Arama

Popüler aramalar

‘’İlaç Gibi Şampiyonluk‘’

Herhalde son 11 seneye baktığımızda, Fenerbahçe’nin sportif anlamda tekrarını en çok yaşamak isteyeceği başarı Euroleague şampiyonluğu olurdu. Adeta camianın imdadına yetişir gibi, Türk basketbolunda Anadolu Efes ile beraber lokomotif kulüp görevini üstlenen Fenerbahçe Beko, hikayesi zor, çetrefilli bir yolculuktan sonra kupayı ikinci kez kazandı. Avrupa’nın tepesi çok değerlidir ve önemlidir, tebrikler Fenerbahçe Beko, basketbol şube yönetimi, teknik kadro ve oyuncular…

Kimilerine İlaç Gibi Gelmeyen Şampiyonluk

Ali Koç’un “kazanmamızı isteyen gerçek Fenerbahçeliler” söylemi, Hakan Safi’nin Fenerbahçe’nin kazandığı şampiyonluktan sonra bile hemen Galatasaray’ı hedef alması, “bir şeyler kutluyorlar” dediği kupanın 25. şampiyonluk olması,  Melih Mahmutoğlu’nun kaptanı olduğu takımın kazandığı kupanın hemen ardından Galatasaray ile direkt karşılaştırmaya girerek, burada tekrar etmeyeceğim sözler söylemesi… İşte Fenerbahçe’de değişmesi gereken genel ruh hali tam olarak dünkü maç sonrası başkanından yöneticisine, kaptanından oyuncusuna sirayet eden ruh halidir… 8 sene sonra tekrar basketbolda Avrupa’nın zirvesine oturmuş bir takıma hiç ama hiç yakışmadı, yakışmıyor… Mauro Icardi’nin Ali Koç ile yaptığı tüm göndermeleri de Melih Mahmutoğlu’nun söylemiyle aynı yere koyduğumu, aynı şekilde onun da yaptığının yanlış olduğunu belirtmem gerekir. Icardi demişken de dünkü kutlamalara değinmeden geçemeyiz.

İyi Niyetli Bir Çalışma

İlk duyduğumda çok emin olamadığım bir kutlama fikriydi açıkçası. Halihazırda bu boyutta olmasa da yine ciddi boyutlarda etkinlik yapmış, düzenlemiş bir insan olarak, mesleki deformasyon sebebiyle kafamda oluşabilecek sorunları, engelleri hemen düşünmeye başlamıştım. Fakat, ne olursa olsun, farklı bir şey denemek, 1 milyon kişiye varabilecek bir etkinliğe cesaret etmek bile tebrik edilesi bir durum. Bu yüzden her zaman bu etkinlik iyi niyetli bir çalışma olarak kalmalı. Güzel bir denemeydi ama statta kutlamanın kültürü, alışkanlığı başka diyerek, zaman zaman sürekli aynı çalan şarkıları hatırlayıp gülerek, acayip yağmura ve tüm gecikmelere rağmen uzunca süre orada kalan Galatasaray taraftarını överek, yağmur ve sürekli şarkıları sarkıtan sanatçılar karşısında adapte olamayıp, re-aktif davranamayan organizasyon firması ve kulüp yetkililerine dertlenerek bu süreci geride bırakmak lazım. Bu arada net bilgim yok ancak neredeyse eminim ki organizasyon firması mutlaka değişen koşullara adapte olmak adına öneriler ve planlar sunmuştur ancak kulüp yetkililerinin inisiyatif alamamıştır diye tahmin ediyorum. Dünkü sorunlar herkesin gözü önünde oldu ve bunları anlatmaya gerek yok. Ama çözümü konuşmak gerekir. Naçizane iletişim sektöründen biri olarak önerim şudur; oraya katılan herkes kulübün akıllıca bir şekilde yönlendirdiği gibi GS Plus app üyesi olduğu için, iletişim bilgileri mevcut. Kutlamaya katılan herkese ayırmaksızın bir forma hediyesi ya da benzer bir ürün hediye bence şart. Ama’sız, fakat’sız, etkinliğin sorunlu geçtiğini kabul edip, gereğini yapacak kadar büyük bir kulüptür Galatasaray, yönetimin sanki bir şey olmamış gibi davranmaması gerekir.

Umarım Bir Gün…

Premier Lig’in son gününde, özellikle ikinci yarılarda heyecanlı anlar yaşandı. Ancak dünün en güzel görüntüsü, geçtiğimiz haftalar City’i FA Cup finalinde yenerek tarihinde ilk kez kupa kazanan Crystal Palace’ı alkışlayan Liverpool ve sonra Liverpool’u da şampiyon olduğu için alkışlayan Crystal Palace takımıydı. Ben de cumartesi günü benzer bir heyecan ve merak ile Göztepe’nin Galatasaray’ı alkışlayabileceğini bekledim ancak tabi ki toplum olarak o kadar ayrıştık ki, birilerine kutlamak, kazandığını kabul etmek falan, aman ha, çok zayıf gösterir bizi, sakın…

Son hatırladığım alkış, Süper Kupa’da 5-0 yenildikten sonra ezeli rakibini alkışlayan Galatasaray takımı… Çoğu kişiye göre orada alınan mağlubiyet ve bunun yararlı bir şekilde sindirilmesi Galatasaray’ın senesini kurtardı. Mağlubiyeti veya rakibinin başarısını hazmetmek ve tebrik edebilmek belki de o yola giden bir tavırdır, kim bilir…

26 Mayıs 2025, Pazartesi 14:26
YAZININ DEVAMI

‘’Malumun İlanı‘’

Öncelikle 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun. Çok fazla söze gerek yok Atatürk gençliğe hitabesinde çok net bir şekilde söylemiş: “ Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” Atatürk’ün çağdaş tanımına uygun genç nesillerin yetişebildiği, nice 19 Mayıslara…

Galatasaray sırasıyla önce psikolojik, sonra oyun gücüyle ve en sonunda matematiksel olarak şampiyonluğunu ilan ederek uzun süredir başarılamayan 3 sene üst üste şampiyonluğu 26 sene sonra tekrarlamış oldu. Bir önceki seride, 3. şampiyonluktan sonra belki de herhangi bir Türk takımının yapması imkansıza yakın bir başarı gelmişti. 98-99’daki 3.şampiyonluğu takip eden 99-00 sezonunda Lig, Türkiye Kupası ve UEFA Kupası’nı kazanmıştı Galatasaray. Bunu tekrarlamak neredeyse imkansız olduğu için tabi ki karşılaştırma yapmak doğru değil. Ancak Galatasaray’ın önümüzdeki sene başarıyı tanımlama baremi net bir şekilde Avrupa üzerinden oluşturulmalıdır. Gerçekçilikten sapmadan ama hafife de alınmayacak bir hedef ortaya konmalıdır; son 16 turuna kalmak ve o turda çeyrek final için rekabetçi bir oyun oynamayabilmek makul gibi duruyor. 

Üst üste 4.kez şampiyon olmak da çok değerlidir ve mutlak hedef olarak durabilir ancak dün maçtan sonra ekrana yansıtıldığı ve burada herhalde 2-3 kez tekrarladığımız gibi, Galatasaray’ın vizyonu ve kuruluş amacı bellidir, Ali Sami Yen en başında hedefi koymuştur.

Galatasaray’ı resmi olarak bir kez daha tebrik ediyorum, kırılma anlarından hep güçlenerek çıkan Okan Buruk, teknik heyet ve oyuncuları da ayrıca kutlamak lazım. 

Gelelim dün akşam gözüme takılan iletişim meselelerine…

  • Maç sonu kutlama işi bence çok sönük geçti, dağ fare doğurdu diyebiliriz. Şovlar güzeldi ancak bütünlük ve oyuncularla taraftarın etkileşimi çok az oldu.
  • Laptop ile 5 yıldızlı “The Real One” göndermesi güzel tasarlanmıştı, Fenerbahçeli taraftarları kızdırsa da tebrik etmek lazım.
  • Okan Buruk istifa diye hocanın ve oyuncuların dalga geçerek marş söylemesi çok manidar ve ince bir sitemdi, güzel.
  • Ali Koç’un Galatasaray’ın şampiyonluk gününde, Fenerbahçe’nin en önemli meselesi olan seçim konusunu, hem de bir gece önce dernek konusuyla alakalı eleştirilerin tam odağından netleştirmesi ve Eylül’de olacağını açıklaması belki de 7 senelik süreci özetleyen en net hadise oldu.
  • Abdullah Kavukçu’nun TV100’e bağlandığındaki açıklamalarını hayretle dinledim. Şampiyonluğun ve ilk kez bir canlı yayına (sanırım) bağlanmasının heyecanına vermek istiyorum. Galatasaray hiçbir zaman rakiplerini küçümsemez, küçümsememeli, her sezonun momentumu, haleti ruhiyesi farklıdır, Galatasaray’ın 3 sene üst üste şampiyonluk elde etmesi önemlidir, değerlidir ama ne kadar az tekrarlandığı da esas bundan sonrasının ne kadar zor olacağının en önemli göstergesidir. Kendisinin de dün yaptığı açıklamaları bugün dinlediğinde doğru bulmayacağını düşündüğüm sayın Kavukçu’nun bu yaz transfer döneminde iletişim olarak bunu toparlamasını umut ediyorum.
  • Galatasaray’ın hazırladığı yapay zeka ile üretilen videoların kalitesini çok beğendim, şampiyonluğu neredeyse garantilemiş olmanın verdiği zamanı çok iyi kullanmışlar, tebrik etmek lazım.
  • Ve son olarak Mourinho…Hocam ne diyelim, seni biliyorduk ama bu kadarını da tahmin etmemiştim. Açıklamalarına değinecek bir taraf bile yok, ciddiye alınacak bir yanı yok çünkü. Umarım en kısa zamanda Fenerbahçe ile ilişiği kesilir demekten başka diyecek de bir şey yok.
19 Mayıs 2025, Pazartesi 13:08
YAZININ DEVAMI

‘’Ne, Ne Zaman, Nerede?‘’

Çalışma arkadaşlarımızla günlük konuştuğumuz iş grubumuzda, Ali Koç’un TRTSpor’a röportaj vereceğini okuduğumda, son bir kez de olsa, iletişim adına umutlanmak istedim ve Ali Bey’in 7 sene içerisinde en açık, en samimi görüşlerini ve duygularını paylaşacağı bir program olacağını düşünmüştüm. Yanımda konuyla ilgisi olmayan kişilerin bile dikkatini ara ara çeken bir programdı… Çünkü gayet normal; sonuçta konuşan kişi 7 senelik başarısızlığın ardından Fenerbahçe Başkanı olarak, ülkenin en güçlü, zengin ailelerinden birinin üyesi Ali Koç…

Her zamanki gibi, dağ fare doğurdu. Buradan da dönem dönem yazdım, Fenerbahçe’nin her şeyden önce; sahayı, zemini, hakemi vs. bırakıp iletişimini ve aslında haleti ruhiyesini değiştirmesi gerek diye. Adeta neden bunun olması gerektiğini gözler önüne seren bir 2:30 saatlik program oldu. Ne söylediğinizin, ne zaman söylediğinizin ve nerede söylediğinizin çok önemi var. Divan Kurulu’nda divan üyelerine veya kongrede üyelere konuşur gibi, TRTSpor’da, tüm bu başarısızlık üstüne bu şekilde taraftarla iletişim kuramazsınız. Kendi içinizde ve yönetiminizde yaptığınız tüm hesaplaşmaları, ödemeyi düşündüğünüz veya ödediğiniz tüm bedelleri, direkt lafı eğip bükmeden taraftarla paylaşmanız gerekirdi. En önemlisi de eğer devam etmeyi düşünüyorsanız diyelim, taraftarı 5-6 tane üst düzey oyuncu alacağım diye ikna edemezsiniz. Ali Bey iş hayatında eminim çok ciddi iletişim profesyonelleriyle çalışıyordur, iletişimin öneminin farkındadır ve gerekli değeri veriyordur. Ancak Fenerbahçe başkanlığına baktığımda, ya çevresinde çok kötü iletişim uzmanları var ya da iletişimin niteliği ve niceliğine hiç dikkat etmiyor, önem vermiyor. Güncel durumdan bu kadar kopuk ne kadar devam edebilir açıkçası emin değilim…

Yeminimi Bozuyorum…

En son kendisini yazdığımda bir daha ne olursa olsun tekrar burada yer vermeyeceğime söz vermiştim. Fakat öyle bir açıklama yaptı ki, maalesef içimdeki adalet, nezaket, rekabetin saygınlığı gibi birçok değeri sarsınca mecburen bu duygularımı bir yere akıtmam gerekti. O yüzden yeminimi bozuyorum ve Metin Öztürk’ün son açıklamalarını tekrar ve umarım son kez kınıyorum. Trabzonspor maçından sonra yaptığı açıklamayı görünce gerçekten inanamadım. Kendisi ve açıklamaları çok uzun süredir Galatasaray’a yakışmadığı gibi, şimdi de bu bence utanç verici açıklamalarına Trabzonspor’u içine alarak devam etmiş. Maçtan sonra Metin Bey şu cümleyi kullanmış; “Türkiye’nin en büyük iki kulübü Çarşamba günü bir final oynayacak..” Şimdi bu cümleye baktığımda gördüğüm birçok şey var da, bazılarını sıralayalım…Neler diyebiliriz böyle açıklama yapan birine bir bakalım…

  • Rakiplerine saygı duymuyorsun,
  • Neredeyse kompleks seviyesinde Fenerbahçe’ye takılmış durumdasın, (Kaldı ki bu Galatasaray’lıların Fenerbahçe yönetimi için en çok eleştirdiği durum)
  • Başka kulüplere laf etmek için, bir başka kulübü açıklamalarına alet ediyorsun,
  • Nezaketin ve rekabetin saygınlığını yerle bir ediyorsun,

Daha da sayarız, uzatırız ama ben burada bırakayım. İletişim tarafında en konuşmaması gereken kişi, her Galatasaray maçından sonra kulübün iletişimini ve açıklamalarını yönlendiriyor. Anlamak mümkün değil…

 

12 Mayıs 2025, Pazartesi 14:13
YAZININ DEVAMI

‘’Nakavt‘’

Bahanesi, senenin ilk maçından eline koz olarak verilen bir teknik adam, sürekli rakibi üzerinden iletişim ve algı çalışmaları yürüten bir yönetim, tüm bu ortamda belli bir süre kalitesiyle camiayı yarışta tutan bir oyuncu grubu…

Tüm bunlara biraz uzaklaşıp baktığımızda, dünkü sonucun faturasının nasıl ödenmesi gerektiği açık ve net. Fenerbahçe’de topyekün bir zihniyet değişikliğine, hava değişikliğine ihtiyaç var, hem de en acilinden. Bu sene hiçbir İstanbul derbisini kazanamayan, bırakın kazanamamayı sadece bir kere berabere kalabilen ve ligde, dişli diyebileceğimiz ilk 6’da yer alan takımlara sürekli puan bırakmış bir teknik adam, dünkü maçtan sonra çıkıp baş edemeyeceğimiz bir yapı var diyorsa Fenerbahçe yarışmaktan, mücadele etmekten pes etmiş, vazgeçmiş demektir. Benim jenerasyonumda Fenerbahçe demek; Kadıköy baskısı ve kazanılan derbiler, camia ve taraftar olarak güçlü, başarısızlığa tahammülü olmayan bir kulüp demekti. Fenerbahçe’nin önündeki en büyük tehlike, kaybedilen şampiyonluklardan ziyade kaybedilme ihtimali her geçen sene artan, büyük takım ve bildiğimiz Fenerbahçe kimliğidir. Bugün sadece bunu konuşmak gerekir. Fenerbahçe çok büyük bir camiadır, birkaç kişiye muhtaç olmamalıdır, alternatif seslerin ivedilikle kamuoyu önüne çıkıp camiaya bir yol daha var dedirtebilmelidir. Aksi halde geri dönülmez bir yola girildiğine dair emareler hızla artmaya devam edecektir.

Söyleyecek Sözü Olanlar…

Bu sene Beşiktaşlılar için de çok enteresan bir seneydi. Adeta bir lunapark treni içindeymiş gibi yaşadılar. Çok büyük maçlardan çok büyük galibiyetler, rahat geçmesini bekledikleri maçlardan da akılalmaz yenilgiler aldılar. Ama söyleyecek sözleri var…Galatasaray’ı ve Fenerbahçe’yi iki kez yenmek, hem oyuncu grubu hem de yarısında payı olan Ole için çok şey ifade eder. Bir sonraki sene için özgüven demek, taraftar için kredi demek. Bu sezon için geriye dönüp baktıklarında gurur duyacakları 90 dakikalar fazlasıyla mevcut. Seneye için iddialı olacaklardır.

Kilometre Taşı…

“Bir şeyin gelişiminde/sürecinde gerçekleşen çok önemli bir aşama veya olay”.

Herhangi bir oluşumun, kurumun, kulüplerin, devletlerin bile geriye dönüp baktıklarında “kilometre taşı” olarak tabir edeceği olaylar vardır.

İşte Galatasaray’ın 25. şampiyonluğu da tam olarak bir kilometre taşı. Direkt Şampiyonlar Ligi geliri, satılacak yeni 5. yıldızlı ürünler, tahminen alınacak 2-3 tane bayrak oyuncu…13. bitirilen sezondan sonra kurulan omurganın elde ettiği üst üste 3 şampiyonluğun kıymeti çok büyük. Bunu Türkiye’de en son 26 sene önce 98/99 sezonunda Fatih Terim’in Galatasaray’ı gerçekleştirmişti. Artık bunu sürdürülebilir başarıya dönüştürmek, Galatasaray’ı yönetenlerin boynunun borcudur. Bu sene, ilk Avrupa maçı eylül ortasında ve haziran başındaki Dünya Kulüpler Kupası’nı saymazsak büyük bir turnuva yok. Galatasaray’da hiçbir transfer kampa yetişmez ama bu yaz farklı olmalı. Çünkü seneye hiçbir Galatasaray taraftarı ligde yapılacak 10-15 maçlık seriye bakmaz, takım Avrupa’da ne kadar ses getirdi ona bakar. Bunu sağlamanın yolu da sezonu oynayacak çoğunluk kadronun temmuz sonu kurulmuş olmasından geçer. Tek bir şey için, gerekirse son ana kadar beklenebilir, onun adını, sanını, her şeyini biliyorsunuz zaten…Rüya gerçeğe dönüşecek mi hep birlikte göreceğiz…

05 Mayıs 2025, Pazartesi 15:24
YAZININ DEVAMI

‘’Umut, Kazanmaktan Önemli‘’

Türkiye’nin gündemine düştüklerinde kimse onların böyle bir turnuvada yarıştığının farkında bile değildi. Önce çeyrek, sonra yarı, en sonunda finale kadar geldiler. Dünyada özellikle altyapı konusunda bizden fersah fersah önde olan ülkelerin, kulüplerin U-19 takımlarını teker teker geçtiler. Finalde altyapı konusunda bölüm sonu canavarı diyeceğimiz Barcelona’ya denk gelseler de, ülkenin hem spor gündemi, hem de genel gündemini düşündüğümüzde, Trabzonspor U-19 takımı bir çiçek gibi açtı desek yanlış olmaz. Neden mi? En basitinden, Türk futbolunun özellikle altyapı seviyesinde ne kadar kötü yönetildiğini anlamamazı sağladılar. Bir baktık ki, Avrupa Gençlik Ligi’nde finale çıkan Trabzonspor U-19 takımının oyuncuları, U-19 milli takımı havuzunda yok denecek kadar az süre bulmuş. En acısı da, bunu fark etmemiz ve oyuncu tercihlerinin nasıl yapıldığını sorgulamamız için onların finale çıkması gerekmesiydi. Çok şükür finale çıktılar da, biz de kamuoyu olarak bunu algılayıp, Fatih Doğan’ın haberine göre de Sabri Sarıoğlu’nun görevine son verildiğini öğrendik.

Fakat resmi bir açıklama yok ve yine resmi olmayan bazı kaynaklara ve kendisinin yaptığı iddia edilen açıklamaya bakarsak Sabri Sarıoğlu görevinin başında. Bir ek bilgi, Türkiye U-19 Milli Takımı, UEFA Avrupa U-19 Şampiyonası Elit Tur 7.Grup puan durumunda 2 puan ile sonuncu. Nereden bakarsanız, tutarsanız Türkiye özeti gibi bir tablo. Ben burada niye Sabri hoca görevinin başında ya da bu çocuklar niye oynamıyor çığlığı atmıyorum. Bu konuyla ilgili yine çok kötü bir süreç yönetimi ve iletişimsizlik olduğunu ifade ediyorum. Resmi hiçbir açıklama yok, bu çocuklar seçildi mi, seçilmedi mi, seçilmediyse neden veya diğer seçilen oyuncularla ilgili seçim sırasında bir dış etken var mı gibi soruların sorulmamasına veyahut bu sorular gelmeden bunun bilgilendirilmesinin yapılmamasına isyan ediyorum. Ama tüm bunları bir kenara koyarsak, çocuklar dün maçı kazanamadı ama eminim ki bu ülkenin altyapılarında oynayan ve hayali bir gün A takımlarda profesyonel futbolcu olmak isteyen her çocuğa umut aşıladılar. Bu da kazanmanın fersah fersah ötesinde çok önemli bir sonuç. Hepsine bir kez daha helal olsun…

Mayıs ayı geldi..

Özel bir sebepten ötürü 3-4 gündür Mardin’deydim, gündemi net takip edemediğim için işim ve yazdıklarım sebepli dün bütün günümü neler olmuş diye ayırdım. Hızlı hızlı medyayı tararken, Önder Özen’in Galatasaray maç sonu yayınında söylediği bir söze hak veremeden geçemedim. O da bu saatten sonra Galatasaray’ın şampiyon olamamasının eşyanın tabiatına ve hayatın akışına ters olacağıydı. Özellikle son 1- 1,5 aydır oynadığı oyunla, camia olarak kenetlenmesiyle, oyuncuların yükselen performanslarıyla, teknik heyetin formuyla ve en önemlisi tabi ki Osimhen’iyle, sonuna kadar hak ediyor Galatasaray. Şubat ve Mart aylarında sallansalar da büyük takım refleksi nedir sorusuna cevap gibi bir geri dönüş geldi.

Korkunç bir özgüven ve oyun üstünlüğü ile bırakın puan kaybetmeyi, zorlanmayacak gibi duruyorlar. Tabii ki futbolda her şey olur, neler gördük ama bu şampiyonluğun buradan dönmesi artık mucizenin mucizesine kaldı gibi. Tek bir senaryo var, o da Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı yenip, Trabzonspor’un Galatasaray’a yenmesi. O durumda son 2 hafta Galatasaray, Göztepe deplasmanı ve içeride Başakşehir ile oynarken Fenerbahçe muhtemelen kümede kalmış hedefsiz Konyaspor ve küme düşmüş Hatayspor ile oynayacak. Bekleyip göreceğiz ancak 2 hafta içerisinde şampiyonluk yarışının netleşeceğini düşünüyorum. Bu Mayıs da yine Galatasaray’ın “Mayıslar bizimdir” sloganına eklenecek bir Mayıs olacak gibi.

29 Nisan 2025, Salı 14:40
YAZININ DEVAMI

‘’Kadıköy’de Bırakılan Şampiyonluk’LAR‘’

Tarih tekerrürden ibarettir sözüne şahsi olarak inanıp, benimsemesem de dün yaşanan şeyin başka bir açıklaması yok diye düşünüyorum. Déjà vu da desek yanlış olmaz. Söylemler çoğaltılabilir, ama Talha Sarıaslan’ın gölünün, Fenerbahçe taraftarının sabrının ve umutlarının tükendiğin bir an olduğunu söylersek yanlış olmaz. Yapılan, yapılacak bütün tepkiler, protesto sınırları içerisinde gerçekleştiği sürece haktır, haklıdır. 7 senenin sonunda da bu sene her şeyi yapmasına, Mourinho’yu getirip, tüm istediklerini almasına rağmen yönetimin gerekeni yapması lazım. Şampiyonluk matematiksel olarak bitmeden bir aksiyon olmayı doğru bulmasam da en azından taraftarın ateşini almak adına, şampiyon olunamadığı an kongreye gidileceğinin söylenmesi iletişim olarak en doğrusu gibi gözüküyor. Bir çırpıda bile bu döneme ait ilk aklıma gelen, Giresun, Sivas, İstanbulspor, Kayserispor…

Artık buna tesadüf diyemeyeceğiz noktaya gelmiş bulunuyoruz. Kadıköy’de bırakılan şampiyonlukların sayısı bu kadar artarken, birçok kez bedel ödeyen teknik direktörlerden, futbolculardan ziyade, artık yönetimin bedel ödemesi gereken ana geldik. Takımın şampiyonlukla ilgili hevesinin, umudunun neredeyse hiç olmadığını, bu kadar eksik Kayserispor’a 3 gol izni vermekten, maçı kapatmışken uzatmalarda yaş ortalaması hayli düşmüş, çoğu ilk kez sahaya atılan genç varken beraberlik golünü yemekten anlayabiliriz. Açıkçası çok şaşkınım, Türkiye Kupası maçında da çok şaşırmıştım. Fenerbahçe’nin bu kadar ruhsuz, umutsuz olmasını anlamlandıramıyorum. Büyük resimde baskının Galatasaray üzerinde olacağı anlarda Fenerbahçe hep rakibini rahatlatıyor. Ocak ayında 8 puan önde ve rakibini sahasında ağırlayacak Galatasaray, farkın 5 puan kapanmasına müsaade etmiş ve oyun olarak çok kötü bir durumdaydı. İkili averajı kazanmıştı ancak Beşiktaş deplasmanı ve sonrasını düşündüğümüzde çanlar çalmaya başlamıştı.

Hatta bu köşeden ben de Nisan’da Fenerbahçe’yi lider görebileceğimizi iddia etmiştim. Ancak Türkiye Kupası Çeyrek Finali’nden bu yana her şey tersine dönmüş durumda ve artık Galatasaray ‘şampi’ desek yalan olmaz. Bu noktada Fenerbahçe özelinde yanıldığımı söylemem gerekir. Mental olarak bu kadar dağılan bir takımı öngörmek zor olsa da Galatasaray’ı da tebrik etmek gerekiyor. Beşiktaş maçından sonra çok kötü sonuçlanabilecek bir sezonu, 2 kupayla bitirmeye çok yakın bir şekilde Mayıs ayına giriyor Galatasaray.

Önündeki Eyüpspor ve Sivasspor maçlarını kazanırsa, Trabzon’a sezonu mental olarak noktalamaya gidecektir. Bodrumspor maçında, son dönemde yükselen formunun kreması diyebileceğimiz bir performansla, uzun zamandır görülmeyen bir dominasyonla çok net bir galibiyet daha aldı. Bunu biraz olsun bile sürdürse çok rahat şampiyon olmaya yetecektir. Ben Trabzonspor maçının kazanılırsa mental olarak yarışın biteceğini, Kayserispor maçının da şampiyonluk maçı olabileceğini düşünüyorum. 5.yıldız, Osimhen, İcardi, Şampiyonlar ligi…

Galatasaray’ın önünde çok fazla gündem olacak ve planlama olarak iyi bir yaz dönemi geçirmek zorunda, çünkü taraftar artık Avrupa’da bir başarısızlığı kaldıramayacak durumda. Şampiyonluk resmi sonuca ulaştığı hepsini konuşur tartışırız.

Kocaelispor Tekrar Süper Lig’de!

Çocukluğum takımlarından, ligin gedikli ve zor deplasmanlarından biriydi Kocaelispor. Taraftarıyla, yeri geldiğinde güçlü kadrosuyla her zaman korku salmıştır. Tabii ki düşüş döneminde bahsetmiyorum. Süper Lig’deki ortalama seyircileri düşündükçe, taraftarı olan ve istikrarlı futbol seyircisine sahip camiaların, takımların Süper Lig’e geldiğini görmek mutluluk verici. Umarım uzunca süre kalıcı bir biçimde bu lige örnek olan, izlemekten keyif aldığımız takımlardan biri olur. Tebrikler Kocaelispor.

21 Nisan 2025, Pazartesi 16:33
YAZININ DEVAMI

‘’Biraz da Futbol…mu?‘’

Bayram ve gündem sebepli belli bir süredir futbola ara verdikten sonra, bayramın hemen sonrasında Türkiye bir derbi yaşadı. Açıkçası maçtan sonra yaşananlardan gördük ki, futbola belli bir süreliğine ara veren sadece vatandaş değilmiş. Maçın kendisinden çok, çıkan kavgalar, edilen küfürler, sıkılan bir burun, koridorlarda ne oldu gibi konular konuşuldu. Geçmişte olsa çok daha fazla üzülür, dert ederdim, buradan bunun isyanını yapardım. Gündemden bağımsız olarak, artık kabullendim ki, Türk futbolunun ürünü bu. Talep edilen, reyting alan, etkileşim alan düzen tam olarak Fenerbahçe – Galatasaray maç sonunda yaşananlar olduğu gerçeğiyle mücadele etmeyi bıraktım. Tüm bu düşüncelerle, dün akşam yarın ne yazsam diye düşünürken, umudumu arttıran, çok güzel bir içeriğe denk geldim.

Mertens, daha önce Türkiye’de futbol oynamış John Obi Mikel’in podcastine konuk olmuş. Ne konuşmuşlar diye hem işim hem de merak ettiğimden dolayı biraz dinlemeye başladım. İletişimde en çok gerçekleştirilmeye çalışılan şey, sizin adınıza, yani markaların, kurumların ya da kişilerin adına, başka insanların olumlu konuşması, önermesi, övmesi diyebiliriz. Sizin yerinize, tamamen kendi görüşleriyle insanlar olumlu konuşmaya başladığında iletişimde birçok şeyi başarmışsınız demektir. Mertens’in kariyerine ve kazandıklarına baktığımızda, Türk futbolseverlere ve Türkiye’ye şirin gözükmek gibi bir derdi olmayacağını tahmin etmek zor değil. Mertens’i dinlerken hem eleştirdiğimiz kadar kötü olmadığımıza inancım arttı, hem de gelecek adına umudum.

Olumluyu konuşmanın gücü de olumsuzu konuşmanın fersah fersah önünde olduğu için, buradan artık çok daha fazla ülke sporu için iyi, güzel ve umutlu şeylerden bahsedeceğim. Tabi ki futbolu da hararetli tartışmaları da konuşacağız, konuşalım. Ama ülkece bence haklarının çok daha fazla teslim etmemiz gereken Trabzonspor U-19 takımı gibi konuları da en az derbi kadar konuşalım. Ülke sporunda gençlere ışık tutan, Mustafa Kemal Atatürk’ün sporcu tanımına ve hayaline uyan her şeyi, herkesi örnek olması adına daha çok gündeme taşımamız lazım. Gitmemiz, gidebileceğimiz tek yol bu gibi duruyor.

Ama artık geldik son 8 maça. Galatasaray’ın ekstra kupada oynayacağı veya oynayabileceği maçlar dışında iki takım da tamamen lige odaklanabileceği, maç maç gidebileceği bir döneme girdi. Psikolojik ya da algılasal üstünlüğün her hafta değişebileceği, duygu durum değişikliklerinin fazlasıyla yaşanabileceği bir periyot bu. Geçen hafta derbi öncesi Fenerbahçe’den yana olan enerji, şu an Galatasaray’dan yana gibi dursa da bunun hiçbir önemi yok çünkü iki takımın da yapacağı ilk puan kaybı, aynı anda ve aynı dakika yaşanmadığı sürece havayı tekrar değiştirecektir.

Bu köprünün altından çok olmasa da daha sular akar. Umarım kimsenin burun sıkmadığı, birbirine herkesin içinde açık ve aleni şekilde küfretmediği, sahada yer almayan oyuncuların provokasyon için sahaya atlamadığı, top oynanmaya çalışılan ve kıran kırana bir futbol mücadelesini konuşabildiğimiz bir son düzlük olur. Göztepe, Samsunspor, Eyüpsor gibi takımların da Avrupa vize aldığını da görürüz umarım.

11 Nisan 2025, Cuma 13:32
YAZININ DEVAMI

‘’Ara kime iyi gelecek?‘’

Milli ara zamanları, futbolseverler için çoğunlukla can sıkıcıdır. 2 hafta boyunca bir an evvel maçlar başlasın diye gün sayılır. Bu sefer durum biraz farklı, öncelikle milli takımımıza Uluslar Ligi’nde grup yükselme maçı için başarılar dileyelim. Çok formda bir milli takım havuzumuz olmasa bile, üstüne rakibin zorluğunu da katarsak, ne olursa olsun ben A Grubu’na yükseleceğimizi düşünüyorum…

Bu milli aranın farkı aslında geçmiş aralara göre çok değerli! Ligde son düzlüğe girilirken, son hafta oynanan maçlardan sonra, psikolojiyi doğru yönlendiren camia, belki de bir maç galibiyeti kadar avantaj sağlamış olacak. Rangers’a karşı yorucu ve yıpratıcı bir maçtan sonra Avrupa’ya veda eden Fenerbahçe, dün hem fiziken hem de mental olarak ciddi bir şekilde yorgun gözüktü ve bu da önce oyuna sonra da maç sonu gelen baskıdaki bitiricilik kalitesine yansıdı. Perşembe – Pazar oynanan iki maç bütün havayı olumlu yönde değiştirebilecekken, şu an Fenerbahçe camiasına ters etki yapmış durumda. Bir yandan Galatasaray, maça kötü bir başlangıçtan sonra sanki haftaların tutukluğunu açmış gibi bir 20-25 dakikalık sekansla uzun zaman sonra çok rahat bir galibiyet aldı ve umutsuz, olumsuz havayı biraz olsun dağıttı. Fenerbahçe de puan kaybedince, hava tamamen Galatasaray’a döndü.

Tam da burada bu milli ara çok farklı… Çünkü hiçbir şey bitmiş değil ve bir sonraki maç sekansları çok şeye gebe. Ne Galatasaray bu iş bitti gözüyle bakmalı, ne de Fenerbahçe… Galatasaray’ın önündeki 3 resmi maçı; kırılma maçı olabilecek Beşiktaş deplasmanı, Türkiye Kupası’nda oynanacak ve psikolojik açıdan 3-4 maça bedel bir Fenerbahçe deplasmanı ve son olarak BAY geçerek Samsunspor deplasmanı. Fenerbahçe’nin ise; ligde son 6 haftadır gol bile yemeyen Bodrum FK deplasmanı, benzer şekilde bir Galatasaray maçı ve rakibinin BAY geçtiği hafta evinde Trabzonspor maçı. Bu sürecin sonunda hem maçlar eşitlenecek, hem de yorucu ve yıpratıcı maçlar kısmen geride kalacak. Bu süreci iyi geçirmek isteyen camia milli arada psikolojisini iyi yönetmek zorunda. Birinin ayakları yere basmalı, biri de umudunu korumalı. Bence ikisi de zor, ikisinin de duygusal tuzaklara düşmeye müsait olduğunu düşünüyorum. İletişim burada her zaman olduğu gibi çok kritik. Açık, şeffaf ve saha odaklı iletişim bu dönem herkese lazım. 

Gelelim işin saha boyutuna…

Dün Fenerbahçe’nin maçı, atamadığı için kazanamadığı pratikte doğru olsa da sadece buradan okumak artık bazı şeylerin üstünü örtmek gibi geliyor. Genele baktığımızda dün psikolojik anlamda iyi gözüken bir Fenerbahçe yoktu ve açıkçası Cihan Aydın’ın, bana kalırsa baskı sebepli verdiği kırmızı kart olmasa, son dakikalardaki yaşanan yüklenmenin de olacağını düşünmüyorum. Bunlar çok doğal… Rangers maçını yukarıda zaten konuştuk ancak bence çok daha fazlasını, en azından istek olarak göstermeliydi Fenerbahçe. Şimdi Galatasaray’ın Beşiktaş maçı biraz şampiyonluk maçına dönüştü…  Maç berabere biter ya da Beşiktaş kazanırsa her şey yeniden başlayabilir ama Galatasaray kazandığı an bu ligi kapatır. 

Helal Olsun Kızlar!

Boks Dünya Şampiyonası’nda Busenaz Sürmeneli altın, Busenaz Çakıroğlu, Hatica Akbaş ve Büşra Işıldar da gümüş madalya kazandılar. Hepsi de final oynadı, 1 altın 3 gümüş madalya çok değerli. Tebrik ediyoruz, 2028’de henüz yer almayacağı kesin değil, bu yönde bir açıklama yapıldı ama nihai karar 2025 yılında verilecek. En azından son bilgiler bu şekilde. Umarım en başarılı olduğumuz branşlardan biri olan boksta, 2028’de hem yer alırız hem de madalyalar ile döneriz. Konuyla ilgili en son Ağustos 2024’te çıkan haber şu şekilde;

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), boks sporunun 2028 Los Angeles Olimpiyatları'nda yer almayacağını resmi olarak duyurdu. Türkiye'nin en fazla madalya kazandığı boks branşının olimpiyatlardan kaldırılması spor camiasında büyük bir yankı uyandırırken IOC, organizasyonun talep ettiği standartlara uyulması halinde boks sporunun yeniden olimpiyat takvimine dahil edileceğini açıkladı. Boks sporunun programa dahil edilip edilmeyeceğine dair nihai karar ise 2025 yılında verilecek.

17 Mart 2025, Pazartesi 13:40
YAZININ DEVAMI