Arama

Popüler aramalar

‘’Teniscinin Cahili!‘’

Bir grand-slam turnuvasının yarı-finali bir saat dört dakikada biter mi! Eğer bir yanda Polonyalı Swiatek diğer tarafta ise Rus Kasatkina varsa biter. Swiatek gibi bir oyuncu karşısında siz sadece duvar vazifesi görmeye çalışır ve rakibinizin hata yapmasını beklerseniz, o maçı kazanmayı çok beklersiniz! Bu kadına uzun top atıp rahatsız etmezseniz sizi her durumda ezer geçer.

Ama Kasatkina’da bir kusur yok. Kadının oynayabildiği tenis bu kadar. Yarı-finale kadar geldiğine ve onca parayı eve götüreceğine dua etsin…Swiatek’e karşı elinden bundan fazlası gelmez. Mauresmo haklı…Kadın tenisi köreliyor.

Ardından yaşamlarında ilk kez bir slam’de yarı-finalde yer alacaklar çıktı kırmızı pisliğe. Biri genç ve yeni ABD ekolünün başlıca temsilcisi olarak lanse edilen Gauff, diğeri güzel tenis yerine garip çığlıklarla sinir bozarak puan almaya çalışan yaşlı bir İtalyan Trevisan.

Maç ilk başta çeşitli acemiliklerle geçti. İşin ise ilginç yanı iki tenisçinin birbirleri hakkında pek olumlu düşünceler beslemedikleri ! Üç oyun içinde dört kez puanlara itiraz ettiler. Hepsinde hakem haklıydı. Grand-slam yarı-finali oynayan bir tenisçinin yanıtladığı topa ardından itiraz etmesi ve hakemi tartışmaya sokmaya çalışması çok abes bir hareket. Üstelik kendi cehaletlerini ortaya koyuyorlar. Al birini vur ötekine! Diğeri ise tribündeki babasının bile koşup yetişebileceği drop-shotlar atmaya çalıştığı bir maç izledik. Planladıkları oyuna ancak Gauff maç sonuna doğru uymaya çalıştı. Gerçekten tenise yeni başlamış birini bile güldürecek cinsten bir oyun oldu başlarda. Birbirlerini kırarak skorun 3-3 olması da sahadaki mücadelenin ne denli düşük kalitede olduğunu ortaya koyuyordu. Set 6-3 ABD’linin oldu ama hakem kadın korta inmekten helak oldu!

Sonunda da şımarık bir ABD’li ile hem yeteneksiz hem şımarık bir İtalyan’ın maçından daha iyi tenis oynamaya çalışan Gauff galip çıktı.

Hakem Hanım bu maçı kazasız belasız bitirdiği için sevinçli;

İzleyiciler sıkıntıdan oyun aralarında istedikleri tezahüratı yapabildikleri için memnun;

Bizler ise hiç olmazsa maçın sonuna doğru özgüveni tavan yapan ve rahatlayan 18’lik Gauff’tan tenise benzer bazı vuruşlar görebildiğimiz için sıkıntıdan patlamadık. Herkese geçmiş olsun!

Çiftlerde çeyrekleri oynayan Togan Tokac maalesef Pasris’e veda etmek zorunda kaldı. Türk asıllı ABD’li Ozan Çolak ise ikinci turdaki çiftler maçından yenik çıktı.

Yarın maçlar 14:45’te Nadal-Zverev ile başlıyor. 17:30’dan önce olmamak kaydıyla Cilic-Ruud belirecek. Bir Nadal-Ruud finali izleyeceğiz kanısındayım. Hoşca kalınız.

02 Haziran 2022, Perşembe 20:56
YAZININ DEVAMI

‘’Paris'te beklentiler gerçekleşiyor!‘’

Artık sona doğru yaklaşırken sürprizler oluşmuyor. Dün beklediğimiz gibi Ruud genç rakibi Rune’ye biraz ağır geldi. Ama öyle gözüküyor ki bu ikili Alcaraz , İtalyan Sinner ve ABD’li Korda ile birlikte tenis camiasında kendilerinden epey söz ettirecekler.

Yılların şampiyonu Hırvat Cilic ise son setin tie-break’in de deneyimini konuşturarak 10-2’lik çok farklı bir skorla Rus rakibi Rublev’e “buraya kadar” dedi. Bana göre turnuvanın en kaliteli tenisinin oynandığı nadir maçlardan biriydi. Zaten bu yılki Roland Garros müthiş çekişmeli maçların oynandığı ama kaliteli tenisin neredeyse yokolduğu bir turnuva olarak tarihe kayıtlanacaktır.

Kadınlarda Swiatek ABD’li rakibini geçerken fikstürde kalan hiçbir tenisçinin kendisine rakip olamayacağını bir kez daha bellirledi. Zaten RG’nin “turnuva direktörü” (yılların şampiyonu ve bir erkek şampiyonun (Andy Murray) ilk kadın koçu) Amelie Mauresmo “neden onca kadın maçı varken akşam seanslarında sadece tek bir maçı (Ostapenko-Cornet) uygun gördüğü sorgulandığında “günün maçı olabilmek için kadın tenisi yeterince ilgi uyandırmıyor” dedi.

Swiatek’in karşısına ise tatsız tuzsuz bir maçtan sonra vatandaşı Kudermetova’yı geçen Rus Kazatkina geldi. Yılların raketi kariyerinde ilk kez bir grand-slam’in yarı-finaline ulaştı. Tenis bu belli olmaz ama Polonyalı’nın karşısında hiç şansı yok. İzleyiciler de tek-yanlı Swiatek’in ardında olacaklardır. Bireysel sporların başlıcası olan teniste Rus ve Belarus’lu raketlere olan tepki hiç hoş değil. İnsanlar medyanın pisliğine kapılıp çirkin tepkiler öne koymadan keşke bu iğrenç savaşa neden olanları iyice irdeleyebilseler. Hiçbir suçu olmayan ve terini son damlasına kadar tek başına akıtan bir sporcuya yakışıksızca tepki koymak çok itici.

Bugün sadece kadın yarı-finalleri var. ABD’li genç Gauff ile 28 yaşındaki İtalyan Trevisan arasındaki maçı önerebilirim. Trevisan’ın buralara gelebilmesini koskoca tenis dünyasında kendi dahil kimse beklemedi. Biraz da şansı yardım etti zira son (Sasnovich ve Fernandez) iki rakibi sakatlıktan muzdaripti. Gauff heyecanını dizginleyebilirse bir tenisçi olarak rakibinden çok daha fazla yeteneğe sahip.

Hoş kalın…İyi izlenceler.

02 Haziran 2022, Perşembe 10:54
YAZININ DEVAMI

‘’Paris'te Daha Ne Olsun !‘’

Paris’te tenis dünyasının en zorlu turnuvasının artık son çeyreğine geldiğimizde bile sürprizler dinmedi. Hani eski tüfeklerin kayıtsız şartsız hükmettikleri evre geçti ama onları zorlayanların da yerine göz dikenler çıktı. Zverev, Tsitsipas, Medvedev gibi prensler artık pek rahat değil. Alcaraz, Ruud, Rune, Sinner ve hatta Rublev geliyor son süratle. Gerçekten peşpeşe nöbet değişecek gibi.

Erkekler sapır sapır dökülürken, kadınlarda Swiatek emin adımlarla şampiyonluğa doğru yol alıyor…Çinli rakibi karşısında ilk seti 6-7 yitirdikten sonra öyle bir vites yükseltti ki artçı iki seti 6-0 ve 6-2’lik setlerle ilkinden kısa sürede sonuçlandırdı. Şimdi karşısında ciddi bir rakip var… ABD’nin en varsıl ailelerinden birinin kızı olan Joanna Pegula. Kolay demoralize olan biri değil.

Diğer ABD’li Gauff ise yarı-finalde yerini aldı bile. Vatandaşı Stephens’i epey kolay geçti. Onun şimdiki rakibi ise bir başka sürpriz raket. İtalyan Trevisan’ın buralara gelebileceğini kimse tahmin edemedi.

Erkeklerde yılların raketi Hırvat Cilic birkaç hafta öncesinde kısa bir süre için bile olsa sıralamada 1. sıraya oturan ama ardından ağır bir basur ameliyatı geçiren Rus Medvedev’i kolayca kenara çıkardı. Şimdi yarı-finale çıkmak için karşısına bir başka Rus geliyor. Rublev İtalyan Sinner karşısında skor 1-6, 6-2, 2-0 iken rakibi sakatlanıp maçı bırakınca bir üst tura çıktı.

Toprağın Kralı ise Djokovic’e “ister sağlam ister sakat burada sadece benim borum öter” dedi. Gerçekten tenisin başlıca filozofu bu adam. Şimdi yarı-finalde karşısına Zverev çıkacak. Bu yıl toprakta eşitler. Bir ay içerisinde Madrid’te Alman, Roma’da ise İspanyol kazandı. Bu maç bana göre Roland Garros’un final karşılaşmasıdır. Fikstürün diğer yanından hangi raket gelirse gelsin ne Nadal’a ne de Zverev’e rakip olamayacaktır.

Erkeklerde diğer yarı-finale çıkma mücadelesi ise İskandinavlar arasında tam bir savaşa sahne olacak. Bu sporun en sert ikilisi diyebileceğimiz Norveçli Ruud ile Danimarkalı Rune. Norveçli peşpeşe 5 setlik iki zorlu mücadeleden çıktı. Daha çok genç ve favori ama zorlu ve moralli bir rakip var karşısında.

Gençler kategorisinde 1 numara olmuş Holger Rune ise Roland Garros’un favori addedilenleri arasında ilk sıralarda olan komşu çocuğu Tsitsipas’ı yenmişti. Yunanlı raket anlaşılan kortun ardında sürekli vır vır eden babasıyla ilgili bir karar vermek zorunda kalacak. Zira kariyerine zarar veriyor. Ebeveynlerinin koçluk yaptığı raketler arasında tenisin üst basamaklarına yerleşen pek olmuyor. Olanların da ikameti pek uzun olmuyor !

Roland Garros gençler kategorisinde yer alan bizim iki raketimiz Ayşegül Mert ile Togan Tokac ilk turda elendiler. Bizim raketlerimiz büyük bir turnuvaya katılırken ve maçlarını kazandıklarında federasyon tarafından çeşitli iletiler gönderiliyor. Ama yenildiklerinde hiç ses çıkmıyor! Yenilmek ayıp mı…Hangi raket sadece kazanabilir ki ! Üstelik kariyerinin ilk safhalarında başarı elde etti diye geri kalanında da başarılı olacak diye bir kaide de yok. Aksine jünyorken şampiyonluklar yaşayıp bunu sonrasında sürdürebilen tenisçileri oranlarsanız karşınıza çok şaşıracağınız bir sonuç çıkacağını görürsünüz. Hoşkalın.

01 Haziran 2022, Çarşamba 12:22
YAZININ DEVAMI

‘’Roland Garros'ta İlk Hafta!‘’

Erkeklerde Kyrgios, Berrettini, Murray, Monfils ve kadınlarda da Kenin, Pavlyuchenkova, Svitolina ve Vondrousova gibi yıldızların katılmadığı Paris’te ilk hafta bitti. Erkeklerde 32 seri başının 17’si, kadınlarda ise 21’i elendi.

Erkeklerde ABD’nin 15 oyuncusu vardı…Şimdi hiçleri oynuyorlar ! Kadınlarda ise fevkalade başarılılar…5 oyuncuyla çeyrek finaldeler: Pegula, Keys , Anisimova, Gauff ve Stephens.

Teniste bir zamanlar kocaman bir ekol olan ev sahibi Fransızlar (belki erkeklerde 1) ve Çekler her iki sekste de yoklar!

Kimler elenmedi ki. Kadınlarda başta geçen yılın unutulmaz şampiyonu Krejcikova olmak üzere, Sakkari, Jabeur, Raducanu, Pliskova, Kvitova, Halep, Collins, Azarenka.

Erkeklerde hasar kadınlar kadar vahim değil. İsimlerini bildiğimiz ama genellikle ikinci kalitede raketler gitti : Shapovalov, De Minaur, Cecchinato, Bublik, Fokina, İsner, Tiafoe, Fucsovics, Carreno-Busta gibi raketler artık yoklar.

Çift-erkeklerde ise tam bir kaos yaşandı. 16 seri-başının 10’u daha üçüncü turda elenip gittiler. Ki bunların arasında yıllarca birinci sırayı temsil etmiş Mektic/Pavic (2), Herbert/Mahut (3), Cabal/Farah (5) var. Çift-kadınlarda ise Krejcikova son anda Covid olduğu için çeklmiek zorunda kalınca gerisi tanrıya kaldı!

Kadınlarda Polonyalı Dünya 1 numarası Sviatek konsantrasyonunu bir an bile bozmadan rakiplerini adeta ezerek sağlam adımlarla şampiyonluğa yürüyor. Bu kadını zorlayacak raket pek kalmadı ama illa bir tahmin yapacak olursak Kanadalı Fernandez’i görüyorum. Ardından da belki Teichmann-Stevens galibini.

Fernandez ABD Açık’ta hakettiği şampiyonluğu şimdilerde daha çok moda ve sosyete dergilerinde gördüğümüz Raducanu’ya kaptırdıktan sonra epey güçlenmiş ve akıllı oynuyor. Bir önceki yılın ABD Açık şampiyonu vatandaşı Andreescu ile Olimpiyat Şampiyonu Bencic’i peşpeşe saf dışı bıraktı. Umarım Rus asıllı ABD’li Anisimova’yı da geçer. Anisimova bir önceki turda hem baldırından hem de ayak bileğinden sakatlanıp tedavi gören ve rakibine saygısından maçı bitirmek için topallıyarak oynayan Çek Muchova’ya drop-shot atacak kadar tenis etiğinden uzak biri. Kenardaki ekibi de ayaklara sıçrayarak alkışlarken benzer görüntü veriyor! Bakalım Darren Cahill gibi tenis dünyasında saygın biri, Halep’ten sonra ilk kez ama şimdilik geçici olarak üstlendiği koçluğunu bu kadınla ne kadar sürdürecek?

Turnuvanın ikinci Pazar’ında izlemenizi önerdiğim maçlar:

13:00’te başlayacak gündüz seansında Fernandez-Anisimova ve müteakiben Nadal-Auger Aliassime.

Akşam seansında ise Teichmann-Stevens ile Alcaraz-Kachanov.

İyi Pazarlar.

29 Mayıs 2022, Pazar 09:15
YAZININ DEVAMI

‘’Roland Garros – Tenisin En Zevklisi!‘’

Fransa Açık ya da bir diğer adıyla Roland Garros (RG) bu Pazar(yarın) başlıyor. Paris’in ev sahipliği yaptığı organizasyon 5 set üzerinden oynanılan ve grand-slam diye adlandırılan dünyanın başlıca 4 turnuvasının takvimsel olarak ikincisidir (Avustralya, Fransa, Wimbledon ve ABD). Dördünün bence en zorlusudur. Hele bunu Paris’te izlemek bambaşka bir zevktir.

RG’ta herkesin merakını çeken mutlak ki genç süper yıldız Alcaraz olacaktır. Bizde bu çocuğa hemen bir yakıştırma yapıldı. “Yeni Nadal”mış. Yahu adamın oynadığı tenisin Nadal ile uzaktan bile alakası yok. Onların birleştiği yegane nokta ikisinin de İspanyol olmaları!

Alcaraz inanılmaz yükselişini yaşadığı şimdilere kadar oynadığı grand-slam’lerde epey başarısızdı. 2021 ABD Açık’ta çeyreklere ancak gelebildi. Yılın diğer 3 grand-slam turnuvalarında ise ilk turlarda elenmişti. Şimdi RG’ta strese dayanıklılığını göreceğiz. Hem başarı beklentileri, hem bir hafta içerisinde zirvenin 3 sahibine olan zaferleri, gelen ödül paraları, dünyanın en başarılı altıncı raketi olması, favoriler arasında gösterilmesi ve en önemlisi yazılı, görsel ve sosyal medyanın sinir bozucu baskısı, 19 yaşına yeni basmış bir tenisçinin kaldırmak zorunda olduğu çok ağır bir yüktür. Üstüne üstlük çekilen fikstür ilk turlardan itibaren fazlasıyla sürprize gebe. Nadal, Djokovic ve Alcaraz aynı bölümde.

Her grand-slam esnasında yazdığım gibi bu tür büyük turnuvalar daima serseri-mayın diye adlandırdığım raketlerce gerçekleştirilen sürprizlere açıktır. Burada da buna rastlamamız olası. Sadece kadınlarda Polonyalı dünya 1 numarası Svaitek’in bir sürprize izin vereceğini sanmıyorum…Tenisine öyle konsantre ki başka hiçbir şeye ucundan bile bulaşmıyor.

Roland Garros’ta bizim raketlerimiz de var(dı)…Cem İlkel, Altuğ Çelikbilek erkeklerde, İpek Öz ise kadınlarda eleme turu oynadılar. İlkel ilk turda gitti. Çelikbilek ile Öz ise ikinci turda üçer setlerle, seri-başı raketlere yenildiler. Yani bizler için uluslararası tenis camiasından maalesef pek sevindirici bir haber yok. Sadece yıllardır ABD’de yaşayan Mert Ertunga ülkeye dönüp İpek Öz ile çalışmaya başladı. Uluslararası tenisin mutfağından gelen biri olarak oyuncumuza katkısı mutlaka olacaktır. Yeter ki birileri çıkıp onun tökezletmesin.

Bana son zamanlarda soruluyor “neden hep yabancı tenisi ve tenisçileri yazıyorsun, bizde onca turnuva yapılıyor, bunca da tenisçi katılırken neden onları hiç yazmıyorsun ?”

Hazır yeri gelmişken yanıtlayayım:

1) Ülkemizde tenis yönetiminin sorumlusu “Türkiye Tenis Federasyonudur (TTF)”.

2) Teniste milli-takımlar şampiyonası olarak kabul edilen sadece iki organizasyon vardır. Erkeklerde “Davis Kupası”, kadınlarda ise “FED Cup” ya da yeni adıyla “Billy Jean Cup”. Bunlar tenisin “Dünya Kupalarıdır”. Uluslararası Tenis Federasyonu (ITF)” tarafından yönetilir ve gözetilir. ATP, WTA gibi kuruluşların burada sözleri geçmez.

3) ITF maalesef paraya tamah ederek bunları özel kuruluşlara satmış ve başta “Davis Kupası”nın formatını çoğunluğun anlamadığı başı başka, ardı başka bir garabete dönüştürmüştür. Üstelik bir çok koç ve (pundit) tenis bilgesi bu garabet sistemi çoğu yıldız oyuncunun reddedeceğini ortaya koymuşken! Öyle de oldu. Davis Kupası esas işlevini (5 set ve deplasmanlı olması, her ülkenin kendi saha ve seyircisi önünde oynayabilmesi ve böylece uluslarını temsil ederken bambaşka bir potansiyele bürünen oyuncuların şahane sürprizlere imza atması) yitirerek çapsız ve tatsız tuzsuz, tek bir yerde oynanıp bir haftada biten kuşa çevrilmiş bir turnuva olmuştur.

4) Hal böyleyken bile oynadığımız maçlar sonunda kümede kalabilmemizi “zafer” diye nitelendirebilen yöneticilerin bulunduğu bir ortamda ben ülkemiz için ne yazayım ki!

5) Ülkemizde organize edilen 100’e yakın uluslararası turnuva kaç vatandaşımıza yaramıştır. Yahu birisi çıkıp ta “biz şunca turnuvada dünya arenasına şu yıldızımızı sokabildik diyebilir mi?”

Yukarıdaki gençler ve öncekiler, hepsi ülkelerine ellerinden geleni vermeye çalıştılar. Kimse kaytarmadı, kimse “bana ne” demedi. Ama böyle bir sistematikten alınacak sonuç ta işte bu kadar olur!

6) Ama TTF yöneticileri sürekli yeni projelerle medyada yer alıyor. Son “Tenisle Biriz” projesi.: Sporda kadın katılımını destekleme ve sporun ve toplumun farklı sorunlarına karşı farkındalık yaratmak. Ve önceki proje.: “Ofislerde Plastik Kullanımını Azaltma! ”Ey yumurtaya can veren Tanrım!”

7) Her işin bir sistematiği vardır. Bizdeki sistematik ise sistemsizlik !

8) Hal böyleyken tenisimiz için ne yazayım? Alcaraz’ı, Sviatek’i, Avustralya ve Roland Garros’u yazmayayım da bunları mı yazayım? Benim aklım böyle bir sistematiği algılayabilecek denli ileri değil…Bir bilen varsa beri gelsin, bana yardım etsin!

Sağlıcakla kalınız.

Hamiş 1.: Çeşitli sıkıntılar yaşadığımız şu evrede Antalya’da başlayacak kulüplerarası veteran takım şampiyonasında, tüm kulüplere ve onların raketlerine sportmence bir rekabet diliyorum. Unutmayın ki hırs mantığı aştığında sakıncalı sonuçlar doğurur! Başarılar…

Hamiş 2.: Wimbledon organizatörü AELTC yöneticileri biliyorsunuz RUS ve Belarus raketlerinin turnuvaya girmesini yasaklamıştı. ATP,WTA ve ITF ise bunun adil ve kuruluş etiklerine uygun olmadığını ve buna karşı bir önlem alacaklarını ifade etmişlerdi. Dün bu üç kuruluş, tenisçilerin Wimbledon’dan puan alamayacaklarını kararlaştırdı! Bakalım puan alamayacağı bir turnuvaya katılmaktan vazgeçecek kaç tenisçi çıkacak?

21 Mayıs 2022, Cumartesi 15:33
YAZININ DEVAMI

‘’Madrid'te Kıyamet Koptu!‘’

İspanya’nın başkenti Madrid’in nisbeten ıssız banliyölerinden birinde gerçekten büyülü bir ev gibi yükselen “Casa Magica” adlı spor ve etkinlik merkezi son yılların en büyük şokuna ev sahipliği yaptı. Sözkonusu şoku yaşatan birkaç gün önce 19 yaşına basan bir İspanyol tenisçiydi. Bu olay o denli beklenmezdi ki sadece spor camiasında değil, evrensel bir kıyamet koptu!

Carlos Alcaraz Garfia’nın müthiş bir yetenek olduğunu iki yıldır yazıyorum. Ama bu denli süratle yükseleceğini açıkcası tahmin etmemiştim. Tenis Dünyasının yaşayan iki efsanesine, Rafael Nadal ve Novak Djokovic’e peşpeşe “Mutua Madrid Açık”ı dar etti. Benim için bu ikisi (Federer’in olmadığı bir ortamda) tenis dünyasının gerçek şampiyonları ve 1 numaralarıdır. Çeşitli nedenlerle arada bir değişiklikler doğal olarak olacaktır tabi ki. Ama sürekliliğin önemini kalın puntolarla vurgulayan benim gibiler için bu durumun değişeceğini hiç sanmıyorum.

İşte bu genç “Büyülü Ev”de adeta büyü yaptı. Dünyanın “1 numaralarını” peşpeşe iki gün içerisinde saf dışı bıraktı. Hem de ne bırakmak…Üçerbuçuk saat süren üç setlik maçlarla. Zaten asabi mizaçlı olan Djokovic, yarı-final maçının sonuna doğru bir ara hırsından “Freddy Krueger”a benziyordu !*

Bir gün öncesinde ise Rafa Nadal sahadan boynu bükük çıkarken kendi locasına öyle bir bakış attı ki altında “yapacak bir şey yok” yatıyordu. Nadal evvelsi gün Alcaraz karşısına çıkana kadar kendi vatandaşlarıyla oynadığı 159 maçta 138 yengi almış ve sadece 21 kez kaybetmiş. Genç rakibiyle bir yıl önce yine Mutua’da karşılaştıklarında maç bir saat civarında 6-1, 6-2 Toprağın Kralı lehine sonuçlanmış.

Alcaraz’ın finaldeki rakibi ise gerek özel ve gerek spor yaşamında çeşitli sorunlar yaşayan Rus kökenli Alman Zverev oldu. İki metreye dayanmış boyuna rağmen fevkalade atletik bir yapıya sahip bu raket yarı-finalde, iki hafta önce Monte Carlo’da yenildiği, komşunun çocuğu Tsitsipas’dan rövanşı aldı.

Davranışlarını bırakın giysilerine kadar bir türlü benimseyemediğim Zverev’i bu final maçında favori görüyorum. İspanyol raket çok zorlu iki maçtan sonra bu kez karşısında öncekilerine nazaran daha dinç, genç ve yaşadığı sorunları bir nebze olsun aşmak isteyen, başarıya susamış bir rakip bulacak. Şimdiye kadar iki kez oynamışlar…İkisini de Zverev kazanmış. İşi çok zor. Ama tenis bu herşey olabilir. Üstelik İspanyol yorgun olduğu kadar imkânsızı da gerçekleştirmeye bayılıyor. Düşünün ki bu çocuk bir haftanın içinde dünya 1 ve 4 numaralarını yendi. Zverev’de Dünya 3 numarası. Onu da yenerse bir haftada dünya 1, 3 ve 4 numaralarını yenmiş olacak. Olacak şey değil!

Alcaraz bir süre önce büyükbabasına şampiyon olmak için ne gerektiğini sorduğunda aldığı yanıt “head, heart & cohones” olmuş. Yani “beyin, yürek ve yumurtalık”! İster şampiyon olsun ya da olmasın Alcaraz dedesinin başarıya ulaşmak için gerekli gördüğü uzuvlara fazlasıyla sahip.

Kadınlarda ise epey bir süredir yüzüp yüzüp bir türlü karşı kıyıya çıkamayan Tunuslu Ons Jabeur şampiyon oldu. Büyük bir turnuvadaki bu ilk başarısından sonra bu sempatik hanım hem WTA hem ATP tarihindeki en başarılı Arap tenisçisi ünvanını da kariyerine eklemiş oldu. Anneler Gününde Jabeur’un annesinin hakkını verelim. Alt-orta gelir seviyesinde bir anne olmakla birlikte kızının bir şampiyon olarak ortaya çıkmasındaki başlıca rol onun. Olağanüstü fedakârlıklar yaptığı ifade ediliyor. Tüm annelerle birlikte onu da kutluyoruz.

Hamiş.: Bu yazı Cumartesi gecesi yazılmıştır. Ancak Alcaraz olmazı gerçekleştirdi. Zverev’i bir saat içerisinde resmen yok etti (6-3, 6-1).

Hoşkalın.

*”Elm Sokağı Kâbusu”

08 Mayıs 2022, Pazar 21:59
YAZININ DEVAMI

‘’Wimbledon Halt Etti (2) !‘’

Önceki yazımda değindiğim gibi Wimbledon (AELTC) Yöneticileri gelen tepkiler sonrasında aldıkları karardan kıvırmaya başladılar. Anımsayalım isterseniz: Rus ve Belarus (Beyaz Rusya) vatandaşı tenisçileri Wimbledon’a sokmayacaklardı.

Neymiş efendim? Bu kendi vardıkları bir karar değilmiş. Hükümetlerinin kendilerine ilettiği bir genelge sonucunda böyle bir yasak uygulamaya mecbur kalmışlar. Hani bir deyiş vardır: “Merd-i Kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş” (Genç okuyucularımıza açıklayayım “kendini överken suçunu ağzından kaçırmak”!). Bunlar da böyle…Yanıtlarının içeriğinde kendi acizlikleri yatıyor!

Merak ediyorum bu kararlarını alırken, tarih boyu yardıma geldik diye kendi çıkarlarının doğrultusunda girdikleri her ülkeyi perişan eden, karşı kıyıdaki sahiplerinden de izin almışlar mıdır acaba?

Bu ani değişimin nedeni büyük olasılıkla tenisin akil insanlarının seslerini yükseltmesi oldu.

Savaşın ne olduğunu hepsinden daha yakinen bilen ve tüm ergenlik çağını Nato uçaklarının bombaları altında geçiren Djokovic’i önce Nadal ile Navratilova sonra da Billy Jean King, Sir Andy Murray ve Azarenka izledi. Basın toplantılarıyla kararın yersizliğine parmak bastılar.

Savaşın en büyük günah olduğunu, çocuklar başta tüm savaş mağdurlarından hiçbir tenisçinin sorumlu olmadığını ve böyle bir kararla bir sonuç alınamayacağını açıkladılar.

Djokovic “bu kararla siyaset spora girerek daha vahim çirkinliklere yol açacaktır”.

Birkaç Ukraynalı hariç çoğu oyuncu böyle yaklaşırken onları kollamakla yükümlü ATP ile WTA, ikilemli durumlardaki geleneksel tavrını sürdürüyor. PASİF KALMAK !

Onlar sadece AELTC kararının Wimbledon ile yaptıkları sözleşmeye aykırı olduğunu belirttiler. Sözleşmedeki madde ise “oyuncuların katılımının yalnız ATP ile WTA puanları üzerinden gerçekleşebileceği” ! Yani burada da “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu”!

Ancak tepkilerin büyüklüğü sanırım AELTC yöneticilerini kararlarını gözden geçirmeye iteleyecek. Yoksa boykot ya da katılımcılara puan verilmemesi gibi bir sonuç bekleniyor. Grand-Slam’lerde verilen puanlar oyuncular için çok değerlidir. Puan alamayacağı bir turnuvada oyuncu yer almayı istemez.

Genellikle söylemleri çakışan İngiliz Sir Andy Murray bile “benim görüşüme göre savaşa karşı olduğunu deklare eden her oyuncunun katılabilmesi gerekir. Hükümetten gelen bu yasak hiç yararlı değil. Bazı oyunculara haksızlıktır. Ben Wimbledon’dan kazanacağım ödül parasını Ukrayna savaş mahrumlarına bağışlayacağım” dedi.

Her zaman önce düşünüp sonra konuşan Rafael Nadal’ın yaklaşımı camiaya bir ders gibiydi: “Onca insanın yaşamını yitirdiği, bir o kadarının yaşam standardından olduğu bir felakette yaptığımız sporda ne olup bittiği ne kadar önemli olabilir ki! Ama bir savaşta olup bitenin suçunu da oyuncularda aramak adil değildir”. Sağol Rafa!

Nice gününüzün Bayram olmasını dilerim.

03 Mayıs 2022, Salı 12:20
YAZININ DEVAMI

‘’Wimbledon Halt Etti !‘’

Dünyanın en prestijli spor organizasyonlarından biri Wimbledon Tenis Turnuvasıdır. “All England Lawn Tennis Club (AELTC) tarafından organize edilir. Akıllara seza bir para kazanırlar. Tenis Dünyasının yönetimiyle sorumlu başlıca kurumlar (ITF, ATP, WTA) genellikle dediğim dedik bir yönetim gösterirken Wimbledon ve AELTC’a bir sürü ödün verir.

Bu doğrultuda Wimbledon’un kendisine has bazı kuralları vardır. Bu kuralların çoğu kendilerini hala sömürge döneminin “güneşin batmadığı imparatorluk” sananların ürünüdür. Oyuncular illa bembeyaz giyinmelidir(Serena Williams’ın pembe içdonunu bile kontrol edip korta çıkmasını engellemişlikleri vardır!); yaka ve manşetlerdeki renklilik 10mm’yi geçmemelidir; ayakkabılar, tabanları dahil bembeyaz olmalıdır ve logoları yine milimetrelerle kısıtlanmıştır. Kachanov’un kasketinin iç-astarı siyah olduğu için sökmesi istenmiştir ! Oyuncular sahaya girip çıkarken illa birlikte yürümeleridir. Dünyada yaşanmış ne densizlik varsa hepsine bulaşmış kraliyet ailesinin herhangi bir ferdi şeref locasında oturuyorsa ona reverans yaparak selam vermek zorunludur…Derece alanlar turnuva balosuna katılmak mecburiyetindedir. Hakemler ceketlerini çıkarırlarsa üst-ceplerinin üzerindeki logo görüş açısı içinde olmalıdır. İşte bunlar uygulanmış münasebetsizliklerden bazıları.

Bunları akıl edip uygulatanlar son kararlarıyla artık zurnanın son deliği dedirtti! Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş sürerken bunlar Rus ve Beyaz Rusya(Belarus) vatandaşı olan oyuncuların Wimbledon’a katılmasını yasakladı. Bunu yaparken de yukarıda belirttiğim üç kuruma sormadılar bile. Siyaseti spora sokmanın en pespaye yolunu bularak maalesef Pandora’nın kutusunu açtılar!

En bireysel sporlardan biri olan tenisin oyuncularını ülkelerinin ya da siyasetçilerinin aldıkları kararlar yüzünden mesleklerini yapmaktan menetmek rezilliktir…Ayırımcılığın daniskasıdır. Merak ediyorum AELTC’nin yöneticileri bu savaştan zarar görenlere hiç yardım ilettiler mi? Ve gelecek turnuvadan ne pay ayıracaklar. Çünkü oyuncular kazanacakları ödülü savaştan zarar görenlere ve çocuklara bağışlamayı kararlaştırdı.

Bundan önceki yazılarımdan birinde güzel dünyamızın saçma sapan bazıları tarafından yaşanılırlıktan ötelendiğini, karartıldığını belirtmiştim. Ama bu kez galiba yanlış kapı çaldılar zira oyuncuların neredeyse tümü onlara tepki gösterdi. Anlayacağınız bu sömürge artıkları ya tükürdüklerini yalayıp kararlarını tekrar gözden geçirecekler ya da tenis dünyası uzun bir süre sonra tekrardan bir boykotla karşılaşacak.

Esenlik dolu bir yaz mevsimi dilerim. Hoşkalınız.

25 Nisan 2022, Pazartesi 17:14
YAZININ DEVAMI