Arama

Popüler aramalar

‘’Bir Başka Bahara ABD!‘’

“ABD Açık 2022” yine bir ABD’li finalist izlettiremedi vatandaşlarına. Evvelsi gün kadınlarda Pegula’nın safdışı kalmasından sonra dün akşam da Tiafoe 4’19” süren bir maç sonunda Alcaraz’a beş sette teslim oldu (67,63,61,67,63).

Burada en son şampiyon olan ABD’li erkek Andy Roddick. 2003 yılının finalinde şimdilerde Alcaraz’ın antrenörü olan “sivrisinek” lakaplı İspanyol Juan Carlos Ferrero’yu yenmişti.

ABD’li tenisçi 4. sette de bir maç-topunu kurtarıp seti çevirdi ama bir sonrakinde yenilgiden kurtulamadı. Sempatik Afro-Amerikalı “Bu yenilgi bana hepsinden acı geldi” itirafını yaptı. (Kadınlarda ise en son şampiyon olan ABD’li: Sloane Stephens. 2017 yılı finalinde vatandaşı Keys’i yenmişti.)

Erkeklerin diğer finalisti ise 23 yaşındaki Norveçli Caspar Ruud oldu. Rus rakibi Khachanov’u dört sette geçti (76,62,57,62). İlk setin son puanında tam 55 vuruş oldu. Bunu Ruud kazanarak hem seti almış oldu hem de özgüveni tavan yaptı. Güzel bir maç oldu ama Ruud her durumda maçları iyi analiz edebiliyor. Bu da rakiplerine karşı fevkalade bir avantaj sağlıyor. Khachanov karşısında da onun bazuka gibi servislerini iyi okuyarak zaten üstün olan karşılamasını pekiştirdi.

Final için otoriteler farklı şekilde 19 yaşındaki Alcaraz’ı favori gösteriyorlar. Aralarındaki maçlarda 2-0’lık üstünlüğü var İspanyolun.

Benim tahminim ise Ruud’un şampiyon olacağıdır. Mental olarak daha olgun. İspanyol kortun her yerinden fevkalade drop-shotlar atabiliyor. Onun için Norveçli uzun toplarla rakibini oyuna sokmamaya çalışacaktır. Bunu bir önceki karşılaşmalarında denedi ama pek beceremedi. O günden bu yana büyük aşama kaydetti Norveçli ve daha sürekli bir oyuna sahip.

Üstelik Pazar günü için hava raporu yağış veriyor. Bu durumda çatı kapatılacaktır. Kapalı çatılar altında nem artacak ve toplar da ağırlaşacaktır. Bu durum İspanyolun aleyhine olacaktır.

Ruud’un karşısından sadece Alcaraz’ı bulmayacak. ABD’li izleyiciler büyük bir çoğunlukla onu destekleyecektir. Zaten New-York’taki latinler yetecektir patırdının allamesine! Dört gözle bekleyeceğiz yarın saat 22:00’deki finali.

Bugün Eurosport yayını bizim saatimizle 19:00’da karışık çiftler finaliyle başlıyor. Avustralyalı Sanders-Peers çiftinin karşısında Belçikalı Flipkens/Fransız Roger-Vasselin karması olacak.

Ardından ve saat 22:00’den önce olmamak kaydıyla kadınlar finali var.

Polonyalı dünya bir numarası Swiatek ile Tunuslu Jabeur kortta olacak. Şimdiye kadar 4 kez karşılaşmışlar. Eşitlik var. Gönlüm Jabeur, mantığım Swiatek diyor. Tunuslu büyük bir olasılıkla bir önceki Sabalenka maçında denediği gibi vuruşlarında çeşitleme yaparak rakibinin ritim bulmamasına çalışacaktır. Çoğu tenisçi gibi Swiatek de domine edilmeyi hiç sevmiyor.

İyi bir haftasonu dilerim, hoşkalın.

10 Eylül 2022, Cumartesi 17:08
YAZININ DEVAMI

‘’JABEUR, İLK MÜSLÜMAN!‘’

28 yaşındaki Tunuslu tenisçi Ons Jabeur için ilklerin kadını diyebiliriz. Üç yaşındayken sosyal bir tenisçi olan annesi tarafından bu spora başlatılmış. Tüm jünyor kariyerini annesinin şoförlüğünde bir turnuvadan diğerine giderek geçirmiş.

Gençlerde “Fransa Açık” gibi bir grand-slam kazanmış. Kariyeri iniş çıkışlarla dolu. Ama her düşüşten sonra toparlanıp zirve yolculuklarını sebatla sürdürmüş. WTA sıralamasında ikinciliğe kadar yükseldi.

Jabeur kadar başarılı bir müslüman tenisçiyi henüs tarih yazmadı. 2019’da “Yılın Arap Kadını” seçilmiş. İngilizce , Fransızca ve Rus kökenli olan kocası sayesinde Rusca biliyor.

Antrenörlerle arası pek yok…”Çoğu benim oyunumu değiştirmeye çalışıyor. Halbuki benim daha çok moral motivasyona gereksinim oluyor” diyerek kestirip atıyor. Kariyerindeki ilk onbin dolarlık yarı-profesyonel turnuvayı Antalya’da* kazanmış!

Dünkü yazımda belirttiğim gibi vuruş yelpazesi çok geniş. Garcia karşısında da bu silahını çok iyi kullanarak onu ambale etti. Bir grand-slam’in yarı-finalinin bir saat beş dakikada bitmesine pek şahit olmayız (6-1, 6-3). Uzunca bir süredir profesyonel tenisin içerisinde olup kariyerinin en başarılı sezonunu yaşayan atak rakibinin sağından-solundan-üstünden, velhasıl her yanından geçerek adeta çaresiz bıraktı. Maç göz açıp kapayıncaya kadar bitti.

Şimdi karşısında çok daha dişli iki rakipten birini bulacak…Çok ilginç bir final izleyeceğimiz mutlak.

Evet, bizim saatimizle sabaha karşı 04:00 gibi korta çıktı Polonyalı Swiatek ile Belarus’tan Aryna Sabalenka. Öngörüldüğü gibi baştan itibaren Sabalenka’nın müthiş gücüyle mücadele etmeye çalıştı Swiatek. Balyoz gibi üstelik kenar çizgilerine yakın inen toplara yetişmekte epey zorlanıyordu dünya bir numarası Polonyalı. Bu doğrultuda iki kez kırıldı ve set 40 dakikada 6-3 bitti. Maçın böyle sürmeyeceğini tahmin ediyordum. Zira bir grand-slam yarı-finalinde karşılaşan dünya 1 ve 2 numaraları arasında böyle bir çaresizlik uzun sürmez diye düşünüyordum! Swiatek gibi kendiyle barışık biri bu kuyudan çıkacak bir yol bulacaktır.

Doğru öngörmüşüm. Swiatek yeni sete agresif başladı…Üstüste 8 puan alarak 2-0 öne geçti. Sabalenka füzeleri sürdürerek 2-1 yaptı.

Ancak Swiatek kendi servislerini sıfıra karşı almaya başlamışken diğeri servislerinde zorlanmaya başlamıştı. Keza servis süratleri de eşitleniyordu (200 vs 196). Önce oldu 3-1. Ardından Belaruslu çift hatalar ve beraberliklerle dolu uzun bir oyunda ikinci kez kırılıverdi (4-1). Emin olun Polonyalı tank gibi geliyordu rakibini üzerine (5-1). Çaresizlikle kıvranan şimdi Sabalenka idi (skor 6-1, süre 41 dakika!). Maçın kaderi karar setiyle saptanacaktı.

Swiatek’in servisiyle başlayan son setin ilk puanı maçın belki de en güzel mücadelesi olmaya adaydı (0-15). Sabalenka rakibini kırdı, kendi servisini de aldı (2-0). Sonra tahterevalli başladı. 2-2. Sonra 4-2 Sabalenka. 4-4 eşitlik. 5-4 Swiatek. VE MAÇ 6-4 SWİATEK.

Evet Cumartesi günü kadınlarda finalin adı SWIATEK (POL) – JABEUR (TUN).

09 Eylül, Cuma programı şöyleè Bizim saatimizle:

19:00 Çift-Erkekler Finali

Ram (ABD) & Salisbury (İNG) vs Koolhof (HOL) & Skupsky (İNG) - (Favorim Koolhof).

ardından

Tek-Erkekler Yarı-Finali

Khachanov (RUS) vs Ruud (NOR) - (Favorim RUUD).

ardından

Cumartesi 02:00 Tek-Erkekler Yarı-Finali

Tiafoe (ABD) vs Alcaraz (İSP) - (Favorim Alcaraz).

*Biliyorsunuz Akdeniz çanağında bizden daha fazla uluslararası tenis turnuvası düzenleyen bir başka ülke yok. Kendimizden başka herkese yarayan turnuvalar bunlar. Daha burada başarılı olan ya da bunlardan çıkarak uluslararası tenis camiasında kayda değer bir başarı elde etmiş tek bir raketimiz bile yok. Zira 18 yaşlarına kadar yetenekleri ile bir yerlere gelip başarılı olan gençlerimizi, bundan sonraki adım olan profesyonel bir kariyere yönlendirebilecek tecrübe ve kapasitede, rahmetli Can Üner’den başka, bir antrenörümüz maalesef henüs oluşmadı.

Hayırlı Cumalar.

09 Eylül 2022, Cuma 07:26
YAZININ DEVAMI

‘’Onları aramıyor musunuz?‘’

Dün (bugün sabah) izlediğimiz maçlardan sonra ben şahsen onları çok arıyorum. Nole, Barty ve hele ki Federer’i (ve tabi ki Nadal’ı). Onlar tenise bir zerafet, bir klas katıyorlardı. Şimdilerde korttaki mücadelelere laf yok…Ancak kalite sıfır.

Swiatek ile Pegula karşılaşmasında anımsanacak minnacık bile bir anekdot yoktu. Dikkatimi çeken yegane olay Polonyalının maç boyu raketlerini çektirmeye göndermesiydi ! Bir grand-slam çeyrek-finali oynayabilecek oyuncular bu denli basit-hata yapabillir mi? Bu denli kötü servis atan iki oyuncu buralara nasıl gelebilir ?

“ABD Açık” için sözün özü: “Baştan bugüne tesadüflerin bir araya geldiği bir turnuva.”

Rublev’in Tiafoe önünde izleyicilere rağmen galebe çalacağını tahmin ediyordum. Yanılmışım…Üç sette kaybetti (6-7,6-7,4-6). ABD’li raket gerçekten bu inanılmaz formunu daha ne kadar sürdürebilecek? Şimdiye kadar oynadığı maçlarda Nadal hariç kimseye tek set vermedi. Şimdi önünde çok zorlu iki maç daha var. Önce Alcaraz sonra da Khachanov ile Ruud’un galipleri gelebilecek karşısına. Ama yine de “Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek lazım”…Delikanlı çok açıksözlü: İzleyicilere “iki maç daha burada olun” dedi!

Ben biraz eski kafalıyım. İzleyicilerin sirk maymunu gibi tribünlerde hoplayıp sıçramalarını garip karşılıyorum. Tabî bunun başlıca nedeni de büfelerde satılan alkol…Hele ki ABD’deki spor karşılaşmalarında alkol ve fast-food servisi maçlardan saatler öncesi başlıyor kort dışındaki büfelerde.

Belki de en ferdisi tenis olmak üzere hiçbir spora kafatasçılığı, milliyetçiliği yakıştıramıyorum. Bir ağızdan ulusal marş söyleyip biter bitmez rakibe en galiz hakaretlerle saldırılmasını çok aşağılık buluyorum. Kendi komplekslerini sahalardaki sporcular üzerinden gidermeye çalışan bazı zavallıların bir türlü anlamak istemedikleri; rakipler olmasa onların da olmayacağı…O rakipler sayesinde oyunların daha iyi oynanılmaya çalışıldığıdır. Bu gerçek hiçbir sporda değişmez. Teniste de böyle, futbolda da. Rakipleri sevin de demiyorum ama hiç olmazsa saygı gösterin ve yaratıklar gibi davranmayın!

Belaruslu Sabalenka, Pliskova karşısında hiç beklemediği kadar kolay bir maç aldı. Hele ilk set Çekyalı raket sanki kortta değil de “Central Park”ta geziye çıkmış gibiydi! İkinci sette biraz toparlandı, diğeri de kolayca götürdüğü maçın rehavetiyle sallaparti oynamaya başlayınca maç biraz zevklendi. Sabalenka’nın hem fiziksel hem de moralman pekiştirdiği özgüveni mücadelenin eşitlenmesine izin vermedi (6-1,7-6).

Gecenin (sabahın) maçı Alcaraz-Sinner arasındaydı. Açıkcası Sinner alabileceği bir maçı yitirdi. İspanyol çok yanlı oyununu, üstün fiziği ve inadıyla birleştirip dördüncü seti adeta rakibinin avucundan alınca, beşinci saate giren maçın karar setini çok kolay aldı (6-3,6-7,6-7,7-5,6-3). Alcaraz beşer setlik çok zor iki maç oynayarak geliyor Tiafoe karşısına…Umarım iki gün toparlanmasına yeterli olur.

Bugün (Perşembe) kadınlar yarı-finalleri var. Maalesef bizim saatimizle gecemizi Cuma’ya bağlayan sabaha karşı 02:00’de başlıyorlar. Önce sürpriz Fransız Garcia ile Tunuslu Jabeur korta çıkacak. Herkes Fransız’dan bir sürpriz daha bekleyecek ama şahsi kanaatim daha oturmuş bir görüntü veren Jabeur’ün baştan itibaren agresif davranıp oyunu çabuk bitirmeye çalışacağıdır. Kadın dünyasının en hızlı servisine (220km) ve uzun zamandır çiftlerde mücadele etmiş olmasının etkisiyle mükemmel bir volesi olan Garcia’yı oyuna sokarsa bu maç çorap söküğü gibi gider!

Ardından esas ablalar sahneye çıkacak: Dünya 1 ve 2 (6)* numaraları Swiatek ile Belaruslu Sabalenka. İkisi de dinlenmeden kortta olacaklar. Toprak kort olsa Polonyalı kesin favori derdim ama son maçlardaki formu ve inanılmaz gücüyle (214km ile dünyanın ikinci en hızlı servisini atıyor bu kadın) Sabalenka onu çok zorlayacak ve oyunu domine etmesine izin vermemeye çalışacaktır. Swiatek kontrolü ele alamayınca sinirlenip basit hatalara çanak açıyor.

Çift-erkekler yarı-finallerinde ki 4 takımda ustalardan oluşuyor. Bu maçlar bizim saatimizle bugün saat 19:00’da başlıyor. Şiddetle öneririm izlemenizi.

İyi gecelerinize Günaydın derim !

*Yakın zamana kadar bunlar birinci ve ikinciydi. Belaruslu yılbaşında hafif bir düşüş yaşadı. Şimdilerde toparlandı.

08 Eylül 2022, Perşembe 12:41
YAZININ DEVAMI

‘’Erken öten horoz‘’

Deyişlere bayılırım. Hepsi güncel olmayabilir ama genelde doğruyu gösterirler. İnce bir mizah, bilgelik ve çelebilik içerirler. Aynı başlığım gibi.

Dün akşam ABD Açık’ta iki horoz kesildi! Biri erkek diğeri dişi…Kyrgios ile Gauff.

Her ikisi de bugün tenis dünyasının en yetenekli raketleridir. Buna kimsenin itirazı yok. Kyrgios’u kimseye anlatmaya gerek yok. Bu aykırı adam katıldığı her turnuvaya muazzam bir gişe hasılatı ve sponsorluklar sağlıyor. Ancak öfke nöbetleri ve antikalıkları yüzünden de nice tenisseveri bıktırıyor. Daha turnuvanın başından itibaren verdiği her beyanatta buranın kazanacağı ilk grand-slam olacağını iddia ediyordu. Dikkatinizi çekerim: Kazanacağı İLK grand-slam! Demek ki daha niceleri olacak! Bugünün tenis dünyasında böyle bir iddiayı ortaya koymak tek kelimeyle akılsızlıktır.

Gauff ise bilhassa ABD toplumunca öyle bir şişiriliyor ki kızcağız istemese de etkilendi. Dünkü yazımda belirttiğim gibi verdiği son beyanatlar şişmeye başlayan bir egonun örnekleriydi. Her ikisine de güzel bir ders oldu. Anlarlarsa tabî ki!

Kariyerinde hep orta-üst kalitede bir raket olan Garcia pandemi öncesine kadar genellikle çift kategorisine ağırlık veriyordu. “Pandemi esnasında kafamı ve hedeflerimi daha iyi tartmak olanağını buldum” diyordu geçenlerde verdiği bir beyanatta. Bu yılın Haziran’ından bu yana katıldığı her turnuvadan ses getirdi (bir çeyrek-final, bir yarı-final, Cincinnati’de elemelerden gelerek şampiyonluk…Burada da şimdilik bir yarı-final). 13 maçtır yenilmiyordu! Yıllardır yüzüne bakılmayan Fransa’da şimdilerde el üstünde. Cesur ve atak oyununu süreklilikle de pekiştirince Gauff karşısında 6-3 ve 6-4’lük net bir skorla galebe çaldı. Şimdi karşısında müslüman dünyasının gelmiş geçmiş en başarılı raketi olan Tunuslu Ons Jabeur var.

Jabeur günümüz kadın tenisinin en geniş vuruş yelpazesine sahip raketi. Oyunu sürekli değiştirmek yeteneği eşsiz. Böyle olunca da çoğu android (!) kökenli olan rakipleri uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Alışana kadar da iş işten geçmiş oluyor. Bu iki raket arasından Tunuslu ağır basıyor…Ancak Garcia da bu yıl her tahmini altüst etti !

Bugün kadınlarda saat 19:00 seansında mücadele edecek dünya 1 numarası Polonyalı Swiatek karşısında tam bir duvar (!) bulacak. ABD’nin bir numarası Joanna Pegula. Swiatek karşısından sadece rakibini değil son derce yanlı 23.771 izleyici bulacaktır. Yıllardır müthiş bir aşağılık kompleksi içinde olan ABD’li izleyiciler birdenbire hiç beklemedikleri bir başarı hikayesiyle karşılaştılar. Her iki seksin çeyrek-finalinde de bir raketleri var…Hezeyanları çılgınlık aşamasında!

Bu arada meraklısı için bir bilgi aktarayım: Pegula dünyanın en varlıklı ailelerinden birinin kızı. Petrol Mühendisi olan babası Terrence Michael Pegula, Ulusal Hokey Ligi takımlarından Buffalo Sabres ve bir Amerikan Futbolu takımı olan Buffalo Bills’in sahibi. Doğal Gaz, emlak, eğlence ve profesyonel sporlarda yatırımları var. Servetinin 7milyar doların üzerinde olduğu iddia ediliyor.

Gece seansında sahaya çıkacak (1 numara olmuş, Wimbledon ve ABD Açık finalisti olmuş) Çek Karolina Pliskova (30 yaş) ile (çiftlerde 1, teklerde 2 numara olmuş) Belaruslu Aryna Sabalenka (24) arasında müthiş bir mücadeleye şahit olabiliriz. Yeter ki Çek raketin zaman zaman tutan tutukluluğuna denk gelmeyelim. Pliskova tecrübe ve sabrı temsil ederken Sabalenka mükemmel bir fiziğin ve gücün temsilcisi.

Erkeklerde korta ilk çıkanlar Rus Rublev ile ABD’li Tiafoe olacak. Burada da skora etki edecek olan izleyici olacaktır. Rublev konsantrasyonunu sadece oyunu için kullanırsa, bu yeteneği ile kesin favoridir. Açıkcası Tiafoe’nun buralara gelecek bir raket olduğuna inanmıyorum…Hala da Nadal’ı değil yenecek, puan bile alacak biri olmadığına kaniyim. Ama tenis sporu bu ve burası da New York!

Erkeklerde yine beni uyutmayacak bir maç saat 02:00’de. 21 yaşındaki İtalyan Buz Adam Sinner ile İspanyolların yeni idolü 19 yaşındaki Carlitto Alcaraz. Sinner’in kazanacağını düşünüyorum. Daha komple bir raket.

Bu arada çift-erkekler mücadelelerine dikkatinizi çekmek isterim. Fikstürde yarı-finallere gelindi ve dört takım da ustalardan oluşuyor. Yarından itibaren olağandışı puanlara ve fevkalade zevkli maçlara denk gelebiliriz.

Alcaraz veya Ruud’dan birisi bu turnuvayı kazanırsa Dünya 1 Numarası olacaktır.

Hoşkalın.

07 Eylül 2022, Çarşamba 13:45
YAZININ DEVAMI

‘’Korkunun Ecele Faydası Yoktur!‘’

İki gündür ABD Açık’taki sonuçlar böyle bir başlık atmama yönlendirdi beni. Bir çok maçta şok edici sonuçlar alındı. Diğerlerinde de favorilere “bizleri çantada keklik görmeyin, bir gece ansızın gelebiliriz” mesajı verildi!

Önce Kyrgios dünya 1 numarası Medvedev’i yendi. Domine edilmekten nefret eden Rus Raket üstüne çullanan bu aykırı adama 4 sette resmen teslim oldu. Hele son sette Medvedev’i tanıyamadık. Ancak Kyrgios tüm huysuzluklarına rağmen tenis dünyasının en yeteneklisi olduğunu herkese kabul ettirdi. Bu turnuvanın da artık başlıca favorisidir.

Medvedev’in başına gelenler ertesi gün İspanyol Boğası Nadal’da tekrarladı. Bir türlü kabuğunu yırtamayan Afro-Amerikan raket Tiafoe, şimdiye kadar değil yenmek, set bile alamadığı Nadal’a New York’ta patladı ! Yaşayan Efsane ilk kez bir grand-slam’de çeyrek-finalleri bile göremeden 4 sette saf dışı kaldı! Nadal turnuvanın başından bu yana istim üzerinde değildi. Bir durgunluk, kavrukluk içindeydi nedense. Zor bir hamilelik geçiren eşinden kaynaklandığı söyleniyor! Kendi de basın toplantısında “çok basit, ben kötüydüm, o ise iyi oynadı…Bu denli basit” dedi.

Nadal ABD Açık’taki sosyalleşmeden nefret ettiğini söylemeden geçmeyeceğim. Burası gerçekten bir tenis ortamından çok sirke benziyor. Ne de olsa New York. Koca dünyayı alıp bir kente monte etmişler! Yaşattıkları kaos bir yana izleyicilerin (ABD’liler hariç) korttaki oyunculara saygısı neredeyse sıfır. Eh böyle olunca da Nadal gibi bir kural adamının ekşimesi normal.

24 yaşındaki Tiafoe’nun babasıyla annesi Sierra Leone’den 90’ların başlarında göçmen statüsünde ABD’ye gelip Maryland’de tanışmışlar. Anne hemşire, baba ise bir tenis kulübünde ustabaşı olarak çalışmaya başlamış. Tenisle tanışması bu vesileyle. Sonrası “yürü ya kulum” !

Berrettini, İspanyol Davidovich Fokina önünde, Norveçli Ruud elemelerden gelen Fransız Moutet, damarlarında buz akan İtalyan Sinner ise Belaruslu Ivashka karşısında zorlanarak kazandılar. Belki İspanyol Fokina’yı buradan sonra biraz görebiliriz ama diğerleri bana göre her grand-slam’de karşılaştığımız “serseri mayınlardandır”…Bir daha zor görürüz.

Kadınlarda da favoriler zorlandı. Turnuvanın başlıca favorisi Polonyalı Sviatek şimdiye kadar adını bile duymadığımız Alman raket Niemeier karşısında ecel terleri dökerken sabrının mükafatını gördü (2-6,6-4,6-0). Keza yılların şampiyonu Çekyalı Pliskova, bebek bezi bağlamış gibi sakil bir şortla koşuşturan Azarenka karşısında aynı sabrın semeresini gördü (7-5,6-7,6-2).

Gecenin maçları ise hiç şüphesiz erkeklerde Alcaraz ile Cilic, kadınlarda ise Sabalenka ile Collins arasındaydı.

5 set Alcaraz kaçtı Hırvat emektar kovaladı. Ama sonunda gençlik galebe çaldı (6-4,3-6,6-4,4-6,6-3). Alcaraz finalde Kyrgios’a rakip olursa kimse şaşırmasın.

ABD’li Collins adeta sinirden kendi kendini yiyip bitiriyor. Tamam hırslı ama enerjisini boşa tüketiyor. Burada da kazanacağı maçı gücünü yitirdiği için verdi. Sabalenka ise üstün fiziğini biraz da akılla birleştirebilse karşısında kimse duramaz. Ona bir kort dar geliyor! En kolay puanları satıp, imkansızları alıyor! O da Yunanlı meslekdaşı Sakkari gibi şiddetten muzdarip! Fiziğinin de üstünlüğü ve Collins’in kendi kendini yiyip bitirmesiyle karar setini ezici bir kolaylıkla aldı (3-6,6-3,6-2).

Bugün kadınların ilk çeyrek-finali akşamüstü 19:00’da başlıyor. Tunuslu Jabeur ile Avustralyalı Tomljanovic arasında. Jabeur kesin favori.

Kadınların akşam seansında (sabah 02:00) ise ABD’li 18’lik Gauff, kariyerinde ilk kez buralara gelen ve fevkalade bir dönem yaşayan Fransız Garcia’yı geçecektir. Gerçi Gauff’un son maçının ardından yaptığı söyleşilerinde biraz havalanma (!) sezinledim. Umarım bu fevkalade yetenekli genç kız bazı hemcinsleri gibi şöhretin avucuna düşmez. Aksi takdirde yükseldiğinden çok daha süratle dibe vurur. Aynı birkaç yıl önce kortlara kuyumcu dükkanı gibi çıkan ve şimdilerde 400’lerde dolaşan partici Kanadalı Eugenie Bouchard ve geçen yıl burada şampiyon olup ilk 10 civarına giren ve sonrasında kortlar yerine marka davetlerini ve çürümüş İngiliz aristokrasinin saraylarını aşındırmaya başlayıp önümüzdeki Pazartesi’den itibaren 100’e yakın bir sıralamaya düşecek olan Emma Raducanu gibi. Hatta artık ismi bile anılmayan Anna Kournikova gibi!

Erkeklerde ise ilk maç yine 19:00’da Berrettini ile Norveçli Ruud arasında. Bence Ruud sempatik İtalyanı zor da olsa yenecektir.

İkinci maç ise tam bir bomba! Kyrgios karşısında bir Rus devini bulacak: Khachanov. Zor maç Kyrgios’un olacaktır. Bir antikalık yapıp bindiği dalı kesmezse tabî !

Uykusuz gecelere hoşkalın…

06 Eylül 2022, Salı 13:52
YAZININ DEVAMI

‘’Tenisin Beklenilmezleri!‘’

Grand-slam turnuvalarından önce okuyucuyu hep uyarırım : “Bu turnuvalarda ilk turlarda ‘olmazın olmadığı’ deyişi gerçeğe dönüşebilir sakın şaşırmayın !” Zira katılımcısı çok olan turnuvalarda hep bir serseri mayının oyunu tutar ve bir yıldızı saf dışı bırakabilir. Bunun yaşanmadığı bir turnuva ben şahsen hiç görmedim.

Dünkü “Yavan Tenis” yazımdaki serzenişim herhalde oyuncuların kulağına gitti ki sergiledikleri oyunlarla sabaha kadar gözümü kırpamadım.

Öncelikle Dünya 5 numarası Norveçli Ruud ile ABD’li Tommy Paul arasındaki maç her tenisseverin izlemesi gerekeceği mücadele ve klasa sahne oldu. Düşünün ki bu turnuvada alınacak sonuçlara göre Dünya 1 numarasına yerleşebilecek bir raket ile tüm kariyerinde herhangi bir grand-slam’de tek bir maç bile kazanamamış biri karşılaşıyor ve 5 set boyunca tam 4.5 saat izleyenleri mest ediyorlar. Evet Ruud fiziksel üstünlüğü ile son seti halkalayarak bitirdi (7-6, 6-7, 7-6, 5-7, 6-0). Mesaj açıktı : “Tahminlerde bulunurken beni soyutlamayın!” Gerçekten ABD’li raketin son sette kıpırdıyacak hali kalmamışken Norveçli sanki yeni başlamış gibiydi! Şimdi Ruud, Fransız Moutet ile karşılaşacak…Onun için “kolay çamaşır” !

Berrettini-Murray maçı da izleyicileri doyurdu. Murray beklenildiği gibi rakibini bir köşeden diğerine, bir kısa bir uzun toplar atarak bozmaya ve yormaya çalıştı. Sakatlıktan yeni çıkan İtalyan başta biraz çabaladıysa da sonrasında hiç temposunu bozmadı. Israrla topları kovaladı ve başarılı olmaya başladı (2-0). Bizler maçın üç sette biteceğini düşünürken Murray yaşama döndü ve üçüncü seti alıverdi (2-1). Ardındaki sette de uzun süre kafa kafaya oynadı. Ama yetmedi ve taktiğini uygularken kendi tükendi. Berrettini sakatlıktan dönüp formunu bulmaya başladığını gösterdi (6-4, 6-4, 6-7, 6-3). Şimdi karşısında tam bir “sülük” var. Maazallah İspanyol Fokina yapıştı mı bırakmayan bir raket!

Kadınlarda izlediğim ilk maç 18 yaşındaki ABD’li Gauff ile vatandaşı Keys arasındaydı. Genel kanı Keys’in üstünlüğüne şahit olunacağı yolundaydı. Halbuki Gauff fevkalade bir yetenek. Mental olarak ta kendisini süratle geliştiriyor. Gerçekten bu kızcağız hep üzerine koyuyor. İlk iki puandan sonra hiç ardına bakmadı ve Keys’i resmen sürklase etti (6-2, 6-3). Şimdi karşında Shuai Zheng var ki Çinli raketlerin en tecrübelisi ve herhalde en akıllısı…Onu da izlemek zevkli. İyi bir maç olacağını ama Gauff’un çeyrek-finalde yerine alacağına inanıyorum.

Sonra Serena ile Avustralyalı Ajla Tomljanovic arz-ı endam ettiler. Yaşayan bir efsane, belki de tenis dünyasının en başarılısı ile, orta karar bir tenisçi olmaktan bir türlü kurtulamamış, başarılı olduğu maçları da bir türlü sonuçlandıramamakla bilinen fevkalade sempatik bir rakip. Birisi en iyi yaptığını beceremezken, öbürü bir türlü yapamadığını becerdi ! (7-5, 6-7, 6-1).

Bir gazetemiz web sayfasında bu maçla ilgili haberini geçerken “…New York kentinde düzenlenen sezonun son Grand Slam tenis turnuvası tek kadınlar mücadelesinde, klasmanın 605. basamağındaki Serena Williams ile dünya 46 numarası Ajla Tomljanovic karşılaştı…” yazmış. Yanlış değil ama hiç şık ta değil…Saygın bir gazeteye hiç yakışmamış!

Sabaha varırken Medvedev ile Çinli Wu korttaydı. İki saati bile bulmayan bir antrenman yaptı Rus raket (6-4, 6-2, 6-2). Buradaki şampiyonluğunu tekrarlamayı düşünen Medvedev kendi standardının çok altındaki rakiplerini öyle kolay geçiyor ki hakkında karar vermek zor! Şimdi karşısında çok dişli bir rakip var: Kyrgios. Aralarındaki maçlarda Avustralyalı 3-1 önde.

Şimdilik bu kadar. Hoş kalın.

03 Eylül 2022, Cumartesi 12:22
YAZININ DEVAMI

‘’Tenisin yavanı!‘’

Maalesef tenisin yavanı çekilmiyor. Hele ki bu spor yaşamınıza yol göstermiş olduğu için ona benzersiz bir sevdayla bağlı olduğunuzdan tan ağırana kadar uykusuz kalıp izlemeye çalışıyorsanız bu yavanlık daha da çekilmez oluyor.

ABD Açık’tan bahsediyorum tabi ki. Bir haftaya yakındır izlediğim onca maç içerisinde değinecek çok az karşılaşma oldu. Üstelik erkek ya da dişi ayırımını pek yapmadan. “Pek” diyorum zira erkeklerde hiç olmazsa Alcaraz ve Kyrgios var. Yoksa al birini vur ötekine.

Serena’yı ona sevdamızdan ve saygımızdan kusur etmeden izledik. Ne ilk ne de ikinci turda kenara bir not alamadım. Dünya ikincisi olmuş Estonya’lı Kontaveit onca tecrübesiyle rakibinin zayıf yanlarını bilmiyor ve hala onun istediği oyunu oynuyorsa bizler ne yazalım ki? Rakibin fiziği yetersiz, uzun zamandır maç eksiği var ve öne koşamadığı dünya alemce biliniyor. Sen ona tüm maç boyu tek bir drop-shot atamazsan bu maçı kaybetmeye mahkum değil misin? Bu kadar basit. (Bu akşam oynanacak Murray-Berrettini maçı da bunun bir benzeri olabilir ama Berrettini uyanıktır tuzağa düşmez!).

Keza komşunun kızı Sakkari ise şiddetten muzdarip ! İlla topa öyle bir vuracak ki karşı duvarda izi kalacak! Yaptığı basit hataları jünyorlarda bile affetmezler. Slice’dan başka hiçbir silahı olmayan bir rakibin toplarına sen bitip tükenmeden spin vurmaya çalışırsan o ihtiyacın olan puanları çok ararsın. Yahu yerden bile zor kalkan topa nasıl spin vurulur ki! Hadi algılama güçlüğün var, gözlerin de mi görmüyor? Rakibi dışarı atmış, voleye gelmişsin…Dokunsan top puan olacak. Ama sen öyle bir şiddet meraklısısın ki topu hani neredeyse Central Park’ta* bulacaklar ! Bu nedenden dolayı da yıllardır saygın bir raket olamadın. Banliyö şampiyonluklarıyla avunuyorsun !

Halep, Krejcikova, Sakkari, Raducanu, Fernandez, Kasatkina, Badosa, Rybakina, Teichmann, Haddad Maia, Siniakova, Stephens, Ostapenko…Bu saydıklarımın hepsi ya bir grand-slam, ya WTA’1000 ya da olimpiyat kazanmış raketlerdir. New York’a veda ettiler. İzlediğim kadarıyla onları izleyecek bir dolu şampiyon raket daha geliyor !

Erkeklerde ise elenenler şunlar: Tsitsipas, Bautista-Agut, Auger-Aliassime, Wawrinka, Fritz, Hurkacz, Dimitrov, Coric başlıcaları.

Biraz önce erkeklerde Alcaraz ve Kyrgios’a değinmiştim. Onların maçları zevkli ve izlediğimiz diğer karşılaşmalara nazaran çok daha üst seviyede geçiyor. Üstelik Kyrgios’ta kesin “olay” var !

Kyrgios-Kokkinakis ile Gaston-Musetti arasındaki çiftler müsabakası ise 4 günden bu yana şahit olduğum en kaliteli karşılaşmaydı. 4-6, 6-3, 6-4 Avustralyalılar kazandı. Ve inanılacak gibi değil ama Kyrgios’tan kaynaklanan tek bir aykırı hareket olmadı ! Turnuvadaki hatta tenis dünyasındaki en yetenekli raket desek çok tepki almayacağımız bu genç adamın sanki kendisiyle zoru var. Ne denli çirkinleşebildiğine bir şahit olsa belki değişecektir diye düşünmeden edemiyorum !

Yine de şunu bilelim ki başta tenis ve tüm sporlar yıldızlarla güzelleşiyor. Onlar olmazsa spor sahalarında izleyeceklerimiz sadece Androidlerdir. Kyrgios gibilerini gömmeden bunun bilincinde olunmasının yararı var.

Keza kadınlarda Gauff sürekli üzerine koyarak geliyor. Hem oyunu olgunlaştı hem felsefesi. Verdiği beyanatlar fevkalade olumlu.

Bir tahmin yapmak için henüz turnuva çok genç. Daha turlar bile bitmedi…Çeyrek-finallere gelindiğinde işimiz daha kolaylaşacak.

Ama gönlüm karşı sekste Swiatek-Gauff, bizlerde ise Nadal-Kyrgios finalinden yana.

Bakalım göreceğiz ! Hoşkalınız.

02 Eylül 2022, Cuma 18:57
YAZININ DEVAMI

‘’Güle güle Hanımağa!‘’

Gençlerin küstahça aymazlaştığı, büyüklerin de sevgiden yoksunlaştıkları toplumumuzda bazı gerçekleri ortaya koymak bana sanki bir ödev gibi geliyor.

Bir sporcunun oyununu, fiziğini, giyimini kuşamını, saç şeklini, tavırlarını, söylemlerini hatta rengini bile beğenmeyebilirsiniz. Bunlar sizin kendi tasarruflarınızdır. Ancak onun gerçekleştirdiklerine saygı göstermeniz hatta şapkanızı çıkararak o önünüzden geçerken bir reverans yapmanız fevkalade doğru olacaktır.

Serena Williams sadece bir atlet, bir sporcu, tarihin en büyük kadın tenisçisi ya da yaşayan efsane değildir. O başlıbaşına bir ikon, bir diva, bir hanımağadır.

O, ABD’nin en yoksul , en ayırımcı, çeteleşmenin, uyuşturucu satıcılarının zirve yaptığı mahallelerinden çıkarak ülkesinin başta renkdaşları olmak üzere tüm gençliğine nelerin mümkün olabileceğini, onlara önlerindeki yolun kapalı olmadığını, isterlerse, sebat ederlerse her tünelin aydınlığa açılan bir ikinci kapısı olduğunu ortaya koymuş bir yol göstericidir.

O çeteler ki satış üssü olarak kullandıkları kortu bırakmamak adına, antrenmana kızlarını getiren bir babayı onların gözleri önünde aylarca hastahanede yatıracak kadar dövmüşlerdir. O baba ki abla (Venus) şampiyonluklar ararken çömez (Serena) kardeşin “en büyük” olacağını söylemişti.

Serena’ya 17 yaşlarında başlayan 23 grand-slam şampiyonluğu yetmemiştir. O aklına yatmayan, adil bulmadığı her kurala, kaideye karşı çıkmış, kendi öngörülerini ifade etmekten çekinmemiştir. Yirmi küsur yıldan fazladır tenis başta olmak üzere her yamuk gördüğü kuralın üzerine gitti.

Zaman oldu ki onu bizden bildik. Zira böyle bir şampiyon, antrenman partneri olarak bizden birini seçmişti. Barış Ergün her iki koluyla da forehand vurabildiği için İstanbul’a geldiğinde Serena’nın dikkatini çekmiş ve yıllarca onunla birlikte turnuva dolaşmıştı. Bizimkinin vize sorunları nedeniyle işbirliği sona ermişti.

Ayırımcılar, kafatascılar, cinsiyet eşitliğine karşı çıkanlar, zorbalar, başkanlara varana kadar çeşitli çiğ politikacılar onun testeresinden geçmişlerdir.

Sadece onlar mı! Görevlerini gardiyanlıkla karıştıran nice hakemler, WTA ve ITF gibi tenisi yöneten kurumlar, kıymeti kendilerinden menkul muhabirler, bilgisi kıt fikri çok editörler hanımağadan nasiplerini almışlardır.

Serena Williams sadece bir tenisçi, sporcu ya da atlet olmaktan epey öte bir kişilikti. O hep bildiğini inandığını yaptı. Kimse yönlendiremedi. Efsanesi olduğu spor bile!

Emekliliğe ayrılma bildirileri genellikle bir basın toplantısıyla, ya da beyaz camdan verilen bir söyleşiyle veya haber kanallarıyla yapılırken Serena Williams bunu aylık bir moda dergisi olan Vogue’da yaptı. Hiç bir beylik kuralın onu durduramayacağının bir belgesi daha değil mi?

Tenisin sporcuyu öğüten dişlilerine yarın başlayacak “ABD Açık” sonrası itibarıyla veda edeceğini, modacılık ve girişimcilikle uğraşacağını ama bundan böyle ailesinin herşeyden önce geleceğini ve sağlıklı bir ortamda ikinci bir çocuğu da şiddetle istediğini ifade ediyordu (Son kazandığı Avustralya Açık’ı oynarken hamile olduğu ortaya çıkmıştı!).

Serena Williams’ı şimdiden özlemeye başladık bile. Tenis onsuz hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Sahaya giren hiçbir raket onun özgüvenine karizmasına yaklaşamayacaktır bile. Zaten bir şey yapmasına da gerek yok. Şimdilik korta çıkanların karizmadan hiç nasipleri olamaması insana otomatikman onu anımsatıyor.

Hani bir deyiş vardır: "Tüm renkler aynı hızla kirleniyordu birinciliği beyaza verdiler".

“Beyaz Sporu” Afro-Amerikalı bir raket akladı! Serena Williams.

28 Ağustos 2022, Pazar 17:34
YAZININ DEVAMI