Arama

Popüler aramalar

‘’Giden Puanlar mı? Yoksa Kimlik mi?‘’

Futbolu, zevkli kılan en önemli özelliği, her takımın her takımdan puan alabilme ihtimali, değişken durumlara göre, maç içi dinamiklere göre, sonucun sadece daha iyi kadrosu olana göre belirlenmemesidir. Maçlar kazanılır, kaybedilir, puanlar paylaşılır. Fakat bir takımın, bir teknik direktörün vücut dili, bunlardan bağımsızdır. Sahada mücadele etmezseniz, konsantre olmazsanız, maça iyi hazırlanmazsanız, potansiyelinizin çok altında vasat bile olmayan oyunlar sergileyebilirsiniz. Hem de bunu ligin bitimine 6 hafta kala, en kritik dönemeçte yaşayabilirsiniz. Kimse siz daha güçlü takımsınız diye mental zafiyetlerinizden dolayı acımaz.

Dün akşam yaşanan ve aslında Trabzonspor, Göztepe maçlarında da gözlemlenen şey tam olarak budur. Galatasaray takımı, milli takım dönüşünden beri oyuncusuyla, hocasıyla herhangi bir istek, arzu, konsantrasyon emaresi göstermiyor. Dünkü maç ise senaryosu gereği en trajik maçlardan biri oldu çünkü Galatasaray şampiyonluk yolunda kendi evinde mutlak kazanması gereken maçta, bağıra bağıra gelen golle 72’de 1-1’e yakalandı ve hiçbir reaksiyon veremedi…  Yunus Akgün’ün şutu hariç yarım tehlike bile yaratamadı. Çok uzun zamandır spor ve futbol takip ediyorum. Basketbolda da olsa yarı-profesyonel olarak rekabetçi seviyede çok maça çıktım. İşim gereği spor iletişimi ve pazarlamasının kalbindeyim diyebilirim. Galatasaray’da içeride, bizim görmediğimiz iyi gitmeyen bir şeyler olduğu bence kesin. Rehavet, kavga, maaş vs. Ne olduğunu bilmiyorum ama bu konu acilen çözülmezse Galatasaray şampiyonluğu elleriyle teslim edecek. Osimhen’in dönüşü mutlaka bir şeyleri değiştirecektir ama her şey için geç olabilir.

O yüzden, puanlar kaybedilir ama nasıl kaybedildiği de bir o kadar önemlidir. Dün Galatasaray denerdi olmazdı, top çizgiyi geçmezdi ayrı, bu şekilde şampiyonluk düzlüğünde kimliğine ters bir puan kaybı ayrı şeylere işaret eder.

Rakibinin Hatalarına Düşmek

Okan Buruk’dan futbolu tabii ki de daha iyi bilmiyorum ama iletişimi daha iyi biliyorum. Göztepe maçı sonrası ve dünkü maç sonrası açıklamalar da Okan hocanın mentalinin pek iyi durumda olmadığını gösteriyor. Okan Buruk, geçmiş yıllarda Fenerbahçe’nin yaptığı hataların çok benzerini deniyor. “Tüm dünya bize karşı” yaklaşımının çalıştığı bir kere görülmemiştir. Galatasaray takımının şampiyonluk düzlüğünde motive olmak için Kocaelispor’a bilenmeye ihtiyacı varsa, çok daha büyük sorunlar var demektir! Göztepe maçında sonra, Kocaelispor maçını hedef gösterip, ligin ilk yarısındaki maça vurgu yapıp, rakibini de hiç yeri değilken motive ediyorsan, dünkü gibi rezalet bir oyunla karizmayı çizdirmeyeceksin. Dünden bazı çok endişe verici açıklamalara bakalım.

  • Şampiyonluk moduna girebileceğimiz 5 tane maç var bizim için.
  • Orijinal santrforlu oyun başka oluyor.
  • Kanatlarda eksikler var.

Okan hoca, winner bir hoca ama maalesef çok kötü bir kaybeden. Kaybettiğinde işler kötü gittiğinde hali, tavrı, açıklamaları çok talihsiz bir hale gelebiliyor. Hocanın bence özellikle kayıplardan sonra minimum açıklama yapmasını kendisine tavsiye edebilirim. Senelerdir tek eksiği bence iletişim. Şu anki güvensiz, kaos ortamında bu iletişim beceriksizliğin bayı bence çok büyük. Son 3 sene şampiyon olmuş, 4.sezonunda 2 puan önde, 5 hafta kalmış, en yakın rakibi sahasına gelen bir teknik direktör olarak camiaya bu güveni verememesi, hala tartışılıyor olması bununla alakalı…

Her şeye rağmen, 2 puan önde, evinde Fenerbahçe’yle oynayacak, Osimhen’inine kavuşacak bir Galatasaray var. Fakat Galatasaray bu 4 sezondur hiç olmadığı kadar kırılgan, Fenerbahçe de bir o kadar sakin. Tek bildiğim var, 26 Nisan günü kazanan şampiyon olur…

13 Nisan 2026, Pazartesi 16:44
YAZININ DEVAMI

‘’Her Şeye Gebe Son Düzlük‘’

Bu hafta ya lig bitecekti ya da ligin son bölümü daha heyecanlı hale gelecekti. Cumartesi ve pazar akşamı alınan sonuçlarla, ligde artık her şey mümkün hale geldi. Şayet Çarşamba günü erteleme maçında Galatasaray kazanamazsa, o zaman ciddi anlamda üç ihtimalli bir şampiyonluk yarışından söz edebiliriz. Galatasaray, Göztepe deplasmanından 3 puan alıp, puan farkını 4’e çıkartırsa, şampiyonluktan ziyade, ikincilik yarışı izleyeceğimizi düşünüyorum. O yüzden ligin devamıyla ilgili fal açmadan, Çarşamba’yı beklemek lazım. Ama şu kesin, ihtimaller çoğaldı, birçok şey mümkün hale geldi. Kimin şampiyon, kimin ikinci, kimin üçüncü olacağı Çarşamba gününden sonra tamamen anlara bağlı hale gelebilir. İzleyip göreceğiz.

Trabzon’da Bir Maç, Bir Takım, Bir Gezinti

Teknik heyetinden, oyuncusuna, Galatasaray’da hiç kimse, ligin en güçlü takımlarından birine deplasmana gittiklerinin, ligin en verimli ve en etkili forvetiyle maç yaptıklarının, ligin belki de fiyat/performans/fayda üçgeninde en çok performans veren hocalarından biriyle oynadıklarının farkında olmadığını düşünüyorum. Trabzonspor ise müthiş hazırlanmış, çok motive ve ne yaptığını bilen bir halde maçın öneminin çok farkında bir şekilde mücadele etti ve hak ettiği bir galibiyet aldı. Trabzonspor’u hem şampiyonluk hem de ikincilik pozisyonu için kimse küçümsemesin. Hem Galatasaray sadece Fenerbahçe’yi hem de Fenerbahçe sadece Galatasaray’ı rakip görürse, bir pazartesi puan durumuna bakıp enteresan bir tablo görebilirler. Fatih Tekke’yi, oyuncularını tebrik etmek lazım. Çok büyük iş yapıyorlar bu sene. Avrupa oynamamaları tabi ki etken ama kadro değerleri ve maaşları arasında da uçurum var. Fatih Tekke ve oyuncularını tebrik ederken, iki tane noktaya parmak basmam gerekiyor. Bunları söylemek zorundayım. İkinci yarının sonuna, çok uzun bir VAR değerlendirmesi, 9 değişiklik varken, 4 dakika uzatma vermek, normal yollarla açıklanacak bir şey değil. Galatasaray’ın yenilmesinin hakemle veya uzatmakla alakası yok ama 4 dakika uzatmak da maçı böyle bitireyim demektir. Diğer konu ise anonsçu meselesi. İlk başta top oyundan çıktığında, tribünleri coşturmak için yapıyordu, sonra herhalde baktı uyarı gelmiyor, top Galatasaray’dayken, Galatasaray hücum yapıyorken, baya basketbol maçı gibi, sürekli bir bağırış çağırış halindeydi. Çok net ve keskin bir ceza gelmesi lazım. Artık anonsçuya mı, kulübe mi onu bilemem ama bir daha bir ilkel durum tekrarlanmamalı.

Yine Yasin Kol, Yine Damga

Kimse kusura bakmasın, bu liyakatsiz, yetersiz hakeme maç yönettirilmeye devam edildiği sürece, daha böyle kararlar, böyle maçın önüne geçen düdükler çok görürüz. FIFA kokartı olmayan, İngilizce bilmeyen, oyuncu ile diyalog kuramayan, sahadaki enerjisi ve hali, tavrı ile hiçbir şekilde maçı yönetemeyen bu arkadaşa, ses çıkarılmadığı sürece yukarıda saydıklarım olmaya devam edecek. Sayın Beşiktaş başkanı Serdal Adalı, maç önünde Yasin Kol’un tecrübesine inandığını söylüyorsa, dün maç sonu çıkıp yaptığı açıklamanın da hiçbir etkisi olmaz. Yasin Kol’un bir tane iyi yönettiği büyük maç yok iken, tek iyi yönettiği büyük maçın sonunda, 40 metreden, çoğunluğun penaltı değil dediği bir pozisyonu çalıp, yine damga vurmayı başardı. İleride, ülkeyi esir almış bu liyakatsizler dönemini en iyi özetleyecek bu hakem arkadaşı, derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olan Türk futbolunun göstermelik yöneticileri, başkanları ile daha çok görmeye devam ederiz. 

Maça değinecek olursa, ilk yarı bittiğinde maçın hakkı beraberlik, ikinci Murillo - Gökhan Sazdağı değişikliği ile düşen Beşiktaş ve galibiyete daha yakın olan taraf Fenerbahçe’ydi. Kerem ve Cheriff ile maçı çok daha önce bitirebilirdi. Ama bu, bana kalırsa 40 metreden “uydurulan” penaltıyı aklamaz.

Penaltıyı Bırak Atamaya Bak

Penaltı ile ilgili diğer görüşlere saygım var ama bu pozisyona penaltı çalınıyorsa, futbolda birçok pozisyon da benzer değerlendirilmek zorunda kalınır. Konuyu çok da fazla konuşmaya gerek yok, Yasin Kol’un verdiği kararı değil de Yasin Kol’un FIFA kokartsız, İngilizce bilmeden, Türkiye’nin en değerli maçlarından birine atanabilmesini konuşmadığımız sürece bir gram ileri gidemeyiz. 

06 Nisan 2026, Pazartesi 12:05
YAZININ DEVAMI

‘’Bakarsın Umduğundan İyi Geçer Yaz‘’

Başlık düşünürken, Sezen Aksu’nun “Sen Şarkı” parçasında geçen bu sözlerden daha uygununu bulamadım. Gerçekten de umduğumuzdan daha iyi geçecek yaz çünkü uzun zaman sonra şahane bir Dünya Kupası yazı bizi bekliyor. 48 takım, bolca grup, bolca maç. Futbolseverler olarak bu keyfi yaşarken, Türkiye’yi orada görmek, desteklemek, maçlarına heyecanlanmak paha biçilemez bir keyif. 2002 Dünya Kupası’nda 11 yaşındaydım, ona rağmen bu duyguları hala böyle hatırlıyorum, hayatın durması, tüm ülkenin “bir” olması, inanılmaz hissiyatlardı.

Tabi ki şu an ben de daha farklı, daha bilinçli yaşayacağım, birçok insan ilk kez izleyecek, bazıları benim gibi tazeleyecek, herkes için birçok duyguyu barındıracak bir turnuvaya rezervasyonumuzu yaptırmış bulunuyoruz. Oyuncular için, Montella için çok değerli çok önemli bir eşik aşıldı. Sadece 24 yıl sonra Dünya Kupası bileti almadık, uzun süre sonra iki büyük turnuvaya üst üste katılacağız. EURO 2024 ve Dünya Kupası 2026 katılımı ile beraber artık dünya futbol sahnesinde bir istikrarın ilk adımını attık diye düşünüyorum. Darısı EURO 2028’e ve Dünya Kupası 2030’a sonra zaten EURO 2032’de ev sahibiyiz. Buralarda bulunmak, olmak çok değerli. Sadece oralarda bulunurken gittiğimiz turnuvalarda da sanki her zaman final oynuyormuşuz gibi bir baskıyı, ülkece yapmaktan vazgeçersek, bizim çocuklara biraz daha yardımcı oluruz. EURO 2024’te yaratılan baskı normal değildi. Bu Dünya Kupası’nda da 24 sene sonra gittiğimizi unutmadan desteğimizi verelim.

Hoca Takımı Türkiye

Hep gıpta edilirdi, Türkiye olarak bir futbol ekolümüz yok, ne oynadığımız belli değil diye. Hatta bir dönem EURO 2008’de son dakikada bulduğumuz goller sebepli pes etmemek gibi bir şey yakıştırmıştık kendimize. Belki ekol kuramadık hala ama şimdi çok değerli bir hoca takımı oldu Türkiye. İyi oynamadığında da ne yaptığını bilen, her takımla oynayabilecek bir takımımız var.  Teşekkürler Montella hocam, birlikte nice zaferlere…

Bazı Şeyleri Artık Geride Mi Bıraksak?

Sene oldu 2026…

Artık kimin en karakterli, kimin en delikanlı, kimin en adam, kimin en düzgün olduğunu…Kimin “en” ne olduğunu da belirlemeyi, bunu deklare etmeyi, hele hele tarihin en önemli maçlardan birinin öncesinde “en”’ler üzerinden ortamı germeyi, yine en önemli maçlardan birinin sonrasında geçmişteki olayları gündeme getirmeyi, günümüzde yaşanan sevinci kıyasa sokmayı…

01 Nisan 2026, Çarşamba 16:02
YAZININ DEVAMI

‘’Seviye Tespit Sınavı‘’

Öncelikle, teşekkürler Galatasaray. Şampiyonlar Ligi’nde sonu dün ne kadar acı biterse bitsin, güzel bir sezonu geride bırakan Okan hocayı, teknik ekibi ve oyuncuları kutlamak lazım. Düzenli olarak buralarda oynamak, bu sınavlara çıkmak, bu dersleri almak da çok değerli. Deplasmanlarda yaşanan, gece ile gündüz kadar fark, bir derstir.

10.dakika Osimhen’i kaybetmek, bunu da bütün yarı tabiri caizse yok saymak, bunlar da ders. İkinci yarı her şey yeniden başlarken, fena da başlamayıp, 10 dakika içinde 3 golle dağılmak da bir ders. Juventus ve Liverpool deplasmanlarına baktığımızda, orta sahadaki agresyona ve sertliğe deplasmanlarda hiç cevap verilemedi. Fiziken amiyane tabirle dayak yedi Galatasaray. Şunu da söylemek lazım, hakem de buna çanak tuttu. Marciniak’ın sakat olması, yerine geçen, bu seviye için yetersiz bir hakemin Anfield’da düdükleri böyle çalması gayet doğal. Liverpool’da sertliği sürekli arttırdı. Bu da bu seviyelerin içinde olan şeyler.

Daha sert, daha sinmeyen bir takım seneye şart. Maalesef seviyemizin henüz buralar için tam yeterli olmadığını anladık ama seneye tekrar deneyip, çeyrek finalin Sporting’i olmamak için bir sebep yok. Bardağın dolu tarafını kaybetmeden, boşluklarla doldurulursa, çok sağlam bir Avrupa tecrübesi kazandı Galatasaray.

Can sıkacak bir şey yok, kovulmak üzere olan bir teknik adam ve sezonun onur gurur maçı haline getimiş bir oyuncu grubu, maç da Anfield’da olunca, bu seviyede dün yaşanan normal hale geliyor. Ekitike, Wirtz, Szobozslai….bütün kalite setlerini sahaya yansıttılar. Maçın başında en önemli silahını da kaybedince, sonuç kaçınılmaz hale geldi.

Uğurcan’a ayrı bir parantez, paragraf, cümleler, sözler ne varsa açmak, söylemek lazım. Seviyesinin ne olduğunu herkese gösterdi. O olmasa rekor kırılabilirdi ama Uğurcan, bir gün but akım bu turnuvada daha da ilerleyecekse, kalede “benle olur” mesajını verdi.

Lang’a ve Osimhen’e çok geçmiş olsun. Lang’ın başına gelen şey, normal bir durum değil, mutlaka üzerine gidilmesi lazım. Ama Eray Yazgan’ın dediği maaş için değil, bu bir daha yaşanmasın, kimsenin başına gelmesin diye…

Ülkemiz için sağlıklı ve mutlu, dünya içinde savaşın durduğu  bir bayram olsun.

19 Mart 2026, Perşembe 15:12
YAZININ DEVAMI

‘’Zor’u Kolay, Kolay’ı Zor Gösterenler‘’

Konyaspor maçı bittiğinde Galatasaray ne kadar sıkıntılı durumdaysa, Fenerbahçe de o kadar avantajlı ve umutlu durumdaydı. Bugün Galatasaray’ın zor fikstürü neredeyse tamamlanmak üzereyken, Galatasaray ne kadar formda ve hava olarak iyi durumdaysa, Fenerbahçe de bir o kadar kötü durumda.

Okan hoca,15 Mart itibariyle, en fanatik Galatasaray taraftarının bile hayal edemeyeceği bir yere getirdi Galatasaray’ı ve Avrupa’da Çarşamba günü ne yaşanırsa yaşansın, rüştünü ispat etmiş bir şekilde Şampiyonlar Ligi’nde başarılı bir sezon yaşattı, umarım da yaşatmaya devam eder. Fenerbahçe de açıkcası eline gelen tüm fırsatları elinin tersiyle itti. Ne oldu, ne yaşandı bilmiyorum, kimsenin bir fikri de yok ama son 1 ayda Fenerbahçe’de bir şeyler olduğu belli. Ne olduğunu sonradan öğreneceğiz diye düşünüyorum. Fakat bir gerçek var ki, Galatasaray kadrosuyla, hocasıyla ligin 1-2 gömlek üstüde desek yanlış olmaz. Matematiksel olarak bir şey bitmedi ancak takip edip gelip yetişecek bir Fenerbahçe de ortada yok.

Rakibin Liverpool gibi bir maçtan sonra ligin en formda takımlarından biriyle maç yapacağı hafta, ligin düşme adaylarından Karagümrük takımına gol atamadan 2-0 yeniliyorsan, Galatasaray’ı Başakşehir maçına “sadece 1 puan öndesin” baskısıyla çıkartamıyorsan, şampiyonluğu hak etmemişsin demektir. Hele bir de, maçtan önce Saadettin Saran başkanın yaptığı açıklamalar…Bu yoldan, bu yöntemden bir şey çıkmadığı anlaşılmamış hala, şampiyonluğu hak etmemişsin demektir. Devre arasında takımı güçlendireceğin yerde, zayıflattıysan şampiyonluğu hak etmemişsin demektir…

Fenerbahçe’nin zemini iyi olan bir takımı, üzerine yatırım yapılabilecek bir hocası ve her daim camiasının yanında olan bir taraftar kitlesi var. Seneye, hayal satmadan, doğru planlamayla, seçim ya da büyük değişiklikler olmadan ve en önemlisi Avrupa’dan elendiğinde gülmeyecek oyunculardan, elendiği takımı öven ve bunu meşrulaştırmaya çalışan medyasından, son olarak da vasatlığı meşrulaştıran kim varsa onlardan, kurtularak yeni sezona hazırlanmalıdır.

Gelelim Galatasaray’a…

Burada iletişim açısından çokça eleştirdiğim Okan Buruk sportif açıdan zirvesini yaşıyor desek yanlış olmaz. Takımın form durumu, içerideki hava, taraftar kenetlenmesi, her anlamda bir bahar yaşıyor Galatasaray. Bunu Çarşamba günü taçlandırma fırsatı, tabiri caizse üzerine çilek koyma şansı var. Zor bir ihtimal, Anfield’da Liverpool PAF takımıyla da oynasanız da zordur. Bunu sonuna kadar kullanacaklardır, Galatasaray taraftarı da alınmayacak. Ne olursa olsun beraberlik cepte, imkansız değil ama çok çok zor bir maç Galatasaray’ı bekliyor. Umarım Perşembe günü yine burada Şampiyonlar Ligi’nde bir Türk takımının 4.kez çeyrek finale çıktığını yazarım. Bir klişeyle bitirelim, “elenmek kolay, elemek olay”.

15 Mart 2026, Pazar 14:37
YAZININ DEVAMI

‘’Herkesi Mutsuz Etme Sanatı‘’

Herkesi mutsuz etmek, bunu başarmak gerçekten zordur. Yaptıklarınızla en azından birilerini sevindirir, en kötü mutsuz etmezsiniz. Türkiye’de hakemlik öyle bir noktaya geldi ki, bir derbi oynanıyor, herkes isyanda, bir maç oynanıyor, iki başkan da çıkıp hakemlerden şikayet ediyor. Buradan çok kez yazdım, hakemlerle ilgili sürekli serzenişte bulunanların, ‘yapı var’ diyenlerin, ‘o şampiyonluk şaibeliydi’ diye düşünenlerin, ligimizi izlemesini anlamsız buluyorum. Vakitlerini boşa harcadıklarını düşünüyorum.

Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler, Beşiktaşlılar, Trabzonsporlular fark etmez, böyle düşünen varsa kendine bir iyilik yapsın ve bir daha Türk futbolu izlemesin! Ancak…Türk hakemliği kalite olarak öyle bir noktada ki, bu güruha malzeme vermekten maç yönetemez hale geldiler. Yaklaşık 97-98 sezonundan beri ne izlediğimi hatırlarım, bu gözler neler gördü ama kalite ve yetkinlik olarak, Türk hakemliğini hiç bu kadar kötü durumda olduğunu hatırlamıyorum.

Türk futbolu artık yabancı hakemleri konuşmalıdır. Bunu konuşurken ve uygularken de oturmamalıdır. 3 senelik bir plan, program ile bu sırada taze, futboldan gelen, daha önce futbolun çeşitli kademelerinde yer almış 20-30 tane hakem yetiştirerek, yeni bir nesil oluşturmalıyız. Bunun artık başka yolu kalmadı. Herkesin iyi niyetli olduğunu varsayarak, düşünerek Türk hakemlerine güvenelim noktasını anlıyorum fakat maalesef yetkinlik sorunumuz var. Bunu kabul etmemiz lazım. Yanlış anlaşılmasın, tüm dünyada hakemler konuşuluyor, her yerde haber oluyor, gündem oluyor ama sıklığı bu kadar değil ve hakemlerin yetkinliği üzerinden bir tartışma yok. Pozisyon özelinde, nadir büyük kararlarda konuşulma artıyor ve kimse hakemlere onun adamı, bunun adamı diye konuşmuyor…

Şunu da belirtmem lazım, artık kutuplar halinde yaşıyoruz ve bu kargaşa, hakemler üzerinden yaratılan tartışmalar da artık bu işin parçası olmuş durumda. Bunu anlamam, kabul etmemi gerektirmez ama anlıyorum.  Maalesef artık varlığını bu tartışmalar üzerinden sürdüren birçok insan var. Romantik olmak istemiyorum ama Türk futboluna bu kadar yatırım yapılıyorken, hakem konusunu çözmememizi anlamlandıramıyorum…Altyapı, zemin vs. bunları çözmek bizim insanımız için zahmetli ve önemsiz gelebilir. Hakem konusu her hafta yaşadığımız bir dert. Sanırım korkumuz şu, hakem gürültüsü, hakem sesleri biterse kocaman bir sessizlik olacak…Sanırım Türk futbolunun bir kum torbası ihtiyacı var..

Gelelim işin dünyevi kısmına…

Galatasaray şampiyonluk yolunda dev bir adım atmıştır. Beşiktaş kadro kalitesi açısından seneye planlama adına önemli bir uyarı almıştır. Fenerbahçe devre arası transfer dönemini yanlış geçirmenin bedellerini ödemeye devam edecekti fakat mucizevi bir şekilde lige tutunmuştur. Milli aradan sonra heyecanı yüksek bir son düzlük bizleri bekliyor.

Son olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun, bu günün “bir gün” olarak kutlanması gerekmeyen, kadın-erkek ayrımının sıfırlandığı bir dünya hayaliyle…

09 Mart 2026, Pazartesi 11:52
YAZININ DEVAMI

‘’Buruk(!) Sevinç‘’

Bu klasik başlığı atmak zorundaydım. Çarşamba akşamı yaşananları sakince özetleyebilecek bir başlık, bütün durumu saygı çerçevesinde anlatacak kelime öbeği kurgulamak zor. Öncelikle 1 hafta boyunca Juventus’u, ligimizin sıradan bir takımıymış şeklinde konuşan, anlatan, algılayan herkese şahane bir ders oldu. Şampiyonlar Ligi arenasının ne olduğunu tüm Türkiye bir kez daha görmüş oldu. Görenler arasında Okan Buruk ve teknik ekibi, oynayan oyuncular da var. Maçın 95. dakikasında Zhegrova’nın kaçırdığı ve bence Galatasaray’ın hem bu sezonunu hem de sonraki sezonunu bile etkileyebilecek kadar kritik bir ana kadar kimsenin bir şey oynamaya, oynatmaya niyeti yoktu gibiydi. Bardağın boş tarafını daha çok konuşuruz, nasıl bir önceki maç için referans gecesi tabiri kullanıldıysa, bu maça da aynı şekilde referans çok verilecektir, tabi olumsuz anlamda. Ancak bugün bunu konuşmanın bir faydası olduğunu düşünmüyorum… Çünkü camia, medya, teknik ekip ya da oyuncular buraya ne kadar odaklanırsa, Türkiye tarihinde sadece 10 kez gerçekleşmiş, son 16’ya kalma başarısını gölgelemiş olur. Galatasaray’ın sezon başı hedefini gerçekleştirdiğini Galatasaraylılar konuşamazsa, bu sezonun kalanını ciddi anlamda etkiler. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi seviyesinde hiçbir şey kaybetmeden, müthiş bir deneyim kazanmıştır, bunu cebine koyup devam etmelidir. Mesela Osimhen’in hem maç içi hem de maç sonu verdiği tepki naçizane fazladır. Tüm takımın kötü oynadığı bir maçta bu Osimhen’in de sorumluluğu büyütür! Okan Buruk da aynı şekilde çok kötü bir sınav vermiştir. Galatasaray artık önüne bakmalıdır çünkü çok zor bir Alanya maçı ufukta…

Galiptir Bu Yolda Mağlup

Bugün klasik başlıklar günü. Geldiği günden beri iletişim becerisi olarak hayranlıkla izlediğim Tedesco, Fenerbahçe’de liderlik rolünü kolay kolay bırakmayacakmış gibi devam ettiriyor. İngiltere deplasmanına giderken, çoğu taraftar umutsuz, gergin ve endişeliydi. Elinde oynayabilecek oyuncularla şahane bir oyun oynattı Tedesco. Öncelikle tebrik etmek lazım. Bu tebriğin sebebi saha performansından çok bu maç öncesi, sırası ve sonrasında yaptığı liderlik. Tedesco şampiyon olamasa da Fenerbahçe ile devam etmelidir ve inşa etmeyi sürdürmelidir. Ancak… Burada da yine aynı Galatasaray-Juventus durumunda olduğu gibi, tüm hafta Nottingham Forest’ı manasız büyüten, Juventus’tan iyi diyecek kadar Kadıköy’de yaşanan kötü sonucu meşrulaştırmaya çalışan medyanın da bir kendine gelmesi lazım diye düşünüyorum. Dün akşam Fenerbahçeli oyuncuları ve Tedesco’yu tebrik ederken, bir sonraki cümlenin “Avrupa Ligi’nde son 32’de elenmek başarısızlıktır” şeklinde gelmesi lazım. Kimse kusura bakmasın ancak, Fenerbahçe çıtayı yukarı çıkarmak istiyorsa, ilk maçta Kadıköy’deki 3-0’ın hesabını da sorması lazım. Çünkü sonuçta Fenerbahçe elendi ve ortada bir başarısızlık var. Ligin en değerli 3-4 kadrosundan biri son 16’ya kalamadı. Bunun da farkında olmak lazım. Fenerbahçe’deki en değerli şey, Tedesco’nun kurmadığı bir takımla, hem bu sezona hem de geleceğe dair umut vermesidir. Gerisi, amigoluğa giriyor…

Seyircisiz(!) Son 16

Samsunspor maçını izlerken inanın tribünlerin bir kısmı cezalı sandım! Samsunpor tarihinin belki de en önemli maçı, bir Avrupa kupasında son 16’ya kalacakları maçı oynarlarken, hazırlık maçı seviyesinde bir tribün doluluğu gerçekten çok üzücü. Bunun sebebi, sebepleri neyse bir an önce çözmek lazım. Bilet fiyatları mıdır, takımla tribün arasında bilinmeyen bir gerilim midir, yönetimin stat politikaları mıdır bilinmez, belki de Ramazan ayı, iftar sebepli de olabilir ancak sanmıyorum 20:45’teydi maç, iftarlar yapılıp oruçlar açılıp stada gidilebilecek vakit vardı. Ama her ne olursa olsun bu sorunun çözülmesi şart… Helal olsun Samsunpor’a. Başakşehir’in bir dönem verdiği katkıdan sonra, 4 büyükler dışında, ülke puanına ve ülke futboluna bu katkı çok ama çok değerli.

Son olarak…

Mart ayında 2 takımla Avrupa kupalarındayız. Kadıköy’deki maç 1-3 bitseymiş belki de 3 takımla olacaktık. Değerlidir ancak daha yürünecek çok yol olduğu gerçeği değişmez. Sanki hep finaller oynuyormuşuz gibi yaklaşımlar ne medyaya ne taraftara ne oyunculara ne de teknik adamlara faydadan çok zarar getirir…

27 Şubat 2026, Cuma 11:14
YAZININ DEVAMI

‘’Referans Gecesi‘’

Dün akşamı statta yaşamış olma şansına sahip kişilerden biri olarak, bu haftaki yazıyı bir maç yazısına çevirmemek, maçtan, atmosferden yüzeysel bahsetmek olmazdı. Dünkü maç skoruyla, atmosferiyle, oyuncu performanslarıyla her anlamda tarihe geçti desek kimsenin bir itirazı olmaz diye düşünüyorum. Nesiller boyu aktarılacak, anlatılacak bir geceydi, öncelikle emeği geçen, oyuncusundan, hocasına, yönetiminden, profesyonellerine, top toplayıcısından, malzemecisine ve özellikle taraftara çok teşekkür etmek lazım.

Açıkçası stada giderken, maç başlamadan bence öyle ya da böyle tarihi bir gece yaşanacağı belliydi. Bunu skoru ve oyunu hayal etmek tabi ki zordu, fakat dün akşam bir enerji olduğunu hissedebiliyordunuz. Dünkü tarihi zaferin en anlamlı yanlarından birinin de kolay bir şekilde gerçekleşmeden, mental bariyerler aşılarak başarılmış olmasıydı. Uzun zaman Şampiyonlar Ligi’nde son 16 için mücadele turuna çıkıyorsunuz ve attığınız golün anonsunda kalenizde gol görüyorsunuz. O da yetmiyor, geldiğini değerlendiren Juventus çok geçmeden 1-2 öne geçiyor. Hiç de fena oynanmayan, bence nispeten Juventus’a göre daha iyi bir Galatasaray’ın olduğu ilk yarı bittiğinde tabelada 1-2 yazıyor.

Çok normal olarak hem takımda hem de tribünlerde bir düşüş yaşandı. Ama oyuna devam edersek kazanacağımız bence aşikardı. İşte, o soyunma odasından çıkıp ikinci yarı skoru 4-0 yapmak da geceyi tarihi bir referans gecesine dönüştürdü. Samimiyetle ifade etmem gerekir ki, şu an hala yazarken bile tüylerim diken diken oluyor. Erken gol bulmak şarttı, en olması gereken anda 2-2’yi yaptıktan sonra gerisi çorap söküğü gibi geldi. Çok özel performanslar vardı ama bence 3’ü çoğundan ayrılıyordu. Gabriel Sara, Barış Alper Yılmaz ve Victor Osimhen. Sara ve Barış Alper Yılmaz’ın Galatasaray’daki en iyi maçlarıydı desek yanlış olmaz. Osimhen ise, Osimhen…Söylenecek çok fazla bir şey yok.

Bir parantez Yunus’a açmak istiyorum. Öncelikle maç önü paylaşımı yakın zamanda gördüğüm en iyi paylaşımlardan biriydi. Kim düşünüp, yaptıysa iletişim açısından tebrik etmek lazım. Maçta ise çıkana kadar kötü gözükse de Yunus inanılmaz bir dinamizm katıyor. Son dönemde göze çarpan 3.bölgede karar verememe ya da yanlış karar verme konusu dün de devam etti ama yapmaya çalıştığı, denemeye çalıştığı yer futbolda belki de en zor mevkilerden biri olan ofansif orta saha ya da 10 numara ya da gamer tabiriyle CAM bölgesi. Bunu da o bölgede zamanında Hagi oynamış, Sneijder oynamış, Mertens oynamış bir takımda yapmaya çalışıyor. Sakatlığı ve ameliyatı sonrası bir şeylerin eksik olduğu kesin ama Yunus Galatasaray’ın bayrak oyuncusu olma yolunda emin adımlarla ilerliyor ve taraftardan gördüğü destek azalmadan devam etmeli. Dün oyundan çıkarken alkışlanıyordu ancak uğultular, ıslıklar da vardı. Bugün yapamadığını yarın mutlaka yapacaktır. Bir Yunus kolay yetişmiyor, kıymetini bilmek lazım diye düşünüyorum.

Maçın güzel enstantanelerinden biri de Kenan Yıldız’ın çıktıktan sonra yedek kulübesine gelene kadar alkış almasıydı… Çok şık bir hareketti. Dünle ilgili eleştirebileceğimiz ve maalesef diyebileceğimiz tek hadise bence TFF’nin maçla ilgili attığı tweet oldu. Bence hiç doğru değildi. 18 Şubat 2026 Galatasaray’ın olduğu kadar Türk Futbolu açısından bir tarihtir ve referans gecesidir. Herhalde boşluğa geldi diyelim…

Son olarak Okan Buruk’un maç sonu basın toplantısında, daha biten hiçbir şeyin olmadığını ve çok önemli bir kültür ve takımla daha deplasmanda oynanacak bir maç olduğunun bilince konuşması ve bu yönde mesajlar vermesi çok değerliydi. Onlar mutlaka bu turu geçemeseler bile, bu maçın rövanşını almak isteyecektir.
Sonuç olarak biten bir şey yok ama bu enerji ve bu hava, 25 Şubat günü tüm ibreleri Galatasaray’a çeviriyor. Tabii ki futbolda her şey var ancak Galatasaray kapıyı araladıdan ziyade, neredeyse açtı diyebiliriz. Darısı 25 Şubat akşamına…

Avrupa’da gelen galibiyetlerin, iyi oyunların prestije, itibara ve ekonomiye ne kadar katkı yaptığını bir kez daha gördük. Lig önemli, tabi ki şampiyonluk çok önemli. Ama Avrupa’da başarının da bir muadili yok. Yarın akşam Fenerbahçe’den benzer iyi bir futbol ve skor dileğiyle, yaralı Nottingham’ın işini burada bitirmek lazım. Başarılar Fenerbahçe!

Ve bence Thomas Reis’i göndererek çok yanlış bir karar verdiğini düşündüğüm ve yanılmayı çok istediğim Samsunspor’a da başarılar diliyorum, Avrupa serüveninde kaldıkları yerden devam edeler diye umuyorum. 3 takımla son 16 hayal değil, neden olmasın…

18 Şubat 2026, Çarşamba 13:57
YAZININ DEVAMI