‘’Yürüyedurun!‘’
11 Temmuz’da yine buradaki yazımda, ihraç ettiğimiz teknik direktörlerin başarısının en oyuncular kadar önemli olduğunu ve bunu takip edip, buradan paylaşacağımı söylemiştim. Türk ya da yabancı fark etmez, burada çalışmış ve yurt dışına giden her hocanın başarılı olması, ligimize itibar ve gelecekteki hoca transferleri için katkı sağlar. En azından takımların buraya bakmasına yol açar. Sezona giriş yaptık sayılır, hatırı sayılır bir süre de geçti, bir bakalım neler yapmışlar. Cardiff City’nin başına geçen Erol Bulut özellikle son dönemde çok formda. Son 6 resmi maç 5 galibiyet ve sonuncusu ligin formda ekiplerinden Sunderland’e karşı alındı ve puan durumu olarak 4.sırayla takımını eşitleyerek 6.sıraya yerleşti. Tabii ki Championship’te yol çok uzun ve engebeli ama bu başlangıç çok ama çok değerli. Ne kadar gurur duysak az… Oyuncu ihracından sonra teknik direktör ihracı hem teknik direktörlük mesleğine yeni bir hayal, bir ideal oluşturacak, hem de yurtdışından ülkemize bilgi aktarımını daha da hızlandıracak. Erol Bulut’un başlangıcı şahane ama bir de sene sonu play-off ile taçlanırsa tadından yenmez. Kolay değil, olmasa da “mid-table” bitirmeleri bile güzel bir ilk sene sonucu olacaktır. Championship play-offu izletecek bize Erol Hocam, inancım tam. Gelelim Farioli’ye… Kendisi Türk olmadığı için çok haber olmasa da onun da başarısı önemli. PSG’yi deplasmanda yendiği maç dışında çok görmemiş olabilirsiniz ama şu an ligde PSG’nin bile önünde liderin 1 puan gerisinde 4.sırada yer alıyor. Bu performanslar çok değerli, umarım devamı gelir ve ben de buradan paylaşırım. Umarım daha nice teknik direktörler de buradan yurtdışına takım çalıştırmaya gider ve başarılı olur.
Benzer Hataya Düşmeyelim!
Kamuoyunda anlamadığım bir algı ve hava var. Galatasaray sanki “Düşler Sahnesi” diye tabir edilen bir statta, dünya tarihinde yeri olan ve ne durumda olursa olsun adı Manchester United olan bir takımla değil de, Nice ya da Frankfurt gibi bir takımla deplasmana oynamaya gidiyormuş gibi… Yani Premier Ligi uzun süredir yakından takip eden birisi olarak, Manchester United’ın Premier Lig temposunda ve zorluğunda başarısız olması, bu maç için hiçbir şey ifade etmiyor. Tek başına iyi bir maç geçirebilecek Bruno Fernandes ya da Rashford ya da Mason Mount ya da Hojlund, çok fazla sorun çıkartıp başımızı ağrıtabilir. Evet eksikleri ve sorunları var ama bunlar, bu akşamki maçı kolay veya alır döneriz havasına sokmaz, sokmamalı. Evdeki Kopenhag maçının da çok zor olacağını biliyordum ve yine kamuoyunda, çevremde çok rahat alırız algısı vardı. Burası Şampiyonlar Ligi ve her an olumlu ya da olumsuz her şey olabilir. Beraberliği verseler uçağa binilmeyecek bir maçtan olumsuz sonuç çıkarsa hüsran olmamalı. Yeter ki Galatasaray direnebilsin, iyi top oynasın, sonrasını bu akşamın futbol tanrılarına bırakalım. Mücadele edilen arenadan keyif alalım, bugün maç kaybedilse bile iyi bir oyun, Galatasaray için senenin kalanına iyi etki eder. Başarılar Galatasaray, vurduğunuz gol, kırmızı şeytanların çektiği şutlar aut olsun!
Kabak Tadı…
Her zaman Premier Lig’in hakem hatalarının sonrasında yapılan iletişimi, hakem hatalarının algılanma biçimi, konunun yönetimi, idari boyutu gibi konularda güzel örnekler verdik, övdük. Ancak Tottenham – Liverpool maçında öyle bir hata oldu ki, yani artık bunun ne idaresi ne iletişimi ne de affedilebilecek bir tarafı var. Bu kadar önemli bir maçta, bu kadar kritik bir anda böyle hata olmaz. Bunun sonrasında gelen özrün de bir anlamı yok. Hakemlere haftaya maç vermeyeceklerini açıklamışlar ancak bana biraz hafif geldi. Bunun etkileri daha sürer ama böyle bir şey bizde olsaydı gerçekten bir tek hükümet düşmezdi herhalde, onun dışında futbolun tüm kurumları istifa etmek zorunda kalırdı. Bu sefer sanırım onların yolu değil de bizim yolumuz daha doğru olurmuş. Yeri gelmişken bunu da söylemek lazım, daha agresif bir karar alınacak mı sanmam ama Liverpool’lu taraftarlar ne dese haklılar bu saatten sonra, 2-1 öne geçecekleri maçta bir de son saniye kendi kalelerine gol atarak belli ki bu sene ki direkt rakiplerine yenildiler. Şimdi bunun üstüne de oturup sadece su içebiliyorlar, ne diyelim geçmiş olsun…
‘’Salih Uçan’a kulak verin!‘’
Beşiktaş – Kayserispor maçı Salih Uçan’dan çok haklı bir açıklama geldi. Ne demiş Salih Uçan bir bakalım: “Geçen seneye göre zeminimiz giderek kötüye gidiyor. Buradan söylemiş olayım. Ona dikkat etmek lazım”
Beşiktaş resmi hesabından da konuyla ilgili bir açıklama geldi ve sorunun farkında olduklarını, zeminin daha iyi gideceğini belirtti. Burada esas vurgulamak istediğim nokta, futbolun en önemli paydaşı futbolcuların, direkt sağlıklarını tehdit eden zemin konusunda daha fazla konuşmaları gerektiği. Bunu bir örnek olarak paylaştım. Beşiktaş stadından çok daha kötü zeminler. Futbolcular, profesyonel insanlar ve bu işten para kazanıyorlar. Onlar için sağlık en önemli şeylerden biri, belki de en önemlisi. Ama biz her sene birçok statta hem onların sağlıklarını riske atıyoruz hem de bu futbolculara yatırım yapan kulüpler kendi ayaklarına sıkmış oluyorlar. Bunun konser veren bir sanatçının konser verdiği alanda kurulan sahnenin bozuk, kaygan ve yıkılabilir olmasından ya da bir şirkette herhangi bir alanda çalışan insanın binasının her an yıkılabilecek olmasından pek bir farkı yok. Zemin işini neden çözemiyoruz bilmemekle beraber, 2023 senesinden bunun yaşanmasına anlam veremiyorum. Bu sene güçlü bir kadro ve iddialı bir teknik adamla başlayan Rize’nin sahası her şeyi anlatıyor aslında. Birçok statta durum böyle, play-off mu olsun, Kuntz’dan sonra kim gelsin tartışmalarından önce bunu çözmemiz gerekirken, manasız demesek de pastanın kreması şeylerle uğraşıyoruz.
Başka?
Bir veriye göre, Alanyaspor – Fenerbahçe maçında ilk yarıda top yaklaşık 26 dakika oyunda kalmış. Zeminden sonraki en büyük sorunlarımızdan biri de bu. Çünkü zaten global anlamda futbol, uzunluğu ve az aksiyon olması sebebiyle gelecek jenerasyonlar tarafından aynı şekilde izlenecek mi diye soru işaretleri taşırken, biz daha bu seviyelerdeyiz. Burada oyuncular kadar hakemlere de büyük rol düşüyor. İlk fırsatı bulduklarında bir ikili mücadele sonunda hemen bir düdük sesi duyuyoruz. Hem oyuncu kendini bırakmayacak hem de hakem buna müsama göstermeyecek. Bunun da ivedilikle değişmesi lazım. Galatasaray – Kopenhag maçının hakemi, maçın sonu veya yüksek tansiyonlu olmayan bir dakikada bile geç taç atışına kart göstermişti. Ortada işin doğrusu örnek olarak net olmasa yine tamam diyeceğim ama neden bunu yerleştirmek bu kadar zor onu da anlamıyorum. Maç ve hakem işaret etmeyeceğim ama bu hafta baktığım 3-4 maçta da yine çok basit hakem hataları ve çok gereksiz düdükler vardı. Zeminden sonra, oyun akışı ve buna bağlantılı hakem konusu bu ülkenin futbolunun gelişimindeki en büyük engeldir ve bu konularda iyileşme görene kadar ara ara bunu dile getirmeye, yazmaya devam edeceğim. Kamuoyunda bu bariz şeyleri konuşup, yazmayacaksak, yazıp çizmenin ne anlamı var?
Şampiyon Gibi karşıladık (Sonunda)
Biz yazmaktan sıkılmadık, yorulmadık onlar da kazanmaktan ve tüm dünyaya en iyisi olduklarını kanıtlamaktan yorulmadı. Bu yaz gerçekleşen 3 turnuvayı da kazanan Kadın Milli Voleybol Takımımızı bir kez daha kutluyorum. Hedefimizi konuşurken de lütfen Olimpiyat’ta madalya değil, Olimpiyat’ta altın diyelim artık. Bu takım bunu hem hak ediyor hem de fazlasıyla başaracak gücü var. Konumuz bu değil tabi, geçen sefer olanlardan sonra nasıl karşılanacaklar diye özellikle takip ettim. Sonunda, 3.gelişlerinde düzgün, hak ettikleri hem ülkeye getirmişiz, hem de karşılamışız. Bunu tebrik etmek abes ama ne diyelim, basiret bağlanıyor bazen herhalde… Paris’te altını alınca, daha fazlasını da yapmak, kutlamak nasip olur umarım…
‘’Baharda Görüşelim!‘’
Türk takımlarının grup yolculuğunu Galatasaray – Kopenhag maçı ile başladı. Her şeyden önce, Avrupa’da rekabet etmenin keyfini sürelim ve bunun ekmeğini pazarlama ve iletişim anlamında sonuna kadar kullanalım. Dün çok iyi şeyler hayal ettiren bir 30 dakika, sonrasında kabus gibi bir 55 dakika ve futbolu neden sevdiğimizi hatırlatan son 10 dakika, çok dersler barındıran ama Galatasaray’ı gruba tutunmasını sağlayan bir sonuç oldu. Bunların yanında, sportif başarı ya da maç içi aksiyonların dışında, Şampiyonlar Ligi ve Konferans Ligi’nde elde edeceğimiz başarıların, atacağımız gollerin, maçların önünü arkasının, arka plan görüntülerinin tabiri caizse suyunu çıkaralım. Bunlar etkileşim anlamında değerli olduğu kadar, marka değeri açısından da çok kritik. Tabi bunların olabilmesi için öncelik sportif başarı. Galatasaray’ın minimumda 3., Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın da minimumda 2.olması (kaldı ki, Fener ve Beşiktaş’ın 1.olarak bitirmeleri gerçek beklenti olmalı), bizi bahar aylarına uzun zaman sonra Avrupa’da 3 takımla taşıyabilir. Bu da hem ülke puanı, hem de ülke futbolumuzun marka değeri için ne kadar önemli olduğunu söylememize tekrar tekrar gerek yok artık. Serie A, yani İtalyan takımlarının geçtiğimiz sene ortaya koyduğu performansla ve bunu destekleyen medya çalışmalarıyla bunu şahane bir şekilde anlattığını ve yine tabiri caize “promote” ettiğini gördük. Sıradaki neden biz olmayalım. Rekabetçi takımlar kuruldu, her şey hazır, artık sahne futbolcuların, hocaların, tribünde destek verecek taraftarların, baharda görüşelim!
Not: İlk maç elde edilen 1 puan, sonrasında çok kıymetli olabilir. Dünkü diğer sonuçlara da bakarsak, burası Şampiyonlar Ligi, her an her şey olabilir…
Kuntz meselesi…ve Montella
Teknik, taktiğe girmeden, işin iletişim boyutunda kalmaya çalışarak son dönemde yaşanan Kuntz meselesine bir bakalım. Öncelikle Kuntz ile takım arasındaki ilişkinin koptuğu çok barizdi. Bunu hem oyuncuların, hem de hocanın açıklamalarından anladık. Medya önünde atışan, birbirine cevap veren bir hoca-oyuncu ilişkisi bizi maçlarda nereye götürür zaten Ermenistan mücadelesinde gördük. Euro 2024 her anlamda çok kritik. İlk olarak turnuvanın Almanya’da olması, bizi taraftar desteği açısından birçok takımından farklı noktaya taşıyacaktır. Bunu Euro 2008’de gördük. Diğer bir önemli konuda, birçok genç ve olgunluğa yaklaşmış oyuncumuz için müthiş bir vitrin görevi görecek. Transferleri veya takımdaki yerlerini derinden etkileyecek bu turnuvaya mutlaka ama mutlaka gitmemiz lazım. 24 takımın sonunda katılma hakkı alacağı ve bulunduğumuz torbaya göre lokum gibi bir kura çektikten sonra, bu turnuvaya gidememek, son dönemdeki en büyük başarısızlığımız olur. Bunun önüne geçmek için ne gerekiyorsa yapılmalı diye düşünüyorum. Risk alacak, deneme yapılacak bir durum yok. Kuntz ile ilgili basında dolaşan haberlerden sonra dünü işaret eden bir açıklama yapan TFF ise süreci, nezaketle yürütmeye çalışsa da, Çarşamba’nın gelişi belliydi.. Bir sonraki maçımız yakın olduğu için de hızlıca Montella açıklandı. Ben genel olarak olumlu buldum bu hamleyi. Ligi bilen, uzun zamandır bu topraklarda teknik direktörlük yapan, buranın mental zorluluklarını bilen bir hoca. Ama önünde çok kısa zamanda başarması gereken 3 maçlık bir periyot var. Bu takım bu gruptan ne olursa olsun çıkabilmeli. 2 zor deplasman, bir de belalımız Letonya ile evimizde maçımız var. Lütfen yazın turnuvada hangi takımı tutucağımızı düşünmeyelim… Milli takımın tüm etmenlerini, oyuncularını, yöneticilerini ve medyayı 3 maçlık her şeyi kenara atmaya ve hedefe odaklanmaya davet ediyorum. Sonra ne istiyorsanız yaza kadar konuşuruz…
‘’Demokrasi Her Zaman İyi Midir? ‘’
Dün spor kamuoyunu takip edenlerin önüne enteresan bir haber düştü. TFF’nin sitesindeki haber şu şekilde; “Türkiye Futbol Federasyonu'nun UEFA Şampiyonlar Ligi, Hollanda ve Belçika lig yapılarını yeniden düzenleyen Hypercube firması ile yaptığı iş birliği protokolü çerçevesinde format yapısını belirlemek için planlanan anketler kulüp ve taraftarlara açıldı. Yapılacak çalışma ve anket değerlendirmeleri sonucunda Trendyol Süper Lig, Trendyol 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Lig ile Ziraat Türkiye Kupası format yapısı gözden geçirilecektir. “
Öncelikle bu gibi çalışmalarda danışmanlık almak ve bu gibi konuları araştırmaya niyetlenmek gayet yerinde ve güzel hareketler. Fakat burada benim anlamlandıramadığım konu, bu konunun anket olarak taraftarlara ve kamuoyuna açılması. Futbol Türkiye’de herkesin bir fikri olduğu, bir yanından tüm kesimlerin tuttuğu bir fenomen. Bunu kabul ediyorum ancak, bazı konularda, sadece belli insanların fikir belirtmesi gerekir diye de düşünüyorum. Mesela burada benim asla taktik, teknik konuştuğumu göremezsiniz. Alanım olan iletişim, yönetişim, kriz gibi konularda ağırlıklı fikir belirtmeye çalışıyorum. Tabi ki yıllardır bu sporu izlediğim için çoğu konuyla ilgili bir fikrim var ama teknik, taktik konularla ilgili buradan ahkam kesecek bir durumum yok. Dolayısıyla bazı konularda bilgi sahibi insanlar konuşmalı ve yönlendirmeli. Yine alanıma uygun bir yorum yapma çalışırsam özetle, tüm liglerin yapısını ilgilendiren format değişikliği konusunda anket açmanın ne manası var pek anlamadım.
Daha önce herhangi bir formata karar vermiş, bunun sonuçlarını takip etmiş veya liglerde, turnuvalarda düzenleyici yöneticilik yapmış kişilere sorulmalı diye düşünüyorum. Ben dahil, halkımız bunu oylasa ne olur, oylamasa ne olur. Bu kadar köklü bir değişikliği, işin futbolcu, teknik direktör, taraftar, antrenman düzeni, stat düzeni, reklam modelleri, ekonomik yapısı gibi bir çok parametreyi düşünerek yapmak gerekir. Zaten bunun için bir firma ile anlaşılmış, anket sonucu Hypercube için neyi değiştirebilir emin değilim. Tabi ki futbol taraftar için oynanıyor bir yerde ve onlar mutluysa bu spor var ama sadece “taraftar” kimliği ile bu kadar köklü bir değişikliğe nasıl yönlendirme yapılabilir, yapılsa da ne kadar ciddiye alınmalıdır, şüphelerim var. İzleyip göreceğiz.
Bir de eklemeden geçemeyeceğim, formata gelene kadar, altyapı, zemin, hakemler, yayın kalitesi ve gelir modellemesi, tekelleşen spor dünyası gibi birçok konu naçizane daha öncelikli diye düşünüyorum…
Djokovic’in İntikamı…
Novak Djokovic’i sevmesem de saygı duymamı engelleyemiyor bu durum ve gerçekten Federer-Nadal’dan sonra iyice ağırlığını koyarak, başarılarına bir Grand Slam daha ekledi. Burada bahsedeceğim konu bu değil tabi… Pandemi zamanından sonra, hayat normale dönmeye başlarken, Djokovic aşı olmayı reddettiği için Amerika Açık’a katılamamıştı. Aşı olmaması büyük bir tepkiyle karşılaşan Djokovic bu durum sebebiyle birkaç turnuva daha kaçırmıştı. Şimdi, bu turnuvada çok enteresan bir enstantane yaşandı ve bence minik bir intikam da almış oldu Djokovic. Pandemiyi atlatabilmek adına aşı üreten firmalardan biri olan Moderna, Amerika Açık’ta, “Shot of the day” yani günün vuruşu anlamına gelen bir sponsorluk yapmış. O gün finali kazanan Djokovic de o günün vuruşunu da yapmış oldu ve Moderna sponsorluğunda bir vuruşu gösterilmiş oldu. Aşı karşıtı bir kişinin, Moderna spotunda yer alması da ancak böyle olurdu. Djokovic de mini bir intikam aldı bence böylelikle.
Not: Bu bölüm aşı karşıtlığı veya aşı desteklenmesi ile ilgili değildir.
‘’Şampiyon Gibi?‘’
Öncelikle, Cumhuriyetin 100.yılında, Cumhuriyetin ve Atatürk’ün değerlerini belki de ülkemizde en iyi yansıtan, gösteren ve uygulayan Türk Milli Kadın Voleybol Takımı’nı bir kez daha gönülden kutluyor ve yetmez bize bir kupa, hedef şimdi olimpiyatlarda madalya diyerek, başarılar diliyorum. Kızlarımız sahada gerekeni ve ellerinden geleninin en iyisini yaparak zafere ulaşırken, biz ülke olarak onları yurda tarifeli bir uçakla getirdik! Gördüğüm zaman önce inanamadığım sonra detaylı videolar, görseller geldikçe durumun vahametini anladığım bu olaya hala inanamıyorum. Beni en çok hayrete düşüren unsurlardan biri de kızlarımızı taşıyan THY markasının kendi alanında ve belki de birçok alanda yarattığımız en önemli markalardan hatta belki de en önemlisi olması.
Birçok faktör bir araya gelip, bir anlaşmazlık, düzensizlik ya da iletişimsizlik olduğunu umarak ve düşünerek, her zaman bir takımımızın Avrupa Şampiyonu olmadığını hatırlatıp, bunun bir daha tekrarlanmayacağını umuyorum. Uçaktan sonraki karşılama rezaletine girmeyeceğim bile. Şampiyon olmak, şampiyon gibi durmak, hareket etmek sadece sahada olmuyor, saha dışında da şampiyon gibi olmalı kızlarımız. Darısı inşallah altın olacak olimpiyat madalyası dönüşüne…
Taraftar Azarı…
Bu hafta evinde PSG’ye 4-1 yenildikten sonra, Lyon’un stadında çok enteresan görüntülere şahit olduk. Ligin ilk 4 haftasında 1 puan alan Lyon, taraftar grubunun lideri tarafından resmen “azarlandı”. Taraftarın her türlü eleştiriyi yapmaya, takımına tepki göstermeye hakkı vardır. Ama bu kadarı da fazla, her şeyin de bir sınırı var. Bütün stadın önünde, tüm takım kale arkasının önüne dizilip tribün liderinden kabaca “adam gibi oynayın” azarını yememeli. Arka planını bilmemekle beraber, buna müsaade eden, engellemeyen yönetim de sezonun geri kalanında futbolculardan ne bekleyecek bilmiyorum. Bizim ülkemizde böyle bir yaşanması söz konusu olmazdı ama yanlışlıkla yaşansa ne olur hele de Lyon seviyesindeki camialarda tahmin bile edemiyorum. Oyuncuların da o şekilde beklemesi ayrı şaşırttı. Kimse kusura bakmasın ama neredeyse 6 yaşından beri futbolun içinde bu insanlar ve tek derdi taraftarlık olan birinden çıkıp stadın ortasında azar işitmeyi de hak etmiyorlar. Yakın zamanda gördüğüm en talihsiz iletişim yönetimlerinden. Bakalım Lyon sezonun geri kalanında bundan nasıl etkilenecek, takipteyiz…
Yine Premier League, Yine Bir Ders…
Dün, PGMOL yani Premier Lig’de maçları yöneten hakemleri organize eden topluluk ve Premier League bir araya gelip bir program yapmış. Programda o tarihe kadar olan tartışmalı 6 pozisyon incelenmiş ve kararların sebepleri anlatılmış. Örnek olarak, Arsenal – Manchester United maçında (acayip bir maçtı, özellikle maç sonu) yaşanan Kai Havertz’in penaltı pozisyonu ile ilgili VAR kayıtları açıklanmış. Maçın hakemi ve VAR hakemi arasında geçen diyalog tamamiyle seyircilere sunulmuş. Açık iletişim her zaman değer katar ve itibarı güçlendirir. En önemlisi de bu tarz uygulamalar hataların önüne geçmeyi kesin kılmasa da, hata yapıldığında “gerçekten” hata olduğunu herkes biliyor ve altında başka şeyler aramıyor…
YORUMSUZ!
‘’Tarihi Hafta, Tarihi Maçlar‘’
Bugün ve perşembe, Türkiye futbol tarihinin en kritik virajlarından birini dönmek üzere maçlara çıkacağız. Fenerbahçe dışında bence maçlar istim üstünde ama dört takımla Avrupa’ya devam etmemiz hiç olmadığı kadar yakın. Bu sene dört takımla ilerlediğimiz takdirde, 9.’luğa yerleşme şansımız bile var. Geçtiğimiz hafta Adana Demirspor maçını en kritik olarak gördüğüm için uzunca bir süre izledim. Çok üzücü bir şekilde, maç beklediğimiz kadar zor geçmese de özellikle son yarım saatte biraz Avrupa’da oynama tecrübesi, biraz da sonradan girenlerin kalite farkı sebebiyle avantajlı bir skorla Adana’ya döneceğimiz yerde, mağlup olarak maçtan ayrıldık. Ligimizde büyüklerden sonra belki de en ateşli ve yoğun taraftar kitlesine sahip Adana Demirspor’un turu geçebilmesi için gerekli ortam Adana’da olacaktır, gerisi kalan artık futbolcularda, umarım perşembe günü Adana’da bir tarih yazılır. Galatasaray ve Beşiktaş deplasmanda 3-2 kazandılar ancak bu seviyelerde hiç yabana atılmayacak takımlar ile oynuyorlar. Dikkat etmek lazım fakat kalite farkı yine iki takım için avantaj sağlayacaktır, özellikle iç sahada. Umarım, önümüzdeki hafta tüm spor kamuoyu, bir şampiyonlar ligi ve üç konferans ligi grubunu konuşur ve değerlendirir. Ülke futbolu için kırılma anı olabilecek bir hafta, burayı iyi dönelim…
Dünya Şampiyonu?
Amerikalı 26 yaşındaki atlet Noah Lyles, şahane performans gösterdiği Dünya Atletizm Şampiyonası’ndan sonra gündeme oturan, NBA’in şampiyonuna Dünya Şampiyonu apoletinin takılması konusunda açıklamalar yapmış. Tabii ki ortalık karıştı, haliyle bayıldığımız konular, bize de yazmak düştü J
Lyles’ın açıklamasından sonra birçok NBA oyuncusu beklenildiği üzere tepki gösterdi. Ağırlıklı olarak genel görüş, NBA dünyanın en iyi ligi olduğu için, kazanana dünya şampiyonu denmesinin doğru olduğuydu… Açıklamaya hemen saldırmadan ne dediğini anlamak gerekir diye düşünüyorum. Kendisinin yolu üzerinden bir benzetme yaparak, onun için dünya şampiyonu olmanın ne kadar zor olduğuna dair vurgu yapmış. Kendince haklı da sayılabilir. Hatta, ben onun açıklamasına bir argüman ekleyebilirim. Futbol için de şu an aynı NBA gibi tartışmasız dünyanın en rekabetçi ve üst düzey ligi kabul edilen Premier Lig şampiyonuna da “Dünya Şampiyonu” diyelim, bu aynı kabullenişi görmezdi NBA gibi. Neredeyse kendimi bildiğimden beri basketbol oynuyor ve izliyorum. Tabii ki NBA’in en iyi lig olduğunu, en iyi oyunculara sahip olduğunu ve NBA şampiyonunun dünyadaki her takımı yenebileceğini biliyorum. Ancak “title” anlamında yapılan bu eleştiriyi de anlıyor, Lyles kardeşimize de spor asla spor değildir diyerek, NBA’in dünyada en iyi pazarlanan ürünlerden biri olduğunu hatırlatıp, bir bardak su içmesini tavsiye ediyorum.
Teknoloji Değer Katar
Geçtiğimiz günlerde TFF detaylı bir açıklama yayınladı. Bu açıklamada birçok konuya değinirken şu kısım tabi en dikkat çeken bölüm oldu;
“Dijital hakem atama sistemi, gözlemcilik ve mentorluk yapısının değişimi, Hakem Akademisi ve Avrupa'dan alanında en iyi hakem hocaları ile düzenlediğimiz eğitim ve gelişim programlarının yanı sıra Trendyol Süper Lig kulüplerimizin VAR ve hakem kararlarına ilişkin Merkez Hakem Kurulu'na itiraz ve bilgi talebinde bulunmasının önünün açılması ve yaklaşık 10 milyon euro yatırımla bu sezonun ikinci yarısından itibaren devreye alacağımız yarı otomatik ofsayt sistemi futboldaki rekabetin dengeli bir şekilde gerçekleşmesine imkan sağlayacak vizyon projelerimiz arasında yer almaktadır.”
Sonunda teknolojiyi kullanarak ülke futbolunu geliştirecek bir ürüne yatırım yapma kararı alındığını görmek çok sevindirici, darısı gol çizgisi teknolojisinin başına. Olumsuz işleri nasıl eleştiriyorsak, olumlu adımları da tebrik etmeyi bilmemiz gerekir.
‘’Habere haber katmak‘’
Galatasaray – Trabzonspor maçı oynanırken, Galatasaray taraftarları Hakim Ziyech ile ilgili kısmen işkillenmeye başlamıştır. Hem karşılanması sırasındaki kulüp & taraftar varlığının olmaması, hem de sağlık kontrolleri sonrasında bir açıklama yapılmaması, eminim birçok taraftarı tedirgin etmiştir. Ancak Galatasaray yönetimi sonradan anlaşılacağı üzerine görülmemiş bir organizasyon içindeymiş. Hakim Ziyech’i burada oturup tartışıp değerlendirmeyeceğiz tabii, onu transfer etmek, dünyada hangi kulüp alırsa alsın haber değeri taşır. Ancak buradaki esas başarı, bu haberi tüm dünyada, bazı kanallarda altyazıdan, bazı internet sitelerinde bir linkten, manşetlere, bildirimlere, özel haber dosyalarına taşımaktır. Haberin halihazırdaki değerine ek haber değeri katmak budur.
Galatasaray, taraftarları stadı tamamen doldurmuşken, takım fena oynamamış ve kazanmışken, bir de bu keyfin üstüne, yeni transferi Hakim Ziyech’i Ultraaslan’ın tribünü yönettiği yere çıkarıp hem üçlü çektirerek, hem de taraftarına tanıtarak çok büyük iş başarmıştır. Dünyanın birçok mecrasında normal bir transfere göre çok daha fazla duyulmuş ve sektör tabiriyle “earned” yani para ödenmeden, haberin kendi değeri üzerinden medyada yer bulmuştur. Bunu da naçizane riskli bir operasyon ile yaptılar aslında çünkü, sorun olabilirdi, takım fark etmeyebilirdi ya da haberi varsa bile ilgi göstermeyebilirdi, maç kötü sonuçlanabilirdi vs. Böyle sayarız gider ama alınan risk karşılığı getiri de aynı şekilde iyi oldu. Hem tebrik ediyor, hem de diğer takımları da kadrolar ve sahada performansı yanında bu gibi işlerde de rekabeti ve çıtayı arttırmaya davet ediyoruz.
Tek sorun onlar değil, ama…
Liglerin 2. haftası geride kaldı, genel kamuoyunda özellikle az atılan gol adedi dışında konuşulan konu yine ve yeniden hakemler… Ligimizin ve futbolumuzun marka değerine birçok faktör etki ediyor bunları hep konuştuk, konu bir bütün ve hiçbir faktör birinden daha az veya fazla önemli değil. Konu bir bütün olarak çözülmeli ancak, bir iki faktör var ki, her şeyden fazla etki ediyorlar; hakemler ve zemin. Yani zemin konusunda artık diyecek bir şey yok, bence ayıp ve hedeflediğimiz yerlere hiç yakışmıyor. Bir ara bu konuyu neden olmuyor merak ettiğimden araştırıp yazmak istiyorum aslında. Hakemlere gelecek olursak, bu iki hafta, hakem kalitemizin net bir şekilde düştüğünü gördük. Yani öyle pozisyonlar var ki, hakem kötülüğü dışında başka açıklanacak bir bahane düşünmek istemiyorum. Her maç birçok pozisyon yine gündeme oturdu, hele Beşiktaş’ın gol pozisyonu konusu resmen maçın önüne geçti. Açık iletişim ile çok rahat önüne geçilebilecek bir konuyu kamuoyunda tartışıldı. Bunların hiçbirine gerek yok, geçen hafta yazdığım gibi, Manu – Wolves maçından sonraki iletişim fazlasıyla yeterli. Bunların dışında naçizane birçok hakemimizin vasat ve vasat altı olduğunu, bunun lig ve futbol kalitemiz ve değerimizle ilgili çözülmesi gereken en acil konu olduğunu düşünüyorum.
Mekan Oynatır…
Euro 2023 CEV Avrupa Voleybol Şampiyonası’nın açılışı “Arena di Verona” yapıldı. Bu alanda daha önce en son 35 yıl önce voleybol maçı oynanmış ve yıllar sonra tekrar İtalya’nın voleybol maçları için devreye girmiş. Kıskanmamak elde değil, bizim bu ve buna benzer yapabileceğimiz birçok yer varken, hiçbir alanda değerlendiremememiz çok acayip. Tabii aynen yukarıda bahsettiğimiz gibi, İtalya’nın Romanya’yı açılış maçında 3-0 yenmesi sıradan bir haber olarak mecralarda yer alacağına şimdi bu haber ile paylaşılıyor. Habere haber katan herkese, her kuruma saygılar…
‘’Biraz Premier Lig…‘’
Böyle Hikayelerin Hastasıyız!
Geçtiğimiz hafta sonu Avrupa’da birçok lig başladı, tabii Premier Lig de bunlardan biriydi… Dünkü Manchester United – Wolverhampton maçı dışında çoğunu izlemeye çalıştım. İlk izlenimler, City yine başka bir seviyede. Diğer takımların bu seviyeyi yakalaması biraz zor gibi. Gerçi Burnley ile oynadılar ancak Burnley geçen seneyi Championship seviyesine göre acayip bir noktada bitiren bir takım ve başlarında belki de Pep sonrası City’e teknik direktör adaylarından biri olan Vincent Kompany var. Tabii futbol bu belli olmaz. Diğer takımların City ile yarışa tutunabilmek için müthiş bir istikrar ve sakatlık sorunu açısından şansa ihtiyacı var gibi gözüküyor. Arsenal nispeten diğerlerine göre daha oturmuş bir kadroyla mücadele edebilir gibi duruyor ancak orada da Jesus’un sezon boyu sağlık durumu ve Havertz’den ne kadar faydalanabilecekleri belirleyici olacak. Bu iki takım dışında, Tottenham ilk maça göre iyi gözüktü, mücadele vereceklerdir, Liverpool yeni orta sahasını takımıyla birlikte uyumlu hale getirebilirse belki, ama beni en çok etkileyen Luton Town ve oyuncusu Pelly Ruddock Mpanzu oldu. Öncelikle Brighton gibi olabilecek en ters takımlardan biriyle deplasmanda oynadılar. Skor aldatmasın fena direnmedi Luton Town, kaldı ki maçtan bir şeyler çıkarabilecek noktaya da geldiler. Tabi olmadı ama maç içinde duyduğum bir bilgi beni çok etkiledi. Pelly Ruddock Mpanzu İngiltere’de Ulusal Lig’de başlayıp, Premier Lig’e aynı takımla yüksele ilk oyuncu olmuş. Ulusal Lig’de 2013’te başlayan Luton serüveni, 2023’te Premier Lig’de maça çıkarak devam ediyor. Az kalsın Luton’un Premier Lig’deki ilk golünü atıyordu, aslında ona yakışırdı ama olmadı :) Derinlemesine düşününce gerçekten başarması ve tekrarlanması imkansıza yakın bir başarı olduğunu düşünüyorum. İngiltere’deki sporla ilgilenen yapımcılara da ilham alacak bir hikaye çıktı. Luton’u ve Mpanzu’yu takipteyiz.
Aynısı Bizde Olsa, Ne Olurdu?
Yine bu hafta Premier Lig’de Arsenal ile Nottingham Forest arasında oynanan maçta bilet giriş sisteminde yaşanan bir sorun sebebiyle maçın başlama saatinde tahmini 35.000 taraftar dışarıda kaldı ve stada giremedi. Futbolun bir kültür ve tutku olduğu bir yerde bu büyük bir sorun olsa da, bence kriz yönetimi şahane bir şekilde yürütüldü. Kulüp hızlıca açıklama yaptı ve maçın başlaması gereken saatten 10 dakika sonra maçın başlama vuruşunun yarım saat ötelendiğini duyurdu. Herkes stada girdi ve maç öyle başladı. Arsenal teknik direktörü Mikel Arteta ise maçtan sonra taraftarlardan özür diledi ve gereken açıklamayı yapmış oldu. Hem maçın yarım saat hızlıca ertelenebilmesi hem de sonraki kulüp ve hoca açıklamaları açısından, şahane bir kriz yönetimi dersi. Peki soru, aynı durum bizde olsaydı ne olurdu? Benim bir tahminim var ama…
Yine İngiltere, Yine Ders Niteliğinde!
Normalde üçüncü konu olarak başka bir içerik vardı aklımda ama bu yazıya başladıktan sonra SkySports’un bir haberini gördüm. Dediğim gibi Manchester United – Wolverhampton maçını izleyemedim, ancak anladığım son dakikalarda acayip bir hakem hatası olmuş. Net bir penaltısı verilmemiş Wolves’un. Bugün bu hatada payı olan 3 hakeme bir sonraki hafta maç verilmeyeceği açıklanmış ve konuyla ilgili de yine bir özür açıklaması gelmiş. Yine bir kriz, yine bir şahane yönetim, yine açık iletişim.
Gördüğünüz gibi, özür de dilenebilir, gereği de yapılabilir, hatalardan ders de çıkarılabilir, anlayana….









































