‘’Başarmak zor değil‘’
Fenerbahçe futbol takımı elbette ‘robotlar topluluğu’ değil. Sarı-Lacivertliler 6 haftada inanılmaz bir tempo yaptı. Trabzonspor’un yanı sıra, Süper Ligin en formda takımlarını, ezeli rakibi Beşiktaş’ı, adeta eze eze yenmeyi başardı. Bu beklenmeyen patlamanın bir yerde duracağı belliydi. Tersi futbolun doğasına aykırı düşerdi.
Fenerbahçe Kasımpaşa maçında ‘stres boşalmasını’ yaşadı. Ama her şeye rağmen kaybetmedi. İki yıldızı Alex ve Volkan’ın maça ağırlıklarını koyması üç puan almaya yetti. Şampiyon adayları böylesine zor 90 dakikaları galibiyetle sonlandırdığında, şampiyonluk onlara doğru gelir. Futbol oyununda her zaman iyi olmak yetmiyor. Bazen ‘futbol şansı’ iyinin önüne geçebiliyor.
Geride kalan yıllara baktığımızda bu fotoğraf karelerini görmek mümkündür. Bir önceki sezon, son maçta giden şampiyonluğu iyi analiz etmeli.
Fenerbahçe Kasımpaşa’ya baskı kuramadı. Seri pas trafiğinde doyurucu değildi. Mücadele olarak geride kalan haftaları arattı.
Sarı Lacivertli ekibin yine çok iyi oynadığını, sahanın her bölgesinde rakibi ezdiğini, baskı koyduğunu, sayısız pozisyonlara girdiğini düşünenler, her halde başka bir maç izlediler.
Kanarya’yı böyle göstermek, Fenerbahçe’ye ‘zarar’ vermekten başka bir şey değildir.
Kaldı ki Fenerbahçe’nin patronu Aykut Kocaman, medyaya konuşan futbolcuların hepsi, iyi oynamadıklarını 70 milyona açıkladı. Buna rağmen Fenerbahçe’yi farklı anlatma çabasını girenlerin, yolu açık olsun.
Gençlerbirliği ve Konyaspor maçları da büyük ihtimalle bu havada geçecektir. İki takım da beraberliği hedefleyip, kalabalık savunma ile kendi sahasına gömülecek.
Aykut Kocaman’ın gereken önlemi alıp, futbolcuları iyi motive ederek, tekrar ‘tam konsantre modunu’ yakalaması gerekir. Tecrübeli oyuncu sayısı fazla olan Kanarya’da, bunu başarmak daha kolay gözüküyor.
Trabzonspor’un durumu en canlı örnek. Stres ve baskı yükünün boşalma sürecini uzatan, gereken önlemi almayan Bordo- Mavili ekip, altı haftada dokuz puan kaybetmekle kalmadı. Liderliği de averajla Fenerbahçe’ye kaptırdı.
‘’Yıldızın varsa korkma‘’
Fenerbahçe için kolay gözüken Kasımpaşa maçı, hiç de öyle geçmedi. Sarı-Lacivertli ekip, alışılmışın dışında sanki konsantrasyon anlamında biraz gevşemiş izlenimi verdi. Yobo’nun ceza alanı içinde yaptığı penaltı hamlesi buna en güzel örnekti.
Konuk takım, 4-4-2 gibi gözükse de top Fenerbahçe’deyken Ramos ve Azar orta alana gelip altılı set yaptı. Kalabalığı pek fazla sevmeyen Fenerbahçe, özellikle ilk yarıda tempoyu istediği aralığa çekemedi. Emre’nin sakatlıktan çıkması ve aynı zamanda yorgun olması, Sarı-Lacivertliler’in orta alan düzenini de olumsuz etkiledi.
Pembe-Beyazlılar, ikinci bölümde çok adamla kapanma anlayışını terk edip golü istemeye başladı. Bu taktik değişiklik futbola da zaman zaman heyecan getirdi. Tempo yükselişe geçerken daha fazla organize işler yapıldı. Bu süreçte Dia ile golü bulan taraf Fenerbahçe oldu. Topun daha fazla Kasımpaşa’da gözüktüğü dakikalarda, Sarı-Lacivertliler ‘rölanti’ devrine girmişti. Takımlarının tempolu, baskılı, mücadele yönü ağır basan oyun tarzına alışan tribünler, “Üç, üç” temposuyla Fenerbahçe’nin bu havasını dağıtmak için çok çaba sarfetti.
Maçın kaderini değiştirecek futbolcu zenginliğin varsa, böylesine sıkıntılı maçlardan kayıpsız çıkma şansın mutlaka vardır. Alex, hatayı affetmedi. Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en iyileri arasında bulunan Volkan, penaltı kurtarmanın yanı sıra iki kritik pozisyonda da gole izin vermedi. Fenerbahçe, galibiyet serisini altıya çıkararak şampiyonluk yolundaki yükselişini devam ettirdi.
‘’Kocaman'ın hakkı!‘’
Volkan’dan Niang’a kadar, Alex ve Emre’de dahil olmak üzere herkes, bu çöküş döneminde tepki çekti. Aykut Kocaman’a ise ayrı sayfalar açıldı. Antrenman programını yanlış bulanlar vardı. Taktiksel anlamda zayıf kaldığı söylendi. Oyuncu değişikliklerinde tercih hatası yaptığı öne çıkarıldı. Takım üzerinde otorite kuramadığı vurgulandı. İyi teknik adam olmadığı, Fenerbahçe’de staj yaptığına göndermeler yapıldı. En kötüsü taraftar da eski krallarına sırtını döndü. Hedefi Avrupa’da başarı, süper lig ve kupa da şampiyonluk olan Fenerbahçe’nin, ilk yarıdaki zayıflarla dolu karnesini eleştirmek en doğal haktır. Ancak küçük düşürücü, hakaret içermeyen dozda olmak kaydıyla
İkinci dönemde rüzgar tersten esti. Kadrosu değişmeyen Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’si patlama yaptı. Trabzonspor ve Beşiktaş’ın da içinde bulunduğu beş maçlık galibiyet serisi geldi. Sarı-Lacivertli ekip takım oyunun en iyi yansıtan taraf oldu. Dokuz puanlık fark 2’ye indi. Korkan, özgüven erozyonuna uğrayan Fenerbahçe, şampiyonluğun en iddialı takımı koltuğundaki yerini aldı.
Yükseliş döneminde Başkan Aziz yıldırım’a pay çıkarıldı. Futbolculara övgüler yağdı. Taraftar desteğinin altı çizildi. Ama nedense teknik patron Aykut Kocaman’ın teslim etmek satır aralarında kaldı. İşler kötü giderken üç ayaklıyı kurmak kolaydır. Arka arkaya gelen zaferler sonrası, Aykut Kocaman’ın hakkını teslim etmek çok mu zor? Futbolculara kuvvetli bir büyü yapılmadığına göre, Aykut hocayı başarılarda onore etmek gerekmez mi? Fenerbahçe taraftarı hatasını telafi etti. Şimdi sıra Aykut Kocaman’a insafsızca vuranlarda. Özür dileme erdemliği onları bekliyor.
‘’Volkan ve Ferrari‘’
Bu süreçte Sarı-Lacivertliler 3-4 farklı galibiyete ulaşacak pozisyonlar buldu. Sonra ibre Beşiktaş’tan yana döndü. Bu kez farkı galibiyet sutlarını kaçıran ev sahibiydi.
Sonucu iki kırılma anı belirledi. 60’ta Volkan, Almeida’nın gol vuruşunu mükemmel kurtardı. 62’de Ferrari kırmızıyla atılırken Fenerbahçe, Alex’in penaltı vuruşuyla skoru eşitledi. Bu iki önemli dakika Fenerbahçe’yi özlediği derbi galibiyetine taşıdı.
Fenerbahçe Beşiktaş’ın suyunu ve elektiriğini kesti. Q7’nin dışındaki üretim arterlerini çalışamaz duruma getirdi. Dia ve Niang Siyah-Beyazılılar’ı adeta dağıttı. Fenerbahçe sağ kulvarı kullanabilse, Beşiktaş’ın işi daha da zorlaşırdı. Kaçan goller, direklere takılan gol vuruşları Fener’in şanssızlığıydı. Sarı-Lacivertliler’in temposu tribünleri sustururken, Beşiktaşlı oyuncuların da maçtan kopma noktasına getirdi. İlk yarının son çeyreğine doğru Fenerbahçe’nin bunaltan üstünlüğü birden hız kesti. Quaresma-Ekrem ikilisi, Santos’un savunduğu bölgede fazlaca boş alan buldu. Ekrem, Andre’yi geçtikten sonra sert bir vuruşla topu tavana astı. Siyah-Beyazlılar İbrahimli ise 2-1’i yakaladı. Lugano, bu kez gol atamadı ama Ferrari’yi attırarak galibiyet yolunu açtı. Beraberlik sonrası Beşiktaş kaybolup gitti. Fenerbahçe maçın başındaki gibi Beşiktaş kalesini kuşattı. Kaptan Alex attığı iki şık golle cezayı kesti.
‘’İnönü'ye gözdağı‘’
Ona daha uzun bir yol var. Sarı-Lacivertli ekipte artık herkes oyunun içinde. En önemlisi tüm oyuncular sahayı bölüşerek paylaşıyorlar. Mehmet Topuz ön liberoda oynarken, bir anda forvette bitiyor. Alex anında onun boşluğunu kapatıyor. Özer sağ çizgiyi bırakıp içeri girdiğinde, iki ciğerli Gökhan sağdan bindiriyor. Niang ise boşluğun olduğu her bölgeye dün akşam süratle indi. Adam kovalayarak ekstra işler de yaptı.
Issiar Dia, sol çizgide Kayserisporlu Hamza’yı oynadığına pişman etti. Senegalli, bu oyuncuyu her pozisyonda arkasında bıraktı. Çabuk ve ayağa paslar, yerinde yapılan taktik fauller tribünlerin ve teknik direktör Aykut Kocaman’ın istediği türdendi. Selçuk Şahin üstüne katarak hemen adımlarla yürüyor. Orta alandaki tüm açıkları zamanında kapamasını bildi. Geriye oynamayı düşünmediği anlarda olumlu paslar çıkartarak takımını rahatlattı. Dün akşam Fenerbahçe basketbol maçı tadındaydı diyebiliriz.
Kayserispor’un ise böyle bir Fenerbahçe karşısında tutunması imkansızdı. Her şeye rağmen futbolu çirkinleştirmeyi asla düşünmediler. Amrabat ara sıra, sağ kanattan Fenerbahçe’yi zorladı. Sarı-Kırmızılılar kontra fırsatları da yakaladı. Fakat Fenerbahçe çabuk kapanarak tehlikeye izin vermedi.
Sarı Kanarya bu temposu ve oyun anlayışıyla kolay kolay maç kaybetmez. Sarı-Lacivertliler birer birer engelleri geride bırakarak av mevsimini hız kesmeden sürdürüyor. 2-0’lık skor da kimseyi yanıltmasın. 90 dakika 5 farkla da bitebilirdi. Fenerbahçe, Kayserispor karşısında sergilediği oyun ile taraftarına keyif, Beşiktaş’a ise gözdağı verdi.
Alex’i unuttuğumuzu sanmayın. Brezilyalı takımı organize edişi, estetik hareketleriyle yine sahanın en iyileri arasındaydı. Sarı-Lacivertli taraftarlar da kaptanlarının bu özverili yürüyüşüne 90 dakika boyunca ona destek vererek Sambacı’yı mest ettiler.
‘’Güç birliği‘’
Fenerbahçe de İstanbul gibi. Sarı-Lacivertli camiada üzüntüyü, sevinci, kavgayı, muhalefeti, zaferi, yenilgiyi, karamsarlığı, umudu, protestoyu, sevgiyi aynı sezon içinde yaşayabiliyorsunuz. Belki de Fenerbahçe’yi büyük yapan etkenlerden biri de bu özelliğidir.
Amatör şubelerin başarıda tavan yaptığı dönemde, futbol takımı ilk yarıda mutsuzluk hormonu salgıladı. Beğenilmeyen oyun, başarısız sonuçlar ve liderin 9 puan gerisinde kalmak Fenerbahçe’nin huzurunu bozdu.
Taraftar tepkisini koyarken, camia şampiyonluktan umudunu kesti. Yönetim, teknik kadro, futbolcu üçgeninin oluşturduğu ‘güç birliği’, takım içindeki olumsuz havayı dağıttı. Sonra taraftar desteği, bu oluşumun içine girdi. ‘Güç birliği’ seri galibiyetleri getirdi. Lider Trabzonspor da 7 puan kaybedince, Fenerbahçe şampiyonluğun en iddialı isimleri arasındaki yerini aldı. Kadiköy’de kar, fırtına, donduran soğuk, yerini üç haftada Akdeniz iklimine bıraktı.
Alex’le yeniden iki yıllık sözleşme yapılması kadayıfın kaymağı oldu. Aykut Kocaman ile Alex’in arasının iyi olmadığını savunanlar bu sonuca pek sevinmese de, Fenerbahçe camiasında bu nikah büyük ses getirdi.
Futbol şubesinde işler düzelirken, muhalefet de sesini duyurdu. Sarı-Lacivert dünyada belli bir kesim bu çıkışa doğal olarak tepki duydu. Ne yapalım, Fenerbahçe bu işte! Her durumda rengarenk olma huyunu bir türlü bırakmıyor. Güneşli ve sıcak günlerin devamı yine ‘güç birliği’ne bağlı. Stratejik hatalar yapılmaz, Aykut Kocaman ve öğrencileri de üzerlerine düşeni unutmazlarsa, Fenerbahçe üç yıllık şampiyonluk özlemine bu kez demir atar.
‘’Son yarım saat‘’
Gökhan Gönül ve Selçuk gibi iki önemli hamle taşı olmayınca, Manisaspor’u mat çıkmazına sokmak zordu. Ev sahibi orta sahayı kalabalık tutarken, Emre ile Alex’in Fenerbahçe’yi organize etmesini de engelledi.
Mehmet, Kahe, Simpson, Yiğit İncedemir ve İsaac sürekli yer değiştirerek Sarı-Lacivertli ekibin orta alan ve savunma kurgusunu bozmayı başardı. Manisa üç net pozisyon bulup değerlendiremezken, Fenerbahçe korner karambollerinden medet umdu. Semih’in, Kalabane ile Dixon arasında sıkışıp kalması Fenerbahçe’nin hücum etkinliğini geriye düşürdü. Niang, sol önde istediği topları alamadı. Gökhan olmayınca sağ kanat bindirmeleri de zayıf kaldı.
Fenerbahçe öyle bir gol yedi ki tam bir defans faciası. Ama bu gol Sarı-Lacivertliler için sanki hayırlı oldu. Alex ağırlığını hissettirdi, Emre iki kişilik mücadele etmenin nasıl olduğunu gösterdi. Niang’ın ortaya, Semih’in kenara geçmesi Fenerbahçe’ye hücumda da üstünlüğü getirdi. Alex’in penaltı golü Fenerbahçe’nin direncini yükseltirken, Mehmet Topuz’u da canlandırdı. İlk yarıda rakip kaleye gitmek için çile çeken Fenerbahçe, son yarım saatte Trabzonspor maçı kostümünü giydi. Fenerbahçe, Manisaspor’un ilk yarıdaki havasını bozdu. Geriye düştüğü, tribünleri karamsarlığa sürüklediği karşılaşmada, Sarı-Lacivertliler; Alex, Niang, Emre gibi ustaların lokomotif görevi yapması sonucu haklı ve önemli bir galibiyet alarak, Trabzonspor galibiyetini boşa çıkartmadı.
‘’Trabzon'a patladılar‘’
Fenerbahçe hep öndeydi ilk bölümde. Trabzon’dan daha fazla koştu, topun karşısına geçen futbolcu sayısı, liderden fazlaydı. Alex’in topu yiyecek kadar hırs yapması, Gökhan’ın 90-100 mil şiddetinde rakibin solundan esmesi, Sarı-Lacivertliler’i öne çıkardı. İlk haftalarda rakiplerin korkusu olan ve sonra dinlenmeye çekilen Niang, sanki Bordo-Mavililer’i beklemişti.
Mehmet Topuz da öyle. ‘Maç konsantrasyonu nasıl olur’un cevabını koydu sahaya Fenerbahçe. Emre, üretimde geri kalsa da rakibi bozmada ve açık kapatmada ilk sıradaydı. Bazılarının gitsin dediği Selçuk, topun bulunduğu her yerde duvar oldu. Kırmızı kart görmesi de hırsının yansımasıydı. Santos istekli, Dia durgundu. Takım oyununda da Trabzon’a üstünlüğü bırakmayan Fenerbahçe, skor olarak da önde kaldı.
Sarı-Lacivertliler, koydukları pozisyon yasağını ikinci yarıda da kaldırmadı. Jaja ve Umut ceza alanını göremediler. Şenol Güneş’in, üç değişiklik hamlesi de işe yaramadı. Selçuk-Jaja ikilisi dışında, Fenerbahçe’ye direnen çıkmadı. Olmak ya da kopmak maçında, Sarı-Lacivertliler beklentilerin üstünde mücadele ederek anlamlı bir galibiyet elde etti. Fenerbahçe her yönden önde başladığı 90 dakikayı önde kapamasını bildi. Şampiyonluk yolunda da Trabzon’un ensesine yapıştı.
Trabzon karşısındaki Fenerbahçe; oyun anlayışı, sorumluluk ve takım kurgusu olarak belki de bu sezon en iyi performansını sergiledi. Sarı-Lacivertliler ligin bundan sonraki maçlarında da bu mental yapıda yürümeye devam ederse, herkesin mucize olarak gördüğü 17 maçta 17 galibiyet hedefini vurabilir.