‘’İğne İpliğinde İki Cambaz‘’
Her hafta aynı tansiyon, her hafta aynı gerginlik…Hakemler, açıklamalar, bir de üzerine transfer dönemi spekülasyonları, çalımları vs. Tüm bunların karmaşası ve bağırış çağırışından uzaklaşıldığında görülen bence çok net bir resim var; iki takım da her hafta çok kırılgan bir şekilde maçlarına çıkıyor ve mental olarak ilk puan kaybeden, çok büyük düşüş yaşayacak diye düşünüyorum. Dün Fenerbahçe maçının ilk yarısı biterken yönetim istifa sesleri ve çoğu kişinin kafasında bitmiş bir sezon vardı. Ondan önceki gün Galatasaray maçında maçı 1-0 önde götürmenin verdiği stres net bir şekilde takım üzerinde gözüküyordu. İki takım her maçını final gibi oynuyor, çünkü 23 Şubat’taki maça kadar gerçekten de 0 hata yapan en avantajlı şekilde derbiye çıkacak. Bu şu açıdan değerli; derbi haftasına gelindiğinde kaç puan fark olduğu oyunu direkt etkileyeceği için, 4-6-8 puan arasında çok etki farkı var. 4 puan olursa çok gergin bir Galatasaray, 6 puan olursa bence iki takım da beraberliğe yakın bir oyun, 8 puan olursa da çok gergin bir Fenerbahçe izleyeceğiz.
O haftanın psikolojik olarak nasıl geçeceğine, iletişim tarzlarına, dillerine kadar etkileyecek bir şeyden bahsediyoruz. Fikstüre bakıldığında o maça kadar tartışmasız daha zor fikstür Galatasaray’da. Antep ve Rize deplasmanları, Türkiye’de hangi sezon, hangi mevsim oynanırsa zordur. Fenerbahçe’nin nispeten kolay gözüken fikstürünü, avantaja dönüşmesi için, çıkıp sahada oyun olarak bir şeyler göstermekten geçiyor. Hiçbir maç oynanmadan kazanılmıyor ve Fenerbahçe’nin dün kazanmasına rağmen ve bence haftalardır oyunu şampiyonluk oyunu değil. Galatasaray’ın da oyun gücü çok düştü ama 6 puan önde, o yüzden limitini zorlaması ve fazlasını yapması gereken takım Fenerbahçe. Ben ligin sonunun geçen senenin sonuna benzeyeceğini düşünüyorum. Transferler sonrasında tekrar konuşuruz, değerlendiririz ama Galatasaray’ın artan yorgunluğu ve stresi, Fenerbahçe’nin en azından mücadeleyi arttırması ve transferlerde önden ve agresif davranması yarışı dengeleyecektir. Biliyorum kamuoyu ve toplum olarak yapamayacağız ama keyfini çıkaralım…
Sosyal Medyada da Örnek…
Göztepe Futbol Takımı, hocasıyla, yönetimiyle, yönetim anlayışıyla, stadıyla, transfer politikasıyla, taraftarıyla imrenerek, hayranlıkla izlediğim bir kulüp. Dünkü maçta tamamen gençliklerine kurban gittiler, şahane bir ilk yarı, sonrasında sadece oynayanları değil herkesi paralize eden bir 10 dakika ve bir daha ilk yarıdaki ritmi bulamayan genç bir takım. Ama net bir şekilde galiptir bu yolda mağlup. Bence Göztepe, kendi şartlarını, bütçesini göz önünde bulundurursak ligin en iyi futbol oynayan takımı. Burada Eyüp ve Samsun’un da hakkını vermek lazım ancak naçizane totale baktığımızda Göztepe bir adım önde. Üzgünüm ama Galatasaray ve Fenerbahçe’yi büyük maaş ve bonservis ödedikleri topçular yürütüyor. Oyun olarak Fenerbahçe sezon başı hariç pek yok, Galatasaray da Bodrum maçından beri ciddi düşüşte. Konumuza dönelim... Göztepe’nin özellikle iletişim tarafında da hayranlık uyandıran meziyetleri var. Sosyal medya hesaplarına, içeriklerine bir bakmanızı tavsiye ederim. Teknolojiyi sonuna kadar kullanmaya çalışıyorlar ve farklı bir şey yapmaya çalışıyorlar. Zaten başarı bir kulüpte ya da bir organizasyonda baştan aşağı bir anlayış ile geliyor. Göztepe iyi yönetiliyor, çok uzak olmayan bir gelecekte şampiyonluk yarışında bir Göztepe göreceğimize eminim. Yolları açık olsun…
Söylemeden olmaz!
Futbolda küfrün dozu aşalı çok oldu, artık eski ve kurucu başkanlara varan küfürler ediliyor ama her şeyin bir sınırı var ve dün bu sınır Fenerbahçe taraftarlarının ettiği küfürle bence aşıldı. Burada tekrarlamayacağım ama konu kızlara, kadınlara, bir şehrin insanlarına gelmemeli. Futbol bu, bir oyun. Hiçbir şeyden fazla değeri yok, eğlence için var. Stadın üzerinde Atatürk yazan bir takımın taraftarına hiç yakışmadı.
‘’Çanlar Kimin için Çalıyor?‘’
Kısa zaman öncesine kadar bu sezon için en rahat düşüncelere sahip ve hayal kuran bir Galatasaray taraftarı bile dün saat 20:30 sularında uyanmıştır. Dün açıkcası Galatasaray için takkenin düştüğü ama hala kelin gözükmediği bir maç oldu. Ülkesinde savaş yaşanan, 6 maçta 0 puan alıp, 1 gol atmış Dynamo Kiev, Rams Park’a gelip Galatasaray’a hem 3 gol attı, hem de puan aldı. Geçtiğimiz hafta takımın mental durumuna yansıyan rehavet ve ciddiyetsizliğe fiziksel yorgunluk da eklendi. Sürekli aynı oyuncularla oynamak, aslında Bodrum maçından beri tıkanmaya başlayan oyun sistemine müdahale etmemek, ezber değişiklikleri sürekli tekrarlamak gibi problemlerin gün yüzüne çıktığı bir akşam yaşandı. Yedek oyuncuların bir türlü rotasyona girememesi ve katkı sağlayamaması da, hiç değişmeyen ilk 11 üzerinde fiziksel ve mental baskıyı da iyice arttırıyor. Ancak tüm bunların ötesinde Galatasaray’ın oyun anlayışındaki inatçılığı en büyük zararı veriyor. Oyunun her anında savunmayı neredeyse hiç önemsemeden sonuca gitme arzusu, skor üretemediğin ya da savunma/kalecinin kötü gününde Galatasaray’ın puan kaybetmesine sebep oluyor. Okan hocanın bu sorunların hepsinin farkında ve çözümü 20:30’tan itibaren düşünmeye başladığına eminim. Maç sonrasında birçok kişinin kızdığı açıklamasını da oyuncuları koruma içgüdüsünden yaptığını anlamak çok zor değil. Sadece bundan 2 hafta öncesinde ligde 8 puan önde ve Avrupa’da avantaj cebinde olan bir takım yok artık, bunu kabul etmek lazım. Artık Avrupa Ligi’ni ilk 8’de bitirmek için Ajax’ı Amsterdam’da yenmek şart ve belki olasılık olarak kazanmak bile yetmeyebilir. Ligde en azından Fenerbahçe maçına kadar hata yapma kredisi de kalmayan bir Okan Buruk için artık radikal hamleler vakti diye düşünüyorum. Transferi tüm bu bağlamdan bağımsız görüyorum çünkü uzun zamandır sorun oynanan oyunda ve çözüm için hiçbir hamle denenmiyor saha içinde. Tabi ki Fenerbahçe’nin agresif bir şekilde takımını güçlendirdiği dönemde transfer şarttır ve yapılmalıdır ama transferlerin ya da Sara’nın dönüşünün Bodrum maçından beri tıkanan oyunu ve her maç kötüye giden savunmayı değiştireceğini düşünmek hayalperestlik olur. Teşhiş doğru yapılırsa hala iyi bir noktada Galatasaray ancak çanlar biraz da olsa çalmaya başladı diyebiliriz…
Başımız Sağolsun…
Bugün futbol konuşmanın, yazmanın çizmenin konuşmanın pek anlamı yok aslında ne desek boş. Galatasaray avantaj kaybetmiş, Fenerbahçe yarışa geri gelip tutunabilirmiş, Beşiktaş, Trabzon vs… Bu ülkeden yine alınması gereken hiçbir önlem alınmadığı için 76 canımız yangın sebepli hayatını kaybetti. Diyecek çok fazla bir şey yok, bu ülkede insan hayatı hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Bu satıları okuyan siz, yazan ben, dinleyen sevdiklerimiz, hepimiz orada olabilirdik, yarın bir gün başka bir yerde benzer bir şey başımıza gelebilir. Kader ayrı bir şey, yapılması gerekenler yapılmadığı için, alarm çalmadığı için, turistik bir bölgeye en yakın itfaiye 41 km uzaklıkta olduğu için, yangın merdiveni dışarıya ve ahşap olmayan bir maddeden yapılmadığı için ölmek ayrı bir şey. Lütfen ama lütfen bu son olsun, denetleyin, denetleyin, denetleyin, kim olursa, kimlerden olursa olsun…
‘’Her Şerde Bir Hayır ‘’
Dün, Galatasaray taraftarları kısmen bir dejavu yaşadı diyebiliriz. Puan kaybedilen Eyüpspor maçına çok benzer bir şekilde hiç beklenmedik bir anda Hatay’a puan bıraktı Galatasaray. Kısmen bir dejavu dedim çünkü Eyüpspor maçının tamamında oyun üstünlüğü ve iştahı vardı, çok daha fazla pozisyona girildi.
Dünkü maçı bence 3 kez puan kaybedilen maçtan ayıran en önemli fark, futbolcularda net bir şekilde gözüken rehavet ve nasıl olsa biz bu maçı kazanırız duygusuydu. Çöpe atılmış bir ilk yarı, hiç ciddiye alınmamış bir rakip, 3.bölgede sayısız panik ve yanlış tercih, sonuç; ligin ikinci yarısının başında en yakın rabikine tepside sunduğun farkı 6’ya indirme fırsatı.
Bunlar bardağın boş tarafı, bir de dolu tarafına bakalım. Ama öncesinde Hatay’ı ve Murat Şahin’i tebrik etmek lazım. Galatasaray’a karşı kendi seviyelerinde oynanabilecek en iyi oyunu oynayarak ikinci yarıya rağmen bence puanı hak ettiler. Galatasaray için bardağın dolu tarafında da, 19 maçta alınmış 16 galibiyet 3 beraberlik ciddi anlamda bir başarıdır ve her Galatasaray taraftarına Ağustos başında 18 Ocak günü, 19 maçını oynamış Galatasaray’ın 51 puanı olacak kabul ediyor musun diye sorsalardı, herkes saniye düşünmeden kabul ederdi.
O yüzden dünkü maçtan sonra aşırıya kaçan eleştirileri anlamsız buluyorum. Eleştiri kültürü önemli ancak bazen sadece eleştireceğiz diye biraz haksızlık ediliyor. Hem hoca, hem oyuncular kötü günlerinde olabilirler, Barış Alper bugün bu maçı domine etmiştir ama çok kaçırmıştır, yarın atacaktır. Kanat olarak daha ligin devresinde 10 gole ulaşmış bir oyuncuya dün yapılan eleştiriler ve sosyal medya hesaplarından yapılan saldırı korkunç anlamsız ve manasız. Hiçbir işe yaramayan, tamamen eleştiri kültürünün özümsenmeden, bağlamından koparılarak insanların birilerini hedef göstermesine dönüşmüş durumda. Okan hoca da iyi bir gününde değildi, yanlış 11, devre arası müthiş bir dokunuş, maç sonu yine yanlış tercihler. Bunlar olabilir, oyuncuların ve hocanın bu kredisi var diye düşünüyorum.
Daha çok maç var, Galatasaray’ın zor bir fikstürü var, transferler, sakatlıklar, cezalar, daha çok faktör ve bilinmez var. Bir Fenere, bir Galatasaray’a doğru puan farkı açılır kapanır. Bir iki önemli galibiyet ile şampiyonluk havasına girmemek gerektiği gibi, bir iki puan kaybında da karalar bağlayıp, enseyi karartmamak lazım. Özetle, dün Galatasaray için tam olarak, her şerde vardır bir hayır maçıydı. İyi ve yerinde bir uyarı oldu diye düşünüyorum. Bu rehavet ve rahatlıktan çıkarlarsa ligi kopartmaya gidebilirler hala, fakat benzer tablo devam ederse, 23 Şubat’taki maça çok enteresan bir puan durumuyla çıkılabilir.
‘’Bu Ne Perhiz?‘’
Geçtiğimiz hafta yazdığım yazı ile bir karar verdim ve çok çok ekstrem bir olay olmadıkça, saha dışına çıkan herkesi, her kurumu yazacağım, konuşacağım, tarihe not düşeceğim. Atladıklarım mutlaka olacaktır ama çok göze çarpan ve kitleleri etkileyen hareketleri yazmaya çalışacağım.
Pazar günkü maçtan sonra Galatasaray resmi hesabı, “sahada kazanmaya devam” minvalinde bir tweet ve resim paylaştı. Sakin ve sahayla ilgili paylaşımlar devam ederken, bu yazının birkaç kez konuğu olmuş Metin Öztürk’ün açıklama yapacağı haberini gördüm. Ne olacağı ve ne konuşacağı zaten belliydi, Metin Öztürk ismini ve açıklama kelimesini yan yana görünce ne yaşanacağını tahmin etmek zor değil. Negatif, futboldan uzak, takımın resmi hesabının maç sonu iletişim diliyle tamamen zıt, çok anlamsız maç fazlasıyla 11 puan öne geçmiş takımın yöneticisine hiç uygun olmayan bir açıklama ile yine şaşırtmadı Metin Bey. Galatasaray yönetiminin ve idaresinin belli bir süredir devam eden bir karışıklığı var. Kulübün bir kısmının, hocasının ve oyuncularının iletişim dili çoğunlukla saha içinde kalmaya ve oraya odaklanmaya yönelik. Fakat Metin Bey ve zaman zaman başka yöneticilerin de kervana katıldığı bir irade, maç önlerinde, sonlarında bu yaklaşımın tamamen dışında bir iletişim yürütüyorlar. Saha dışına çıkanın bir gün saha içine olumlu anlamda bir etki yaptığını görmedim. Hele bir de maç fazlasıyla 11 puan öne geçmiş ve Avrupa’da namağlup gidiyorken. Gelelim bir de Erden Timur’un röportajına. Öncelikle 343 Digital’i tebrik etmek lazım.
Galatasaray camiası için çok kritik bir ismi yayına çıkararak birçok manşet çıkan bir yayına imza attılar. Fakat bu röportajın Galatasaray’a ya da şu anki gündeme ne faydası oldu pek anlayamadım açıkcası. Erden Timur’un kendisine olumlu yansıyan bir yayın olabilir, kimilerine göre başkanlık adaylığının ilk adımı da olabilir ancak kulüple koordine olunarak belki zamanı daha iyi organize edilebilirdi. Tam 1 gün sonra çok kritik bir maça çıkacakken böyle bir röportajın zamanlamasını iletişim açısından yanlış bulduğumu söylemem lazım. Milli takım arası, yeni bitirdiğimiz devre arası ya da sezon sonu, bu vakitlerden herhangi birinde bu röportaj yapılabilirdi. Burada ya Erden Timur ile Galatasaray yönetimi arasında bir iletişim kopukluğu var ya da konuşulacaklar iki tarafı da çok tedirgin etmemiş olabilir. İlk seçenek çok daha yüksek bir ihtimal, gündemi değiştiren, maç konsantrasyonunu bozan ya da gündeme Galatsaray adına negatif yansıyan bir durum olmadan ucuz atlatıldı diye düşünüyorum.
Transfer İçeriye Lazım…
Yaklaşık 2-3 hafta önce, Fenerbahçe’nin Talisca’ya ya da başka bir oyuncudan önce pozitif zihniyete, özgüvenli duruşa, huzur ortamına ihtiyacı var diye yazmıştım. Transferler netleşmediği gibi olumsuz hava, açıklama üzerine açıklama devam ediyor. Anlamak gerçekten güç, Daha oynanmamış 18 maç varken, sakatlar, cezalar, transferler birçok denge değişebilecek durumdayken, hakemle alakası olmayan bir maçtan sonra, “rakibimize hediye edilen maç” diye bir başlıkla açıklama yayınlamak artık kime yarıyor sorgulamak gerekmez mi? Kendi taraftarının istifa sesleri arasında mental kısmı zor maçlar oynayan bir takıma negatif hava yüklemek yerine biraz da pozitif hava, inanç aşılamak gerekmez mi? Bu yapı söyleminin, hakemler söyleminin şu durumda karşılık bulma ihtimali mantıklı düşünüldüğünde var mı? Bu zamana kadar olan her şeyi konsolidasyon, algı yönetimi gibi başlıklar altında anlamaya çalıştım. Ancak Pazar günü Galatasaray’ın maçından sonra yapılan açıklamanın hiçbir izahını bulamıyorum. İki takım da iletişim olarak çok kötü yönetiliyor. Ancak Fenerbahçe sportif olarak da uzun zamandır başarısız olduğu için daha da göze batıyor, benzer durumda bir Metin Öztürk, hayal bile edemiyorum…
Konya’ya Kulak Verin…
Konu maçtan, hakemden bağımsız. Bence dün hem oyuncular, hem teknik direktör, hem de başkan seviyesinde ilk defa bu kadar net bir isyan gördüm. İşin penaltısıymış, kırmızı kartıymış, bunlarla ilgilenmiyorum, zaten ikinci yarıyı iyi yöneten, hak eden şampiyon olacak. Bu her zaman da böyle oldu. Fakat önemli olan bu iki kulubün rekabeti sebepli ülke futbolunun geldiği nokta ve gerginliğin hep tırmanması. Dün Galatasaray açıklama yapmasa da yine bir tweet attı. Bu nereye kadar böyle devam edecek, gerçekten konuşmaları mı yasaklanacak ben de bilmiyorum ve Konyaspor başkanının açıklamasının o kısmını aynen paylaşıyorum.
"Fenerbahçe ve Galatasaray'ın iç çekişmesi, bizi huzursuz etmeye başladı. Galatasaray maçını izlerken 'Aman hakem hatası olmasın, yarın bizim maçta da olur' diyorum. Bu noktaya geldik!
Başakşehir-Galatasaray maçını kendi maçımız gibi izliyoruz. Aman bir şey olmasın istiyoruz! Hiçbir şey olmuyor, bir tiyatro yayınlanıyor, bugün de sergiliyoruz. Konuşmaları mı yasaklanacak, ne olacak bilmiyorum.
Türkiye'deki futbol birkaç kulüpten ibaretse, kendi aralarında oynasınlar."
‘’Tebrikler Hocam (!)‘’
Takımda çözmem gereken yeterince sorun var. Başkanlar ve kulüpler de hakemlerle ilgili konuşmamalı. Hakemlerin gelişmesi için sağlıklı ortam sağlanmalı. Türk futbolunda insanlar sahaya odaklanmalı.”
Bu sözler, bence ligin en iyi takımlarından, en iyi top oynayan, rakiplerini en çok zorlayan takımlardan birinin hocası Stoilov’a ait. Takımda çözmesi gereken birçok sorun olduğunu hakemlerle ilgili herhangi bir yorumun sağlıklı olmayacağını usulünce söylemeye çalışmış. Maçtan sonra çok rahat bir şekilde, Galatasaray’ın penaltısı yanlıştı, bizim penaltımız verilmedi gibi çıkışlar yapabilirdi. Taraftarını konsolide etmek için dikkatleri oraya çevirebilirdi, Göztepe resmi hesabının yaptığı gibi maçı hakem üzerinden okuyabilirdi. Hiçbirini yapmadı, yapmayacak da. Çünkü hoca nereye odaklanırsa takımın gelişebileceğini biliyor. Maç sonu atılan hakem tweeti hariç, Göztepe organizasyonunu, yöneticilerini, idarecilerini, teknik kadrosunu, oyuncularını ve en önemlisi de Stoilov’u tebrik ediyorum. Umarım şu futbol iklimimizle seni kaçırmayız hocam. Tebrikler.
Futbolumuzda Stoilov’un aksi yönünde örnek bulmak çok kolay olduğu için, önce onu tebrik ederek başlamak istedim. Ancak, artık bu Türk futbolunu karalayan, lekeleyen açıklamalara da değinmeden geçmeyeceğim. Çünkü artık kabak tadı vermeye başladı. Tarihe not düşmek adına, kamuoyunun küçücük bir parçası olarak bunları yazacağım.
Önümüzdeki hafta Başakşehir - Galasaray maçı var. Başakşehir bu hafta Adana Demirspor deplasmanında oynadı ve 1-0 kazandı. Maçtan sonra Çağdaş Atan’ın açıklamalarını aynen Stoilov’da olduğu gibi paylaşıyorum; “Bugün herkes onun aklının arkasındakileri çok rahat okuduğunu bilmesini istiyorum kulüp olarak. Şöyle bir maçta 5-6 sarı kart, iki tane oyuncu cezalı duruma düşürme, oyuncuları bulma... O yüzden ona söylemek istediğim futbolun hızlanmasına, gelişmesine oyuncu ve antrenörlere yardımcı olma kısmına, taraftarın gözüne hoş gelecek oyuna konsantre olması, hizmet etmesi gerektiğini kendisinin bilmesini istiyorum.”
Çağdaş hocam, konsolide etmen gereken bir camia da yokken, maçta rakibinden iki kat faul yapmışken, sadece cezalı duruma düşecek 2 oyuncun değil 5 oyuncun kart görmüşken, yapılan fauller de ortadayken, Erkan Özdamar’a verdiğin tavsiye boşa düşmüyor mu? Önce herkesin kendi açıklamalarına bakması gerekmiyor mu? Türk futbolunda gelecek nesil diyebileceğimiz hatta artık günümüz hocaları arasında parmakla sayılacak hocalardan biriyken, Kayseri zamanlarında ilk yükseliş yaşadığın vakitlerde saha içinde yaptıklarında bize kendini hayran bırakmışken bunların hiçbirine gerek yok. Geçtiğimiz haftalarda Eyüpspor’un, bilinçli bir şekilde, kart sınırındaki oyuncularının Galatasaray karşısında oynamamak için kart gördüğü iddiasını yapan emek düşmanlarından ne farkımız kalacak? Sonra benzer bir durumda Hatayspor, Fenerbahçe ile oynayacağı maç öncesi kalınca, susan, konuşmayan algı trollerinden bizi ne ayıracak? Okan hocasından, Mourinho’suna, Çağdaş hocadan, diğer tüm hocalara kim varsa, önce sizler saha içinde kalmayı bize mecbur tutacaksınız ki, kamuoyunda algı yaratmaya çalışan, ortamı germek üzerine etkileşim ve reyting uğruna söylemeyeceği şeyi olmayanlar da utanarak susmak zorunda kalacak…
Maça geçmeden son olarak da Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi Hulusi Belgü’nün tweetine değinmek istiyorum. Yaptığı açıklamanın taraftarlıkla açıklanamayacağını ve bulunduğu camiayı bağladığını vurgulamak adına Hulusi Bey’in önünde titrini de yazdım. Tweeti Stoilov ve Çağdaş Atan’da olduğu gibi aktarmayacağım çünkü tarihe geçmemesi gereken bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Sezonun sanırım 2.haftasından beri TFF ve MHK’yı bir kere eleştirmeden Türk futbolunda bir yapı olduğunu iddia etmenin oluşturduğu ruhsal ve mental sorununu yaşıyor Fenerbahçe. Son 1,5 senedir, belki de Jesus döneminin de sonunu sayarsak 2-3 senedir yaşıyor aslında. Maç bitmiş, yorumculardan ya da hakem yorumcularından verilen verilmeyen penaltılarla ilgili farklı görüşler var. Böyle maçlar Fenerbahçe de geçirdi, Beşiktaş da geçirdi. Fırat Aydınus verilen, verilmeyen her penaltıya penaltı diyor, Erman hoca başka bir şey diyor. Öbürü başka bir şey diyor. Bu maç, açıklamada (tweette) yer alan, “şaibe, katlettiniz, allah belanızı versin vb.” gibi kelimeleri hak eden ya da ifadesi mecbur kılınan bir maç değil. Ama siz yönetici olarak böyle yaptıkça taraftarı hem kaynatıyorsunuz, hem de naçizane senelerdir yazdığım gibi başarısızlığa kılıf veriyorsunuz. Çok istenilen yabancı hakem geçen sene VAR’a geldi, sonuç değişmedi. Yine itiraz oldu, yine tartışmalar sürdü. Yabancı hakemin VAR’a gelmesine karşı değilim, bu iklim bunu gerektiriyor ancak önce herkes kendi evinin önünü temizlesin, Türk futbolunu ve kamuoyunu daha fazla germekle, komplo teorileriyle meşgul etmesin. Metin Öztürk açıklamarıyla iyi giden Galatasaray’a nasıl ciddi zarar veriyorsa, moral motivasyona ihtiyacı olan Fenerbahçe’ye de bu açıklamalar destekten çok köstek oluyor. Ortada bir sorun varsa söyleyin, araştırılsın, ortaya çıkarılsın, yoksa herkes çıksın topunu oynasın. Sahi, bir ara VAR ve AVAR’lar arasında FETÖ’cüler vardı isimleri açıklanacaktı, ne oldu onlara?
Gelelim maça…
Tatilden dönüşte ilk matematik dersine giren bir öğrenci gibiydi Galatasaray. Ders çok zor, tatilin etkisi üstünde bir türlü maça tam tutunamadı. Saha içine ancak gelebildik ama bir kez daha söyleyelim. Göztepe bu ligin, nerede oynarsan oyna karşılaşması en zor takımlarından biri. Ligin en genç takımı, en uzun takımı, şahane bir analizci hoca. Bitiricilik kalitesi farkıyla, aynen Okan hocanın dediği gibi bir Championship maçı gibi oynanan maçı Galatasaray kazandı. Pozisyonlarla ilgili düşüncem de, bence 3’ü de penaltı değil. Kural kitapçığı Kaan Ayhan pozisyonuna penaltı diyormuş ama ben vermem. Maçın önüne geçen bir hakem konusu olduğunu da düşünmüyorum. Kötü oynayan ve Ocak temposunun ilk maçında iyi sinyaller vermeyen bir Galatasaray. Bunun karşısında da hakkını teslim etmemiz gereken, sahada her şeyi çok zorlaştıran bir Göztepe vardı. Davinson herhalde en kötü, Sara da en iyilerinden sayılabilecek Galatasaray maçını oynadı.
2024 yıl kapanışı yazımda da belirttiğim gibi, daha lig çok uzun, dün Galatasaray bence ligin bittiğine dair, bitmediğine dair mesajlar verdi. Avrupa ile beraber nasıl etkilenecek, cezalar, sakatlar, Osimhen’in geleceği vs. Hiçbir şey belli olmaz. Dün iyi bir uyarı oldu Galatasaray için.
‘’Uzun bir yılın ardından‘’
Bu hafta oynanan maçlarla birlikte Türk futbolu açısından 2024’ü geride bıraktık. Geri dönüp baktığımızda Türk futbol tarihinin en çekişmeli şampiyonluk mücadelesine tanıklık eden 2024; Euro 2024’ü, Paris Olimpiyat Oyunlarıyla hem spor hem de futbol açısından fazlasıyla doyurucuydu diyebiliriz. Önce bu haftaya sonra da genel bir yıla bakarak 2024’e güzelce bir veda edelim.
Yapıyı Bırak Sahaya Bak
Eleştirilerin aksine Fenerbahçe’nin galibiyeti kaçıran taraf olduğunu düşündüğüm bir maçta, Fenerbahçe ciddi bir yara aldı. Eyüpspor kendi konumuna ve pozisyonuna göre aynı Galatasaray maçında olduğu gibi şahane bir maç çıkardı ama Fenerbahçe de 2-3 tane çok net pozisyonu çok kritik anlarda harcadı. Hakeme değinmeden konuşmamız mümkün olmadığı için, hem Eyüp’e hem de Fenerbahçe’ye yanlış kararlar verildiğini de söylemek lazım. Özetle Fenerbahçe kazanması gereken bir maçta, kazanacak konuma gelse dahi, çok istekli gözükmeden, fazla çabalamadan puan bırakmış oldu. Pazar günü de Kayserispor maçında Galatasaray’ın 5-1 kazanması, yeni yıla girerken 2 hafta boyunca tahtada yazacak 8 puanlık farkı oluşturdu.
Bu noktada naçizane çok anlamsız kongre ya da hoca tartışmaları görüyorum. İletişim açısından şu an mutlaka bir aksiyon alınmalı fakat bunlar pozitif ve teknik ekip ile oyuncuları destekleyici bir havaya bürünmek olmalı. Fenerbahçe’nin en önemli değiştirmesi gereken ve hatta tek değiştirmesi gereken konu budur. Rakibi üzerinden konuşmayı bırakarak, yapılar, hakemler gibi konuları ivedilikle terk edip, pozitif bir hava ve hedefe/hedeflere odaklanmış bir camia haline geri gelmek. Bunun dışında alınacak her karar, bu seneyi çok maliyetli bir şekilde çöpe atmak demek. Oyun olarak, puan olarak rakibinin gerisinde olan bir Fenerbahçe var ancak hiçbir şey bitmiş değil… Sakatlık, cezalar, denge değiştirecek transferler, bunların hepsi olabilir ve daha oynanmamış 20 maç var. Avrupa’da ne olursa olsun hedef devam ediyor ve kupaya da tekrar katılarak bir kupa hedefi daha ufukta belirdi.
Türkiye Kupası konusunda yine iletişim olarak büyük sınıfta kaldı Fenerbahçe yönetimi ama şu an o kadar başka sorunlar var ki, bunu eleştirecek vakit ve takat sanırım camiada yok. Kupadan neden çekildiniz, şimdi de neden katılıyorsunuz? Neyse…Fred’in beğendiği Instagram paylaşımı, kongre ve hocayı gönderelim nidaları, Avrupa’dan elenme ihtimali gibi birçok kriz içerisinde 2025 yılına giriyor Fenerbahçe. Krizlerin aynı zamanda fırsat olduğunu hatırlarlarsa çok başka bir 2025 konuşulabilir. Liderlik zamanı…
Sert Düşüş
Tarih 4 Ağustos 2024, sabah uyanıp Pazar kahvaltısını yapan her Beşiktaş’lının kafasında şampiyonluk hayalleri, iki senedir süren Galatasaray & Fenerbahçe yarışının artık üç takımlı olacağı düşüncesi, Avrupa’da ne kadar ileri gidilebilir konuşmaları dönüyordu tahminen. Çok az Beşiktaşlı hatta belki de hiç kimse şu anki tabloyu ne öngerebilirdi ne de iddia edebilirdi. Uzun zamandır futbolu takip ederim, bu kadar yüksek moralli ve tonda başlayan bir takımın ve camianın, yaklaşık 2-3 ay içerisinde bu denli düştüğüne hiç tanıklık etmedim. Ben eminim ki bundan çok uzun olmayan bir vakitte şu an yaşananlarla ilgili bilmediğimiz şeyleri duyacağız, öğreneceğiz. Beşiktaş bu ülkenin en büyük camialarından biridir elbette hızlıca toparlanacaktır ancak şu an gelinen durumda kadro olarak Galatasaray ve Fenerbahçe ile tekrar yarışır hale gelebilmek 1 senede ya da 2 senede bile olacak işler değil gibi duruyor.
Doğru bir iletişim ile, feda demeden ancak hem yetiştirmeci hem de yarışmacı bir takımla iddialı kalarak ve büyüyerek hedefler belirlenmeli diye düşünüyorum. O yüzden pahalı transferler ile değil de, tekrar bir Atiba bulmak ya da bir Olcay Şahan ortaya çıkarmak sonrasında çilekleri eklemek Beşiktaş’ın DNA’sında olan hareketler. Tüm takımların böyle yaklaşması gerektiğini düşünüyorum orası ayrı konu ama Galatasaray ve Fenerbahçe ipini koparmış bir şekilde transfer çılgınlığındalar ve öyle de kalacaklar gibi gözüküyor. İletişim açısından da son dönemde yaşananları özetlemeye kalksak herhalde 3-4 hafta Beşiktaş’ı yazmam gerekirdi. O yüzden oralara hiç girmeyeceğim, zaten 29 Aralık’ta bir kongre yaşayacak Beşiktaş ve yeni yıla daha stabil bir şekilde girecek. Seçilmiş başkan tahminen Mayıs sonrası da devam edecek ve biz ancak 2025 yazısında Beşiktaş’ın yeni yönetimini değerlendirebileceğiz. Umarım doğru iletişim, doğru beklentilerle çok daha iyi bir yıl geçer Beşiktaş için. Türk futbolunun her zaman iyi bir Beşiktaş’a ihtiyacı vardır…
2024’ün Kralı
Ligde 37 maç, 33 galibiyet, 3 beraberlik, 1 mağlubiyet, 2.75 puan ortalaması. Böyle bir performans bir daha görür müyüz emin değilim. Okan Buruk’u iletişim açısından çok eleştirdim, hala da düzeltilmesi gereken bir alan olduğunu düşünsem de, Okan Buruk’un yaptıklarıyla, kırdığı rekorlarla, ben de artık işin iletişim yönünden biraz “şımarmayı” hak ediyordur demek zorundayım sanırım. Galatasaray taraftarını acayip bir şeye alıştırdı ve bu ne kadar daha sürecek merak etmemek elde değil. Çok büyük iş yapıyor ve ne yaptığı seneler sonra anlaşılacak işler bunlar. Önümüzdeki sene de artık bu grafiği, performansı Avrupa’ya taşıma vaktidir. Ligdeki ciddiyeti hiç bırakmadan devam etmek burada çok kritik çünkü Avrupa’da ilerlemek adına ligdeki bazı maçlarda rotasyon yapmak zorunda kalcaktır Okan Buruk.
Şunu söylemek gerekir ki, İcardi sakatlığından bu yana oyun gücünde ve netliğinde bazı problemler yaşıyor Galatasaray. Okan Buruk’un takviyelerle de elindeki oyuncu grubunu maksimumda kullanması lazım. Yönetimin de şu an bence iğne ipliğinde olan kadro derinliği 1-2 sakatlıkla yıkılmadan Ocak ayının başında hemen eksikleri gidermesi gerekiyor. Bir parantez de Yunus’a açalım. Türk futbolu ve Galatasaray uzun zamandır beklediği Yunus Akgün’üne kavuştu. Bunda Kerem’e, Barış’a ve şimdi de Yunus’a acayip bir şekilde dokunan Okan Buruk’u yine bir tur daha övelim. Yunus da spektaküler diyeceğimiz bir sezon yaşıyor. Bu senenin sonunda neler başaracağını ve hangi takımlarla adının anılacağını çok merak ettiğim isimlerden biri. Galatasaray çok önemli bir eşikte, zirveye çıkmaktan çok daha zoru orada kalmaktır. Hem bu puan farkının rahatlığını olumlu kullanabilecek mi, hem de yıllardır Avrupa’da gelemeyen başarı stresini yönetip en azından bir yarı final yapabilecek mi hep birlikte göreceğiz. Ancak bir gerçek var ki bunların hepsini çok net bir şekilde hayal ettirebiliyor Okan Buruk ve Galatasaray. Önemli olan da önce hayal edebilmek, gerisini de 2000 yılından hatırlıyoruz…
2024’te Spor İletişiminde Globalde Gözümüze Çarpan İşler
Nike / You Got This
2024 Olimpiyatları’nda başlayan bu kampanyada, Nike tüm kızlara “yapabilirsiniz” mesajını vermeyi hedefledi. Genç kızları spor aracılığıyla güçlendirmeyi hedefleyen bu kampanya; Rayssa Leal, Jordan Chiles ve Bebe Vio gibi yıldız sporcuların başarıya giden yolda karşılaştıkları engelleri nasıl aştıklarını anlatarak ilham vermeyi amaçlamışlar. Özellikle genç kadın sporcuları kendi potansiyellerine ve yeteneklerine inanıp güvenmeleri için motive eden bu projeyi tebrik ediyor ve alkışlıyorum.
Knix / Sport Your Period
Bir iç giyim ve spor giyim markası olan Knix’in, futbolcu Megan Rapinoe ile kadın sporcuların regl periyotlarıyla ilgili bir farkındalık yaratmak amacıyla yaptığı bir kampanya. Projenin kadınlara yönelik ve konuşulmaktan çekinen bir konu olduğu için önemli bir iş olduğunu düşünüyorum.
Xbox & Football Manager / Everyday Tactician
Futbol ve oyun seven birçok kişinin bildiği Football Manager düzenlediği yarışmayla oyunculara, İngiltere’nin en alt profesyonel ligi olan National League’de mücadele eden Bromley FC’nin taktisyeni olma imkanı sunmuş. Hayallere ulaştıran ve buna aracılık yapan işleri ve markaları severiz.
Herkese sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir 2025 diliyorum. Tüm istekleriniz gerçekleştiği, dertlerinizin azaldığı, daha çok sevdiğiniz, sevildiğiniz bir yıl olsun. Yeni yılda görüşmek üzere.
‘’Neden Olmasın?‘’
Futbolda her hafta bir maç olmasına, rakip takımların karşılıklı maç yapmasına çok uzun zamandır alışığız. Artık bu yeteri kadar tat vermemeye başladı, o yüzden buradan bir öneri ve çağrı yapmak istiyorum. Çok eskiden, PAF takımları hayattayken, lav edilmemişken, o hafta maç yapan takımların PAF takımları da aynı hafta birbirleriyle oynardı. Bu düzeni geri getirelim ama bu sefer PAF takımları değil, yöneticiler birbirleriyle diyalog mücadelesine girsin. Sezonun ilk yarısı birinin ofisinde, ikinci yarısı da diğerinin ofisinde bir tartışma programı yayınlansın. Bunun futbolumuzun marka değerine çok ciddi katkısı olacağı gibi, yayın paketleri satılarak ekstra gelir kaynağı da yaratılabilir. Hatta baktık sistem oturdu, kim haklı kim haksız diye seyircilerden telefonla SMS istenip, o gecenin tartışmasını kazanana yarım puan ya da bir puan verilebilir. Bu öneriyi tüm samimiyetimle Türk futboluna sunarken, gerçekten neden olmasın diyorum. Hem bu durumda düzensiz bir şekilde sürekli ekrana çıkıp konuşan yöneticiler sebepli, kanalların normal yayın akışları da sekteye uğramaz, hem de bu kavgadan, atışmadan faydalanan medyanın da malzemesi artar. Zamanla reyting olarak diğer maçların önüne geçeceği, belki de 3 puanlı sistemi direkt buna uygulamaya başlarız. Bence bir düşünün…
Manevra Doğru Ancak Geç!
Naçizane olması gereken oldu ve Beşiktaş seçime gitme kararı aldı. Eleştirilerin odağında yer alan Hüseyin Yücel ve yönetimi, demokrasiye ve seçim sisteminin tabiatına uygun bir şekilde, herkesin içine sinen bir seçim kararı aldı diye düşünüyorum. Bu kararı çok daha erken duyurmalılardı ve özellikle Mayıs’a kadar mevcut yönetim ile devam açıklamasını yapmamak gerekirdi diye düşünüyorum. Sonuç olarak, eşyanın tabiatına uygun bir şekilde seçilmiş başkan, bıraktığı durumda Beşiktaş seçime gidiyor. Kim seçilir bilmem ama Beşiktaş’ın ya da diğer kulüplerimizin artık sürdürülebilir yönetim yapılarına geçmesi gerekiyor. Bu cümleden kulüplerin satılması anlamı çıkabilir, tek yöntem bu olmasa da başka bir çare yoksa bu artık konuşulmalıdır. Yaptıkları borçlardan ve yanlışlardan sorumlu olmayan herhangi bir anlayışın sürdürülebilir olma şansı yoktur. Günümüz dünyasında rekabet tavan yapmışken ve ülkemizde her şey ekonomik anlamda çok zor durumdayken, tüm seçenekler tüm kulüplerimiz için masada olmalıdır, olabilmelidir. Camialar gerisine karar verecektir, ancak ihtimallerin önü açılmalıdır diye düşünüyorum.
Kısa Kısa…
-> NBA en rekabetçi yıllarından birini yaşıyor. Yürüyedur Alperen Şengün.
-> Premier Lig’de Arne Slot ve Liverpool fırtınasına Newcastle dur dedi.
-> Şampiyonlar Ligi’nin yeni formatı, rekabeti arttırmış gibi. Real, PSG, Bayern, Juventus, Atletico Madrid, Milan, Manchester City gibi devler ilk 8’in dışında.
-> Formula 1’de Verstappen dominasyonu tüm hızıyla devam ediyor.
-> Lig takımı 52 Ordu, ligimizin en flaş ekibi Samsunpor’u eledi.
‘’Yeterli, Gerekli, Dertli‘’
Dün oynanan Avrupa maçlarından sonra 3 büyük takımımız için durumlar az çok şekillenmeye başladı. Bir takımımız yeterli, bir takımımız gerekli, bir takımımız da dertli sonuçlara imza attılar.
Turnuva başındaki kura şansı ile hedefini ilk 8’e koyan Galatasaray ilk yarı bittiğinde skorun beraber olduğuna sevinirken, ikinci yarı bittiğinde ise üzülür hale geldi. Olası bir galibiyet neredeyse ilk 8’i büyük oranda garantilemek gibi gözükse de, AZ deplasmanından alınan bir beraberlik fazlasıyla yeterli. Malmö deplasmanından ve Kiev maçından alınacak 3 puanlarla, Galatasaray son Ajax maçına sıralama belirlemek için Amsterdam’a uçabilir. İlk 8’e girmenin ülke puanı kat sayısı, ekonomik gelir ve sonraki turlar için çok büyük avantaj sağlayacağını düşünürsek, hele de bir tur az oynamayı da hesaba katarsak, Galatasaray’ın Sivas maçını mutlaka ikinci plana atması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Malmö maçı kazanıldığında, iç sahadaki Kiev maçı ilk 8 garantileme maçına dönüşecektir.
Dün akşamın en zorlu maçı tartışmasız Fenerin maçıydı. Slavia Prag çok iyi yapılanmış ve sürdürülebilir futbol ekosisteminin en güzel örneklerinden birini sergiliyor. Müthiş taraftarı ve gelecek vaad eden birçok oyuncusuyla yine tüm kulüplerimizin örnek alması gereken bir kulüp. Fenerbahçe ise Avrupa Ligi’nde en zor kurayı çeken takımımız olarak, turnuvada başını tekrar kaldırması için Prag deplasmanından 3 puan alması gerekliydi. Galatasaray’a benzer ilk yarıda 2-3 farklı geriye düşebilecek konumdan, maçı kazanan konuma gelmesi çok değerliydi. Turnuvadaki iddiasının yanı sıra, mental anlamda da önemli bir maçtı Fenerbahçe için, bu kadar eksikle geldiği Prag deplasmanından, öyle ya da böyle, 3 puan ile dönmek sezonun geri kalanına da çok olumlu tesir edecektir. Fenerbahçe artık Bilbao’yu yendiği takdirde ilk 8 adayı olacaktır.
Son 2-3 gündür kulüp içinde yönetimsel krizlerle boğuşan Beşiktaş, normalde iç sahada oynaması gerektiği maçı çok anlamsız bir şekilde deplasman tadında oynamak zorunda kaldı. Bu sürecin detaylarına girmeyeceğim, burası siyasi bir mecra değil ancak çok kısa belirtmem gerekir ki, bu maçı Macaristan’da oynamayı kim kabul etti, kim teklif etti, inanın bende net bir bilgi ve kesinlik yok. Naçizane görüşüm, Beşiktaş hakkı olan bir iç saha maçını, deplasman gibi Macaristan’da oynuyorsa, bence hem kamu diplomasisi, hem de spor diplomasisi bu anlamda başarısız olmuştur. Maça gelecek olursak, aslında çok fazla söylenecek bir şey yok, her anlamda dertli bir yönetim, takım ve hoca var. Beşiktaş Lyon’u yenip üzerine Malmö’yü de yendiğinde, gelecek adına Fenerbahçe’den çok fazla umudu vardı, şimdi işler tam tersine döndü. Umarım alınması gereken ne karar varsa bir an önce alınır ve Beşiktaş Avrupa Ligi’nde playoff oynar.