‘’Lidersiz Fenerbahçe!‘’
Daum, Fenerbahçe’nin her maçına ideal 11’iyle çıkmak zorunda değil herhalde. Uğur, Selçuk, Önder, Vederson da bu takımın oyuncuları olduklarına göre, bazı karşılaşmalarda onlara da görev düşecek. İşte Sion rövanşı... Kulübede oturanlar için biçilmiş kaftan. Üstelik karşılaşmanın hemen başında ilk maçta rakibin en iyisi Serey Die’nin hatasını Dos Santos affetmeyip, Fenerbahçe’yi 1-0 öne geçirdi. İşte o anda Sarı-Lacivertli formalılar kafalarında maçı bitirdiler.
Lugano-Önder ikilisi, hatalar zincirinin halkalarıydı. Martinho, Vanczak, Chihab, Obradovic, Dabo ve Serey Die iki kanadın yanı sıra göbekten inatla bindirdi. Cristian ile Selçuk, Emre’yi çok arattı. Futbolda rakibi hafife almak bazen telafisi olmayan yıkımlara neden olabilir. Fenerbahçe bu korkuyu yaşadı ve tribünlere de yaşattı. 90 dakikanın genelinde top daha çok Sion’lu futbolcuların ayağına yapıştı. Gökhan yorgun, Uğur formsuz ve isteksizdi. Orta sahası lidersiz Fenerbahçe, kanatlarını da açamadı. Defansın arasında kalan Semih tek başına çaresiz kaldı. Daum, Emre ile Güiza’yı sonlara doğru değil de daha erken sahaya sürseydi sanki her şey daha farklı olacaktı.
Fenerbahçe’nin dün gece en iyi oyuncusu, 12 numarasıydı. Maç boyunca susmayan tribünler, müthiş bir şovla Saracoğlu’nu aydınlattı. İyi ki ilk maç Fenerbahçe’nin 2-0 lehine bitmişti.
‘’Bu mu erkek oyunu!‘’
Futbol erkek oyunudur, kabul. Hırsa, mücadeleye, kora kor savaşa eyvallah. Ama tekme, tokat, sakatlama düşüncesiyle yapılan müdahalelerin adı nasıl erkek oyunu olur. Diyarbakırspor’da Adnan Ayman, Barış, Abidin ve Tolga başta olmak üzere futbolda olması gereken tatlı sertliğin suyunu çıkardılar. Maçın hakemi Suat Arslanboğa da her şeye seyirci kaldı. Tribün baskısı, futbolcuların her fırsatta hakeme itirazları karşısında Arslanboğa kuzu gibi oldu. Maçın kontrolünü elinden kaçırdı, bana göre bu maçın hakemi değildi.
Ev sahibinin hırsla karışık aşırı sert tutumu Fenerbahçeli oyuncuları da yıldırdı. Şaşıran Sarı-Lacivertliler biraz da korkunca Tazemeta ve Mendoza defansın arkasına bırakılan toplarda pozisyon buldu. Bilica ile Lugano ikilisi rakip hüücumlarda bolca kademe hatası yapıp adam kaçırdılar. Savunma göbeğindeki bozukluk Lugano’nun gelişiyle de maalesef tamir edilemedi. Özellikle Bilica acemice hareketleriyle can sıktı.
Gökhan, Emre, Semih ve Kazım’ın inatçı direnişi Fenerbahçe’yi ayakta tuttu. Aslında rakibin sert ve saldırgan futboluna Sarı-Lacivertliler sakin ve ayağa paslarla organize olması gerekirdi. Herhalde Daum devre arasında bu uyarıyı yapmış olacak ki Fenerbahçe daha fazla topla oynayıp, organize olarak Diyarbakırspor’un hırsını ve sertliğini aldı götürdü.
Fenerbahçe ezeli rakibi Galatasaray gibi üçte üç yaparak liderliğe ortak oldu. Sarı-Lacivertliler ikinci yarıdaki temiz, sakin ve bilinçli oyununu koruduğu her maçı kolaylıkla kazanır.
‘’Gruplar garanti‘’
Fenerbahçe ve Sion’un fazla adamla kendi yarı alanlarına çekilmesi enteresandı. Sanki planlar, kontra çıkışları üzerineydi. Ama ne yazık ki iki taraf, bunu da gerçekleştiremedi. Daha çok topun orta alanda gezmesi oyunun sıkışmasına neden oldu. Daum ve Tholot, bu taktik inatlarından taviz vermediler. Pusuya yatmış, avını kollayan Sion ve Fenerbahçe vardı, sahada. Az sayıda, uzak şutun dışında ilk yarının fazla heyecanı yoktu. Hata yapan avantajı yakalayacaktı. Kazım, Güiza, Dos Santos şeytan üçgenine takılan Sion, kalesinde golü gördü.
Skor avantajını kaybeden Sion, ikinci yarıda baskıda yetersiz kaldı. Aslında Fenerbahçe’yi zorlayacak gücü yoktu dersek daha doğru olur. İsviçre ekibi, Sarı-Lacivertliler’in kadro kalitesi karşısında ağır bir eziklik yaşadı. Fenerbahçe’nin Sion gibi takımlar önünde rahat kazanması gerekir, hem de iyi oynayarak. Sivasspor maçının ikinci bölümünde rakibini esir alan Fenerbahçe’nin çeyreği yoktu Sion karşısında... Baroni, Kazım, Gökhan ve zaman zaman da Dos Santos, Fenerbahçe’de; Seerey Dıe’de Sion’da 90 dakikaya renk vermeye çalışan oyunculardı.
Lugano, ilk sınavında başarılıydı. Sakatlıktan sonra Semih de hazır olduğunu gösterdi. Fenerbahçe 2-0’lık galibiyetle İstanbul için büyük şans yakaladı. Mucize olmazsa Sarı-Lacivertli ekip için gruplar artık garanti...
‘’Enes neden gitti?..‘’
Fenerbahçe Koleji, kulüple etle tırnak gibidir. Öğrencilerin büyük bölümü Fenerbahçe’nin altyapılarında oynayan burslu sporculardan oluşuyor. Enes Kanter de bunlardan biriydi. Genç basketbolcu, Fenerbahçe’nin yaptığı tüm teklifleri reddedip, ABD’yi tercih etti. Hem okuyacak hem de kendini geliştirecek. Enes Kanter ve arkadaşlarının başına gelenler çok ilginç. Kanter’le birlikte üç genç, Fenerbahçe Koleji’nden zorla uzaklaştırılıyor. Onlar da Doğa Koleji’ne zorunlu geçiş yapıyor. Doğa Koleji, Liselerarası Dünya Basketbol Şampiyonu oluyor. Enes ve arkadaşlarının anlattığını göre, Fenerbahçe Koleji’ne yeni atanan müdür, spor yapan öğrencilerden nefret ediyor. “Bu okuldan gidin, yoksa sınıfta kalırsınız” tehdidleri ile öğrencileri baskı altına alıyor. Fenerbahçe gibi bir spor kulübüne bağlı Kolej’in yeni müdürü Arif Kırgıç’ın sporcularla ilgili bu garip tavrı tepki çekerken, yönetimin, o dönemde kolejde yaşananlara tepkisiz kalmasına veliler, öğretmenler ve öğrenciler bir anlam verememiş.
Enes Kanter’in ABD’yi seçmesini, yakın çevresi tamamen bu olaya bağlıyor. Enes ve arkadaşlarının Fenerbahçe Koleji’nden gönderilmesinin ardından bazı eğitmenlerin de okuldan ayrıldığı duyumları var. Benim bildiğim Turhan Şahin, Kolej’den sorumlu yönetici. Şahin, kulübün rekortmen eski atletlerinden. Fenerbahçe Koleji’nin kulüple sıkı bağları bulunuyor. Amatör şubelerin altyapılarında forma giyen birçok genç, orada eğitim görüyor. Spordan gelen rekortmen atlet Turhan Şahin sorumlu yönetici... Yönetimin ise altyapılara, gençlere her zaman yatırım yapan bir ekip olduğunu bilmeyen yok. Üstelik Tanjeviç, Enes’i zaman zaman A Takım kadrosuna da çağırıyordu. Bu şartlarda geleceği olan genç bir basketbolcunun, Fenerbahçe Koleji’nden ve hatta Fenerbahçe Kulübü’nden koparılmasına şaşırmamak elde değil...
Naz yapma Tuncay!..
Tuncay-Lugano ikilisinin Fenerbahçe’ye döneceği haberleri, camiaya heyecan getirmişti. Fenerbahçe’de bu ikilinin dönüşüne “hayır” diyen çıkmamıştı. Lugano ile 4 yıllık anlaşma yapıldı. Şimdi herkes Tuncay cephesinden gelecek mutlu haberi bekliyor. Fenerbahçe kurmayları Tuncay transferini bitirmek için yoğun çaba harcıyor. Fenerbahçeli taraftarlar, savaşçı Laganoları’na kavuştu. Takımı
ve tribünleri ateşleyen Tuncay’ın gelmesini de dört gözle bekliyor.
Mumcu'ya büyük onur
Fenerbahçe’nin unutulmaz sağaçıklarından Yaşar Mumcu, bugünlerde büyük sevinç yaşıyor. UEFA yetkilileri, UEFA Kupası’nın organize edildiği ilk yılında gol atan futbolculara, “Onur Konuğu” çağrısı yaptı. Fenerbahçe’nin kupada ilk golünün sahibi olan Yaşar Mumcu, 28 Ağustos’ta Monaco’da oynanacak Barcelona-Shakhtar Donetsk Süper Kupa Finali’ne davet edildi. Mumcu, heyecanla ve gururla Monaco için
gün sayıyor.
Daum’un istediği
Geçen yıla göre Fenerbahçe’nin çok farklı olduğunu kimse yadsıyamaz. Sivas maçında gol atmamasına rağmen, Güiza sezona istekli başladı. Santos, sol çizgiye hareket getirirken, takımın estetik ruhunu öne çıkardı. Emre, adale sorunu yaşamadığı zaman çok önemli bir silah... Daum, tepeden tırnağa pozitif enerji yüklü. Bu, takıma da yansıyor. Daum’un kısa vadede istediği, 60-70 dakika rakibi ısıran bir Fenerbahçe... Ligin geride kalan iki haftasına baktığımızda Fenerbahçe, Sivasspor maçının ikinci bölümünde Daum’un düşündüğü gibi oynadı... Çabuk ayağa paslar, yüksek tempo, çizgi yüklenmeleri, rakibe baskı gibi, futbolda yapılması gerekenleri oyuncular sahada uyguladılar. Fenerbahçe, kadro yapısındaki gücü hissederek, futbol alanını kullandığında, önünü kesmek çok zorlaşır.
Yıldız saplantısı
Fenerbahçe’nin resmi sitesinde geçtiğimiz hafta, “Gazeteciden yıldız olmaz” şeklinde garip bir sataşma göze çarptı. Ülkemizde politikacının, sporcunun, sinema ve tiyatrocunun, ses sanatçısının, mankenin, hatta kulüp yöneticisinin yıldızı oluyor da, gazetecinin neden olmasın!.. Simao, Maldonado ve Josico’yu Fenerbahçe’ye alanlar, yıldızın ne olduğunu çok iyi bilirler... Herhalde, bu sataşma da bu yüzden siteye kondu.
‘’İkinci yarıya evet‘’
Daum’un futbolculardan ne istediği ortada. Savunma ve ikinci bölgeden çabuk paslarla çıkıp çizgi hücumları organize edilecek. Beklerin önünde oynayan Kazım ile Andre dos Santos çift ön liberoya yaklaşıp top alacak oyunu kenarlara açacak.
Rakip presle rahatsız edilecek ve son olarak süratle gol bölgelerine inerek skor avantajı yakalanacak.
Sivasspor karşısında Fenerbahçeli oyuncuların ilk yarıda Daum’un beklentilerine cevap verdiğini söylemek doğru olmaz. Zaten Sarı-Lacivertliler’in sadece bir pozibsyon üretmesi bunu gösteriyor. Konuk takımda savunmada çoğalıp uzun toplarla Kamanan ve Ersen üzerinden pozisyon kovaladı.
Onlar da Kamanan ile bir fırsatı harcadı. Alex’in çok erken sakatlanması Fenerbahçe’nin düzenini, dengesini alt üst etti, Sivasspor’u ise rahatlattı. İkinci yarıda Kırmızı-Beyazlılar’ın ceza alanına yığılması Fenerbahçe’nin çizgileri kullanmasına davetiye çıkarttı. Gökhan, Kazım, Vederson bindirmelerle tehlike yarattı.
Emre ile Önder direklere takıldı. Volkan bir dakika içinde iki gol vuruşunu kurtarıp Fenerbahçe’ye hayat verdi. Emre’nin takımı iyi organize etmesi Cristian’ın hatlar arasında sağlam köprü kurması Fenerbahçe’nin galibiyetinde rol oynadı.
Önce ofsayt ardından Petkoviç’in hatası golleri getirdi. Ama Andre dos Santos’un koyduğu son nokta çok fantastikti. İlk yarıda Daum’u karamsarlığa iten Sarı-Lacivertli futbolcular ikinci 45’teki baskılı, istekli oyunla üç puanı koparttı.
Alman hoca, yönetim ve tribünler de rahatladı. Maç berabere devam ederken Rambo sahaya girdi. Nereden çıktığını kimse anlamadı. Ama Fenerbahçe’nin golleri bu olaydan sonra geldi. Karşılaşma bitiminde Fenerbahçeli taraftarların ortak görüşü şöyleydi: “Rambo Fenerbahçe’ye uğurlu geldi.
‘’Hangisi gerçek!‘’
Daum’un düşündüğü ya da Fenerbahçe’ye benimsetmek istediği sistemden uzaktı Sarı-Lacivertli ekip Denizli’de. Emre-Cristian ikilisinin çok yakın durması, orta alanın düzenini bozdu. İki futbolcu da, oyunun kenarlara açılması görevlerinde fazlaca aksadılar.
Fenerbahçe’nin, Denizli deplasmanında çizgileri de etkisizdi. Kazım topla gezmeyi takım oyununa tercih edince, sağ kanat bindirmeleri hemen hemen hiç yoktu. Aynı şekilde Andre dos Santos, kenardan çok içeriye girince Sarı-Lacivertliler’in sol çizgisi Denizlispor karşısında yoktu. Fenerbahçe’nin daha önceki maçlarında gördüğümüz çabuk ayağa pas, yardımlaşma düşüncesi her fırsatta çizgileri zorlayan Fenerbahçe’yi gözlerimiz çok aradı.
Sarı-Lacivertliler’in ikinci yarıdaki görüntüsü, ilk bölümden farksızdı. Denizlispor, özellikle Giray’ın oyuna girmesiyle oyunun üstünlüğünü kopartıp, Fenerbahçe üzerinde baskı oluşturdu. Kenarlardan yapılan bindirmelerle, Fenerbahçe savunmasını hataya zorladı. Bilica-Önder ikilisinin başarılı bir performans ortaya koymaları ev sahibi ekibin tüm girişimlerini etkisiz bıraktı.
Ligin ilk maçında Fenerbahçe’den çok şey bekleyenler umduğunu bulamadı. Ancak Fenerbahçe bu olumsuz görüntüsüne rağmen, Andre dos Santos ve Alex’in ayağından mutlak fırsatları kullanamadı. Kontra çıkışlarla gerçekleşen bu pozisyonlardan biri golle sonuçlansa, belki de Fenerbahçe’nin üzerindeki psikolojik baskı, ortadan kalkacaktı.
Denizlispor deplasmanı, ‘hepsi yalan, bu gerçek’ söyleminin ilk adımıydı Fenerbahçe için. Hazırlık aşamasındaki Fenerbahçe, kamuoyundan geçer not almıştı. Ancak Denizli’deki ilk sınav, sonuç olarak değil ama sergilenen futbol açısından karamsarlık yarattı. Hangisi gerçek Fenerbahçe, bu konuda erken de olsa, karamsarlığa kapılmadım desem yalan olur.
‘’Cristian böyle oynarsa!‘’
Andre Santos’un erken gelen golünden sonra, Honved’in gardı düştü. Macar takımı Bilica’nın ağır bir kararla atılmasından sonra bile Fenerbahçe’ye baskı kuramadı. Tabii bu tablonun oluşmasında ilk maçın 5-1 gibi farklı bir sonuçla bitmesinin etkisi büyüktü.
Selçuk’un savunmaya geçmesini gören Macar kurmaylar, bir forvet oyuncusu sahaya sürerek üç hücumcuyla Fenerbahçe’yi hataya zorladı. Cristian Baroni’nin ön liberoda yalnız kalması avantajını da kullanan Macko-Abraham-Zsolnai üçlüsü, art arda pozisyonlar buldular. Bu bölümde Abraham üç net pozisyonu kullanamadı. Güiza da, Abraham’dan geri kalmadı.
Daum, Deniz ile Bekir’i alıp Selçuk’u tekrar ön liberoya çıkartarak Honved’in hızını kesti. Sarı-Lacivertliler tekrar maçın kontrolünü ele geçirerek, sürekli pas yapıp doksan dakikayı rahat bitirmeyi amaçladı. Ancak Volkan’ın inanılmaz hatası ve rakibin koluyla attığı gol maçın berabere bitmesini sağladı.
Fenerbahçe’nin yeni transferi Cristian Baroni, bu şekilde oynadığı sürece Aurelio ile sürekli mukayese edilecek. Çünkü, Baroni topu aldıktan sonra en yakındaki arkadaşına veriyor. Topla fazla çıkmadığı gibi, adam eksiltme düşüncesi de yok. Aslında Brezilyalı oyuncunun bunları yapacak kapasitesi var. Belki de Daum bu şekilde oynamasını istiyor.
‘’Doğruyu bulmak önemli‘’
Fenerbahçe’nin yaptığı transferleri, ezeli rakiplerin aldığı oyuncularla mukayese edip, bir sonuç çıkarmak bana pek doğru gelmiyor. Mesela Galatasaray Elano’yu aldı. Fenerbahçe; Dos Santos ile Cristian’ı getirdi. Neymiş efendim, Dos Santos ile Cristian, Elano’nun gölgesinde kalmış... Bu tamamen subjektif bir yaklaşım. Kimin gölgede kalacağı, lig, kupa, Avrupa ve milli maç yoğunluğu başladığında ortaya çıkacaktır.
Yıldız getirirsin, karşılığını alamayıp, paranla rezil olursun. Lincoln örneği ortada. Geçmişte Fenerbahçe, Ortega ile bu sıkıntıyı yaşadı. Ama 400 bin liraya Gökhan Gönül’ü transfer edersin, takımı sırtlar, götürür... Dos Santos ile Cristian, Fenerbahçe’nin sıkıntı çektiği bölgelere yapılmış; nokta transferlerdir... Boluspor, Honved ve Beşiktaş maçlarındaki performansları, mükemmele yakındı. Bilica da seyrettiğimiz kadarı ile tam isabet... Ancak cepheden ağır kalması, ofansı fazla düşünmesi ciddi sıkıntı yaratabilir. Bunları ortadan kaldırmak da, Daum’un işi...
Fenerbahçe son yıllardaki en başarılı transfer dönemini geçirdi. Sakatlık, kart cezaları, formsuzluk gibi engeller çıkmazsa, Sarı-Lacivertli ekibin iyi bir sezon geçireceğinin belirgin işaretleri var. Ama savunmanın ortasındaki uyumsuzluk, Gökhan Gönül’ün tek olması, Semih’in sakatlığı nedeniyle Güiza’nın partnersiz kalması gibi sıkıntıların olduğu gerçeğini de, dikkate almak gerekiyor...
Sorunlu yıldız almaktansa, takım oyununa katkı yapacak; Gökhan Gönül, İsmail Köybaşı gibi isimsiz kahramanları bulup, transfer etmek daha doğru bir adım olur...