Arama

Popüler aramalar

‘’Müsaadenizle Hesap Vakti‘’

Lafı eveleyip gevelemenin hiç anlamı yok. Türk Milli Takımlar tarihinin açık ara en rezil sonucudur. Ne “Çek bir Letonya” ile, ne devasa beklentilerle gidilen, polemiklerle dolu Euro 2016, hiçbiri, Paraguay ve Avustralyaya gol atamadan, iki maçta da yenilerek elenmenin önüne geçemez. Tam 48 takımın yer aldığı 12 tane 3.sıra takımının 8’inin son 32’ye kalacağı bir Dünya Kupası’nda, son maçlar öncesi elenmenin izahını da nasiple kısmetle yapmaya kalkmak da bu rezilliğin ağırlığını azaltmadığı gibi arttırır da. Bu zamana kadar verdiğiniz emeklerin karşılığı olarak aldığınız maaşı yeterli görmeyip tazminat bekliyor olabilirsiniz ama Milli Takım performans yeridir, kusura bakmayın Montella hocam Euro 2024’te haksızlığa uğradığınızı düşünsem de, şu anda bir o kadar az tepki gördüğünüzü düşünüyorum. Olmayınca, olmuyor demek, elimizden geleni yaptık demek Türk halkının aklıyla alay etmektir. Sonuçlar ayrı, açıklamalar ayrı gönderilme sebebi, umarım Amerika dönüşüne kalmadan hatta maçına kalmadan bu konuyu geride bırakırız. Oyuncu tercihleri, taktiksel tercihler de en az sonuçlar kadar tartışılabilir ama özellikle maç sonu açıklamalarıyla çizgi aşılmıştır.

Hesabı ilk kimin ödeyeceği belli de, sonra kim, kimlerin ödeyeceğine zaman karar verir. Kimler öder nasıl olur bilmiyorum ama çok kişinin sırada olduğuna eminim. Bugün bu kadar tepkinin, kızgınlığın sebebi de beklentilerle alakalı. Sonuçta bir şok etkisi yaratmıştır şu iki maç, bunun en üzücü kısmı ise böyle sonuçların tekrar önümüze gelecek olması. Çünkü Türkiye’de çok uzun süredir bilgi, liyakat, tecrübe gibi değerler yerine, kimin ne kadar bir “şey” olduğu, kimin kimden ne kadar “daha” çok bir şey olduğu gibi konular daha önemli daha değerli.

Maçı kaliteli, düzgün bir şekilde yayınlayabildik mi, düzgün anlatabildik mi, turnuva öncesi marşta, şarkıda, reklamda anlaşabildik mi ki “biz” bir şeyler başaralım diye bekledik. Turnuva öncesinde, sırasında kimin daha Türk olduğuyla, kimin ülkesini daha çok sevdiğiyle, kimin sırtlan kimin çakal olduğuyla uğraşırsan, içimizdeki değerlerle kritik maç öncesinde çok alakasız ve yanlış bir şekilde sataşırsan, ne olacaktı? Ya da günümüzde her sporcunun, politikacının, sanatçının yani göz önünde olan her insanın yaşadığı sosyal medya söylemlerini ciddiye alırsan, sonra da topa konsantre olmak yerine, o eleştirdiğin dijital mecralarda içerik üretip, top peşinde değil reklam ve etkileşim peşimde koşarsan ne olacaktı? Bunların hepsi kocaman bir bütün, ülkeden eleştiri kültürünün ve hesap verme refleksinin yok olmasının sadece göz önünde olan bir sonucunu izledik bu sabah.

Diyecek daha da fazla bir şey yok. Değişecek de bir şey yok.

20 Haziran 2026, Cumartesi 09:46
YAZININ DEVAMI

‘’Milli Takım Aranıyor(!)‘’

24 yıl sonra Dünya Kupası heyecanı için bir ülke ekran başına geçtikten sonra, sahada her şeyini veren oyuncular görmezse, maça korkunç derecede kötü hazırlanmış bir teknik kadro hissederlerse, maçın geliştiği ve değiştiği anlara hiç reaksiyon veremeyen bir takım görürse, bunun eleştirisi ağır da olur, dozu da farklı olur. Kimse kusura bakmasın, Avustralya maçında olanlar sıradan, formsuzluk veya futbolun doğası gereği açıklanacak bir mağlubiyet değildi. Yetenek seti olarak çok çok altımızda bir takımın bize nasıl oynayacağı belliyken, buna hiç reaksiyon veremememiz, çaresiz gibi 90 dakikayı tamamlamamız kabul edilebilir bir durum değil. Teknik analiz yapmak istemiyorum, böyle bir yetkinliğim de yok ama değişiklikler, hele de 81.dakikadaki değişiklikler adeta sinir uçlarımızla oynamak için yapılmış gibiydi.

Burada yaklaşık 4 senedir, futbolun iletişimiyle ilgili az çok bir şeylere dikkat çekmeye çalışıyorum. Formül çok basit, hayatta olduğu gibi, futbolda da bu formül mevcut, herhalde 10 kere yazmışımdır; Algı-Beklenti=Tatmin.

Siz turnuva öncesi, turnuva ve futboldan daha çok sosyal medyada gözükürseniz, maçtan önce çok iddialı açıklamalar yaparsanız, algı olarak kamuoyuna bu kadar yüksekten özgüven pompalarsanız, sonra da bu beklentiyi algıyla destekleyemezseniz, tatminsiz milyonlar ve tepkiyle karşılaşırsınız. Bunun kadar doğal bir şey yok, buna şaşırmamaya şaşırıyorum. Youtube’ya içerik üreticiliği yapmaya başlayıp, maç boyu tel tel dökülürseniz, o içerik başınıza bela olur, laf olur. Maç kadar, maçtan sonra Montella ve Hakan Çalhanoğlu’nun yaptığı açıklamalar açıkçası beni daha üzdü ve şaşırttı. En doğru açıklamayı yapan belki de sahada bu kadar kaldığı için en çok eleştirilen Kerem Aktürkoğlu yaptı. Hiç başka yerlere sapmadan, insanların eleştirisini eleştirmeden, maçı olmayan bir şekilde anlatmadan, büyük bir hayal kırıklığı olduğunu kabul edip, Paraguay maçında ayağa kalkmak gerektiğini söylemek çok yeterliydi. Siz çıkıp, kötü şeyler çok abartılıyor, maçı domine ettik, kazanmayı hak ettik gibi algı yönetmeye kalkarsanız, tepkiyi daha da büyütürsünüz.

Konuşulanlar konuşulacak, söylenenler söylenecektir, buna kimse engel olamaz. Bugünkü eleştiriler, EURO 2024’teki anlamsız eleştiriler gibi değil, sonuna kadar hak edilmiş ve belki de dozu az bile kalmış eleştiriler. Futbolcuların ve Montella’nın yapacağı şey çok net, Paraguay maçında bu ülkeden özür mahiyetinde bir oyun ve skor.

Dünya Kupası baskısı çok olabilir, herkes daha gergin olabilir, oyuncular hazır olmayabilir, o zaman bunun aksi yönde hareketler, söylemler, içeriklerden kaçınacaksınız. Hayat ortaya koyduğunuz vaatler ve sonucunda ortaya çıkan durumlarla oluşturduğunuz güvenle alakalıdır. Eğip bükmeden, olanı kabul edip, sorumluluk almak oradaki herkesin bu ülkeye borcu. Elenebiliriz, kötü oynayabiliriz ama mücadele etmemek, geri adım atmak, savaşmamak kabul edilemez.

15 Haziran 2026, Pazartesi 12:02
YAZININ DEVAMI

‘’Ve Perde…‘’

Galatasaray-Antalyaspor karşısında perde kapanmasın diye özellikle ilk yarı uğraşsa da Türkiye’de düşecek son takım hariç, neredeyse her şey belirlendi ve perde kapandı. Beklenilenin aksine draması yüksek bir final oldu. 7 puanlık farktan, şampiyonluğun son hafta belirlenmesine doğru gidiyorduk fakat ikinci yarı şampiyon gibi oynayan Galatasaray, psikolojik olarak uzun zaman önce tamamlanan ligi, matematiksel olarak da bitirmiş oldu. Eminim taraftardan çok oyuncular daha mutludur, çünkü gerçek anlamda depolarında ne kaldıysa, cumartesi günü harcadılar ve tatile çıkmayı hak ettiler. Çok fazla ders, soru ve cevap barından son haftalarla ve Okan Buruk’un başardıklarına uzun uzun değindim. Oralara çok girmeden, Okan Buruk’u iletişim anlamında sürekli eleştiren biri olarak, şampiyonluk sonrası açıklamaları ve mesajları konusunda da tebrik etmek gerektiğini söylemem lazım. Hemen bir sonraki yıl için hedefi koyması, çok mütevazi açıklamaları ile şahane bir liderlik gösteriyor. Sadece bir cümle ile serzenişini dile getirdi, o da bence çok yerindeydi. Şampiyonluk sonrası konusunda bir başka iletişim ve organizasyon sınavı verecek olan yönetimi de medyada çıkan haberlere bakarsak, kutlamalar sonrası tebrik edeceğiz gibi gözüküyor. Yenikapı yerine statta, tamamen oyunculara odaklanarak, sahada sadece emeği olanların yer alacağı bir kutlamadan bahsediliyor. Geçen seneki Yenikapı rezaletini toparlamak en az şampiyonluk kadar önemli demeyeceğim ama değerli. Galatarasay’ı Dünya Kupası senesinde güzel bir yaz bekliyor, doymuşluk arttı, yaşlar ilerledi, takıma revizyonlar şart. Geçen hafta dediğim gibi, birilerinde doymuşluk varsa, sofradan kaldırmak lazım.

Onurlu Bitiriş

Kulüpte neredeyse teknik ve idari anlamda kimse kalmamışken, Fenerbahçe oyuncu grubu, onurlu bir şekilde sezonu tamamlıyor. Oyuncu anlamında Ederson, Edson gibi krizler yaşayan bir oyuncu grubunun ne olursa olsun işini yapması ve 9 Mayıs akşamı 21:35’e kadar şampiyonluk yarışında kalmak, gelecek sene için oyuncu grubu adına değerlidir. Artık Fenerbahçe’nin bir önceki yılın hesabını keserek yeni sezona girmek yerine, bir önceki yılın kazanımlarına sarılarak bir sonraki sezona hazırlanmalı. Önünde bunu yapmak için bir seçim mevcut. Seçimin sonucu ne olursa olsun, mantalite mağduriyet üzerinden değil, hakimiyet üzerinden kurgulanmalıdır. Bir naçizane fikrim de şampiyonluk hasreti çok anlaşılabilir ama Şampiyonlar Ligi’ne kalmak, Eylül ayında müthiş bir özgüven ve senenin devamına yayılacak bir motivasyon ortaya çıkaracaktır, önemsizleştirilmemelidir, mesajlarda, iletişim de dolayısıyla camianın gündeminde olmalıdır.

 

Şiddetlenen Fırtına

Ülkenin kuzeydoğusundan Türk futboluna doğru şiddetlenerek gelen bir fırtına var ve eğer taşlar yerinden oynatılmazsa, en geç 3 sene içerisinde Trabzonspor şampiyonluğu göreceğimizi düşünüyorum. Fatih Tekke ve scouting departmanına güvenen Trabzonspor yönetimi, bu iki unsurdan vazgeçmediği takdirde, Trabzonspor’un formu yükselerek devam edecektir. Bu sene başarısız bir tablosu olmadığı gibi kupayı da alarak finali yapma ihtimali olan tek büyük takım. Belki ikincilik olabilirdi ama sene sonunu getirmenin ne kadar zor olduğunu her takımdan gördük. Şehir ve camia kenetlenip, takıma ve teknik heyete özgüven verirse her şey mümkün…

Seri Karar Vakti

Belki de 4 büyükler arasında en belirsiz ve karmaşık durumda olan camia Beşiktaş. Burada hemen bahsedilmesi gereken konu tabi ki de Sergen Yalçın. Burada işin teknik tarafından ziyade, iletişim açısından bir problem var. Yönetimin Sergen Yalçın’la yola devam edecekse de etmeyecekse de bunun bir an önce yaklaşım olarak belirtilmesi gerek. Beşiktaş’ta 2 haftadır sportif bir hedef yok. Şu an tek ihtiyaç olabildiğince çok fazla unsuru gelecek sene için belirlemek. Bu olağanüstü seçim midir yoksa teknik ekip değişimi veya istikrarı mıdır, Beşiktaş’ı yönetenlerin bir an önce bu iki önemli konuyu netleştirmesi ve cami aile paylaşması gerekir.

Kafa İzni

Yakın zamanda çocuğum dünyaya geldi, sezon da tamamlandı, Dünya Kupası’na kadar yazılara ve futbol gündemine biraz ara…Şahane bir yaz ve milli takımımız için unutulmayacak Dünya Kupası olsun. Haziran’da görüşmek üzere.

11 Mayıs 2026, Pazartesi 11:45
YAZININ DEVAMI

‘’Sofradan Kalkmasını Bilmek‘’

Edebin, adabın en önemli göstergelerindendir, nereden ve ne zaman kalkacağını bilmek. Sofradan, sohbetten, ziyaretten, mekandan, kumar masasından…Örnekler çoğaltılabilir. Eğer bir sofradaysan ve doyduysan, sohbet de artık açmıyorsa, dinlediğin hikayeleri tekrar dinlemeye, anlattığın hikayeleri tekrar anlatmaya başladıysan kalkmanın vakti gelmiş demektir.

Galatasaray takımının dün yaşadığı ağır mağlubiyeti, futbolcuların tavırlarını, hatalarını bir yol kazası ya da ders alınacak bir maç olarak okumak en basit tabirle romantiklik veya hayalcilik olur. Galatasaray kadro seviyesinde bir takım, şampiyonluk maçına çıkıp, deplasmanda 1-0 öne geçtikten sonra neredeyse hiçbir şey oynamayarak 4-1 kaybediyorsa, artık bazı oyuncular, yöneticiler ve teknik kadro üyeleri için sofradan kalkma vakti gelmiştir. İsimlerin bir önemi yok, zaten bu sene Galatasaray’ın hayal kırıklığı yaşadığı maçlara bakarsanız kimin ne oynadığını, kimin ne kadar mücadele ettiğini görürsünüz. Uzun dönem başarı sağlayan her takım için yenilenme şarttır, doğaldır.

Bu sebepli yaşanacak vedaları doğru yönetip, düzgün bir biçimde omurga yenilenmesi Galatasaray için yeni sezonda şart gözüküyor. Sofradan kalkmayı bilmezseniz, sofradan kovulursunuz. Galatasaray 9 Mayıs’ta Antalyaspor’u yenip şampiyon olacaktır ancak bu sene taraftarda açılan bazı yaralar kolay kolay kapanmayacaktır. Kolay değil, Şampiyonlar Ligi’nde çok yüksek seviyede 12 tane maç, her sene rakiplerin biraz daha fazla iştahla oynaması, normalde boş tribünlere oynayan Anadolu takımlarının Galatasaray maçını hedef haline getirmesi, motive olması, bunlar çok doğaldır. Zaten o yüzden 4 sene üst üste şampiyonluk 1 kere olabilmiş. Zaten bu yüzden Şampiyonlar Ligi’nde oynayan ve elit seviyede olmayan takımlar liglerinde zorlanıyor ve şampiyonluğu kaybediyorlar, bakınız Bodo, Sporting, Karabağ…Oyuncusundan, yöneticisine, teknik heyetinden, idari kadrosuna, mental olarak zorlanan, artık tankında yeri kalmamış kim varsa usulen vedalaşılabilmeli…

Paralel Evren…

Fenerbahçe’li taraftarlar, oyuncular, yöneticiler kim varsa, dünden sonra bir kez daha çok büyük pişmanlık yaşamıştır. Rize maçında, Paşa maçında, Antalya maçında, Galatasaray maçında yaşanan kırılma anlarından herhangi birinin aksi yönde yaşandığı paralel evrenlerin hepsinde Fenerbahçe şampiyonluğu yaşanıyordur belki de…Şu bir gerçek ki, 4 senelik periyotta, bu sene, Galatasaray’ın aldığı değil de Fenerbahçe’nin ikram ettiği bir şampiyonluk olarak Fenerbahçe’li taraftarların aklında yerini alacaktır…Bu kadar istikrarsız ve konsantrasyon sorunu yaşayan Galatasaray karşısında Fenerbahçe, bu fırsatı değerlendirebilirmiş…

03 Mayıs 2026, Pazar 13:18
YAZININ DEVAMI

‘’En Zor Tekerrür‘’

Geçtiğimiz sene Galatasaray şampiyon olurken, üst üste 3 şampiyonluğun bile ne kadar özel bir şey olduğundan bahsetmiştim. Geri dönüp tarihe baktığınızda Türkiye’de üç sezon üst üste zirvede yer almak çok nadir görülen bir durumdu. Bugün Okan Buruk, Türkiye’de 1 kere gerçekleşmiş en nadide seriyi tekrarlamak üzere. Hem de oyuncuyken yaşadığı seriyi, teknik direktör olarak yapmak üzere. Belki tekrar bir futbolcunun 4 sene üst üste şampiyonluğunu ya da bir teknik adamın 4 sene üst üste şampiyonluğunu görürüz ama hem futbolcu hem de hoca olarak bunu tekrar edebileni görür müyüz emin değilim. Bu açıdan belki bu hafta sonu ya da haftaya hafta sonu Okan Buruk’un başaracağının tekerrür etmesi en zor şeylerden biri olacağı kesin.

Böyle bir şeyi başarırken, eleştirilmemek, kamuoyu önünde medya malzemesi olmamak mümkün değil. Fakat Okan Buruk için eleştiri dozu maalesef, sınırı aşmış durumda. Okan Buruk’u ben de burada yazı yazmaya başladığımdan beri 3 senedir eleştiriyorum. Ama sebebi, uzmanlık alanım olan iletişimle alakalıydı ve Okan Buruk’un gerçekten iletişimle ilgili ciddi gelişim alanları olduğuna ve iletişimi iyi yönetmediğini düşünüyorum. Uzmanlığı ya da üretim alanı saha içi, teknik tarafta olan insanlar da eleştirmelidir, eleştirebilir. Ancak 4 sene üst üste şampiyon olmak üzere olan bir teknik adama “set oyunu oynatamıyor” “Osimhen yoksa Okan Buruk hiçbir şey” “kadro iyi diye şampiyon oluyor” gibi konuşmuş ve eleştirmiş olmak için söylenen sözlerin, bunların yanında da saygı sınırını fazlasıyla aşan ifadelerin artık son bulması gerekiyor. Okan Buruk’un yaptığının yarısını yapsa heykeli dikilecek yabancı teknik adamlar görürdük. Bir şey sürekli atlanıyor, Okan Buruk Galatasaray’ın başına Galatasaray altyapısında oynadığı ve tarihin en sükseli döneminde oyuncu olduğu için gelmedi. Şu an kime sorulsa hangi ligde olduğunu söyleyemeyecek Akhisarspor’la Türkiye Kupası’nı kazandığı, Türkiye’de 6. farklı şampiyonu Başakşehir ile çıkardığı, farklı Anadolu takımlarını çalıştırırken büyüklere kafa tutabildiği için geldi.

Osimhen, Sane, Barış, Uğurcan, Lemina, Abdülkerim Bardakçı…Bu sezonun kahramanlarını sayabiliriz. Yönetimi övebiliriz, Galatasaray’ın kadrosu ligin üzerinde diyebiliriz. Fenerbahçe bu sene tüm ikramları geri çevirdi diyebiliriz. Bu seneki Galatasaray, 4 senelik sürecin en kötü Galatasaray’ı da diyebiliriz. Bunların hepsi doğru da olabilir ama tüm sürece baktığımızda, teknik, taktik, adam yönetimi, baskıyı yönetme gibi konuların hepsinde, tökezlese de eninde sonunda galip gelen Okan Buruk aslan payının sahibidir. Türkiye’nin de açık ara, farkla en iyi teknik direktörüdür.

Çıkarıl(a)mayan Dersler

Derbi maçında sonra bir Fenerbahçe yöneticisinin, sayın Ertan Torunoğulları’nın hala hakeme gönderme yapması, yakın zamanda gördüğüm en talihsiz açıklamalardan biridir diyeceğim ama Beşiktaş başkanı sayın Serdal Adalı’nın hakemlerin Beşiktaş’ın 20 puanını çaldığını iddia ettiğini gördüğümde hangisini zirveye koyacağımı bilemedim. İki kulüp de bir an önce bu zihniyetten kurtulup, hatayı kendilerinde aramaya başlamazsa, Galatasaray’ı yakalamayı bırakın, dün ikincilik şansını elinin tersiyle itse de kadro yapılanması konusunda çok iyi işler yapan, şimdiden seneye için kadrosunu oluşturmaya başlayan Trabzonspor’un gerisinde kalması işten bile olmaz.

28 Nisan 2026, Salı 10:25
YAZININ DEVAMI

‘’Giden Puanlar mı? Yoksa Kimlik mi?‘’

Futbolu, zevkli kılan en önemli özelliği, her takımın her takımdan puan alabilme ihtimali, değişken durumlara göre, maç içi dinamiklere göre, sonucun sadece daha iyi kadrosu olana göre belirlenmemesidir. Maçlar kazanılır, kaybedilir, puanlar paylaşılır. Fakat bir takımın, bir teknik direktörün vücut dili, bunlardan bağımsızdır. Sahada mücadele etmezseniz, konsantre olmazsanız, maça iyi hazırlanmazsanız, potansiyelinizin çok altında vasat bile olmayan oyunlar sergileyebilirsiniz. Hem de bunu ligin bitimine 6 hafta kala, en kritik dönemeçte yaşayabilirsiniz. Kimse siz daha güçlü takımsınız diye mental zafiyetlerinizden dolayı acımaz.

Dün akşam yaşanan ve aslında Trabzonspor, Göztepe maçlarında da gözlemlenen şey tam olarak budur. Galatasaray takımı, milli takım dönüşünden beri oyuncusuyla, hocasıyla herhangi bir istek, arzu, konsantrasyon emaresi göstermiyor. Dünkü maç ise senaryosu gereği en trajik maçlardan biri oldu çünkü Galatasaray şampiyonluk yolunda kendi evinde mutlak kazanması gereken maçta, bağıra bağıra gelen golle 72’de 1-1’e yakalandı ve hiçbir reaksiyon veremedi…  Yunus Akgün’ün şutu hariç yarım tehlike bile yaratamadı. Çok uzun zamandır spor ve futbol takip ediyorum. Basketbolda da olsa yarı-profesyonel olarak rekabetçi seviyede çok maça çıktım. İşim gereği spor iletişimi ve pazarlamasının kalbindeyim diyebilirim. Galatasaray’da içeride, bizim görmediğimiz iyi gitmeyen bir şeyler olduğu bence kesin. Rehavet, kavga, maaş vs. Ne olduğunu bilmiyorum ama bu konu acilen çözülmezse Galatasaray şampiyonluğu elleriyle teslim edecek. Osimhen’in dönüşü mutlaka bir şeyleri değiştirecektir ama her şey için geç olabilir.

O yüzden, puanlar kaybedilir ama nasıl kaybedildiği de bir o kadar önemlidir. Dün Galatasaray denerdi olmazdı, top çizgiyi geçmezdi ayrı, bu şekilde şampiyonluk düzlüğünde kimliğine ters bir puan kaybı ayrı şeylere işaret eder.

Rakibinin Hatalarına Düşmek

Okan Buruk’dan futbolu tabii ki de daha iyi bilmiyorum ama iletişimi daha iyi biliyorum. Göztepe maçı sonrası ve dünkü maç sonrası açıklamalar da Okan hocanın mentalinin pek iyi durumda olmadığını gösteriyor. Okan Buruk, geçmiş yıllarda Fenerbahçe’nin yaptığı hataların çok benzerini deniyor. “Tüm dünya bize karşı” yaklaşımının çalıştığı bir kere görülmemiştir. Galatasaray takımının şampiyonluk düzlüğünde motive olmak için Kocaelispor’a bilenmeye ihtiyacı varsa, çok daha büyük sorunlar var demektir! Göztepe maçında sonra, Kocaelispor maçını hedef gösterip, ligin ilk yarısındaki maça vurgu yapıp, rakibini de hiç yeri değilken motive ediyorsan, dünkü gibi rezalet bir oyunla karizmayı çizdirmeyeceksin. Dünden bazı çok endişe verici açıklamalara bakalım.

  • Şampiyonluk moduna girebileceğimiz 5 tane maç var bizim için.
  • Orijinal santrforlu oyun başka oluyor.
  • Kanatlarda eksikler var.

Okan hoca, winner bir hoca ama maalesef çok kötü bir kaybeden. Kaybettiğinde işler kötü gittiğinde hali, tavrı, açıklamaları çok talihsiz bir hale gelebiliyor. Hocanın bence özellikle kayıplardan sonra minimum açıklama yapmasını kendisine tavsiye edebilirim. Senelerdir tek eksiği bence iletişim. Şu anki güvensiz, kaos ortamında bu iletişim beceriksizliğin bayı bence çok büyük. Son 3 sene şampiyon olmuş, 4.sezonunda 2 puan önde, 5 hafta kalmış, en yakın rakibi sahasına gelen bir teknik direktör olarak camiaya bu güveni verememesi, hala tartışılıyor olması bununla alakalı…

Her şeye rağmen, 2 puan önde, evinde Fenerbahçe’yle oynayacak, Osimhen’inine kavuşacak bir Galatasaray var. Fakat Galatasaray bu 4 sezondur hiç olmadığı kadar kırılgan, Fenerbahçe de bir o kadar sakin. Tek bildiğim var, 26 Nisan günü kazanan şampiyon olur…

13 Nisan 2026, Pazartesi 16:44
YAZININ DEVAMI

‘’Her Şeye Gebe Son Düzlük‘’

Bu hafta ya lig bitecekti ya da ligin son bölümü daha heyecanlı hale gelecekti. Cumartesi ve pazar akşamı alınan sonuçlarla, ligde artık her şey mümkün hale geldi. Şayet Çarşamba günü erteleme maçında Galatasaray kazanamazsa, o zaman ciddi anlamda üç ihtimalli bir şampiyonluk yarışından söz edebiliriz. Galatasaray, Göztepe deplasmanından 3 puan alıp, puan farkını 4’e çıkartırsa, şampiyonluktan ziyade, ikincilik yarışı izleyeceğimizi düşünüyorum. O yüzden ligin devamıyla ilgili fal açmadan, Çarşamba’yı beklemek lazım. Ama şu kesin, ihtimaller çoğaldı, birçok şey mümkün hale geldi. Kimin şampiyon, kimin ikinci, kimin üçüncü olacağı Çarşamba gününden sonra tamamen anlara bağlı hale gelebilir. İzleyip göreceğiz.

Trabzon’da Bir Maç, Bir Takım, Bir Gezinti

Teknik heyetinden, oyuncusuna, Galatasaray’da hiç kimse, ligin en güçlü takımlarından birine deplasmana gittiklerinin, ligin en verimli ve en etkili forvetiyle maç yaptıklarının, ligin belki de fiyat/performans/fayda üçgeninde en çok performans veren hocalarından biriyle oynadıklarının farkında olmadığını düşünüyorum. Trabzonspor ise müthiş hazırlanmış, çok motive ve ne yaptığını bilen bir halde maçın öneminin çok farkında bir şekilde mücadele etti ve hak ettiği bir galibiyet aldı. Trabzonspor’u hem şampiyonluk hem de ikincilik pozisyonu için kimse küçümsemesin. Hem Galatasaray sadece Fenerbahçe’yi hem de Fenerbahçe sadece Galatasaray’ı rakip görürse, bir pazartesi puan durumuna bakıp enteresan bir tablo görebilirler. Fatih Tekke’yi, oyuncularını tebrik etmek lazım. Çok büyük iş yapıyorlar bu sene. Avrupa oynamamaları tabi ki etken ama kadro değerleri ve maaşları arasında da uçurum var. Fatih Tekke ve oyuncularını tebrik ederken, iki tane noktaya parmak basmam gerekiyor. Bunları söylemek zorundayım. İkinci yarının sonuna, çok uzun bir VAR değerlendirmesi, 9 değişiklik varken, 4 dakika uzatma vermek, normal yollarla açıklanacak bir şey değil. Galatasaray’ın yenilmesinin hakemle veya uzatmakla alakası yok ama 4 dakika uzatmak da maçı böyle bitireyim demektir. Diğer konu ise anonsçu meselesi. İlk başta top oyundan çıktığında, tribünleri coşturmak için yapıyordu, sonra herhalde baktı uyarı gelmiyor, top Galatasaray’dayken, Galatasaray hücum yapıyorken, baya basketbol maçı gibi, sürekli bir bağırış çağırış halindeydi. Çok net ve keskin bir ceza gelmesi lazım. Artık anonsçuya mı, kulübe mi onu bilemem ama bir daha bir ilkel durum tekrarlanmamalı.

Yine Yasin Kol, Yine Damga

Kimse kusura bakmasın, bu liyakatsiz, yetersiz hakeme maç yönettirilmeye devam edildiği sürece, daha böyle kararlar, böyle maçın önüne geçen düdükler çok görürüz. FIFA kokartı olmayan, İngilizce bilmeyen, oyuncu ile diyalog kuramayan, sahadaki enerjisi ve hali, tavrı ile hiçbir şekilde maçı yönetemeyen bu arkadaşa, ses çıkarılmadığı sürece yukarıda saydıklarım olmaya devam edecek. Sayın Beşiktaş başkanı Serdal Adalı, maç önünde Yasin Kol’un tecrübesine inandığını söylüyorsa, dün maç sonu çıkıp yaptığı açıklamanın da hiçbir etkisi olmaz. Yasin Kol’un bir tane iyi yönettiği büyük maç yok iken, tek iyi yönettiği büyük maçın sonunda, 40 metreden, çoğunluğun penaltı değil dediği bir pozisyonu çalıp, yine damga vurmayı başardı. İleride, ülkeyi esir almış bu liyakatsizler dönemini en iyi özetleyecek bu hakem arkadaşı, derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olan Türk futbolunun göstermelik yöneticileri, başkanları ile daha çok görmeye devam ederiz. 

Maça değinecek olursa, ilk yarı bittiğinde maçın hakkı beraberlik, ikinci Murillo - Gökhan Sazdağı değişikliği ile düşen Beşiktaş ve galibiyete daha yakın olan taraf Fenerbahçe’ydi. Kerem ve Cheriff ile maçı çok daha önce bitirebilirdi. Ama bu, bana kalırsa 40 metreden “uydurulan” penaltıyı aklamaz.

Penaltıyı Bırak Atamaya Bak

Penaltı ile ilgili diğer görüşlere saygım var ama bu pozisyona penaltı çalınıyorsa, futbolda birçok pozisyon da benzer değerlendirilmek zorunda kalınır. Konuyu çok da fazla konuşmaya gerek yok, Yasin Kol’un verdiği kararı değil de Yasin Kol’un FIFA kokartsız, İngilizce bilmeden, Türkiye’nin en değerli maçlarından birine atanabilmesini konuşmadığımız sürece bir gram ileri gidemeyiz. 

06 Nisan 2026, Pazartesi 12:05
YAZININ DEVAMI

‘’Bakarsın Umduğundan İyi Geçer Yaz‘’

Başlık düşünürken, Sezen Aksu’nun “Sen Şarkı” parçasında geçen bu sözlerden daha uygununu bulamadım. Gerçekten de umduğumuzdan daha iyi geçecek yaz çünkü uzun zaman sonra şahane bir Dünya Kupası yazı bizi bekliyor. 48 takım, bolca grup, bolca maç. Futbolseverler olarak bu keyfi yaşarken, Türkiye’yi orada görmek, desteklemek, maçlarına heyecanlanmak paha biçilemez bir keyif. 2002 Dünya Kupası’nda 11 yaşındaydım, ona rağmen bu duyguları hala böyle hatırlıyorum, hayatın durması, tüm ülkenin “bir” olması, inanılmaz hissiyatlardı.

Tabi ki şu an ben de daha farklı, daha bilinçli yaşayacağım, birçok insan ilk kez izleyecek, bazıları benim gibi tazeleyecek, herkes için birçok duyguyu barındıracak bir turnuvaya rezervasyonumuzu yaptırmış bulunuyoruz. Oyuncular için, Montella için çok değerli çok önemli bir eşik aşıldı. Sadece 24 yıl sonra Dünya Kupası bileti almadık, uzun süre sonra iki büyük turnuvaya üst üste katılacağız. EURO 2024 ve Dünya Kupası 2026 katılımı ile beraber artık dünya futbol sahnesinde bir istikrarın ilk adımını attık diye düşünüyorum. Darısı EURO 2028’e ve Dünya Kupası 2030’a sonra zaten EURO 2032’de ev sahibiyiz. Buralarda bulunmak, olmak çok değerli. Sadece oralarda bulunurken gittiğimiz turnuvalarda da sanki her zaman final oynuyormuşuz gibi bir baskıyı, ülkece yapmaktan vazgeçersek, bizim çocuklara biraz daha yardımcı oluruz. EURO 2024’te yaratılan baskı normal değildi. Bu Dünya Kupası’nda da 24 sene sonra gittiğimizi unutmadan desteğimizi verelim.

Hoca Takımı Türkiye

Hep gıpta edilirdi, Türkiye olarak bir futbol ekolümüz yok, ne oynadığımız belli değil diye. Hatta bir dönem EURO 2008’de son dakikada bulduğumuz goller sebepli pes etmemek gibi bir şey yakıştırmıştık kendimize. Belki ekol kuramadık hala ama şimdi çok değerli bir hoca takımı oldu Türkiye. İyi oynamadığında da ne yaptığını bilen, her takımla oynayabilecek bir takımımız var.  Teşekkürler Montella hocam, birlikte nice zaferlere…

Bazı Şeyleri Artık Geride Mi Bıraksak?

Sene oldu 2026…

Artık kimin en karakterli, kimin en delikanlı, kimin en adam, kimin en düzgün olduğunu…Kimin “en” ne olduğunu da belirlemeyi, bunu deklare etmeyi, hele hele tarihin en önemli maçlardan birinin öncesinde “en”’ler üzerinden ortamı germeyi, yine en önemli maçlardan birinin sonrasında geçmişteki olayları gündeme getirmeyi, günümüzde yaşanan sevinci kıyasa sokmayı…

01 Nisan 2026, Çarşamba 16:02
YAZININ DEVAMI