‘’Türkiye'de hoca olmak‘’
Türk futbolunda hakemler ve VAR dışında en çok konuşulan, yabancı kuralı. Ancak ülkemizde en az bunlar kadar konuşulması gereken, teknik direktörlük mesleğinin özellikle yerli hocalar üzerinden ayaklar altına alınması olmalı. En üstünden en altına kadar kulüplerimiz, çorap değiştirir gibi teknik adam değiştiriyor ama kural sebebiyle bir hoca bir sezon içerisinde iki kulüpten fazlasını çalıştıramıyor. Süper Lig'de 13. hafta itibariyle 10 hoca (Toplamda 9 kulüp) değişikliği oldu, 2'si Kasımpaşa'ya (2019 Mayıs-2021 Ekim arası toplamda 11 hoca) ait. Ersun Yanal'ı gönderen Antalyaspor, Futbol Sorumlusu unvanını verdiği Nuri Şahin'i -dolaylı yollardan- hoca yaptı. Şahin, "Futbolu bırakmadım. Gerekirse oynarım" dedi. Aslında kağıt üzerinde doğru söylüyor. Türkiye'nin en üst seviye liginde maç kadrosuna futbolcu olarak yazılıyor, ama sahada taktik veriyor!
Pro-Lisans'ın bedeli 100 bin TL
Örneğin Süper Lig ve TFF 1. Lig'de teknik direktörlük unvanı almanın yanı sıra kulübedeki 1 kişinin de Pro Lisans'ı olması şart. 2.Lig ve 3.Lig'de ise UEFA A Lisans'ı aranıyor. Ancak bizde her şeyin çözümü var! Kimi hoca yapmak istiyorsanız, yanına gerekli lisansa sahip olanı yardımcı yaparak sorunu çözüyorsunuz. Yani ehliyeti olmayan şoför koltuğunda, olan yolcu koltuğunda... Türkiye'de Pro-Lisans'ın bedeli 100 bin TL ve bu kadar parayı verdikten sonra zaten alıyorsunuz. TFF 1.Lig'de ise bu sezon 12 teknik adam değişikliği yaşandı, en fazla hoca değiştiren 2 ile Bursaspor'du. Aşağı indikçe, beyniniz iyice yanıyor. Alta indikçe veriler azaldığı için rakamlar net olmayabilir ama bu sezon 2.Lig Kırmızı Grup'ta 18, 2.Lig Beyaz Grup'ta 16 hoca gitmiş, yenileri gelmiş.
Bayram Toysal 2 gün kaldı
Burada örnek vermek istediğim kulüp, Adıyaman FK. 2.Lig Kırmızı Grup'taki ekip, 14. hafta itibariyle 6 kez hoca değişikliğine gitti ve şu an Iğdır'ın başındaki Bayram Toysal, 13 Eylül'de göreve başladı ve maça bile çıkmadan 2 gün sonra onunla yollar ayrıldı. 3 yıl içerisinde bölgesel amatörden 2.Lig'e yükselen Adıyaman FK, sezona Tugay Kerimoğlu'nun ağabeyi Tolgay Kerimoğlu ile başladı, son olarak Cüneyt Dumlupınar koltuğa oturdu. O da ilk maçında takıma, ligde 2. galibiyetini (İlki Fatih Akyel döneminde) kazandırdı. Yeşil- Sarılılar, Cüneyt hocanın gelişiyle birlikte daha sezonun ortası gelmeden 7. hocasıyla anlaşmış oldu.
CEO görünümlü Riekerink...
Sezon başında 3.Lig Grup 1'de Arnavutköy'ün başında olan ve daha sonra 20 gün kalacağı, 4 maça çıkacağı Adıyaman'la yollarını ayıran Akyel, '1 sezonda sadece 2 kulüp çalıştırabilme' kuralı sebebiyle bu sezon açıkta kaldı! Hadi biraz daha aşağıya inelim... Türkiye'de Süper Lig dışındaki liglerde yabancı hoca yasak. 3.Lig 2. Grup'ta çok iyi giden İskenderun'da Hollandalı Jan Olde Riekerink takımı yönetiyor ama bunu hoca olarak yapamayacağı için CEO göreviyle yerine getiriyor. İşin özeti; Türk futbolunda kuralların çiğnenmesi, bir şekilde kitaba uygun hale getirilmesi, yanlışların da doğru gibi önümüze konması artık sıradan hale geldi.
Onlar da buna alet oluyor
1-2 istisna dışında -menajerler üzerinden- her ligin belli bir hoca havuzu var; yani her horoz kendi çöplüğünde ötüyor. Genel resme baktığımızda, Türk hocalara büyük haksızlık ve saygısızlık yapılıyor, ancak ne yazık ki onların da buna göz yumduğu anlar oluyor. Birçoğu susuyor ve kovuldukları yere 'tekrar tekrar' gidebiliyorlar. Ne yapsınlar... Kabul etmeseler unutulacak, isyan etseler işsiz kalacaklar. Ayrıca sistem böylesine çürük olmasa, birçok eski efsane futbolcu da neden şu an alt liglerde teknik adam olarak yaşam savaşı versin ki? Nokta!
‘’UEFA kafa karıştırıyor‘’
FIFA, 2 yılda bir Dünya Kupası isterken UEFA da, Avrupa Süper Ligi'ne karşı çıkıp, bir yandan yeni kupalar ve yeni formatlarıyla kafaları karıştırmaya devam ediyor. Kulüpler bazında, 'Güçsüz takımlar, şu kupalara bulaşmasın, daha fazla maç, daha fazla para' diyerek Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nin yanına Konferans Ligi'ni koydular. Tabii ki milli takımlar için de boş durmadılar.
Türkiye'den örnek verelim
Kimsenin henüz tam olarak anlamadığı Uluslar Ligi'ni çıkarttılar ve bunu bir şekilde önce EURO 2020'ye daha sonra da 2022 Dünya Kupası finalleri biletine bağladılar. 2022'deki Avrupa Elemeleri'nde 5 grupta 5'er, 5 grupta 6'şar takımdan toplam 10 grup vardı. Lider olanlar klasik direkt gitti, ikinciler Play-Off'a kaldı. İşte bu noktada Türkiye'den örnekler vererek başlamak istiyorum;
Grupta var, Play-Off'ta yok
G Grubu'nu, lider Hollanda'nın 2 puan gerisinde 21 puanla 2. tamamladık. Ancak 6'şarlı grupta olduğumuz için Play-Off sıralamasında sonuncu Cebelitarık'tan aldığımız 6 puan silindi (5'li gruplarla eşitliğin sağlanması için) ve 15 puanla Play-Off'ta seri başı olamadık. Yani 6'lı grupta kaderiniz çizilirken son sıradaki takımdan aldığınız puanlar, o maçta gördüğünüz kartlar (Türkiye'nin, Karadağ maçı öncesi Cebelitarık maçında sınırda 9 oyuncusu vardı, Mert Müldür cezalı duruma düşmüştü.) -tıpkı diğer maçlarda olduğu gibi- geçerli sayılırken ya da oyuncunuzun sakatlanma riski varken her şey tamam, ama işin Play-Off kısmında bunların hiçbir önemi yok.
Yine Uluslar Ligi bonusu...
Ayrıca Play-Off'un da ayarlarıyla oynandı. Katar için kalan 3 bileti almak için 8 yerine 12 ülke yarışacak, tek maçlı eleme üzerinden 6 günde (24 Mart-29 Mart 2022) toplamda 9 maç oynanacak. Bu arada gruplarında ilk ikinin dışında kalan F Grubu dördüncüsü Avusturya ve E Grubu üçüncüsü Çekya da Play-Off'ta. Neden? Çünkü onlar, elemelerden finallere gidemeyen ancak Uluslar Ligi'nin derecesi en iyi olan iki ülkesiydi. Tamam da, onlardan daha iyi puanı ya da averajı olan ülkelerin (EURO 2020'de olduğu gibi) bu elemelerde günahı neydi?
Courtois ne demişti?
Yani UEFA’nın birbiriyle seviye anlamında alakası olmayan iki kupadan birini cazip hale getirme inadı, oyunun Fair-Play ruhuna tamamen aykırı. Çünkü biri armut, diğeri elma! Sözlerimi de, birçoğumuza tercüman olan Belçika'nın kalecisi Thibaut Courtois'nın, Uluslar Ligi Finalleri'ndeki İtalya maçı sonrası açıklamasıyla noktalıyorum: "Bu kupa tamamen para odaklı. Maçları oynuyoruz, çünkü UEFA için ekstra para demek. 1 yılda sadece iki hafta iznimiz var. Futbolcuları düşünen yok. Biz ne zaman dinleneceğiz."
‘’Pereira işine karıştırmaz‘’
Vitor Pereira, Çin’de 3 yılda 2 kupa ve yaklaşık 20 milyon Euro kazandıktan sonra, ‘Yarım kalan hikayeyi tamamlamak için’ Fenerbahçe’ye geldi. An itibarıyla Pereira’nın, Galatasaray derbisiyle ilgili vereceği ‘her karar’ büyük merak konusu. Başkan Ali Koç’la yaptığı konuşmanın ardından herkes Pereira’nın, 3-4-3’ten 4-4-2’ye döneceğini, Mesut Özil’i ilk 11 oynatacağını düşünüyor; belki de 4-2-3-1’le bile çıkabilir... Yani her olasılık mümkün!
Kendi doğruları var
Ancak benim tanıdığım Pereira, karşısındakini elbette dinler ama işine kimseyi karıştırmaz. Kendi doğruları üzerinden gider, yıldızları değil takımı her şeyin üstünde tutar. Samandıra’ya ayak bastıktan sonra ekibi hariç -herkesi ve dedikoducuları tesislerden uzaklaştırdı. ‘Hesap vereceksem, ben Başkan’a direkt veririm’ mesajını gönderdi.
‘Yeter ki birlik olalım’
“Bir teknik adamın işi asla garanti değildir” diyen Portekizli hoca, koltuğunun derdinde değil. Yakın çevresine, “Ben savaşmaktan asla vazgeçmem ve sezon sonunda hep birlikte şampiyonluğu kutlayacağız. Yeter ki birlik olalım” diyor. Ben Pereira’nın, Trabzonspor maçı sonrası havalimanındaki destekten değil ama oluşan ortamdan rahatsız olduğuna inanıyorum. Çünkü ‘megafonlu’ bu hamle, hem taraftarları öfke bakımından kontrolden çıkardı hem de takım içinde aşırı motivasyona sebep oldu. Sonrasında 5 resmi maçta 1 galibiyet, 2 yenilgi ve 2 beraberlik, tribünlerin takıma-yönetime karşı protestosuna dönüştü.
Farklı muameleden rahatsız
Bununla birlikte Pereira, Beşiktaş ve Galatasaray’la aynı durumda olmalarına rağmen kamuoyunda kendilerine yapılan farklı muameleye de şaşırıyor! Tecrübeli hoca, 7 yıldır şampiyon olamamanın camianın üzerindeki etkisinin oldukça farkında. “Bu zorlu süreçle bir anda başa çıkmak kolay değil. Maç içindeki panik anlarında ise duygusal dengeyi ayarlamakta sorun yaşıyoruz” derken, tribünlerin kötü günde destekten asla vazgeçmemesini istiyor. Bu yazdıklarım üzerinden derbide sistemin değişmesi kolay değil ama Mesut’un oynama ihtimali yüzde 90!
Başkan da zaten farkında
Polemikten uzak durarak kulaklarını dış dünyaya kapatan Pereira’nın da takımını taktik ve psikolojik açıdan bu derbiye iyi şekilde hazırlayacağından eminim. Çok anormal olumsuz bir sonuç alınmaması halinde ise Pereira’nın görevinde kalacağını düşünüyorum. Çünkü Koç da, şu an onu göndermenin sorunu çözmek yerine daha büyütmek anlamına geldiğinin farkında.
‘’İşte gerçek Yiğido‘’
Süper Lig’in iki iyi organize takımını karşı karşıya getiren maçta Sivasspor, sahasında Karagümrük’ü 4-0 gibi farklı bir skorla geçti. Karagümrük, kaybetse de yine topla oynama ve pas sayısında beklendiği gibi rakibinden üstündü. Ancak ev sahibi, henüz 54. saniyede savunmada Zukanovic’in pas hatasını affetmedi ve topu kapan Pedro Henrique’nin pasında Kayode, boş kaleye topu yolladı: 1-0. Mücadeleye hızlı başlayan Yiğido’da 3’te Max Gradel’in sağ çaprazdan vuruşunu kaleci Viviano kurtardı. Karagümrük toparlanmaya çalışsa da dengeyi sağlayamadı. 41’de konuk ekipte Ahmed Musa’nın vuruşunu, kaleci Muammer kornere çeldi. 42’de Benatia’nın sakatlık sebebiyle oyundan çıkması, İstanbul ekibini iyice sıkıntıya soktu. 45+2’de Henrique, topun kontrolünü kaybetmese, fark 2’ye çıkıyordu. İlk yarı 1-0 Sivas’ın üstünlüğüyle sona erdi.
Gradel’den süper gol
İkinci yarıda da Rıza Çalımbay’ın öğrencileri golü yine erken buldu. 50’de Gradel’in ortasında Goutas, Sivas’ı 2-0 öne geçirdi. Bu golden sadece 6 dakika sonra bu kez Felix kafayı vurdu, kaleciden dönen topu da tamamlayarak skoru 3-0 yaptı. 71’de maçın yıldızlarından Gradel, Fajr’in pasında ceza sahası çizgisinin sağ çaprazından mükemmel bir gol atarak, sonucu belirledi. Böylece ilk 5 maçında 3 puanla tanışamayan Yiğido, ligde kaybetmeme serisini 5’e çıkarıp, üst üste ise 2. galibiyetini alırken, Francesco Farioli’nin Karagümrük’ü ise 3 maç (2 galibiyet, 1 beraberlik) sonra ilk mağlubiyetini yaşadı.
‘’İşte buyrun Güneş'in maaşı‘’
A Milli Takımımız'da 2.5 yıllık Şenol Güneş dönemi, geçen hafta sona erdi. Başarısız olunduğu anlarda kimileri taktik, kimileri oyuncu tercihleri, kimileri de parasal açıdan hocayı eleştirdi. Kamuoyunda Güneş'in yıllık ücretinin 3.2 milyon Euro olduğu yazıldı, konuşuldu. Benim edindiğim bilgi, Güneş'in yıllık ücretinin Euro değil, -çoğumuz için yine çok para ama- 3.6 milyon TL; yani aylık 300 bin TL olduğu yönünde.
O zaman açıklansın
Yani bu rakam Sergen Yalçın'ın, Fatih Terim'in ya da Abdullah Avcı'nın aldıkları paralara göre çok ama çok daha düşük. Diyelim ki ben yanıldım... 300 değil, 500 ya da gerçekten 3.2 milyon Euro... O zaman tamam, çıksın bir yetkili açıklasın gerçeği. Sonuçta, -yeri geldiğinde- 'Bu takım hepimizin, Türkiye'nin takımı' demiyor muyuz?', diyoruz. O zaman kamuoyunun da bu rakamları, tıpkı primler gibi bilme hakkı var.
Şeffaf olunmalı
TFF de, gidenin-gelenin aldığını-alacağını açıklasın, bu tarz polemikler artık ortadan kalksın. Çünkü işler iyi giderken paranın lafı çok konuşulmaz ama (Yakın geçmişte birçok kez olduğu gibi) yeni gelecek hocanın (Muhtemelen Stefan Kuntz) önüne de, kriz anlarında tıpkı Güneş'in başına gelenler gelecek.. Ve şeffaf olunmaz ise yine biri kuyuya bir taş atacak, herkes onun peşinden gidecek.
‘’Daha fazla hücuma odaklılar‘’
Bu kez karşımızda Olimpiyat Stadı'ndaki gibi 4-2 yendiğimiz bir Portakal olmayacak. EURO 2020'ye Son 16 Turu'nda veda eden rakibimiz, Frank de Boer'le yollarını ayırdı. De Boer, görev süresince bir türlü taktiğini bulamamıştı. 4-3-3 denedi daha sonra finallerde 3-4- 3 üzerine yoğunlaştı. İşe yaradı, ama Çekya maçına kadar! De Boer sonrası Hollandalılar, 2014 Dünya Kupası'na onları üçüncü yapan ve çok iyi futbol oynatan 70 yaşındaki Louis van Gaal'e tarihlerinde 3. kez sarıldılar ve önce Norveç'le 1-1 (d) berabere kalıp, evlerinde Karadağ’ı 4-0’la geçtiler.
Havaya girmemeleri gerek
İlk kez yeni hocalarıyla, taraftarlarının da desteğini arkasına alarak karşımıza çıkacaklar. Elbette kazanmak isteyecekler ama ilk golü biz erken atarsak, havaya girmelerini engelleriz. Van Gaal'le birlikte Hollanda, tekrar 4-3-3 dizilişine geri döndü. Artık daha ne yaptığını bilen, birlikte oynamaya çalışan ve daha fazla hücumu düşünen bir takım görüntüsüne sahipler. Panik anlarında ise geçmişe göre daha iyiler. Türkiye'ye karşı üstünlük sağlamak için her şeyi yapacaklar ama form olarak en üst seviyede değiller.
Yeni kalecileri Bijlow
Kalecileri Stekelenburg, EURO sonrası emekliye ayrıldı. Finalleri kaçıran Cillessen sakatlık problemleriyle uğraşıyor. Van Gaal, kaleye daha önce U21'de forma giyen Feyenoord'dan Justin Bijlow'u koydu. Bijlow, A Milli formayı ilk kez Norveç'te giydi, Karadağ maçında da kaledeydi. Savunmada yaklaşık 1 yıldır sakatlık sebebiyle top oynamayan Virgil van Dijk var. Hollanda'nın kaptanı, -her haliyle mükemmel bir stoper olsa da elbette fiziksel anlamda sıkıntıları var
Gakpo bize karşı yok
Hücumda Karadağ maçında harika 1 gol atan ve 1 de asist yapan 22 yaşındaki PSV'li Gakpo'yu (Van Gaal, son iki maçta da onu 11'de oynattı.) da unutmadan geçemeyeceğim. AncakGakpo, sakatlık sebebiyle, Nathan Ake de özel sebeplerden dolayı bize karşı olmayacaklar. Muhtemelen onun yerine Bergwijn oynar. Beklentim, futbol oynamayı düşünen iki takımın maçında yine Olimpiyat'taki gibi bol gollü bir karşılaşma izlememiz yönünde olacak; elbette 3 puanı alan tarafın biz olması diliyorum.
Sezona çok iyi başladı
Norveç maçında Haaland'a karşı fazlasıyla zorlandı ve umarım Burak Yılmaz'a karşı da aynı şeyleri yaşar. Van Dijk ile birlikte takımın diğer 3 temel oyuncusu, orta sahada Frankie de Jong ve Georginio Wijnaldum , forvet hattında Memphis Depay. Bu sezon başında Lyon'dan, Barcelona'nın yolunu tutan Depay, sezona çok iyi başladı. Elemelerde grupta 5 maçta 4 gol ve 2 asisti olan 27 yaşındaki yıldız, Barça ile sezona 3 maçta 2 gol ve 1 asistle başladı.
‘’Yine Ada yine kriz‘’
2022 Dünya Kupası Elemeleri'nde A Milli Takımımız, G Grubu'nda sırasıyla; yarın Karadağ ile evinde, deplasmanda da 4 Eylül'de Cebelitarık ve 3 gün sonra Hollanda ile karşılaşacak. Grubundaki ilk 3 maçta Hollanda'yı sahasında 4-2 ve Norveç'i Malaga'da 3-0'la geçen Milliler, evinde Letonya ile 2-2 berabere kalmıştı. Bu maçlar öncesinde koronavirüs sebebiyle İngiliz kulüpleri, kırmızı listedeki ülkelere oyuncularını göndermeyeceğini belirtmişti.
Villa ve Tottenham örneği
Daha sonra özel izinle bu karar devre dışı bırakılmış, Leicester'dan Çağlar Söyüncü ve Liverpool'dan Ozan Kabak gibi yıldızlarımız kadroya katılmıştı. Benzer bir sorun bu Milli dönemde de yaşanıyor. FIFA, böyle bir kısıtlama koymamasına rağmen İngiliz kulüpleri, ilk başta oyuncularının ayrılmasına izin vermeyeceklerini belirtmişti. Daha sonra Aston Villa Emi Martinez ve Emi Buendia'nın, Tottenham da Giovani Lo Celso ile Cristian Romero'nun talepleri üzerine, dönüşte 10 gün karantinaya girme zorunluluğuna rağmen Arjantin Milli Takım kadrosuna katılmalarına izin verdi.
Bir seçenek daha var
Türkiye, halen Britanya'nın kırmızı listesinde yer alıyor. Çağlar'ın yanı sıra Brentford'dan Halil Dervişoğlu, Watford'a yeni katılan Ozan Tufan ile Norwich'le anlaşan Ozan Kabak için Premier Lig yönetimi ve söz konusu kulüplerle görüşme halinde. Eğer buradan izin çıkmaz ise Ada'daki lejyonerlerimizin, Ada'nın seyahat kısıtlamalarında yer almayan Cebelitarık ve Hollanda deplasmanlarında takıma katılmaları planlanıyor.
‘’Vitor Pereira sözünde duruyor‘’
Vitor Pereira ile geçtiğimiz Ocak ayında Çin’den ayrıldıktan sonra özel bir röportaj yapmış ve bu şansı verdiği tek Türk gazeteci olduğumu o an fark etmiştim. O dönem yaklaşık 1.5 saat telefonda konuştuk. Fenerbahçe ve futbol anlayışı üzerine çok önemli mesajlar verdi. Kanarya’nın başına ikinci kez geçince, ilk etapta dediklerini ne oranda yapabileceğini herkes gibi merak ediyordum. Pereira, - aldığı sonuçlardan bağımsız olarak yazıyorum- şu ana kadar her dediğini yaptı, sözünde de durdu.
Kimse şaşırmasın
Gençlere şans vermesine kimse şaşırmasın. Bana, “Sağlam bir yapı kurmak istiyorsan, iyi Türk oyunculara ve genç yerli isimlere 3-4 yılını vermelisin. Genç futbolcular öğrenmeye açtır ve maçları da kazanmak isterler. Bu takımın içine de çok abartmadan tecrübeli ve sağlam karakterli yabancılar koyarsanız, onlar aynı zamanda öğretici konumda olurlar” demişti. Gençlerin sonuna kadar arkasında duruyor, geleceği de düşünüyor. İşte bakınız; Ferdi, Arda ve Muhammed... Devamı da gelecektir.
Sinerji yarattı
Hoca, daha gelir gelmez ‘takım’ın her şeyin üzerinde olacağını net şekilde vurguladı. Sorun yaratacağını düşündüğü şeyleri, ortadan kaldırdı. Hak edene formayı vereceğini gösterdi. Caner Erkin’i ve Ozan Tufan’ı yeterli görmemesi, Samandıra’da tüm kontrolü eline alması, hem futbolcularına hem de takıma müdahale etmek isteyenlere net bir mesajdı. Szalai, Tisserand ve son olarak Ferdi’ye bakın; hepsi hocayı övüyor, ona teşekkür ediyor. Yönetimi ise sadece sonuçlara değil, takımın disiplinli görüntüsü sebebiyle de çok mutlu.
İşte 3’lünün nedeni
Gelelim çok konuşulan savunmada üçlü oynama mevzusuna... Pereira, imzayı atmadan önce ve sonrasında Fenerbahçe’nin geçen sezonki maçlarını tek tek analiz etti.. Ve hoca savunmada 4’lü oynayınca, bireysel hataların arttığını ve defans arkasına atılan toplar nedeniyle çok fazla gol yenildiğini gördü. Yönetime bunları anlattı ve “Ben 3-4-2-1 oynayacağım” dedi. Buna uymadığını düşündüğü ve kendisinden önce gelen yeni transfer Caulker dahil, istemediklerinin üstünü çizdi. Hoca için önemli olan oynanan oyun ama illa sistem diyorsanız; bu formattan vazgeçmeyecektir.
İşine karışılmıyor
Pereira, imzayı attıktan sonra da dediğim gibi, buraya para için gelmedi. Zaten, ‘Çok şükür’ diyelim, ihtiyacı da muhtemelen yoktur. Çin’de 3 yıl çalışan ve şampiyonluk yaşayan, senelik yaklaşık 5 milyon Euro kazanan bir teknik adamdan bahsediyoruz. Kulüp tercihi yaparken, “Bir kulübün hocaya her zaman gücü vermesi, yanında olması gerek. Sadece iyi bir proje olursa giderim” demişti. Bilic’in olmaması sonrası anlaşma sürecinin 5-6 gün sürmesi, bence istediği garantileri almasından kaynaklıdır ki, belli ki almış... Çünkü kimse işine karışamıyor ve bir hesap verecekse de, direkt Başkan Ali Koç’a veriyor.