Arama

Popüler aramalar

‘’Sarı lacivert baskı çemberi‘’

Fenerbahçe, Süper Lig'de son şampiyonluğunu 2014'te, son Türkiye Kupası'nı 2013'te kazandı ve Şampiyonlar Ligi gruplarında en son 2008-09'da mücadele etti. Böyle büyük bir kulübün hedeflerine bir türlü ulaşamaması, camiada haliyle büyük bir baskı yarattı. Bu panik ortamının içinde -elbette kombineleri tüketen ve 1 formanın 629 TL olmasına rağmen satış rekoru kırmasını sağlayan taraftarlar dahil- sağlıklı düşünmek ve karar vermek hiç de kolay olmamalı. Düşünün; yepyeni bir sezon, Jorge Jesus gibi büyük bir isim ve sezonun daha ilk resmi sınavında Dinamo Kiev'in Kadıköy'de attığı ilk gol sonrası stadın her yerinde hissedilen gergin atmosfer, Jesus'a yapılan eleştiriler...

Sakin kalamıyorlar

Sarı-Lacivertliler'i iyi bilen ve bu süreçte olayın içinde olan bazı önemli kişilere şunu sordum; Fenerbahçe'nin ana problemi nedir? Camiada bir baskı çemberi olduğunu ifade ettiler. Özetle, Başkan kötü sonuçlar üzerinden taraftarlarca baskı altına alınıyor, oyuncular ve teknik direktör de başkan ile tribünler tarafından yine aynı sebepten baskı görüyor. Başkanın etrafındakilerin yeteri kadar tecrübesi yok ve onun daha sağlıklı karar almasına, sakin kalmasına yardımcı olamıyorlar. Bu baskı çemberi sürekli dönmeye devam ediyor ve kötü sonuçlarla karşılaşıyorlar" dediler. Hemen ardından şunu sordum; Peki medya baskısı? Ortak yanıtları, "Medyayı kontrol edemezsiniz ama oyuncuları ve teknik ekibi onların baskısından koruyabilirsiniz..." oldu.

Akıllı uygulanamıyor

Elbette Fenerbahçe'nin, büyük takımlar içerisinde Türkiye'de çok farklı bir yeri olduğu kesin. Kulübün başarısı kadar başarısızlığı da çok fazla ilgi çekiyor. Her sezon hedef şampiyonluk ve gelen her hocadan bu bekleniyor. Proje oluşturuluyor ve sayısız transfer yapılıyor. Ancak daha sezon ortasında başarının gelemeyeceği anlaşılınca yönetim önce geçici hocayla günü kurtarıyor sonra da yeni teknik adam üzerinden 'büyük bir sabırsızlıkla' gelecek sezonun planlamasına o an başlıyor. Yani hiçbir plan, akıllı şekilde uygulanamıyor. Şu ana geldiğimizde ise Jesus yeni oyuncular alırken, geçmişten gelen şişen kadroda istenmeyenlerin gitmesi için büyük bir mücadele veriliyor.

İyi oyuncu yetmez

Saha içine bakarsak; oluşan büyük baskıdan en çok takım etkileniyor. Çünkü bu Fenerbahçe'ye sadece iyi değil, baskıyı kaldıracak oyuncular lazım. Örnek vereyim; Fenerbahçe'nin Emre Belözoğlu gibi, saha içinde takımın haklarını savunacak, sözü geçen, gerektiğinde diğer takım arkadaşlarını azarlayacak, onları motive edecek ve hocasının yardımcısı olacak tarzda lider bir futbolcusu yok. Bu yönetimin şu ana kadar en çok arkasında duracağı kişi olacağına inandığım Jesus elbette bir büyük lider ama Türk Futbolu için çok yeni bir isim. Başarı için bu baskı çemberini ondan ve oyunculardan uzak tutmak şart. Yoksa bundan sonra Guardiola ya da Klopp bile gelse, sonuç değişmez.

01 Ağustos 2022, Pazartesi 07:29
YAZININ DEVAMI

‘’Demek ki bunu hak ediyoruz‘’

Türkiye, 85 milyonluk bir ülke... Nüfus artıyor ama en popüler spor futbolda oyuncu yetiştirmeyi ve bakmayı beceremiyoruz. Milli Takım kadroları artık ya yurt dışında oynayanlardan ya da başka ülkelerde doğup büyüyen gurbetçi ağırlıklı seçiliyor. UEFA Ülke Sıralaması'nda 13'ten, 20. sıraya kadar geriledik. Milli Takımlar'ın her yaş kategorisinde hızlı bir düşüş var. A Milliler, Uluslar Ligi C Ligi'nde farklı galibiyetlerle moral buluyor, coşuyor. Ancak biraz bekleyelim, uçmayalım. Bu takımın, EURO 2024 elemelerinde ya da küme düştüğü B Ligi veya A Ligi'ndeki takımlara karşı neler yapacağına da bir bakalım.

Sorun bakış açısıymış

Gelelim Ümit Milli Takımımız'a... Tolunay Kafkas yönetiminde, bir önceki Avrupa Şampiyonası elemelerinde 6 takımlı grupta 4. olduk. Yeni dönemde bu kez 5'li grupta üçüncü olduk, yine gruptan çıkamadık. Ümitler, son 40 dakikayı 10 kişi oynayan Kazakistan'a bile gol atamadı. Kafkas, "Bu takımın turnuvayı 3. bitirmesi gerekiyordu ve 3. bitirdi. Bir hata ve sorun varsa, ülkenin genel bakış açısında var" dedi. Kendisini hiç eleştirmedi. Peki hocam, böyle olacağını biliyordun ama neden inanmadığın bu yola bir kez daha çıktın? 10 kişi Kazakistan'a gol atamamak da bakış açısının bir sonucu mu? Bunun izahı yok.

Koltuğu bırakmıyorlar

Neden bu ülkede, yapamayınca ya da başaramayınca, "Olmadı, başaramadım" demek bu kadar zor... A Milli ve U17 seviyesi hariç, yakın dönemde hangi finallere katılabildik. Bakın işte; Ümitler yine gruptan çıkamadı, U19'lar Avrupa Şampiyonası Elit Tur'da grupta sonuncu oldu. U17'ler, kupa hedeflediğimiz İsrail'deki Avrupa Şampiyonası'nda sıfır çekti... Almanya U21'de harikalar yaratan Stefan Kuntz'un, alt tarafa da el atmak istediğinden eminim. Ancak kimse koltuğunu bırakmak istemiyor.

Seslerini çıkaramıyorlar

Milli Takımlar'da 20 yıla yakındır çalışan hocalar var. Devrim mi yaptılar, inanılmaz işlere mi imza attılar? Hayır! A Milli seviyenin altında hocaların kimi yaklaşık 100 bin TL, kimileri 10 bin TL civarında aylık kazanıyor. Bir çoğu, 'Aman işimizden olmayalım' diye işini yapıyor. Kimilerinin tazminatı fazla, kimileri de araya tanıdıkları sokuyor. Çünkü görevi bıraksalar, nerede -bulsalar giderler zaten- iş bulacaklar. Çoğunluk pozisyonunu ve koltuğunu korumanın derdinde...

Jenerasyonlar yok oluyor

Bunun içine Türkiye'deki kulüplerin 'günü kurtarma' modelini de katarsak, olan yine gençlerimize oluyor... Ne yazık ki Türk futboluna, 2002 Dünya Kupası'nda 3.'lük yaşatan benzer bir jenerasyon bir daha çok zor gelir. İşte 1995 ve 2000 arasındaki iki jenerasyonun büyük kısmı yok oldu, gitti. 2005 doğumluların da başına ne gelecek göreceğiz! Kuntz'un dediği gibi, "Uluslar C Ligi'nde bulunuyorsak, bunu hak etmişizdir." Ben de ona bir ekleme yapayım; Demek ki Türk futbolu da, 'sonuna kadar' hak ettiği için bu durumda!

13 Haziran 2022, Pazartesi 08:26
YAZININ DEVAMI

‘’Sıradaki gelsin‘’

A Milli Takımımız, Uluslar Ligi C Ligi Grup 1'deki üçüncü karşılaşmasında bu akşam, Lüksemburg ile deplasmanda karşılaşacak. Milliler, gruptaki ilk maçında Faroe Adaları'nı 4-0 yenmiş, ardından Litvanya'yı 6-0 (d) mağlup ederek hem bol gol atmış hem de kalesini rakiplerine kapatmıştı. Teknik direktör Stefan Kuntz, daha önce de oyuncularına söylediği gibi, yine takımından baskılı bir oyun ve iyi savunmayla farklı bir galibiyet almanın planlarını yapıyor. Ev sahibi, grupta bizim gibi ilk iki maçını da kazandı. Litvanya'yı 2-0 (d) ve son olarak Faroe Adaları'nı tek golle geçen Lüksemburg, Milliler'in üst üste en çok mağlup ettiği iki takımdan biri konumunda.

Üst üste 6 kez yendik

Ay-Yıldızlılar, Kazakistan'la birlikte onları üst üste 6 kez yenmeyi başarmıştı. 2022-23 Uluslar Ligi sezonunda çıktığı iki maçta çektiği 23 isabetli şutun 10'unu gole çeviren Türkiye (yüzde 43), bu turnuvada daha önceki 51 isabetinden yüzde 20 ile sadece 10 gol çıkarabilmişti. Kuntz ve futbolcuları, bu akşam 21.45'te Lüksemburg Stadı'ndaki karşılaşmada da işini şansa bırakmayıp, net bir skorla 3'te 3 yaparak, zirvede yalnız kalmak ve grupta rakipleriyle farkı açmak istiyor.

11 Haziran 2022, Cumartesi 09:15
YAZININ DEVAMI

‘’C Ligi'nin faydaları!‘’

Öncelikle UEFA'nın, Uluslar Ligi organizasyonunu ve bu kupanın, ilgisi olmayan turnuvalarla 'zorla' düzenlenmiş bağlantısını bir kez daha adil bulmadığımı söyleyerek başlamak istiyorum. Siz, Dünya Kupası ya da EURO için elemelerde belki 1 puanla zirveyi ya da ikinci sırayı kaptırırken, Uluslar Ligi'nde başarılı ama elemelerde başarısız olan bir takıma Play- Off hakkının verilmesi, kesinlikle adaletsizlik. Ancak şu anki kuralı değiştirme şansımız olmadığı için bize faydası ve zararı nedir; ona bir bakalım...

Maksimum 3. torbadayız

Almanya'nın ev sahipliğini yaptığı EURO 2024 elemeleri grup kura çekimi 9 Ekim 2022'de çekilecek. Kura çekimi öncesi torbalar, Eylül 2022'de bitecek Uluslar Ligi'nde ülkelerin performanslarına göre belirlenecek. Biz B Ligi'nden, C Ligi'ne düştüğümüz için 6 torbanın yer alacağı kura çekiminde maksimum 3. Torba'da yer alabileceğiz. 1 ve 2. torbaların tamamını A ve B Ligi'ndeki takımlar dolduruyor. Bu arada C Ligi'ndeki 16 takım içerisinde FIFA Sıralaması'nda 43 ile en yukarıdaki ülke Türkiye. Bizi, 2 basamak gerimizdeki Slovakya takip ediyor.

Aynı kefeye koymayalım

Gruptaki rakiplerimiz Faroe Adaları 124., Litvanya 138. ve bizi zorlayacağını düşündüğüm tek takım Lüksemburg, 94. sırada. Her ne kadar hocamız Stefan Kuntz, Faroe'ye 4 gol atmayı, kağıt üzerinde Hollanda'nın, Belçika'ya 4 atmasıyla aynı kefeye koysa da tam tersi bana grubumuzda garip bir sonuç almamız anormal gelecek. Biz en kötü B Ligi takımıyız ama yaşadığımız gerçek de C Ligi. 2024'e ev sahibi Almanya ile birlikte EURO elemeleri gruplarında ilk iki sırayı alan 20 takım, direkt katılacak.

Gitmeyeni dövüyorlar...

Kalan 3 takım, finallere elemelerden katılamayan ancak şu anki Uluslar Ligi'nde 'öncelikle' A, B ve C Ligi'nde en başarılı olan 12 takımın yarı final ve final maçlarının ardından belli olacak. A ve B'deki takımların genelde direkt gittiğini düşünürsek ve Türkiye'nin, EURO elemelerinde olası bir ilk 2 dışında kalması durumu, Almanya bileti için güçlü bir ikinci şansımız olması anlamına geliyor. Umarız işimiz Uluslar Ligi'ne kalmaz ancak Avrupa Şampiyonaları'nın bu yeni gidiş formatını görünce ve içinde bulunduğumuz şu şartlarda Milliler'in 2024'e katılamamasını, aklımın ucundan bile geçiremiyorum. Çünkü bu formatta, bizim seviyemizdeki takımlar için inanın, 'EURO'ya gitmeyeni dövüyorlar' ifadesi, yanlış olmaz.

07 Haziran 2022, Salı 07:57
YAZININ DEVAMI

‘’Milli takıma hazır yıldızlar‘’

2002 Dünya Kupası'nda 3. olduğumuz kadroda sadece Yıldıray Baştürk, Muzzy İzzet ve Ümit Davala, Türkiye dışında doğan oyuncularımızdı. Aradan geçen 20 yıllık süreçte Türk futbolu inişli-çıkışlı bir dönem yaşarken, "Mesut Özil'i nasıl Almanlar'a kaptırdık?" sorusuyla birlikte müthiş bir 'Gurbetçi oyuncu avı' başladı. TFF'nin Almanya'da ofisi bile vardı. Artık başka 'Mesut'ları, onlara kaptırmayacaktık!

Terim'e gelen mektup

Ay-Yıldızlı formayı seçen ve seçecek olanlara her zaman sonsuz teşekkürler ancak Mesut'un yanı sıra İlkay ve Emre Can'ı kapan Almanlar'ın geriye dönüp baktıklarında; Hamit Altıntop ve Hakan Çalhanoğlu dışında gerçekten üzülecekleri üçüncü bir oyuncu olduğunu sanmıyorum. Ne yazık ki bu tercihlerde genelde ikinci opsiyon olarak kaldık. Hatta Mesut için babasının dönemin Milli Takım hocası Fatih Terim'e, "Oğlumu artık rahatsız etmeyin" ifadelerini içeren yazılı bir mektubu bile var!

Ferdi ve diğerleri...

En son Ferdi Kadıoğlu örneği... TFF yetkilileri, Fenerbahçe'ye gelmeden önce NEC Nijmegen'de oynarken ikna etmek adına babasının yanına kadar gittiler, "Şu an düşünmüyoruz. İleride bakarız" cevabını alıp, Ferdi ile konuşamadan geri döndüler. Ailesi sebebiyle oyuncu; Türkiye, Kanada ve Hollanda'dan birini seçebiliyordu. Kanada zaten uzaktı ve eğer istikrarlı şekilde turnuvalara giden Hollanda (U16'dan, U21'e kadar Ferdi'yi oynattılar), "A Milli'de de gel bizde oyna" garantisi verseydi, -Halil Dervişoğlu (Hollanda), Kenan Karaman ya da Kaan Ayhan (Almanya) gibi gibi...- daha iyi bir kariyer yerine yine bizi tercih edecek miydi? Bence etmeyecekti.

110'dan fazla oyuncu

Gelelim bugüne... U17 Avrupa Şampiyonası finallerine ne yazık ki puan alamadan veda eden Milli Takım'da 24 oyuncudan 13'ü yurt dışı doğumlu ve yabancı kulüplerden geldiler. Düşünün; 2005 doğumlu bu takımı oluşturmak için Türkiye'de 110'un üzerinde oyuncu denendi ama sadece 11'i (Arda Güler sakat olduğu için alınmadı.) turnuva kadrosuna girebildi. 85 milyonluk ülkede yerli futbolcu yetiştiremiyoruz ve bir yandan yabancı sınırı koymaya çalışarak, adeta zorla eldekileri oynatmaya çalışıyoruz ama hayatta da zorla güzellik olmuyor.

Golleri kim atıyor?

En basit şekilde Süper Lig'de bu sezon Gol Krallığı'nda ilk 16'da Türkiye'de doğan oyuncu (2'si Türk; Serdar Dursun (Almanya) ve Umut Bozok (Fransa), diğerleri zaten yabancı) yok; 17. sırada İzmit'li Kerem Aktürkoğlu var. Yabancılar da olmasa, acaba golleri kim atacaktı! Büyük takımlar, genelde ekonomik sıkıntı çektiklerinde ya da hedefsiz kaldıklarında evlatlarına sımsıkı sarılıyor; Bu arada kader ve şans faktörünü de unutmayalım! Türk futbolu için yerli diye bastırırken ve 600'e yakın Pro-Lisans'lı teknik direktör varken de A Milli Takım hocamızı yabancı (Stefan Kuntz) seçmek 'zorunda' kalıyoruz. Ligimizde artık Pro-Lisans'lı isimlere, 'yardımcı rolü' verip, diplomasından faydalanıyoruz.

Kuntz da güvenmiyor

'Ligimizde yerli daha çok olsun' derken, Uluslar Ligi'nde seviye anlamında bizden çok altta olan Faroe Adaları, Litvanya ve Lüksemburg'la oynayacağımız maçlar öncesinde seçilen kadrodaki 27 oyuncudan 13'ü bizim kulüplerden, 11'i Avrupa'dan gelme. Sebepli-sebepsiz; İrfan Can, Serdar Aziz ya da Mert Hakan Yandaş yok. Demek ki Kuntz da bu yapıya güvenemiyor. Anlatmaya çalıştığım şey; gurbetçi-yerli ayrımı yapmak asla değil. Futbolun 1 numaralı spor olduğu bir ülkede yetiştirme sayımız her geçen gün düşüyor ve başka ülkelerde yetişen Türk oyuncuları alarak adeta hazıra konuyoruz. Ancak klasik de bir söz var; Hazıra dağlar dayanmaz... Bakalım sonumuz, ne olacak!

25 Mayıs 2022, Çarşamba 09:21
YAZININ DEVAMI

‘’Organize ol, hata kovala‘’

Barcelona'da Koeman'ın gidişi, Xavi'nin başa geçmesi ve devre arasında 3 çok iyi (Aubameyang, Torres ve Traore) oyuncunun transferi takımdaki birçok şeyi olumlu şekilde değiştirdi. Katalan ekibi, 2022'de La Liga'nın en iyisi. 8 maçtaki 24 puanın 20'sini kaptılar ve 11 maçtır yenilmiyorlar. Ligde son oynadıkları Elche deplasmanından 2-1 galip ayrıldılar ancak bu mücadele, temsilcimize neleri yapması gerektiği yönünde bazı ipuçları da verdi. Elche, alanını çok iyi kapattı, Barça'nın stoperlerine ve orta sahasına baskı yaparak oyun kurmalarını engellemeye çalıştı.

Ya Depay ya Torres

Katalanlar, çok fazla pas yaptığı için zaman zaman hatalar da yaptılar. Elche de pas hatası sonrası golü attı. Cim Bom'a karşı cezalı olduğu için Gavi'nin olmaması avantaj. Muhtemelen sol ileri uçta Torres ya da Depay'dan biri olacak. Hücumda tüm takım rakip sahaya geçiyor. Frankie De Jong gizli forvet gibi, hep açık arıyorlar ve çok hızlı hücum ediyorlar. Temsilcimiz, İstanbul'a avantajlı bir sonuçla dönmek istiyorsa organize olmalı, her topun değerini bilmeli ve tüm dünyanın izleyeceği bu maçta kapasitesinin üzerine çıkmalı.

08 Mart 2022, Salı 07:17
YAZININ DEVAMI

‘’Peki Pereira ne düşünüyor?‘’

Fenerbahçe’de Vitor Pereira’nın üzerindeki baskı, büyüyerek artıyor. Galatasaray derbisinden sonra bir büyük final maçı daha geldi, çattı. Kaybederse ne olur, kazanırsa ne olur? Herkes buna kilitlendi. Peki Pereira ne düşünüyor! Ezeli rakipleri Beşiktaş ve Galatasaray’ın puan tablosunda üstünde olmasına rağmen bu 3’lünün içinde en çok eleştirilen hoca O. Sezon başında yönetim tarafından sımsıkı kucaklandı ve şimdi oradan çıt çıkmıyor; ne savunan ne ‘Arkasındayız’ diyen birileri var.

Karakterli adam

Ancak kaybetseler de Fatih Terim’i ve görevi bırakana kadar Sergen Yalçın’ı yönetimleri hep savundu/savunuyor. Pereira ise an itibarıyla yalnız adam ve medyanın en iyi reyting malzemesi. Bu şartlara rağmen bir kez bile -ona tavır alanlar dahil- ne bir oyuncusunu ne de takımını basının önüne atmayacak kadar da karakterli bir adam. Düşünün; en büyük yıldızı golü attıktan sonraki sevinci sırasında, ona feyk atıyor. Rize maçında 4 atan takımın hocası olarak maç sonunda yüzünde gülücükler açmıyor.

Sadece süreç uzar

Artık ‘gereksiz stres’ tavan yapmış ve bu psikolojiyle bir yandan derbiye odaklanmaya çalışırken, bir yandan geleceğiyle ilgili karar aşamasında. Oluşan atmosferden, kararlarına karışılmasından da rahatsız. Kişiliği itibarıyla kimseye açılamıyor belki; kendi içinde savaşıyor ve bu da onu mutsuz bir adam yapıyor. Aslında iki taraf da ayrılmak istiyor ama ayrılamıyor! Olası bir derbi zaferi, sadece süreci uzatacak. Çünkü Pereira’nın da sonu ne yazık ki, Phillip Cocu, Ersun Yanal, Erol Bulut ve 10 maçın 1’ini kaybedip güvenilmeyen Emre Belözoğlu gibi olacak. Peki tamam da fatura kime çıkacak?

17 Aralık 2021, Cuma 09:10
YAZININ DEVAMI

‘’Üçlüye dönüşün faturası‘’

Fenerbahçe'nin 3'lü mü yoksa 4'lü mü oynayacağının cevabını derbide öğrenmiştik. Atina'da da Vitor Pereira'nın artık maçlara başlayacağı yeni sisteminin bu olacağını ve sonra 3'lüye döneceğini çok iyi anladık! Atina'da, tıpkı İstanbul'daki 0-3'lük maçın senaryosu gerçekleşiyordu; bu kez 6 değil, 4'te az kalsın atıyorlardı. İlk yarıda kontrol bizdeydi. İkinci yarının başına da iyi başladık ancak daha sonra maçın temposu çok düştü. Tam, 'Pereira, 1 puanı almak istiyor' derken, 65'te İrfan ve Zajc'in çıkması, hiçbir şey yapmayan - Mesut Özil'i çok aratan- Rossi'nin uzun süre sahada kalması, garip şeylerin olacağının habercisiydi. Szalai'nin 78'de oyuna girmesi, Kanarya'yı tıpkı derbideki gibi 3'lüye dönüşüydü.

İki taktik kağıt uçuruldu

65-90 arasında sahaya iki taktik kağıdı uçuruldu! Dizilişle, oyuncuların yerleriyle bu kadar oynamak, 4'lü ile başlayan savunmanın 3'lüye dönmesi, takımın kafasını iyice karıştırdı. Tiquinho'nun 90'daki golünde sağ stoper Tisserand, asisti yapan Reabcuik'i tuttu. O ana kadar sahanın en iyisi Kim, topa dokunamadı ve Tiquinho da ceza sahası içerisinde Szalai'nin önünde golü attı.. Ve üçlüye dönüş, -derbide değil ama- en azından bu maçta golün yenilmesi açısından başrolü oynadı. Neyse ki Frankfurt son dakikada golü attı da, en azından Konferans Ligi'nde yola devam...

26 Kasım 2021, Cuma 07:52
YAZININ DEVAMI