fil çıkarttı” cevabını veririm.
Alkışlarla veda
Diziliş 3-5-2’ydi. Kalede Tarık vardı. Yiğit Efe, Guendouzi ve Mert savunma üçlüsünü oluşturdular. Sadece 20’lik Yiğit stoper bu arada! Nene, Kante, İsmail, Oğuz, Brown ortadaki 5’liydi. Cherif ile Kerem de ileri uçtaki ikili. Eldekiler böyleydi ve onların üzerine kurulacak başka bir sistem mümkün değildi. İlk maçtaki avantajı cepte hisseden Pereira da keyfi rotasyon yapmıştı, Premier League’i düşünerek... İlk yarıda Nottingham’ı sürklase etti Fenerbahçe. Kerem ile bir gol attı, iki çok net fırsatı değerlendiremedi. Soyunma odasından dönüşte Pereira’nın 4 oyuncu birden değiştirmesi, İngilizler’in içinde bulunduğu çaresizliğin özetiydi. Fenerbahçe, Kerem ile ikiyi buldu; dahası da olabilirdi, olmadı. Hudson-Odoi’nin golü, iki aşamalı maçların nasıl oynanması gerektiğini hepimize öğretti. Fenerbahçe elendi, ama mücadelesiyle kocaman alkışları hak etti. Zaten böyle oynarsan yenilirsin sadece, kaybetmezsin!
‘’Yazık!‘’
Sonuçtan bağımsız yazıyorum alttaki iki paragrafı. Kalite ayrıntıda gizlidir. 24. dakikada Çağlar sakatlandığında Fenerbahçe hücuma çıkıyordu. Bir yandan takımıyla hücum bölgesine geçen Guendouzi, diğer yandan eliyle kulübeye değişiklik işareti yapıyordu. Devamında top Kasımpaşa’ya geçtiğinde ise Çağlar’ın görev bölgesine yönelerek olası bir tehlikeyi bertaraf etmeye çalışıyordu. Oyuna hakim, sahaya hakim, çevre kontrolü var, soğukkanlı, ayakları iyi ve pas kalitesi yüksek. Yanında kim oynar bilmem, ama Tedesco’nun orta alandaki ilk tercihi her daim Guendouzi olmalı.
Oyunsuzluğun ödülü
Bu girizgahın ardından maça dönelim. Nottingham faciası sonrası Fenerbahçe’nin yol haritası belli. Evet rövanş henüz oynanmadı ama gerçekçi olmak ve rotayı lig ile kupaya kırmak gerekli. Bu düşünceyle baskılı başladı oyuna Fenerbahçe. Ancak planları alt üst edecek iki şanssızlık yaşadılar. 17’de Çağlar, 30’da Oosterwolde sakatlandı. Skriniar’ın yokluğunda tandemini tümden yitirdi Tedesco. Yiğit Efe’yi aldı stopere ve Guendouzi’yi çekti yanına. Fransız kariyerinde ilk kez stoper oynuyordu. Oranın da hakkını verdi aslında. Sahadaki tüm oyuncuları ve oyunu yönetti. Bir hata yaptı, pahalıya patladı. 90 dakika Kasımpaşalı oyuncuların yerden kalkmadığı, Yasin Kol’un tribünlere saatini gösterdiği enstantanelerle geçti. Fenerbahçe oynamak, Kasımpaşa oynatmamak üzerine kurguluydu. Hakem de tercihini oyundan değil, oynatmamaktan yana kullandı.
‘’Oğulcan ve Jayden‘’
Oğulcan Ülgün’ü alkışlayarak başlayalım. Kariyeri açısından bir vitrin maçında, gole bir vuruş uzaktayken, neden olduğu bir sakatlık nedeniyle gitmedi kaleye. O durdu, futbola gönül verenlerin kalbi ısındı. Tebrikler, yolu açık olsun. Jayden Oosterwolde’yi eleştirerek devam edelim. Skor 3-0, 40. dakikada maçın ilk sarı kartını o görüyor. Üstelik pozisyon da yok! Lehine bir faul çalınmadığı gerekçesiyle hakeme el kol hareketi yaparak gördü kartı. Partneri Skriniar da Kocaeli’de bir başka futbol dışı hareket nedeniyle ceza almıştı ve yoktu sahada! Tedesco’nun stoperlerine futbol değil, ancak futbol dışı konularda ciddi uyarılar yapması şart.
17 dakikada bitti maç
Gelelim maça... 15’e kadar yazacak kayda değer hiçbir şey yoktu. Talisca’nın yaratıp attığı penaltıyla başlayan gol sağanağı, Kerem’in dublesiyle devam etti. 17 dakikada fişi çektiler. Genelde ilk yarılarda yokları oynayan Fenerbahçe bu kez kötü oynama hakkını ikinci devrede kullandı! Gençlerbirliği baskısıyla başlayan bu 45’lik uzun süre konuk takımın hücumları, ev sahibinin savunma çabalarıyla devam etti. Ederson’un hatasıyla bir gol de buldu Gençler. 39. dakikada sadece bir isabetsiz şutu olan, gol beklentisi 0,01’de kalan Gençlerbirliği; 76’da 11 şutu, 0,66’lık gol beklentisini yakalamıştı. Bunu Gençler’in futbola dönmesiyle de açıklayabilirsiniz, Fenerbahçe’nin maç içinde aktif dinlenmeyi becerememesiyle de! Öyle ya da böyle; hafta 21, Fenerbahçe namağlup devam ediyor yoluna...















