‘’3 gol karardır!‘’
3 golün yeter olacağını düşündüğünden olsa gerek, Samet Aybaba ikinci yarı takımını bir vites düşürdü. Yaratıcı iki orta saha oyuncusu Fernandes ve Oğuzhan’ın çıkmasıyla birlikte maç PTT 1. Lig kıvamına da inmiş oldu. Akhisar’ın samimi gayretini tebrik etmek gerekiyor. Değişikliklerden sonra görüldü ki iki takım da haniyse birbirine denk. Şaşırtıcı olan şeyler de vardı maçta. Örneğin Emre Özkan... Formayı zorluk derecesi düşük bir maçta kapmışken, rakip alanda hiçbir varlık gösterememiş olması anlaşılır gibi değil. Bir oyuncu böylesi bir maçta cesaretini ve yeteneğini gösteremeyecekse, hangi maçta gösterir.
Almeida’nın manasız kırmızı kartına gelince; bu hem oynadığı takımı, hem de rakip oyuncuyu küçümsediğini gösterir. Gururlu olmakla kibirli olmak arasındaki o ince çizgide kayboldu Almeida. Bu maç için de özel bir parantezi Oğuzhan Özyakup’a açmak gerekiyor. Futbolun basit oynandığında esasen ne kadar gösterişli göründüğünün iyi bir örneği. Özellikle ilk devre her tek top denemesi, rakip kalede büyük sıkıntı yaratıyorsa bu oyuncunun takımı lehine gücünü gösterir. Bu maçta çok kritik kurtarışlar yapan Mc Gregor ile Sivok da ayrıca özel bir tebriği hak ediyorlar.
Akhisar tüm iyi niyetine rağmen bu lige göre bir basamak aşağıda kalıyor. Beşiktaş ise mali sıkıntılarına rağmen oyunu renklendirme gayretiyle ligin en gösterişli takımlarından biri. Bu açıdan bakıldığında da Samet Aybaba’yı da özel olarak kutlamak gerekir.
‘’Eski günlerdeki gibi‘’
Ali Tandoğan-Uğur-Isaac işbirliğinden gelen golden de öyle... Demek onca yılın ardından futbolun ‘temel doğruları’ hala geçerliliğini koruyor. Pas yap, kenara in, içeriyi gözle, uygun adamı/adamları bul...
Beşiktaş’ın işleyen yanı Fernandes-Oğuzhan merkeziyse, ‘yumuşak karnı’ da çoğu maçta olduğu gibi Uğur Boral’ın korumasındaki bölgeydi. Antalya’nın bu bölgeye yaptığı her yüklenme, gerek Uğur Boral’ın güçsüzlüğü gerekse yardım alamamasından dolayı hep tehlikeli oldu. Maçın kuşkusuz en gösterişli futbolcusu Fernandes, baskıdan bu kadar uzak oynarken biraz daha ‘basit oynamayı’ tercih etse Beşiktaş maçı ilk yarıda koparabilirdi.
Beşiktaş’ın bir türlü çaresini bulamadığı sol kanatta yaşadığı sıkıntılar, Antalyaspor’un ‘madeni’ oldu. Sürekli Uğur Boral’ın üzerine giden Mehmet Özdilek’in öğrencileri, son ana kadar maça tutunmayı başardılar. Hücum organizasyonları, sahada ortaya koydukları mücadele ve hırsıyla Antalyaspor, liderliği hak ettiğini dün gece herkese kanıtladı.
Beşiktaş’ın son yıllardaki en büyük sorunu, elindeki yeteneklerden verim alamamaktı. Belki yönetim, belki de teknik direktörden kaynaklanan bu sorun, bu sene son buldu. Siyah-Beyazlılar belki hatalar yapıyor, belki ciddi puan kayıpları da yapıyor. Ancak teknik direktör Samet Aybaba elindeki kadrodan ve yıldızlardan maksimum verimi sağlıyor.
‘’Sow bağımlılığı‘’
Yine de orta sahası öylesine dirençliydi ki ligin dişli ekiplerinden Ordu, ilk yarı boyunca rakip kaleye eli yüzü düzgün tek kontra çıkaramadı.
Evet, Fenerbahçe topa hakim oluyor ama pas seçeneğini çoğaltamadığından rakibi şaşırtıp, dağıtacak ‘hız’a da bir türlü ulaşamıyor. Fazlasıyla Musa Sow performansına bağlı gibi duran hücum aksiyonlarında da sıkıntı var gibi. Problem çözme iddiasıyla ara sıra sahneye çıkan ‘şutör Stoch’ dışında orta saha ya da müdafaadan verilen hücum katkıları cılız kalınca yükseltilen vitese rağmen Fenerbahçe taraftarı daha fazla gol göremedi ilk devre.
İkinci devre Ordu defansının karşıladığı neredeyse her topu daha ilk adımda yine ele geçirdi Fenerbahçe’nin ‘güçlü orta saha’sı ama müdafaa arkasına sarkmayı beceremedi. Bu sıkıntıyı da şutla aşmaya çalışsa da bu kez direkleri aşamadı. Ta ki, Sezer’in düğümü çözen vuruşuna kadar. İki gole rağmen oyunun temposunu yükseltemeyip, hücumdaki ‘Sow bağımlılığı’ndan kurtaracak formüller üretilemediği sürece Fenerbahçe taraftarının memnun edilmesi de güç olacak gibi.. Yine de peşpeşe kazanarak alışkanlık oluşturmak ve rakipleri bu ‘kazanan takım’ ezberine mecbur bırakmak hayli önemli. Keza Aykut Kocaman aleyhtarı lobinin faaliyetinin kazanarak ertelendiriliyor olması da benzer önemde Fenerbahçe için...
‘’Uyku hali eşitledi‘’
Birbirine denk güçteki iki takımda topu ele geçirenler iki karakteri, Manuel Fernandes-Pablo Batalla’yı arıyorlardı. İlk yarı boyunca Batalla takımı için yapması gereken herşeyi yaptı. Fernandes ise üzerindeki rakip baskısından bir türlü kurtulamadı-kurtarılamadı. Oysa Beşiktaş orta sahada Oğuzhan ile bir seçenek daha bulmuştu. Lakin o seçeneğin yokluğu oyunun ritmini ilk devre Beşiktaş aleyhine bozdu. Bir de Uğur Boral-Olcay Şahan arasında kapatılamayan mesafe ilk devre boyunca ev sahibi aleyhine büyük sıkıntı yarattı ki Sestak’ın “Geliyorum” diyen golü de oradan geldi.
Ve ikinci devrenin başlama düdüğüyle Beşiktaş’ın o beklenen itirazı geldi. Ardı ardına ataklar ve peşpeşe gelen gollerle maçın rengi değiştiyse de oyunun durduğu anlardaki ‘uyku hali’ iki kez kopardıkları maçın yeniden dengeye gelmesine yetti.
Bu maç öğretti ki, gayret, bilinçli bir etkinlik olduğunda bir ekibi sonuca götürür. Yoksa sadece saldırı, içinde ‘müdafaa bilinci’ olmayınca işte böyle istenmedik sonuçları da beraberinde getirir.
‘’Kritik eşik bu maç mıydı?‘’
Siz iki takım arasında fark olduğunu söyleyeceklere kulak asmayın, o doğru ‘sınırlı’ bir doğru, böylesi bakış açıları rakiplerini yok sayma eğilimi taşıdığı için hayatı da futbolu da, anlamakta zorlanır. Onlara göre Celtic, Barcelona’yı ‘tesadüfen’ yenmiştir. Oysa durum böyle değildir. Celtic de iyi bir takımdır..
Ve bu seviyedeki her iyi takım gibi, her iyi takımı yenebilir.
Futbolun en önemli doğrularından biri, kazanma bilgisi edinmek ve bunu devamlı kılmayı becerebilmektir. Kocaman’ın takımı daha çok bunun peşinde izlenimi uyandırdı bende. Fenerbahçe’de bazı sorunlar yok mu? Var elbette... Örneğin hâlâ ceza sahası içinde ve önünde yeteri kadar yaratıcı ve problem çözücü değiller. Hâlâ bütün planları ‘tanıdıklara gol attırma’ gibi görünüyor. Oysa gol çeşitlemesi için gereken, sahneye o bölgeye ulaşan tüm futbolcuları çıkartmayı becerebilmektir. Evet, Sow topa temas ettiğinde, onu büyüleyip etkisi altına alıyor ama, bunu rakipleri de biliyor ve ona top aldırmamaya çalışıyor. Dirk Kuyt da öyle... Lakin hem onlar, hem de diğer oyuncular için seçeneklerin artırılması şart gibi görünüyor. Maçın son bölümünün, Fenerbahçe’nin ablukası altında geçmesine şaşmamak gerek. Çünkü oyunun böyle oynanmasının taşlarını, o anlara kadar döşemeyi becermişlerdi. Rakibin eksik kalması da cabası oldu. Fenerbahçe bu maçla, o kritik moral eşiği aşmış gibi duruyor. Bu gerçekleşirse, lige de hayatımıza da büyük renk gelir...
‘’Top yerine akılla oynamak!‘’
Bu durum erken penaltı ve golü getirmiş olsa da, Mersin İdman Yurdu derhal reaksiyon gösterip oyunu dengeye getirmeye uğraştı. Evet, topla daha çok Mersinli oyuncular oynadı ama ‘işlevsel oynayan’ rakipleri oldu. Çünkü Nurullah Sağlam ‘önlem planlaması’nı ‘Beşiktaş’ın beyni’ Fernandes üzerine yoğunlaştırınca, bu kez de iki haftadır “Hazırlanın geliyorum” diyen Oğuzhan Özyakup inisiyatif aldı. Oğuzhan, memlekette görmeye pek alışık olmadığımız ‘basit tek topla’ oyun hızını yükseltip ibreyi Beşiktaş lehine çeviren en önemli karakterdi kuşkusuz. Holosko biraz daha ‘bitirici’ olabilse maç çok erken kopabilirdi. Oğuzhan, fark yaratan oyunu ve attığı golün ardından Mersinli oyuncuların algılarına konu olunca da bu kez ortaya ‘esas oğlan’ Fernandes çıktı. Böylece organizatör sayısını artırıp oyununu çeşitlemeyi başaran Beşiktaş daha devre bitiminde maçı kopardı.
İkinci devre Mersin gol bulma zorunluluğundan dolayı rakip alana daha çok adam gönderdi. Ancak müdafaa göbeğindeki Sivok-Ersan ikilisini aşmak mümkün olmayınca eksik Beşiktaş’a rağmen Mersin oyunu çeviremedi. Hatta Beşiktaş her çıktığında neredeyse ‘mutlak gol’ler kaçırdı.
Son not yönetime; bilet fiyatlarında gidilecek indirim kapalıyı da bu ‘içler acısı yalnızlık’tan kurtaracaktır. Fahiş fiyatta eşitlik aranmaz! Tamam, kombine alan aldı. Kombinecilerin ödedikleri artık ‘feda’ya girer. Unutmayalım ki, dolu tribünlere Beşiktaş’ın olduğundan daha fazla futbolun ihtiyacı var... Ama bilet fiyatındaki indirim talebi de küfürle olmaz...
‘’Maça gitmeyenlere nasıl kızalım?‘’
Futbol iyi de olur, kötü de olur. Artık bu iş, bu ilgisizlikte oynayanların niyetine kalmış. Televizyon gibi bizi dünyaya, dünyayı bize bağlayan bir cihaz nedeniyle izlediğimizi “izlemeye doyamadığım bir maç” demek, herkes için imkansızdır diye düşünüyorum. Evet, Akhisar’ın gücü belli. Kapasitesi de öyle... Peki ya Fenerbahçe? İyi niyetle oynamaya çalışan bir takıma karşı, Fenerbahçe gibi bir takımın yapabilecekleri bunlarla sınırlıysa ülkede futbol üzerine konuşmak, yazı yazmak, kelam etmek nafile bir çabadan öte anlam taşımıyor. İnsan düşünmeden edemiyor. Böylesi sıkıcı bir maçı izlemek için yola düşüp, bilet alıp stada gitmek de elbette zorlu bir uğraş... Böyle düşününce insan gitmeyenleri de anlayabiliyor. Akhisar, elinden gelen bütün gayreti gösterdi. Ne var ki bir takımın unutulmaması gereken oyuncusu, Dirk Kuyt, iki pozisyonda da en arkada unutuldu... Hollanda Milli Takımı ve Premier Lig tecrübesi olan bir oyuncu maç içinde 90 dakika ortalıkta görünmez. Önemli olan göründüğü pozisyonları takımının lehine çevirebilme becerisidir. Kuyt da bu beceriyi gösterdi. Maçın geri kalan bölümü eskilerin deyimiyle ‘ağırlıklı olarak bir orta saha mücadelesi şeklinde geçti’. Haliyle bu oyunu seven bizler için koca maç Fenerbahçe’nin kazandığı Akhisar’ın kaybettiği karşılaşmadan öte, çok önemli anlamlar taşımıyor.
‘’Potansiyel var, ama...‘’
Metin Diyadin’i ‘vizyon’suz olduğu gerekçesiyle gönderen Kasımpaşa, yöneticilerinin arzu ettiği vizyona uygun futbolu ne zaman oynar bilemem, ama bu haliyle maç kazanabilmesi bile hayli güç görünüyor. Tempo futbolu oynanamayan memlekette bütün iş beceriye kalmış durumda. Kimin becerili futbolcu sayısı fazlaysa, o diğerine üstünlük sağlıyor o kadar.Taraftarlar da “takım olduk, olamadık”, “takım olmak için birkaç haftaya daha ihtiyacımız var” türü geçiştirmelerle oyalanıyorlar. Bu maçta da farkı yaratan kuşkusuz ki Manuel Fernandes’di. Gerek topla ilişkisi gerek takımın temposunu ayarlaması, gerek arkadaşlarının saha içindeki dağılımını koordine etmesiyle Beşiktaş’a rengini veren tek karakter Fernandes. Onun dışındakilerin tamamı ‘ yardımcı oyuncu’ rolünde. Haliyle Fernandes’e alınacak önlem Beşiktaş’ı da sıradan bir takım haline getirmek için yeter gorünüyor. Maç boyunca Kalu Uche dışında yok hükmünde görülen Kasımpaşa’nın Beşiktaş’ın ayağına dolanması zaten mucize kabilindeydi. Beşiktaş da bu nedenle elini kolunu sallayarak istediği sonucu aldı. Bundan sonraki maçlardaki yükseliş eğrisini belirleyecek olan karşılaşmanın ‘zorluk derecesi’ olacak. Trabzonspor maçının ikinci yarısında yakaladığı tempoyu bu maçta göremediysek de Beşiktaş’ta bu potansiyelin var olduğu ancak yolunun daha çok uzun olduğu apaçık ortada. Yine de galibiyet her şeyin önündedir.