Arama

Popüler aramalar

‘’Dağ Fare Doğurdu‘’

Haftalardır konuşulan, beklenen derbi, hepimizin hayatından başıyla sonuyla 2 saat çaldı desek yalan olmaz. İki korkak hoca, gergin tribünler, hata yapmaktan korkan futbolcular… Futbol kalitesi çok düşük, mücadele ve fizik gücü de fena olmayan bir maç izledik. Aslında hafta başından beraberliği kendi açımdan garanti görüyordum ama bu kadar kısır futbolu kimse tahmin edemezdi. Ligin gerginliğinin geldiği boyut, kaybedenin çok zor duruma düşeceği maçta kısmen anlaşılabilir diyelim ve geçelim. Ama bu kadrolara, bu hocalara, bu statlara, taraftarlara bu futbol yakışmıyor. En önemli vitrin maçımızda, 5 kıtada, 100’den fazla ülkede bu maç yayınlanıyorken çok daha iyi bir ürün sunmamız gerekirdi. Olması gerekenlerden bahsettikten sonra gerçekte neler olduğuna bir göz atalım. 

Okan Buruk yönetimindeki Galatasaray en aciz, en kötü derbi maçını oynadı. Galatasaray takımı evinde hiçbir derbiyi korner atmadan, rakip cezasına 7 kez girerek, 1 tane cılız isabetli şut ile bitiremez. Okan Buruk’un skandal maç sonu açıklamalarını da tamamen bunu örtmeye çalışmak ile bağdaştırıyorum. Avrupa rezaletinden sonra taraftarla barışma şansını çöpe attığın yetmiyormuş gibi, hakeme şu maçtan sonra bu kadar yüklenmek Okan Buruk’un içinde bulunduğu buhranı net bir şekilde gözler önüne seriyor. Hakem eleştirilerini adrenaline bağlasak bile, Mourinho ne kadar çirkin açıklamalar yapmış olursa olsun, basın toplantısında Galatasaray teknik direktörüne yakışmayan cümleler kurmamalı. Okan Buruk’un mental durumu aynı oyun gibi alarm veriyor. 

Mourinho ise kazanmak için oynadık dedi fakat Fenerbahçe de maçın kendi açılarından önemine göre cesaret anlamında çok geride kaldı diye düşünüyorum. Talisca hariç yapılan her hamle temkinliydi. Talisca’yı da sahaya atmak için cesaret hapı almaya gerek yok. Djiku’nun korner pozisyonu ve Fred’in Abdülkerim’in hatasından doğan pozisyon hariç maçta heyecanlanacak hiçbir şey olmadı. Maçta kazanmaya yakın taraf tabi ki Fenerbahçe’ydi ve dün top biraz sevse belki olabilirdi. Ama Fenerbahçe’nin kazanmaya geldiğini ve öyle oynadığını kesinlikle düşünmüyorum.

Gelelim maç sonuna… Sonda söyleyeceğimi hemen söyleyeyim; Mourinho’nun ırkıçılık yaptığını düşünmüyorum. Fakat, önce stada orman demek, sonra da yedek kulübesi maymunlar gibi zıpladı demek dünyanın her yerinde çok büyük saygısızlık ve terbiyesizliktir. Böyle bir hadsizliğin geleceği sezon başından beri belliydi. Mourinho’nun sene başından beri yaptığı ve bugüne kadar gelen nezaketsizliklerine hiç ses çıkmadığı için bugün bu seviyesizlik yaşandı. Ama’sız karşısında durmak lazım. Her şeyin bir sınırı var. 

Hakemin yabancı olması ise, maçın tek güzel yanıydı. Futbolcular tabiri caizse kediye dönmüş bir şekilde, müthiş bir saygıyla hakeme yaklaştılar. Maça tesir edecek hiçbir hata yapmadı, 5-6 tane tartışmalı faul kararı var ama o da olur. Dünkü maçı bir de Türk hakemlerinin yönettiğini gerçekten düşünemiyorum. Maalesef burada Mourinho’ya hak vermek durumundayım. Bunu Vincic’in yanında Kadir Sağlam’a söylemek yanlıştır, fakat maalesef fark çok net görüldü. Bundan sonra derbilerin ve düşme hattı için son 5 haftanın yabancı hakemler tarafından yönetilmesi şarttır, elzemdir, aksi adaletsizlik olur. 

Son olarak maç sonu gördüğüm bir görüntü beni çok yaraladı. Maç sonunda orta sahanın çizgisine polis koridoru…Ne oldu bize? Nasıl bu hale geldik? Sınırlandırılması gereken hayvanlar mıyız biz? Maç sonunda sakin duramayacak vahşi yaratıklar mıyız? O görsel bir utanç tablosudur. Ülkenin sosyolojik ve psikolojik olarak geldiği durumu, futbolumuzun geldiği rezilliği daha net anlatan başka bir görsel daha bulamayız. 

Okan Buruk maçtan sonra kendi yetersizliğini örtmek için hakeme, Mourinho maçtan sonra kendi cesaretsizliğini örtmek için Galatasaray teknik heyetine, Acun Ilıcalı Galatasaray’a, Eray Yazgan Mourinho’ya… Herkes birilerine sallıyor. Dönüp cesurca, sorumluluk alabilen çıkmadıkça devam eder durur bu tatava. Çünkü mevzu her zaman üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek…. 

25 Şubat 2025, Salı 15:30
YAZININ DEVAMI

‘’Gerçekleri Tarih Yazar(!)‘’

Kurumlar, kuruluşlar, markalar, STK’lar…Bunların hepsinin bir vizyonu vardır. Tüm çalışanların veya birlikte çalışılan partnerlerin ilgili kurumun vizyonuna uyması gerekir. Aksi takdirde hedefe giden yolda sapmalar, hatalar olur. Galatasaray’ın da vizyonu en başından net bir şekilde belirlenmiştir. “Maksadımız, İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmektir” diyerek Ali Sami Yen rotayı çizmiştir. Buna taraftar da çoğu zaman ayak uydurmuştur. Uzun zaman sonra gelen şampiyonluklardan hemen sonra ya da herhangi bir şampiyonluktan sonra bile ilk olarak şu pankart açılır; “Yetmez bize bir kupa, şimdi hedef Avrupa diye”. Bu vizyona uyum sağlayan futbolcular da gelmiştir, hocalar da gelmiştir. Artık Okan Buruk’un da bu minvalde değerlendirilmesi gerekmektedir. Üzülerek de olsa söylemeliyiz ki, gerçekleri tarih yazar, tarihi de Galatasaray kelimelerine sahip marşı olan camianın 2 senedir Avrupa’da yazdığı tarih şu; çok iyi oynanan ve kaybedilen iki tane Bayern maçı, bir tane Manchester United deplasman galibiyeti, bu sene de üç tane sadece Rams Park’ta kazanılan Avrupa Ligi maçı...

Ligde yapılanlar çok değerlidir, ancak bu sadece lokal başarıya odaklanan bir camia için yeterli olabilir. Dönem dönem yazdığım gereklilik ve yeterlilik meselesine geliyor konu. Galatasaray’da ligde başarı gereklidir ama yeterli değildir. Bu sene Galatasaray şampiyon olursa, yine gözünü hemen Avrupa’ya çevirecektir. Okan Buruk’un bir sene daha Avrupa’da işleri rayına sokma kredisi var mıdır, bence vardır ama önce 24 Şubat Pazartesi günü Fenerbahçe maçından sağlam çıkıp, ligi kazanmak zorunda. Ayrıca yine belirtmek gerekir ki, tüm bu Avrupa rezaletinden en az yönetim de Okan Buruk kadar sorumludur. Dün sahaya çıkan ve yedekte bekleyen kadro kalitesinde herkesin payı var. Özetle kötü oyunlarla, bol bol bahane üretilerek, deplasmanda kaybolarak, Avrupa’nın en kolay fikstürüne sahip bir şekilde Şubat bitmeden AZ Alkmaar’a 180 dakikada ezilerek elendi Galatasaray. Toplam skor 15-3 olabilirdi. Bu seneki Avrupa maçlarına baktığımda tek teselli Galatasaray’ın Young Boys’a elenmesi diyebilirim! Şampiyonlar Ligi fikstüründe ne skorlar olurdu hayal bile etmek istemiyorum. Yönetim ve Okan Buruk’un önünde önce bir 90 dakika sonra da limana yanaştırılması gereken bir sezon ve alınması şart olan 5.yıldız var. Yapabilirlerse seneye son bir Avrupa kredisi açılır, yoksa nasıl ki markalar, kurumlar vizyonuyla örtüşmeyen çalışanlarıyla ne olursa olsun yollarını ayırıyorlarsa, benzer bir senaryo, yönetimi ve Okan Buruk’u bekliyor…

Yol Açık!

Sene başında Avrupa Ligi fikstürleri çekildiğinde Mart ayında kim Avrupa maçı oynar diye sorulsaydı, kimse ‘Fenerbahçe’ demezdi diye düşünüyorum. Hem hedef olarak ligin önceliklendirilmesi hem de fikstür olarak Fenerbahçe’nin Avrupa’da devam etmeyeceği veya edemeyeceği kesin gibiydi. Şimdi ise, ülkenin tek temsilcisi olarak, hem de yolu açık bir şekilde devam ediyor. Bugünkü kurada gelebilecek Rangers’ı veya Olympiakos’u da eleyecek gücü var Fenerbahçe’nin ve aynı geçen sene gibi çeyrek finale çıktıktan sonra artık sonunun neresi olacağını bilemezsiniz. Geçen sene bence finali ve hatta kupayı kaçıran Fenerbahçe bu sene sonuna kadar zorlamalı ve bu maçlara önem vermeli. Hepimizin hatırladığı gibi, lig için Avrupa çeyrek final maçında rotasyon yapan İsmail Kartal sene sonu 99 puan toplasa da herkesin ağzında kötü bir tat bırakmıştı. Fenerbahçe’yi yine benzer bir şekilde zor bir karar bekliyor. Hem ligi hem Avrupa’yı birlikte yürütebilirse ne ala, ancak naçizane görüşüm Pazartesi günü istediği sonuçla ayrılamazsa Rams Park’tan, hedef net bir şekilde Avrupa’da yarı final ya da final olmalı. Sonuç odaklı oyunu ve buralarda çok bulunmasından sebep, Mourinho ile bunu hayal etmek mümkün diye düşünüyorum.

21 Şubat 2025, Cuma 13:13
YAZININ DEVAMI

‘’Baskının Terazisi Değişti‘’

Haftalardır Galatasaray’ın oyununun iyi olmadığını, ligin kalitesi sebepli yoluna bir şekilde devam ettiğini konuştuk, herkes konuştu, yazdı çizdi. Görünen köy kılavuz istemez de görünen köyün de bu kadar kötü olacağını kimse tahmin edemezdi bence. Eksikler, sakatlar, cezalılar ama ne olursa olsun teslim olan bir Galatasaray takımı hiçbir şekilde açıklanamaz, açıklanmamalı. Takımın ana damarları diyeceğiz Osimhen, Torreira, Sanchez yok, Yunus ve Jakobs sakat. Yazın geçen başarısız transfer dönemi sebepli Ahmet Kutucu, Lemina ve Frankowski yazamıyorsun. Zaten geç gelenler de oldu. Bunların hiçbiri Galatasaray’ın ilk yarı çok sert bir şekilde sürplase olmasına, ikinci yarıda da 10 kişi kalınca tamamen beyaz bayrağı çekmesine neden olmamalı. Galatasaray’ın ve Okan Buruk’un en önemli eksiği de konjonktüre göre, eksikliklere göre hiçbir zaman idare etmek istememesi. Herhangi bir maçı, hedefe yönelik, spesifik bir taktikle, pragmatik yaklaşımla oynamaması. Bunu göreve geldiği ilk senesinde yapıyordu Okan hoca ama uzun süredir yaklaşımını değiştirmiyor. Bu artık zarar vermeye başladı. Dünkü eksik kadroyla çirkin bir futbol akşamı yaşatıp en fazla 1 farkla mağlubiyetle ya da belki şansın yardımıyla beraberliği alıp dönebilirdi.

Bir maç sonuç uğruna inandığın futbol doğrularını uygulamamak, momentumu değiştirip, sezonun yönünü etkileyen bir maç oldu diyebiliriz. Hatay beraberliği ile hafif sarsılan momentum, bu maç ile beraber iyice yön değiştirmeye başladı. Rize deplasmanında alınabilecek olası bir beraberlik, Fenerbahçe maçının havasını Galatasaray için mental anlamda bir cehenneme çevirebilir. Fenerbahçe’nin hala çok iyi futbol oynamasa da “pragmatik” sonuçlar ve oyunlarla çok ivme kazanmış şekilde geliyor. Fenerbahçe artık aynaya bakıyor ve orada morali çok yerinde, disiplini yerinde bir takım görüyor. Disiplin demişken, eğer bir takım Avrupa’da play-off maçından 3 gün önce bir doğum günü partisinde eğlenmeyi biliyorsa, çıkıp sonrasında koşmayı, mücadele etmeyi de bilecek. Eğer bunu yapamıyorsan, eleştirileri de alacaksın, kimse kusura bakmasın! Öyle ya da böyle bundan 1-1,5 ay önce zorda ve baskıda olan taraf Fenerbahçe ve Mourinho iken, şu an Galatasaray ve Okan Buruk. Çünkü Avrupa’da iki sene üst üste çok benzer elenmeler soru işaretlerini ister istemez arttırır. Türkiye’de her zaman kendini yeniden kanıtlamak zorundasın. Maalesef burası böyle, buranın acımasızlığını anlamak ve katılmamakla beraber, Avrupa’da 2 senedir yaşananlar bütün olarak bakıldığında endişeye sebep veriyor. Burada ilk sorumluluk tartışmasız Okan Buruk’ta ama yönetimin de kadro planlaması olarak net payı var diyebiliriz. Oyuncular da bu kadar ruhsuz oynayamaz, sorun her ne olursa olsun. Şimdi Galatasaray’ın önünde bence iki maç kaldı. AZ Alkmaar ikinci maçını formalite olarak gördüğümden, şunu net söyleyebilirim ki Rizespor ve Fenerbahçe maçlarını kazanıp ligi rahatlatıp sezon sonu kolayca ipi göğüslemek dışında bir seçenek kalmadı. Rizespor ya da Fenerbahçe maçlarında yapılacak bir puan kaybı sezonun Fenerbahçe’ye doğru kayması demek… Zaten Rams Park’ta derbiyi kaybedersen, lig kupasını rakibine vermiş olursun. Okan Buruk’un ilk senesindeki Beşiktaş – Başakşehir sekansına çok benzetiyorum bu iki haftayı… 2’de 2 yaparsa başka bir sezon sonu yaşanır, aksi taktirde hiç istemesem de, uzun seneler Okan Buruk’un kalması gerektiğini düşünsem de bu Avrupa karnesiyle, Galatasaray’da kalabilmesi için her sene şampiyon olması gerekiyor maalesef.

Fenerbahçe Tam Gaz!

90’ların, 2000’lerin klasik manşetlerinden bir tanesini yazmak istedim Fenerbahçe için. Tam olarak araba ısındı, motor gayet iyi çalışıyor. Engeller bir bir aşılıyor ve taraftar, takım, hoca, yönetim ve camia birleşiyor. Şu an yukarıda da dediğim gibi Fenerbahçe aynadan gözüküyor. İyi futbol oynadığını hala düşünmüyorum ama havası, enerjisi çok pozitif ve tüm transferlerden değerli olan olumluya değişim yaşanıyor gibi. Eskiden bu zamanlarda Fenerbahçe sahanın dışına çıkardı, şimdi öyle ya da böyle rakibi saha dışına çıkmış gözüküyor. Derbiye kaç puan farkla çıkılacak çok fark edecek ama şu an gözüken derbide olası bir Fenerbahçe galibiyeti mental olarak uzak değil, takım motive ve kenetlenmiş durumda. Şunu da kabul etmek lazım ki, aynı geçen sene olduğu gibi, Avrupa’da yolu daha rahat olan Fenerbahçe, ülke puanı için tek tesellimiz ve umudumuz.  

14 Şubat 2025, Cuma 16:32
YAZININ DEVAMI

‘’Adım Adım Kreşendoya‘’

Mutlaka bu kelimeyi daha önce duymuşsunuzdur. Türk Dil Kurumu sözlüğünde kreşendonun karşılıkları şu şekilde;

  • 1. isim, müzik: Porte altında bulunan ve müzik parçası çalınırken sesin hafiften kuvvetliye doğru gideceğini belirten işaret.
  • 2. isim, tiyatro:  Tiradı daha etkili oynayabilmek için sesin her cümlede veya kelimede daha yüksek şekilde söylenmesi.
  • 3. isim, mecaz:  Olayların gittikçe büyümesi, daha çok ses getirmesi.

Günlük hayat kullanımında daha önce duyduysanız; bahsedilen konunun, diyaloğun, olayın zirve anına gittiğimizi anladığınız ya da işlerin büyüdüğünü ve büyüyeceğini fark ettiğiniz an duymuş olabilirsiniz. Ben açıkcası geçen sene yaşanan; maçtan çekilme, Trabzon-Fener maçı ve Halil Umut Meler’e yapılan çirkin saldırının, kreşendo anları olduğunu ve o noktadan itibaren her şeyin biraz daha sakinleyeceğini düşünmüştüm. Nitekim yabancı VAR hakemi ile ligin sonu sakin ve gerilim nispeten azalmış bir şekilde tamamlandı. Bu senenin belki de en büyük sıkıntılarından biri yabancı VAR ile başlamamak oldu diyeceğim, ancak dünkü maçın elementlerinden biri yabancı VAR. O zaman sorun yabancı VAR’ın gelmesi, gelmemesi değil. Sorun ne bir bakalım. Dün olan normal bir şey değildi. En ince ayrıntısına kadar ne olduğunu anlamamız şart.

Konuya kısmen bir giriş yaptıktan sonra, dün ile ilgili en çok üzüldüğüm konu, 12 yıl boyunca lisanslı takım sporu yapmış biri olarak söylüyorum, sahadan ne olursa olsun çekilme kararını almak. Oraya gelen, bilet almış, ürün almış, vaktini vermiş taraftar başta olmak üzere, hazırlanan oyunculara, o stadı o gün hazırlayan ekibe, takip etmek için gelen medya mensuplarına, fotoğrafçılara, hayali bir gün o statta oynamak olan top toplayıcı çocuklara, daha da saymaya devam edebilirim, herkese çok büyük saygısızlık ve ayıp. Şimdi bunu ama’sız, fakat’sız söylemeyen kimse samimi değildir, ajandası vardır, bir amacı vardır. Gelelim maçın içine… Mertens’in pozisyonu penaltı değil, Semih Mertens’e koşu yolundayken hamle yapıyor ama bildiğiniz takıyor ayağını Mertens. Futbolda penaltı almak, faul almak diye bir şey vardır. Mertens de oyun tarzı olarak bunu kovalayan biri. Bunu yine denedi, ancak olmadı ve penaltı verilmemeliydi. Ama bu ne Mertens’i seviye olarak düşürür ne de penaltı veren hakemin fahiş hata yaptığını ifade eder. Çünkü futbolda bunlar var, Arda Güler’in meşhur Beşiktaş maçı pozisyonu ilk aklıma gelen, daha çok sayabiliriz bu seneden, geçen seneden. Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor’dan, diğer takımlardan, bunları yapanlar var. Burak Yılmaz’a Beşiktaş taraftarı hırsız diye tezahürat yapıp, sonra bağrına bastı. Bu onu, Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük 3-4 forvetinden biri olmaktan alıkoymaz. O da penaltıyı, faulü almaya çalışırdı. Konuşmak bile manasız. O yüzden Mertens üzerinden yapılanın bir algı çalışması olduğu çok belli. Hakem ise, o pozisyona penaltı verebilir. Anlık, Semih’in temas etmediğini, Mertens’in kendi ayağını taktığı görmek zor. Peki o zaman burada ana sorumlu kim, yabancı VAR. Şimdi burada bir yerde durmak ve şunu fark etmek zorundayız; bu konuştuklarımız yanlış verilmiş bir penaltı pozisyonunu açıklıyor, maçtan çekilmeyi değil…

Sorun tam burada. Ne hakemler, ne yabancı VAR, ne de başka bir şey. Sorun bizim artık yapılan hiçbir şeye güvenmememiz, inanmamamız. Ne maçtan çekilenler bunun gerçekten bir hata olduğunu düşünüyor, ne de maçtan çekilenler hakkında Galatasaray’lıların başını çektiği kesim, bunun masum ve anlık bir şey olduğuna inanıyor. Bu zihniyetimizi değiştirmediğimiz sürece kralını getirelim yine böyle şeyler yaşayacağız. Dün Murat Sancak Danimarka’lı VAR da yapının parçası dedi. Bu cümle kurulduktan sonra kimi getirseniz getirin ne fayda edebilir. Şubat ayının başında bu hadiseyi yaşadıysak, Mart-Nisan-Mayıs ne bekliyor bizi merakla bekliyorum. Ezcümle, ne olursa olsun Adana Demirspor sahadan çekilmemeliydi. Türkiye’de fahiş VAR hatası ya da orta hakemin görmediği net pozisyon ilk kez olmuyor. Atlanan, verilen, verilmeyen birçok penaltı, kart var bu ligde. Sırf bu sene birçok takımın birçok takıma hakkımız yendi diye gösterebileceği bir ton görüntü var. Hakemler kötü, yerine çağırdığımız yabancı VAR da kötü, eğer yerine çağıracağımız yabancı orta hakem de kötü çıkarsa, bu kaosu kimse toparlayamaz benden söylemesi.   

Eğer derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek ise, naçizane bir önerim var.

Bu sezonu tüm maçlara yabancı orta hakem ve yabancı VAR ile bitirelim. Bu olmazsa olmaz artık. Sene bittiği an, önümüzdeki 3 yıl boyunca hakemlik reformu adı altında bir proje yapalım, açıklayalım. 3 sene boyunca tüm maçlar yine yabancı orta hakem ve yabancı VAR ile yönetilsin. Bu sırada, daha önce belli bir seviyede futbol oynamış, çim zeminin kokusunu almış, toprağını yutmuş 60 tane genç arkadaş belirleyelim. Bunları 3 sene boyunca yurtdışında, yurtiçinde eğitelim. Her şeyin zamanı belli ve net olsun. 3 sene sonunda da tüm bu genç arkadaşlarla hakemlik müessesinin itibarını geri teslim edelim.

Maliyetli bir operasyon ama Türkiye’de bu kadar büyük futbol pazarı, dönen devasa paralar, sporcu sayısı vs. gibi faktörlere baktığımızda, bu paranın harcanmaması yanlış olur. Bu işi düzeltmemiz ve bir an önce yapmamız şart. Hayırlı bir yere gitmiyor, geçen seneki olaylara şükreder hale gelmeyelim…

He bir de yönetemeyen de bir zahmet yönetebilecek kişilere bıraksın…Ülkede birileri çıkıp sorumluluk alsın, bari futbolda bunu yapın…

10 Şubat 2025, Pazartesi 14:35
YAZININ DEVAMI

‘’Fazla Olan Yanlıştır‘’

Mekanizma nasıl işliyor gerçekten merak ediyorum. İki takım da birbirinin maçını izliyor, bekliyor, sonra acaba tweet mi atsak ya da asbaşkan mı değinse gibi düşüncelere kapılıyorlar herhalde. Sonrasında da konunun kendi aralarındaki tansiyonuna göre karar veriliyordur diye düşünüyorum. Artık klasik haline geldi… Galatasaray da, Fenerbahçe de maçta ne olursa olsun, kendileriyle ilgili değil de rakipleriyle ilgili mutlaka açıklama yapıyorlar. Maçın ilk 11’ini açıklamak gibi oldu.

Onun da bir saati var, bu demeç savaşlarının da bir saati var. Anlamak mümkün değil, taraftarı konsolide etmek ya da kamuoyu/algı oluşturmak için diye düşünsek iletişim açısından bakıldığında yine problemli bir durum var.  Çünkü hayatın her alanında olduğu gibi iletişimde de fazla olan yanlıştır. Ne kadar çok açıklama yaparsanız, kulübün resmi hesabının attığı içeriklerin, metinlerin değeri, ciddiyeti bir o kadar düşer. Asbaşkanlarınız ne kadar çok konuşursa, konuştuğunun etkisi ve karşılığı o kadar azalır. Kusura bakmasınlar ama ne Galatasaray’ın ne de Fenerbahçe’nin yaptığı, birbirleriyle ilgili açıklamaların, paylaştığı içeriklerin hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Ayrıca yaşanan maçlar ve dolayısıyla ardından gelen maç alındı bir yere verildi durumuyla ilgili de iki kelam edeyim yeri gelmişken.

İki takım da haftalardır yetersiz ve kötü futbol oynuyor. İki takım da ben şampiyonum oyunu oynamıyor. İki takım da maçlarını zar zor 1 farkla kazanıyor. Hakemlerden önce, karşı tarafından ne yaptığından önce, bu duruma odaklanan ve bunu iyileştirmeye çalışan takım da zaten bence şampiyon olacak. Kim kafasını, odağını gerçekten sonuç getiren ve bir işe yarayacak aksiyona çevirirse rakibinin önüne geçecek. Türk futbolunu artık bu kısır döngülerden, tartışmalardan kurtarın. Anlıyorum, TV’lere, bazı Youtube kanallarına kaos lazım, etkileşim, erişim lazım. Siz ne yaparsanız yapın onlar malzemesini bulacak zaten, en kötü oluşturacak. Siz bu yangını harlamayın, büyütmeyin. Mourinho’nun sosyal medya hesabını bir propaganda aracı olarak kullanmasına bugün ses çıkarmazsanız, yarın bir gün başkası yaptığında söyleyecek lafınız kalmaz. Aynı şekilde Metin Öztürk’ün yaptığı gibi seviyeyi düşürürseniz, yarın bir gün o seviyeden sizinle konuşulduğunda itiraz edecek yüzünüz olmaz. Lütfen sadece çıkın top oynayın. Tabi ki futbolun, sporun içinde atışmalar, laf söylemeler olacak. Bunların olması gereken dozu bizimkilerin yaptığının çok çok uzağında orası ayrı. Onun da keyfi başka ama biz o keyiften de uzaklaşalı uzun zaman oldu. Uzun lafın kısası, Türk futbolunun iki dev çınarı, ezeli rakip, ebedi dost, Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimleri, yeri geliyor hocaları, taraftarları, ayağınıza sıkıyorsunuz. Bakın devrede getirmek istediğiniz genç potansiyelli 22-23 yaş civarı hiçbir topçu gelmiyor. Fenerbahçe’de balkan networkü sayesinde Mimovic’i getirdi, Galatasaray da 1 tane belki benzer transfer yapacak ama o kadar. 30+ getirdiğiniz topçular top oynamak istesin diye dua ediyorsunuz. Avrupa’dan buraya yaklaşımı Suudi Arabistan liginin bir adım ötesi sadece, yüksek yüksek maaşlar vererek bu çark dönmez, dönmeyecek. Ne öyle bir ekonomimiz ne de bu çarkı döndürecek kaynaklarımız var. Bir de şunu demeden geçemeyeceğim, birbirinize içeride bu kadar dayılanıyorsunuz ya, Avrupa arenasında da görmek isteriz bu meydan okumalarınızı…

04 Şubat 2025, Salı 12:54
YAZININ DEVAMI

‘’Ayna Ayna Söyle Bana…‘’

Yine Türk futbolunda öyle bir gece yaşandı ki, oturup üzerine düşünmek, şapkayı önümüze koymamız gerekiyor. Milyon euroluk takımlarımızdan biri çok şanslı fikstürüne rağmen ilk 8’e giremedi, biri son dakika Portekiz semalarında gol iptal edilmese eleniyordu, biri de Lyon ve Bilbao gibi iki Avrupa Ligi kafa takımını yenip elendi. Üç büyüklerimiz arasında Galatasaray’ın başarısızlığını Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan ayırıyorum çünkü ikisine nazaran inanılmayacak seviyede kolay bir fikstür çekmişti Galatasaray. Rigas, Malmö, Kiev, bu üç takıma 6 puan bırakan 220 milyon Euro değerinde bir takım olmaz, olamaz, olmamalı.

Okan Buruk ligde tarih yazmıştır, rekorlar kırmıştır, kimse de buna dil uzatamaz ama son 2 seneye baktığımızda Avrupa’da net bir başarısızlık olduğunu söylememiz, kabul etmemiz lazım. Fenerbahçe’nin de kadrosuna baktığımızda bu sezon başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Galatasaray’a nazaran, hem fikstür hem de sakatlık olarak biraz daha kabul edilebilir bir başarısızlık. Yine de Fenerbahçe kadrosunun son dakika gol iptaliyle 24.olması Türk futbolu açısından çok ciddi bir problemdir. Beşiktaş’ın bu sene yaşadığı problemler sebepli uzaktan anlaşılabilir gibi gözükse de Lyon ve Bilbao galibiyetlerini alıp, 24 takım arasına katılamamak çok üzücü ülke puanı ve devamı açısından. Kendi ligimizde birbirimizi yerken, sen ben bizim oğlan yarışıyorken, Avrupa aynası, bize rekabetten ne kadar uzaklaştığımızı bir kez daha gösterdi. Artık ciddi önlemler almamız lazım, hakemlerimizle, zeminlerimizle, futbol anlayışımızla, antrenörlerimizle, transfer politikalarımızla, buna göre yöneticilerimizle…

Avrupa kupa temalı pastalar keseceğimize önce kendi ligimizde Avrupa standartlarında maçlar oynamayı hedeflememiz gerekiyor. Taraftar her zaman hikayeleri satın alır ama o hikayelerin La Fontaine’den masallar olduğunu anladığında taş taş üstünde bırakmaz. Yerel lig başarısı yönetimleri, hocaları, oyuncuları bir kere kurtarır, iki kere kurtarır. Maçların hepsini izleyemediğim için değerlendirmeye giremeyeceğim, ancak dün Türk futbolu açısından aynanın karşısına dikilip ne kadar geride kaldığımızı anladığımız, anlamamız gereken bir geceydi. Umarım mesajlar alınmıştır diyeceğim, ancak hiç sanmıyorum, pek de umudum yok açıkcası…

Hak Eden, Hak Ettiği Yerde

Gururla, mutlulukla, umutla biz de söyleyelim, yazalım; Alperen Şengün All-Star’a seçildi. Adım adım, kariyer basamaklarını çıkan, her sene oyunun gerekli alanlarını geliştiren, üzerine koyan Alpi, sonunda hak ettiği ünvanı aldı ve artık o bir All-Star. İlk All-Star değil ancak sakatlık olmadan, en başından kadroda yer alan ilk Türk. NBA’de All-Star önemli bir apolet ve bunu edinmesi çok önemliydi. Geçtiğimiz sene performans olarak yine iyi olsa da, takım olarak kötü durumdalardı. Şimdi takım olarak da sezonun en flaş ekiplerinden biri konumundalar, hedefleri var ve Alperen 5 ana kategoride ilk 40’ta yer alan tek basketbolcu. Son olarak All-Star’a seçilip seçilmeyeceği konusunda sorulan soruya verdiği cevapla, özgüveninin nereye geldiğini bize gösterdi. Sürekli ikili, üçlü sıkıştırma gönderen koçların ne yapacağını göreceğiz demişti. Yürüyedur Alpi, daha seni finallerde izleyip, yüzüğü kazandığın anları kutlayacağız .

31 Ocak 2025, Cuma 16:20
YAZININ DEVAMI

‘’İğne İpliğinde İki Cambaz‘’

Her hafta aynı tansiyon, her hafta aynı gerginlik…Hakemler, açıklamalar, bir de üzerine transfer dönemi spekülasyonları, çalımları vs. Tüm bunların karmaşası ve bağırış çağırışından uzaklaşıldığında görülen bence çok net bir resim var; iki takım da her hafta çok kırılgan bir şekilde maçlarına çıkıyor ve mental olarak ilk puan kaybeden, çok büyük düşüş yaşayacak diye düşünüyorum. Dün Fenerbahçe maçının ilk yarısı biterken yönetim istifa sesleri ve çoğu kişinin kafasında bitmiş bir sezon vardı. Ondan önceki gün Galatasaray maçında maçı 1-0 önde götürmenin verdiği stres net bir şekilde takım üzerinde gözüküyordu. İki takım her maçını final gibi oynuyor, çünkü 23 Şubat’taki maça kadar gerçekten de 0 hata yapan en avantajlı şekilde derbiye çıkacak. Bu şu açıdan değerli; derbi haftasına gelindiğinde kaç puan fark olduğu oyunu direkt etkileyeceği için, 4-6-8 puan arasında çok etki farkı var. 4 puan olursa çok gergin bir Galatasaray, 6 puan olursa bence iki takım da beraberliğe yakın bir oyun, 8 puan olursa da çok gergin bir Fenerbahçe izleyeceğiz.

O haftanın psikolojik olarak nasıl geçeceğine, iletişim tarzlarına, dillerine kadar etkileyecek bir şeyden bahsediyoruz. Fikstüre bakıldığında o maça kadar tartışmasız daha zor fikstür Galatasaray’da. Antep ve Rize deplasmanları, Türkiye’de hangi sezon, hangi mevsim oynanırsa zordur. Fenerbahçe’nin nispeten kolay gözüken fikstürünü, avantaja dönüşmesi için, çıkıp sahada oyun olarak bir şeyler göstermekten geçiyor. Hiçbir maç oynanmadan kazanılmıyor ve Fenerbahçe’nin dün kazanmasına rağmen ve bence haftalardır oyunu şampiyonluk oyunu değil. Galatasaray’ın da oyun gücü çok düştü ama 6 puan önde, o yüzden limitini zorlaması ve fazlasını yapması gereken takım Fenerbahçe. Ben ligin sonunun geçen senenin sonuna benzeyeceğini düşünüyorum. Transferler sonrasında tekrar konuşuruz, değerlendiririz ama Galatasaray’ın artan yorgunluğu ve stresi, Fenerbahçe’nin en azından mücadeleyi arttırması ve transferlerde önden ve agresif davranması yarışı dengeleyecektir. Biliyorum kamuoyu ve toplum olarak yapamayacağız ama keyfini çıkaralım…

Sosyal Medyada da Örnek…

Göztepe Futbol Takımı, hocasıyla, yönetimiyle, yönetim anlayışıyla, stadıyla, transfer politikasıyla, taraftarıyla imrenerek, hayranlıkla izlediğim bir kulüp. Dünkü maçta tamamen gençliklerine kurban gittiler, şahane bir ilk yarı, sonrasında sadece oynayanları değil herkesi paralize eden bir 10 dakika ve bir daha ilk yarıdaki ritmi bulamayan genç bir takım. Ama net bir şekilde galiptir bu yolda mağlup. Bence Göztepe, kendi şartlarını, bütçesini göz önünde bulundurursak ligin en iyi futbol oynayan takımı. Burada Eyüp ve Samsun’un da hakkını vermek lazım ancak naçizane totale baktığımızda Göztepe bir adım önde. Üzgünüm ama Galatasaray ve Fenerbahçe’yi büyük maaş ve bonservis ödedikleri topçular yürütüyor. Oyun olarak Fenerbahçe sezon başı hariç pek yok, Galatasaray da Bodrum maçından beri ciddi düşüşte. Konumuza dönelim... Göztepe’nin özellikle iletişim tarafında da hayranlık uyandıran meziyetleri var. Sosyal medya hesaplarına, içeriklerine bir bakmanızı tavsiye ederim. Teknolojiyi sonuna kadar kullanmaya çalışıyorlar ve farklı bir şey yapmaya çalışıyorlar. Zaten başarı bir kulüpte ya da bir organizasyonda baştan aşağı bir anlayış ile geliyor. Göztepe iyi yönetiliyor, çok uzak olmayan bir gelecekte şampiyonluk yarışında bir Göztepe göreceğimize eminim. Yolları açık olsun…

Söylemeden olmaz!

Futbolda küfrün dozu aşalı çok oldu, artık eski ve kurucu başkanlara varan küfürler ediliyor ama her şeyin bir sınırı var ve dün bu sınır Fenerbahçe taraftarlarının ettiği küfürle bence aşıldı. Burada tekrarlamayacağım ama konu kızlara, kadınlara, bir şehrin insanlarına gelmemeli. Futbol bu, bir oyun. Hiçbir şeyden fazla değeri yok, eğlence için var. Stadın üzerinde Atatürk yazan bir takımın taraftarına hiç yakışmadı.

27 Ocak 2025, Pazartesi 14:55
YAZININ DEVAMI

‘’Çanlar Kimin için Çalıyor?‘’

Kısa zaman öncesine kadar bu sezon için en rahat düşüncelere sahip ve hayal kuran bir Galatasaray taraftarı bile dün saat 20:30 sularında uyanmıştır. Dün açıkcası Galatasaray için takkenin düştüğü ama hala kelin gözükmediği bir maç oldu. Ülkesinde savaş yaşanan, 6 maçta 0 puan alıp, 1 gol atmış Dynamo Kiev, Rams Park’a gelip Galatasaray’a hem 3 gol attı, hem de puan aldı. Geçtiğimiz hafta takımın mental durumuna yansıyan rehavet ve ciddiyetsizliğe fiziksel yorgunluk da eklendi. Sürekli aynı oyuncularla oynamak, aslında Bodrum maçından beri tıkanmaya başlayan oyun sistemine müdahale etmemek, ezber değişiklikleri sürekli tekrarlamak gibi problemlerin gün yüzüne çıktığı bir akşam yaşandı. Yedek oyuncuların bir türlü rotasyona girememesi ve katkı sağlayamaması da, hiç değişmeyen ilk 11 üzerinde fiziksel ve mental baskıyı da iyice arttırıyor. Ancak tüm bunların ötesinde Galatasaray’ın oyun anlayışındaki inatçılığı en büyük zararı veriyor. Oyunun her anında savunmayı neredeyse hiç önemsemeden sonuca gitme arzusu, skor üretemediğin ya da savunma/kalecinin kötü gününde Galatasaray’ın puan kaybetmesine sebep oluyor. Okan hocanın bu sorunların hepsinin farkında ve çözümü 20:30’tan itibaren düşünmeye başladığına eminim. Maç sonrasında birçok kişinin kızdığı açıklamasını da oyuncuları koruma içgüdüsünden yaptığını anlamak çok zor değil. Sadece bundan 2 hafta öncesinde ligde 8 puan önde ve Avrupa’da avantaj cebinde olan bir takım yok artık, bunu kabul etmek lazım. Artık Avrupa Ligi’ni ilk 8’de bitirmek için Ajax’ı Amsterdam’da yenmek şart ve belki olasılık olarak kazanmak bile yetmeyebilir. Ligde en azından Fenerbahçe maçına kadar hata yapma kredisi de kalmayan bir Okan Buruk için artık radikal hamleler vakti diye düşünüyorum. Transferi tüm bu bağlamdan bağımsız görüyorum çünkü uzun zamandır sorun oynanan oyunda ve çözüm için hiçbir hamle denenmiyor saha içinde. Tabi ki Fenerbahçe’nin agresif bir şekilde takımını güçlendirdiği dönemde transfer şarttır ve yapılmalıdır ama transferlerin ya da Sara’nın dönüşünün Bodrum maçından beri tıkanan oyunu ve her maç kötüye giden savunmayı değiştireceğini düşünmek hayalperestlik olur. Teşhiş doğru yapılırsa hala iyi bir noktada Galatasaray ancak çanlar biraz da olsa çalmaya başladı diyebiliriz…

Başımız Sağolsun…

Bugün futbol konuşmanın, yazmanın çizmenin konuşmanın pek anlamı yok aslında ne desek boş. Galatasaray avantaj kaybetmiş, Fenerbahçe yarışa geri gelip tutunabilirmiş, Beşiktaş, Trabzon vs… Bu ülkeden  yine alınması gereken hiçbir önlem alınmadığı için 76 canımız yangın sebepli hayatını kaybetti. Diyecek çok fazla bir şey yok, bu ülkede insan hayatı hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Bu satıları okuyan siz, yazan ben, dinleyen sevdiklerimiz, hepimiz orada olabilirdik, yarın bir gün başka bir yerde benzer bir şey başımıza gelebilir. Kader ayrı bir şey, yapılması gerekenler yapılmadığı için, alarm çalmadığı için, turistik bir bölgeye en yakın itfaiye 41 km uzaklıkta olduğu için, yangın merdiveni dışarıya ve ahşap olmayan bir maddeden yapılmadığı için ölmek ayrı bir şey. Lütfen ama lütfen bu son olsun, denetleyin, denetleyin, denetleyin, kim olursa, kimlerden olursa olsun…

22 Ocak 2025, Çarşamba 15:25
YAZININ DEVAMI