Arama

Popüler aramalar

‘’Alex'ten yeni resital‘’

Bir ara dinlenmeye çekilen Brezilyalı dün yine 90 dakikaya el koydu. Önce Caner sonra da Niang’a gol paslarını verdi. Fenerbahçe’nin daha sonra girdiği iki net pozisyonda Alex’in kafa vuruşları vardı. İvesa’nın kurtarışları ilk yarıda olası bir farkı önledi. Ev sahibi saman alevi gibi, maçın başında şöyle biraz parladı. İlk hücum girişiminde Batuhan golü bulurken Burhan’ı kaçıran Andre Santos, Batuhan’ı paylaşamayan, Yobo ile Lugano’nun zincirleme hataları vardı. Fenerbahçe erken yediği gole rağmen sistemini bozmadı. Ayağa paslarla, Emre, Alex, Mehmet ve Baroni fazla yorulmadan rakibi oyundan düşürdü. Caner-Gökhan ikilisi de kanat bindirmeleriyle Eskişehirspor savunmasını bir hayli zorladı.

Sarı-Lacivertliler rakip meslektaşlarına oranla daha çok koşup, mücadele ederek skorun bozulmasına imkan tanımadı. Ev sahibinde topla oynamayı seven Sezer, Erkan ve Volkan gibi oyuncular, top kayıplarıyla dikkat çekti. Fenerbahçe orta alanı iyi kapatınca Kırmızı Siyahlılar gol dışında pozisyon bulamadı. Bir gol atmasına rağmen Batuhan fazla kilolarıyla göze batarken, Sezer’in ise kasım kasım kasılmaktan sahada ne yaptığı belli değildi.
Fenerbahçe ikinci bölümün 20 dakikasında Eskişehirspor’u uyutmayı başardı. Orta alana yakın set oluşturan Fenerbahçe tempoya da istediği gibi ayar verdi. Ancak hücum girişimlerinde Sarı-Lacivertliler’in ceza alanında çoğalma düşüncesini unutması ciddi bir yanlıştı.

Fenerbahçe’nin bu duruşu Eskişehirspor’a ara sıra cesaret hapı gibi geldi. Bunlardan birinde Batuhan’ın direğe takılan kafa vuruşu Fenerbahçe’nin şansıydı. İkinci yarıda bir kez de olsa golü düşünen Fenerbahçe Semih’le rahatladı. Sarı-Lacivertliler zor geçmesi beklenen Eskişehirspor deplasmanını rahat kazanarak, Trabzonspor maçını beklemeye başladı.

10 Nisan 2011, Pazar 12:00
YAZININ DEVAMI

‘’En büyük tehlike umutsuzluk‘’

Trabzonspor’un iki puan arkasına düşmek, asla dünyanın sonu değil. Ligin bitimine daha 7 hafta olduğuna göre, şampiyonluk köprüsünün altından daha çok sular akacaktır. Tribünler bu oltaya gelmeyeceğini, Bursaspor maçının sonunda gösterdi. Başkan Aziz Yıldırım da soyunma odasına inerek futbolculara sonuna kadar güvendiklerini söyledi. Yönetim ve taraftarın inançlı duruşu, futbol takımını da saracaktır. Panik, yılgınlık, yine mi olmayacak düşüncesi, yeni bir inişin merdivenleri olur. Fenerbahçe koşuyor, mücadele ediyor. Gerektiğinde sert oyuna, aynı ölçüde karşılık veriyor. Bu Sarı-Lacivertli oyuncuların inançlı, hırslı, şampiyonluğu çok istediklerinin dışa vurumundan başka bir şey değil. Başarıya koşarken, engellerle karşılaşmamak imkansız. Zaman, zaman takılıp tökezlemek, hatta yere düşmek doğaldır. Ayağa kalkıp, yılmadan, başın yukarda yola devam etmek, şampiyonluğun sırrı bu işte bu eksendedir. Taraftar inançlı, yönetim tam destek veriyor. Teknik kadro ile futbolcular kararlı. Bu birliktelik ortamında beklenmedik kazalara aldırmamalı. Bursaspor beraberliği bu anlamda normal sonuç. Başarıya yürürken, hakemler, rakip takımlar hakkında her türlü senaryolar yazılacaktır. Bu dün böyleydi. Bugün de hiç değişime uğramadan devam ediyor. Fenerbahçe’nin son haftalarda iyi oyun yönünden ara sıra aksadığı gerçeğini yadsıyamayız. Teknik patron Aykut Kocaman, Özer ve Mehmet Topuz’a çok güveniyor. Topuz kendini buldu. Ancak Özer henüz beklenen
patlamayı yapamadı. Emre ile Selçuk’un dönmesi, Özer’in öne çıkması, Fenerbahçe’yi şampiyonluk mücadelesinde, tekrar liderlik koltuğuna taşıyacaktır. Yeter ki Sarı-Lacivertli oyuncular, umutsuzluğa kapılmasınlar.

09 Nisan 2011, Cumartesi 12:00
YAZININ DEVAMI

‘’Stresin faturası‘’

Fenerbahçe’de saha içi düzen sorunu bariz biçimde sırıttı. Özer ile Mehmet çizgileri bırakıp, içeriyi daha fazla düşününce, kanat bindirmeleri Andre ile Gökhan’a kaldı. Alex, Ergic ile Svensson’un dönüşümlü markajından kendini çok az sıyırabildi. Defans, orta saha, forvet ekseninde bir türlü uyum yoktu. Sarı-Lacivertli ekip, atak sıkıntısı yaşarken, Bursa daha rahattı. Ozan-Volkan yol buldukça kenardan yüklendi. Batalla ve Miller, onlara destek verdi. Miller ve Ozan’la da gole yaklaştılar. İlk yarıda Semih’in Serdar Aziz tarafından indirilmesi penaltı kokuyordu. Ama maçın hakemi oyunu devam ettirdi. Pozisyona inanmamasının ardından, Semih’e sarı kart göstermemesi kafalarda soru işareti bıraktı. Müftüoğlu, maçın belirli anlarında bu türden garip kararlar vermeye devam etti.

Mutlak kazanması gereken Fenerbahçe, ikinci bölümde risk aldı. Lugano ile Yobo bile forvete destek verirken, Yeşil-Beyazlılar ise, kontra çıkışlarla tribünleri sessizliğe boğdu. Miller çime, Alex’in iki kez kafa vuruşu ise İvankov’a takıldı. Kocaman, sola hareket gelsin düşüncesiyle Dia-Caner kozunu gösterdi. Tribün desteğini de arkasına alan Fenerbahçe, oyunu rakip sahaya yıktı. Sağlı sollu ortalarda Bursaspor defansı inanılmaz direnç gösterdi. Fenerbahçe anlaşılmaz bir şekilde stresli başladığı maçın faturasını 2 puan bırakarak ödedi. Liderliği de Trabzonspor’a bırakan Sarı-Lacivertliler’in, stres ve baskı handikaplarını aşması gerek.

04 Nisan 2011, Pazartesi 12:00
YAZININ DEVAMI

‘’Sarı Melekler‘’

Rakiplerin ve voleybol otoritelerinin favorisiydi Sarı Melekler. Bir kez daha beklenen, özlenen gerçekleşmedi. Final setinde Vakıfbank Güneş Sigorta’nın, 7-2’den maçı çevirmesi mucize oldu. Fenerbahçe Acıbadem gibi kariyerli ve tecrübeli bir kadronun, beş sayı öndeyken final setini kaybetmesi akıllara durgunluk veren türdendi.

Bu asla Vakıfbank Güneş Sigorta’yı küçümseme biçiminde algılanmasın. Fenerbahçe Acıbadem gibi devi yenip, Şampiyonlar Ligi Kupası’nı söke, söke alarak müzelerine götürdüler. Türk voleybol tarihinde önemli bir sayfa açtılar. Emeği geçen herkesi kutlamak boynumuzun borcudur.

Kadıköy’ün Fenerbahçe’sinde bir ‘kara bulut’ dolaşıyor. Futbolda lig şampiyonluğu, iki kez son maçlarda ayakların arasından kaydı gitti. Kadın basketbol takımı ‘doping skandalına’ kurban edildi. Erkeklerde ise sakatlıklar Avrupa hayaline son noktayı koydu. Futbolun Avrupa rüyası zaten sezon başında kabusa dönmüştü. Tek umut Sarı Melekler’di. Onlarda en güçlü oldukları dönemde, beklenmedik bir kaza sonucu, Avrupa Şampiyonluğu sevincini yaşayamadılar, yaşatamadılar.

Her şeye rağmen Sarı Melekleri kutlamak gerekir. Avrupa’nın ilk üçü arasında yer buldular. Bu sezon takım sporlarında en anlamlı başarının altında, kadın voleybol ekibinin adı var. Başta Acıbadem Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar olmak üzere, katkısı bulunan herkesin emeğine, yüreğine sağlık. Aslında dünya birinciliğinin yanına Avrupa Şampiyonlar Ligi Kupası da gelseydi tadına doyum olmazdı. Bu sezon olmadı. Ama 2012’de o kupa mutlaka Kadıköy’e gelecek.

26 Mart 2011, Cumartesi 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Semih-Alex A.Ş.‘’

Mehmet Topuz, Gökhan Gönül hattını 3-4 kişiyle kapatan Galatasaray, Fenerbahçe’nin bu kanattan gelmesine imkan vermedi. Sol çizgide ise, Özer ile Andre çok yakın oynadı. Fenerbahçe, Emre’nin yokluğunu derbide fazlasıyla hissetti. Defans ile hücum arasında iletişimi eksiksiz sağlayan Emre olmayınca Fenerbahçe, rakip sahaya gitmekte eziyet çekti.

Maç orta alanda sürüklenmişti ki Andre Dos Santos, Galatasaray’a hayat veren çok acemice bir hataya imza attı. Brezilyalı oyuncu, topu taca gönderme yerine auta bırakmaya çalışmasıyla yanlış bir tercih yaptı. Kazım çaldığı topu Baros’a indirdi. Volkan’dan geriye dönen meşin yuvarlağı Kazım çerçeveye bıraktı. Andre’nin yerini kaybettiği bir başka pozisyonda ise yine Kazım, fırsatı kullanamadı.

2. yarıda Aykut Kocaman yerinde bir hamleyle Selçuk’un yerine Semih’i sahaya sürdü. Galatasaray savunmasının önünde Niang’la birlikte sürekli hareket halinde olan bu ikiliye zaman zaman Alex de katıldı. Fenerbahçe ayağa paslarla rakip kaleyi daha çok düşündü. Ancak Galatasaray, orta alanı baskılı tutunca Fenerbahçe öne çıkmada yine zorlu anlar yaşadı. Duran top organizasyonunda Semih’in attığı beraberlik golü maçın havasını değiştirdi. 2 takım da risk aldı. Karşılıklı ataklar birbirini kovaladı.

İsteksiz gününde olan Alex, Semih’e yaptığı asisten sonra attığı şık kafa golüyle de Galatasaray’ın cezasını kesti. Fenerbahçe, Kasımpaşa ile Konyaspor maçlarından sonra Galatasaray karşısında da beklenenin altında performans sergilemesine rağmen sahadan 3 puanla ayrılarak şampiyonluk yolunda çok önemli bir engeli daha geride bıraktı...

19 Mart 2011, Cumartesi 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Tecrübe farkı‘’

Fenerbahçe şu anda çok iyi bir çizgide gidiyor. Galatasaray ise tam tersini yaşıyor. Sarı-Kırmızılılar Süper Lig’de ve Ziraat Kupası’nda artık yok. Kötü oyunun yanı sıra moral ve mental olarak dibe vurmuş durumda. Teknik kadronun yanı sıra yönetim ile muhalefet arasında huzursuzluk maksimum seviyede...

Bu tabloya baktığımızda Fenerbahçe, Arena’da güle oynaya kazanıp gider görüntüsü hakim. Ama, “Derbilerin havası çok farklı olur” klasik söylemini asla unutmamak gerekiyor. Geçmiş yıllara gidip, tarih sayfalarını karıştırdığımızda böylesine ortamlarda kötü günler geçiren tarafın, 90 dakika bitiminde sevinç yaşayan takım olduğunu görüyoruz.

Bu mutluluğu bariz yaşayan hep Fenerbahçe olmuştur. Kriz dönemlerinde ezeli rakibini yenerek camianın kısa süre de olsa rahatlamasına zemin hazırlamıştır. Cuma günü bu anlamda ilginç bir mücadeleye sahne olacak. Sarı-Kırmızılı oyuncuların, taraftar kitlesi ve yönetim kadrosunun belki de son şansı. Fenerbahçe’ye kaybetmedikleri takdirde günü kurtarıp zaman kazanacaklar.

Böylesine puslu havaları Aykut Kocaman çok iyi bilir. Fenerbahçe’de oynarken bu koşulları defalarca yaşadı. Futbolcu grubunu ona göre hazırlayacaktır. Sigma hezimeti sonrası yaşananları ve maçı oyuncularıyla mutlaka paylaşacaktır. Konyaspor galibiyetinin hemen ardından, gereken motivasyon hareketini, yardımcısı İsmail Kartal ile birlikte mutlaka oya gibi işlemiştir.

Ayrıca Sarı-Lacivertli ekibin tecrübe avantajının da altını çizmek gerekir. Kadroda öyle oyuncular var ki, stresli, zorluk derecesi yüksek onlarca maç oynamış, sahadan keyifle çıkmayı başarmışlar. Aykut Kocaman motivasyonu ile tecrübe silahının bütünleşmesi Fenerbahçe’yi Galatasaray karşısında favori yapıyor. Galibiyete odaklanmış iki ezeli rakibin mücadelesi “Dünya derbisi” tadında geçmeli.

Futbolcu, yönetici ve taraftar üçgeni sağduyulu duruştan taviz vermezse, derbilerde yeni bir sayfa açılır.

16 Mart 2011, Çarşamba 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Alex derbiyi mi düşündü?‘’

Fenerbahçe baskıyı rakip sahada düşündüğü anlarda, çalınan topların tümü Konyaspor kalesinde %100 tehlikeye dönüştü. Emre’nin presi, Niang’ın golünü getirdi. Niang, inatla kovaladığı topu söküp aldıktan sonra fanteziyi kovalamasa, 20’de skor 2-0 olurdu. Emre ve Stoch’un kaçırdıkları ise dudak uçuklatan cinstendi. Son vuruşlarda çerçeve hedefinin ıskalanması, ikinci yarıda Saracoğlu’nda futbol karnavalının el freni oldu.

Tribünlerin galibiyet isteği müthişti. Niang, fazla pozisyon harcamasına rağmen Stoch, Emre, Mehmet ve Gökhan mücadelenin en kralını yaptı. Ama Fenerbahçe’de yine de eksik olan bir şeyler vardı. O da Alex’ti. Brezilyalı, “Bugüne kadar ben çok maç aldım, şimdi sıra sizde” der gibiydi. Alex’in racon kesmediği futbol mahallesinde, Fenerbahçe’nin ışıkları maalesef cılız kaldı. Usta’nın alışılmamış bu oyun tarzı, ‘Alex kendini derbiye sakladı’ yorumlarına neden oldu. Ama Alex bu, Semih’in golünde ölçüp biçip topu Caner’e indirdi. Caner’in tek topunda da Niang’dan nöbeti devralan Semih, kaleci Pawelek’i mağlup etmekte zorlanmadı.

Konyaspor ligden düşecek takım görünümünde değildi. Zaman zaman iyi top yaptılar. Ertuğrul, Rabak, Hakan ve Gökhan 1-0’ı bozmak için adeta yırtındılar.

Fenerbahçe, rakibin hatalarından ortaya çıkanları dışarda tutarsak genelde organize hücum sıkıntısı çekti. Mücadeleyi seven, hırslı oyuncuların özverisi bu açığı fazlasıyla kapattı. Sarı-Lacivertliler, Galatasaray derbisine lider giderken, savaşçı ruhlarıyla da ezeli rakiplerine gözdağı verdi.

14 Mart 2011, Pazartesi 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Alex'i unutursan!‘’

Fenerbahçe terlemeden hatta oynamadan 22 dakikada 2-0 öne geçti. Bu süreçte Serdar Kulbilge’nin hatalı hamleleri Sarı-Lacivertli ekibe karlı ve soğuk havada ilaç gibi geldi.

Ev sahibinin de bocaladığı dönemde skor avantajı yakalayan Fenerbahçe rahatlıkla gol sayısını çoğaltabilirdi. Nedense Sarı-Lacivertliler isteksiz, hareketsiz, isabetli pas fakiri savunma orta saha forvet dağınıklığı havasından bir türlü çıkamadı. Dia ile Özer kanatları unuttu. Takımın ateşleyicileri Emre, Alex ve Mehmet Topuz, koordinasyon görevini beklenen şekilde oyuna yansıtamadı. Niang penaltı pozisyonunda ismini duyurdu. Savunmanın telaşlı görüntüsünün yanı sıra Özer sürekli pasif pozisyonda kaldı.

Fenerbahçe’nin ‘Ben yiyemedim, al sen ye’ ikramını Gençlerbirliği iki güzel golle geri çevirmedi. Cem Can, Serkan, Hurşut ve Mustafa iyi organize olurken top daha fazla Kırmızı-Siyahlı ayaklarda kaldı.

Gençlerbirliği ‘puanı aldım’ rahatlığını sürerken Alex’i unuttu. Kaptanın ‘al da at’ dercesine araya bıraktığı topu Niang affetmedi. Tekrar öne geçen Fenerbahçe, ilk yarıdaki yanlış duruşun aksine kontrolü elden bırakmadı. Emre orta sahadaki liderliği alıp, Alex’le birlikte Fenerbahçe’yi toparladı. Andre Santos’un golünden sonra Sarı-Lacivertliler ipleri tamamen ele aldı.

Fenerbahçe Ankara büyüsünü bozdu. Oyun olarak çok iyi gözükmese de liderliğini korudu. Karşılaşmanın sonlarına doğru oyuna giren Güiza tribünleri coştururken İspanyol oyuncunun istekli duruşu da galibiyetten sonra Fenerbahçe’nin ikinci kazanımı oldu.

08 Mart 2011, Salı 11:00
YAZININ DEVAMI