‘’Frekanslar tutmadı‘’
Sonuca etki edecek “yıldız” futbolcuları bulunan takımlar, en zor koşullarda bile kabus çemberini yarıp, rakibi saf dışı bırakabilir. Fenerbahçe’de bu özelliği taşıyan Alex, Emre, Niang var. Gününde olursa Semih, skoru değiştirebiliyor. Savunmacı olmasına rağmen Gökhan Gönül’de bu sınıfa sokulabilir. Alex 9, Niang, 8, Semih 7 kez rakip ağları havalandırmış. Fenerbahçe’nin 13 hafta sonunda attığı gol sayısı 34.. Toplamda üçte ikilik pay onlara ait.
Emre Sarı Lacivertli takımın saha içindeki yapımcısı, yönetmeni pozisyonunda Onun ağırlığını koyduğu maçlara bakılırsa, rakiplerin Fenerbahçe’nin ağırlığı altında kalma çaresizliği yaşadığı görülür Pekiyi Volkan, Lugano ve Jobo yıldız değil mi? Tabiki evet.. Ama onlar rakiplerin cephe gerisine sızmalarına direnen, savunmanın önemli değerleridir. Fenerbahçe’nin zirveye tutunmasında onlarında en az Alex, Emre, Semih, Niang ve Gökhan Gönül kadar katkıları vardır.
İyi güzelde Fenerbahçe niye bu durumda? Avrupa’yı bir kenara ittik. Yıldızlar topluluğu Fenerbahçe lige neden kötü başladı? 13 maçta nasıl 15 puan kaybetti?.Bu soruları her Fenerbahçelinin ortaya atma hakkı var. Sarı Lacivertli takımın bu günlere gelmesini yönetimin yanlış transfer politikalarında sorgulayanlar çoğunlukta. Teknik Sorumlu Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’yi omuzlayamadığını, bazı futbolcuların takımı sabote ettikleri iddiaları da var.
Aslında görüntü çok net.. Durumu anlamak için futbol bilimcisi ya da profesörü olmaya gerek yok. Maalesef ilk etapta yıldızların frekansları tutmadı. Geç yapılan transferlerin uyum sorunu artı ciddi sakatlıkları da eklersek Fenerbahçe’nin geldiği nokta daha iyi tahlil edebilir. Sarı Lacivertliler ligin ilk yarısında puan farkının açılmasına izin vermezse, sorunlarından arınmış çıkacağı ikinci etapta rakiplerini yakalayıp farkı açabilir.
‘’Transfer emek ister‘’
Dünyada futbol endrüstrisine yön veren marka kulüpler, transfer borsasındaki rekabetleriyle mali dengeleri sürekli yukarı çekmeyi başardılar. Sonu ekenomik sıkıntı olan bu sisteme kimse fren koymadı ya da düzeni bozmak istemedi.
Türkiye’de de durum farklı değil. Fenerbahçe 17 milyon Euro bonservis verip Guiza’yı aldı. Beşiktaş Quaresma ve Guti için kasasını zorladı. Galatasaray’da ezeli rakipleriyle aynı su yatağında akıyor... Yatırım yaparken amaç zarar etmemektir. Real Madrid, Barcelona, Manchestar United, Bayern Münih, İnter ve Milan gibi kulüpler bu bağlamda zevahiri kurtarıyor. Ama bizim büyüklerimizin kazanım haneleri hep eksilerde geziniyor.
Uzun süre izlemeden menacer aracılığıyla alınan futbolcular kulüp yapısına, sisteme ve sosyal yaşama ayak uydurmada mutlaka zorlanıyor. Beklentiler karşılıksız çıkınca da astronomik tazminatlar ödenerek futbolcu evine gönderiliyor. Süper Lig’de ilk yarının sonuna yaklaşılırken ara transfer söylemleri gündemden düşmüyor. Zirveden uzak kalmalarına rağmen 3 büyükler arasında en fazla transfer piyasası içinde gösterilen Fenerbahçe... Belki ara transferde orta sahaya ve savunmanın soluna takıma hemen uyum sağlayacak oyuncular almak Fenerbahçe için faydalı olabilir. Ancak tüm Avrupa’da ve de dünyada ligler oynanırken takımlar iyi futbolcularını elden çıkartmazlar. Özellikle başarı peşinde koşanlar kadrosunu eksiltmek istemez. Kadroyu güçlendirmek içinde mutlaka iyi oyuncu alınması şart olduğuna göre, ara transferde iyi çalışıp hata yapmamak isabetli olur.
İllede transfer yapalım düşüncesiyle hareket etmek Fenerbahçe’ye faydadan çok zarar getirebilir. Sarı-Lacivertli yönetimin de teknik sorumlu Aykut Kocaman’ın da geçmişte yaşananları gözden kaçırmaması, yapılacak transferde çok dikkatli olmaları gerekiyor.
‘’Hedef hiç değişmez‘’
Galatasaray ile Beşiktaş’ın da ondan farkı yok. Bir başka ortak nokta da üç büyüklerin teknik sorumlularının bir türlü kendilerini kamuoyuna beğendirememesi. Fenerbahçe’nin son maçlarda ani bir inişe geçmesinde aslan payı elbette ki Aykut Kocaman’ın sırtında. Kocaman’ın hatalı olmadığını söylemek ya da savunmak yandaşlığın karesi olur. Mesela Kazım ile Baroni’ye tahammül etmesi. Onlar dururken Semih’i çıkartması. Caner’e alternatif bulamaması gibi.
Madalyonun diğer yüzünü de atlamamak gerekir. Emre’nin uzun süreli sakatlanmasının ardında hoca mı var? Lugano’ya soyunma odası koridorlarında rakibe saldır ve kırmızı kart gör diyen Aykut Kocaman mı? Selçuk’un, Özer’in, Niang’ın, Dia’nın sakatlıklarının arkasında Aykut hocanın eli mi var? Tüm iyi niyetini ortaya koyup Kazım, Baroni ve Andre gibi oyuncuları kazanmak istemesi teknik sorumlu yanlışı mı? Bu futbolcular Alex’e, Yobo’ya ve Volkan’a bakıp utanmıyorsa suç hocanın mı? Niang ile Dia sonradan oyuna giriyorsa neden 11’de oynamıyor. Onlarla başlarsın olmadı çıkartırsın demesi çok kolay. Senegalliler’in antrenman eksiği çok fazla. Bu da sakatlıklarının tekrarlaması olasalığının yüksek olduğunu gösterir. Niang-Dia ikilisi Gaziantep deplasmanında banko oynayıp ilk dakikalarda sakatlansaydı Aykut Kocaman için kimbilir kaç idam sehpası kurulurdu.
Teknik adamların takıma katkısının yüzde 10-15 aralığında olduğu söylenir. Galatasaray-Fenerbahçe ile berabere kaldı. Maç sonrası Hagi ilah olarak gösterildi. Şimdi ise Hagi’nin koltuğu sallanıyor. Schuster de düne kadar hırpalanıyordu. Sonuçlara dayalı sistem maalesef devam ediyor. İşler kötü gidince ilk hedef hocadır. Gerisi yalan dolan...
‘’Yıldızların uyumu‘’
Volkan Demirel Bursa’da Fenerbahçe’yi ‘darağacından’ aldı. Bir futbol takımının kalecisi 90 dakikalık mücadelede yıldızlaşıyorsa, o ekibin mahkum oynadığı tahminlerini yoğunlaştırır. Ama gerçek Z raporu öyle değil. Fenerbahçe son şampiyon ve lig lideri karşısında kaliteyi, heyecan fırtınasını çim zemine sergi gibi yaydı. Emre, Mehmet, Alex, Yobo, Caner ve Volkan rollerinin hakkını fazlasıyla verdiler.
Fenerbahçe takım olma adına basamakları yavaş da olsa çıkıyor. Sakatlık, ceza, formsuzluk gibi güç kaybı getiren etkenlerin minimum seviyeye inmesiyle, Fenerbahçe’nin istikrarlı yürüyüşü daha da kolaylaşır. Mesela Baroni, Andre Dos Santos ve Blica, Fenerbahçe’yi ciddiye alıp futbol oynamayı düşünse. Özer, Selçuk, Guiza, Uğur, Niang ve Dia hazır kıta olsa. Bu takım içi rekabeti zirveye taşır. Tatlı rekabet ise Fenerbahçe’nin performansını tetikler.
Futbolun takım oyunu olduğunu bilmeyen yoktur. Volkan mucize kurtarışlar yapmasa, Alex bu hırsı yakalar mıydı? Emre sahanın her metrekaresine ışık hızıyla gider miydi? Yobo geçilmez savunmacı olur muydu? Ya da Mehmet 80’den sonra mermi hızında şut üretebilir miydi? Birde tersini düşünelim. Emre, Alex, Yobo, Mehmet sahada üst düzey performansa ulaşmasa, Volkan bu denli konsantre olup Fenerbahçe’yi ‘ipten’ alabilir miydi? Yıldızlar birbirlerini tamamlamakta sorun yaşamadığı zamanlar, Fenerbahçe’de sistemin saat gibi çalışması kaçınılmazdır.
‘’Son fırsat‘’
Fenerbahçe’nin Şükrü Saraçoğlu’nda bu kadar cılız ışık vereceği hatta zaman zaman sönme noktasına geleceğini kimse beklemiyordu. Hele Galatasaray cephesi aklının ucundan bile geçirmiyordu böyle bir ezeli rakibi. Fenerbahçe ikisini kendi sahasında oynadığı üç derbiden sadece iki puan çıkarabildi. Bu kimseyi, büyük maç kazanamayan şampiyon olamaz düşüncesine saplatmasın. Çünkü Sarı-Lacivertliler son üç yılda derbi kırallığını hep elinde tuttu. Şampiyonlukları ise rakipleri alıp götürdü.
Futbolda duygusallığa asla yer yoktur. Sarı-Lacivertli ekibin teknik patronu Aykut Kocaman, bunu her fırsatta gündeme getirmiştir. Ancak Kocaman, Galatasaray derbisinde duygusallığa ‘dur’ diyemedi. Sakatlıktan yeni çıkmış ve antrenmansız Alex’i ilk 11’de oynattı. Alex’in kalitesini tartışmak abesle iştigaldir. Ama her şartta, ‘Alex oynatılmalı’ diyenlere de Galatasaray maçı acı bir gerçek olarak sunulur. Doğrusu, formda olan Semih’in oynamasıydı. Semih tercihi yapılsaydı belki de Fenerbahçe’nin 10 yıllık büyüsü bozulmayacaktı.
Sarı-Lacivertliler, Galatasaray beraberliği ile sadece avantaj kaybetti. Bu hafta deplasmanda lider Bursaspor’u yenerek derbiyi telafi etme fırsatı var. Son şampiyon ve ligin namağlup takımından üç puan almak, en az derbi kazanmak kadar değerlidir. Fenerbahçe bu sezon büyük takımlara karşı galip gelemedi. Bursa deplasmanı, bu tezi çürütmek için son fırsat Yeşil-Beyazlılar puan cetvelinin doruğunda. Üstelik henüz Spor Toto Süper Ligi’nde hiçbir takım Bursaspor’un bileğini bükemedi.
‘’Fenerbahçe tutulması‘’
Fenerbahçe dörtlü orta saha ile oynarken, Galatasaray bu bölgeyi bir fazlayla kontrol altında tuttu. Alex’in Niang’a yakın oynaması, Dia ile Stoch’un çizgileri sahiplenmesi nedeniyle Emre ve Mehmet, Elano, Mustafa, Ayhan Misimoviç ve Cana’nın arasında kayboldu. Bu yüzden Fenerbahçe ilk yarıyı pozisyonsuz geçirdi.
Mücadelede ağır basan Galatasaray aynı zamanda Alex, Emre, Mehmet Topuz üçlüsünün de yüzünü kaleye dönmelerine imkan tanımadı. Volkan’ın hatalı çıkışı Fenerbahçe’ye pahalıya gelecekti ki; Gökhan Gönül mucize bir hamleyle topun çizgiyi geçmesine izin vermedi. İki etkili şutu da Volkan çıkardı.
Stoch ve Dia ikinci yarıda içe doğru destek verince Fenerbahçe dengeyi bozup Galatasaray’ı sıkıştırdı. Niang, Stoch, Alex üçlüsünün skoru bozma çabaları sonuçsuz kaldı. İlk yarıda orta alanda kalabalık duran Sarı-Kırmızılılar ikinci yarıda ağırlığı defansa verdi. Beraberliğe razı gibi oynadılar. Bunda yorgunluğun etkisi de vardı. Hagi haklı olarak yakın aralıklarla üç değişiklik yapmak zorunda kaldı.
Herkesin beklentisi 90 dakikanın sonunda gerçekleşmedi. Fenerbahçe farklı kazanacak bir oyun anlayışında gözükmedi. Buna karşılık Galatasaray beklenenin aksine dirençli yapısıyla maça asıldı. İlk yarıda Galatasaray, ikinci 45’teyse Fenerbahçe skor avantajını yakalayabilirdi. Derbiden çıkan beraberlik zirve mücadelesi veren Bursaspor ve Trabzonspor’a yaradı.
‘’Gerçeklerle yüzleşme‘’
Futbol takımları başarısız olduğunda, hedef noktaları bellidir.. Hocalar, oyuncular ve yönetim kurulları... Fenerbahçe Avrupa’ya erken veda edip lige de kötü girince Aykut Kocaman eleştirilerin odağı oldu. Fenerbahçe’yi kaldıramayacağını ileri sürenler çıktı. Hatta bazı futbolcular için ‘sabote ediyor’ yakıştırmaları bile yapıldı. Tribünlerden yönetim istifa sesleri yükseldi. Galatasaray’da da bu süreç yaşandı. Milli takım da da.
Ülkemizde spor izleyicisi başarı bekler. İyi oynayarak kazanmak onları mutlu eder. Yenilgileri hazmedip alkışladıkları zamanlar da olmuştur. Ama koşan, mücadele eden, kazanmak için terini son damlasına kadar akıtmasına rağmen kaybeden takımlarını ayakta alkışlamışlardır. Fenerbahçe’nin Belçika hazırlık kampındaki maçları, Avrupa sınavları, Kayseri deplasmanına bakıldığında eleştirmemek ‘yandaşlığın’ en üst noktası olurdu. Taktik anlamda, 11’i oluşturma düşüncesinde, futbolcu değiştirme ve kenar müdahaleler bağlamında eleştirilere itiraz edip tepki koyanları da aynı çizgide görmek gerekir.
Aykut gitsin. Rejkaard futbolu bilmiyor, evine dönsün. Arda satılsın. Alex artık gereksiz. Hiddink tutmadı. Takımı Oğuz Çetin yapıyor söylemleri, işin kolayı. Ayrıca bu isimler için daha düne kadar ‘süper’, ‘tam isabet’ gibi övgüler yağdırıldığını unutmamak gerekir. Göklere çıkartıp sonra zaman tanımadan yerin dibine sokma huyumuzdan nedense vazgeçemiyoruz. ‘Sabırlı’ olmayı bilmiyoruz. İşler kötü gittiğinde kapının önüne koyma düşüncemiz hala damarlarımızda dolaşıyor.
Başta federasyonları yönetenler olmak üzere büyük kulüplerin başında bulunanlar, teknik adamlar ve sporcular, mental anlamda değişim yapmak zorundadır. Güç ve performans açısından cevap vermeyen isimler üzerinde ısrar etme hatasından geri dönülmelidir. Duygusallığı bir kenara bırakıp, gerçeklerle yüzleşme zamanıdır. Gençlerin önüne tüm imkanların serilmesi ve eğitimin temel alınması zamanıdır. Kaliteli ve genç yabancı transferleri ilke edinmelidir. Aksi halde Aykut Kocaman, Rejkaard, Hiddink, Arda, Alex gibiler için idam sehpaları kurma hevesimizden asla kurtulamayız. Kamuoyunu ‘doğru bilgilendirme’ görevi bulunan ‘gazetecilerin’, ‘değişime’ ayak uydurması gerçeğini de unutmamak gerekir.
‘’Gösteri maçı!‘’
Fenerbahçe, Batman’daki hazırlık maçında tempo olarak belki de Samandıra’dan daha düşük seviyedeydi. Bunun nedeni de Batman 16 Mayıs Stadı’nın zemininin çok engebeli ve futbol oynamanın zor olmasındandı. Doğal olarak Sarı-Lacivertli futbolcular öncelikle sakatlanmamayı hedeflediklerinden, kendilerini fazla zorlamadı. Sarı-Lacivertliler’in milli oyuncular ve sakatların dışında tam kadro olarak Batman’a gelmesi, çok olumlu bir karardı. Fenerbahçe’yi ilk kez karşılarında gören Batmanlı futbolseverler, havalimanından başlayıp, maçın bitimine kadar gösterdikleri sevgi seliyle SarıLacivertliler’in Batman jesti ne karşılık verdi. Batman’da Fenerbahçe’nin en göze batan ismi disiplinsiz davranışlarıyla bir dönem kadro dışı kalan Colin Kazım’dı. Oyunda kaldığı sü re içinde sadece futbol oynamayı ve takımı adına iyi işler yapmayı düşündü. Tekme yedi, dönüp arkasına bakmadı. Sezon başındaki vurdum duymaz tavrından eser yoktu. Cristian oyundan çıktıktan sonra, soyunma odasının yolunu tuttu. Ama Kazım, maçın sonları olmasına rağmen yedek kulübesine geçip hocasıyla birlikte karşılaşmayı izledi. Kazım’ın bu değişimi, hem kendi adına, hem de Fenerbahçe adına olumlu bir gelişme. Ancak milli futbolcu, daha önce de bu türden değişimler gösterip, sonradan disiplin dışı hareketler yaparak devre dışı kalmıştı. Umarım bundan sonra Kazım, Batman’daki görüntüsüyle Fenerbahçe’de futbol yaşamını sürdürür. Fenerbahçe Batman’da iki ayrı takımla mücadele etti. 2-0 kazanarak Sarı-Lacivertli ekibi desteklemeye gelen taraftarları sevindirirken, Batmanlılar’ı da bir o kadar üzdü. Bir satır da Mehmet Topuz’a açalım. Tecrübeli futbolcu ön libero pozisyonunda sürekli iyi işler yapmak için öne çıktı. Emre Belözoğlu’yla birlikte bu bölgede rahatlıkla oynayacağının sinyalini verdi.