Arama

Popüler aramalar

‘’Timsah Yürüyüşü kadar travmatik!‘’

Çevremde çok saygıdeğer Fenerbahçeliler var, sağduyulu ve samimi çoğu... Her konuda ‘muhataplık’ ölçütüm de bu zaten! Sağlam Fenerbahçeli hepsi, ona zerre şüphe yok. Ama hakkaniyetliler öncelikle, karşı tarafa da saygılılar. Kulüp sevgilerinin temelini, karşı tarafa duydukları nefret oluşturmuyor en azından. İş arkadaşlarımın bazıları, dostlarımın çoğu ve en önemlisi de eşim böyle Fenerbahçeli. Oturduğum yer Moda, stada yürüyerek 5 dakika mesafede. Özellikle Saracoğlu’nda maç olduğu zaman, Moda, Bahariye ve Bağdat Caddesi’nde o muhteşem insan manzaralarını izlemek için keyifle dolaşırım fırsat buldukça... Ama be kardeşim... Sen varlığının en büyük nedeni olan ezeli rakibinin adını anmaktan bile her fırsatta kaçınırsan, öncelikle o sağduyulu taraftarlarına ihanet ediyorsun demektir, bırak onurlu ve imrenilecek ezeli rekabeti bir yana...

Alın size son bir örnek... Nedir o kulübün resmi internet sitesinde verilen kürek haberi öyle... Bu kulübün başkanı, bir anlamda sahibi! Bunun daha ötesi yok yahu, bir anlamda her şeyi olan Aziz Başkan, Adnan Polat’la Sapanca’da yanyana, Galatasaraylı kürekçilerle bir arada pozlar veriyor, onları kutluyor, kulübün resmi internet sitesinde yarışmaların şampiyonu, ’birinci olan takım’ olarak geçiştiriliyor! Bu kadarına ‘pes’ doğrusu, üstelik iki başkanın herkese örnek olacak o pozları eşliğinde böyle bir nefret tohumu ekebiliyor o ‘kraldan çok kralcılar!’

Alın ve okuyun ‘fenerbahce.org’daki o ibretlik haberi:
‘Kürek takımımız, takım halinde 143 puan toplayarak ’birinci olan takımdan’ 1 puan eksiği ile ikinci olarak yarışmayı tamamladı. Kategorisinde iki birincilik ile Galatasaray, Hafif kilo bayanlar, Büyük B Erkekler, Büyük Bayanlar, Hafif Kilo Büyük B Erkekler kategorilerinde 4 birincilik kupasını da Şişecam Çayırova aldı. Toplam altı kategoride yapılan yarışların dört birincilik kupasını Şişecam Çayırova aldı.’

Habere göre; 6 yarıştan 4’ünü Şişecam Çayırova kazanmış, o kesin. 6’dan 4 çıkar, kalır geriye 2... 2 de 4’ten büyük olmadığına göre, demek ki ‘şampiyon’ Şişecam Çayırova sonucu çıkmıyor mu? İkinci zaten belirtilmiş; Fenerbahçe! Ama sonuçta şampiyon Galatasaray’mış meğer!

Mübarek Fenerbahçe’nin internet sitesi değil, kangreni, utanç vesikası! Komik duruma düştüklerinin de hâlâ farkında değil birileri. Bunun da, en az ‘Timsah Yürüşüyü’ kadar travmatik bir vaka olduğunu göremiyorlar bir türlü!

15 Haziran 2010, Salı 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Arda gider, Gio ve Caner kalır!‘’

Galatasaray’ın Frank Rijkaard yönetiminde ‘oynamak istediği’ futbolun temelini ‘hız’ oluşturuyor. Her anlamda hız, ama sadece atlet gibi koşmak değil bu... Paslaşmada hız, oyunun yönünü değiştirmede hız, koşuda hız, yardımlaşmada hız, en önemlisi de düşüncede hız... Bakın ‘hızı’ tarif ederken kullandığım kelimelerin her biri, ayrıca bütünlüğü, devamlılığı, yardımlaşmayı da içeriyor. Harç bir başına hızdan oluşmuyor yani! Olaya bu gerçeklikten bakılırsa, şu anki kadrodan kimlerin kalması veya kimlerin gitmesi gerektiğini, ‘duygusallıktan sıyrılmayı başarabilen’ herkes ‘şıp’ diye bulabilecektir.
*****
Yıllardır Galatasaray üzerinden savunduğumuz ‘hücum futbolu’ anlayışıyla, karşı tarafın çok belirgin görüntüsü yansıdı geçen çarşamba gecesi televizyon ekranlarına... Barcelona karşısında 10 kişilik İnter’in tüm takımlara örnek olacak savunması büyüleyiciydi kuşkusuz! Geçen yıl da, yine yarı final eşleşmesinde benzerini Chelsea denemiş, ama onlar karşı kaleyi olmasa bile, hiç olmazsa karşı yarı sahayı düşünmüştü! Kimine göre onurlu ve akıllı mecburi bir duvardı İnter’in ördüğü... Çünkü Chelsea gibi elenmemiş, üstelik de hücum futbolunu benimsemiş, oyundan keyif alan ve veren Barça’yı safdışı bırakmıştı!
*****
İlk maçta elde edilen 3-1’lik skoru korumak... 10 kişi kalmak... Turu geçip işin ucunda bilmemkaç milyon Euro’yu cebe indirmek... Futbolun savunma yanına vurgu yapmak... Kupayı kazanmak... Tarihe geçmek... Herkes bunlardan birini ya da birkaçını yanyana koyup İnter’i savunabilir, savunma futbolunu yüceltebilir, hatta tüm bunları hücum futbolu düşmanlığıyla yoğurup, çaktırmadan Mourinho tapınmacılığı yapabilir! Her ne adına olursa olsun, uzatmalar hariç 90 dakika boyunca İnter’in sahaya düşen gölgesi miniminnacıktı oysa... Alan daraltmayla ilgisi yoktu bu kısalığın, aramızdaki ‘çakma Mourinholar’ın büyük bir coşkuyla kutsadığı ‘skor için her şey mübah’ çıkışlı futbol cinayetinin bir eseriydi.
*****
Taktiksel olarak bile olsa İnter’in böylesine zavallıca bir katı savunma görüntüsü çizmesi, biraz şanslı gününde olması halinde yine de Barça’nın turu geçen taraf olmasını engellemeye yetmeyebilirdi sonuçta! Hücum futbolu bu kez sadece ‘yeterince’ atamadı ve kaybetti, o kadar! O maçı izleyen, bu yazıyı okuyan herkes düşünsün, hangi futbolu istiyorsunuz... Ya da diyelim ki, bu iki takımın maçı aynı saatte, açık kanallardan canlı yayınlanıyor. O çarşamba gecesinden sonra hangisinin maçını izlemek için gönül rahatlığıyla ekran başına geçersiniz...

01 Mayıs 2010, Cumartesi 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Bu ayıp Galatasaray'ın!‘’

Milli Takım’ın yeni teknik patronu Guus Hiddink, Lionel Messi’yi anlatırken, “Çok alçak gönüllü bir çocuk. Asla hile yapmıyor. Sahada, içindeki çocuğu çıkarmayı başaran biri. Sanki sokakta arkadaşlarıyla oynuyormuş gibi” ifadelerini kullandı. Bir sporcuyu tarifi değil aslında bir başına yaptığı, aynı zamanda ‘nasıl bir futbol’un da yanıtını içeriyordu bu sözler! En can alıcı yanı da, ‘hilesiz’ olması, özgürce, dürüstçe, karşısındakine saygı duyarak ve de keyifle oynanmasının gerekliliğine yaptığı vurguydu... İzleyenlere de hoş zaman geçirtmesi tabii...

Ama bazı kavramlar, gerek anlam olarak birbirlerine yakınlığı, gerekse de hoyratça kullanılmaları nedeniyle bizde hep karıştırılıyor. Bir yanda kahrolası her türlü hile, diğer yanda rakibi şaşırtan, onu gafil avlamaya dönük taktiksel zeka ve varyasyonlar! İkincisine kimse bir şey diyemez, aksine hayranlık duyulur. Ama hile, onun bırakın sporda, yaşamın hiçbir alanında yeri olmaması gerekiyor. Baştan itibaren, “Kandırmayın insanları... Futbol oynayın. Siz de keyif alın, bizler de... Onca para dönüyor bu işte, kaymağını da sizler yiyorsunuz, hakkını verin hiç olmazsa” dedim. Dilimde tüy bitti bunları söylemekten... Ama ısrarla o tüyü birileri alıp, bir yerlere dikti ve dikmekte de ısrarcılar hâlâ... Çünkü kimi poposuyla dinliyor söyleneni, kimi eşeleniyor, kimi ise dirsekleniyor inatla!

Şimdi kına yaksınlar
Bakın, Galatasaray’ın en büyük ayıbı nedir biliyor musunuz; genlerini inkar edip hücum futbolundan vazgeçmesi... Gol yemekten korkarak, gol atmayı ikinci plana ittiler ya, ‘bu sezon adına’ her şey orada noktalandı benim için... Bundan sonra nasıl bir sıralama elde ederler ligde, ‘tın...’ Yazık ‘hücum futbolu adına’ Galatasaray’a ayırdığım onca 90 dakikaya... Hani çok bilenler var ya, bıktırırcasına ‘savunma’ diye yırtındılar ya, bugün iş işten geçtikten, kepenkler kapanmaya yaklaşmışken ‘hani futbol ve bol gol’ diyorlar ya, şimdi kına yaksınlar!

Size yabancı geliyor mu?
Bu kafa değişmezse, gelecek sezon da aynısı olacaktır, hiç kuşkusunuz olmasın! Sıralama da aynen şöyle gerçekleşecek: İlk 10 hafta “Takım henüz oturmadı” teranesi ile geçilecek. 11. haftada “Maç yoğunluğundan yorgun düştük” yemini yutturulacak. İkinci yarı ile birlikte, ara transferde yapılan takviyelerin uyumu için en az 5-6 hafta sabır istenecek. Sonra ne mi olacak, “Bundan sonra önemli olan üç puan, iyi futbol beklemeyin” denecek. Siz de hâlâ ‘En son biz yendik ama, naaabeeeer’ diyerek uyuşturulmayı kabul edeceksiniz! Herkese iyi uykular!

24 Nisan 2010, Cumartesi 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Protestonun şifresi önemli‘’

‘Takımın her sendelemesinde’ olayı kişiselleştirme basitliğine indirgeyip “gönderin bu teknik adamı” gibisinden sığ sularda dolaşmadım hiç, buna niyetim de yok. Çünkü aynı mantıkla hareket edilirse, 4 gün içinde evinde Chelsea’ye yenilip şampiyonluk yarışında avantajı rakibine kaptıran, Şampiyonlar Ligi’ne ‘henüz’ çeyrek finalde veda eden ManU’da Alex Ferguson’un ‘futbol bilgisi’ sorgulanmalı ki, bu da komik kaçar! Bugün bir dünya markası, her takımın rüyası Rijkaard-Neeskens ikilisine yapılmak istenen de, aşağı yukarı buna benzer bir şey! İyi ki taraftar ‘futbolun yoranlarından’ daha bilinçli, iyi ki yönetim daha en baştan ‘devam’ kararını açıklayıp kelle avcılarının yolunu kesti!

Evet, bu sezon ‘düşünsel olarak aşılması gereken’ o çizgiye her gelindiğinde ‘eşiğe takılıp tökezledi’ Galatasaray, bu bir gerçek. Beyinler değişene, sistem kurulana kadar da yinelenecek bu durum. Ne pahasına olursa olsun, bu eşik mutlaka aşılacak. Yoksa ortada futbol diye izlenebilecek bir oyun kalmayacak Türkiye’de! ‘Ağırlıklı olarak’, ‘sadece’ başarıya endeksli kalmayan, 14 yıl şampiyonluk görmediği halde büyük bir tutkuyla takımına bağlı kalabilen taraftarlık kültürüne sahip olması ve genlerinde ‘hücum futbolunun’ cirit atmasından ötürüdür ki, bu kapıyı açanın da Galatasaray olması kaçınılmazdır!

Ha, ‘lak lak takımı’nın büyük bir çoğunluğu bugün, ‘şampiyonluk kaçtıktan, paralar uçtuktan sonra...’ diye başlayan cümlelerle kitlelerin üstüne karamsarlık tohumları ekmeyi bir düşünce üretimi sanmakta hâlâ! Buna karşılık puan tablosu ortada iken ve Sarı-Kırmızılı camia büyük bir moral krizine girmişken, söylediklerimin ‘anlamsız zırvalar’ olarak algılanacağını da biliyorum. Ama çabam, uygulanabilir, çağdaş, sürekli hücumu düşünen, devamlılığı ve görselliği üst düzeyde, en önemlisi de ‘anlaşılabilir’ bir sistemin oluşması, artık futbolseverin salak yerine konmaması. O nedenle Diyarbakırspor maçında tribünlerden yükselen protestoları, ben bu şekilde okumak istiyorum. Yoksa salt şampiyonluk şansının azalması ya da Fenerbahçe yenilgisi içinse bu protesto, yazıklar olsun!

15 Nisan 2010, Perşembe 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Galatasaraylılık bunu gerektirir‘’

Galatasaray, ahım şahım oynamadan Ankaragücü’nü 3-0 yendi. Ama futbolsever-taraftarı yine de memnun olmadı. İşte, gelişme anlamındaki değişime en güzel örnektir bu! Tabii ki her şeye karşın galibiyete sevindiler, ama çekincelerini de koydular cesurca maç sonunda... İşte bu tepkiyi, maç anında sergileyebilme aşamasına da gelmeli artık bu kitle. Çünkü çark, onların cebinden çıkan parayla dönüyor. Ve onların isteği, hücum futbolu oynanmalı sahada... Sürekli hücumu ve golü düşünen, estetik yönü olan, heyecandan hop oturup, hop kaldırtan 90 dakikaları istiyorlar. Bizim istediğimiz de böyle futbol. Ve “İyi oynamadan kazandık” itirafında bulunan, kaybedilen puanlar sonunda ‘bahanelerin arkasına sığınmayan’ Adnan Polat ve Frank Rijkaard gibi başkan ve teknik adamlar... Ama kaybedilen 90 dakikalar sonrasında da! Kaldı ki, ‘kazanan haklıdır hocam’cılardan bazıları da, artık futbol adına daha fazlasını istemeye başladılar, bu mutluluk verici bir gelişme! Eeee, aklın yolu bir... Elbirliği ile aşacağız bu vermeden alma kolaycılığını/aldatmacılığını!

Oyum kesinlikle Adnan’a!
27 Mart’ta seçim var. Adayların ikisi de Adnan! Biri halen başkan ve ikinci şansı hak ediyor! Genel kurul üyelerinin tercihini bilemem ama, taraftarın desteğini sapına kadar arkasına almış bir başkan ve aynı zamanda aday... Diğer Adnan, büyük bir cesaret örneği gösterip, kaybetme olasılığı yüksek olsa da ‘Daha iyi bir Galatasaray için varım’ deme yürekliliğini ortaya koyabiliyor, birileri sinsi sinsi, perde arkasından küçük oyunlar çevirirken üstelik! Bu yarışın ‘görüntüde’ bir kaybeden Adnan’ı olacak mutlaka, ama Galatasaray kesinlikle kazanacak! Ve saman altından su yürütmeyi bir marifet sayanlar, 28 Mart sabahı gerçekten kaybedeceklerinin farkındalar mı acaba!

18 Mart 2010, Perşembe 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Bu henüz bir başlangıç‘’

Rijkaard-Neeskens ikilisinin düşünsel bakımdan takıma kazandırdığı pek çok şey oldu kısa zaman diliminde... Sıkça uygulamada veya skor açısından sekteye uğranılsa da, sistem kendini küçük küçük de olsa sürekli geliştirdi. Bunu, kötü/şok/sinir bozucu sonuçların alındığı maçlardan sonra bile dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım, ‘hücum futbolu adına sabır’ dedim. Ancak köşebaşlarını tutan ‘şöhretli’ mükemmelliyetçi vasatlar ile ‘hain evlat ökkeş’lerin yarattığı ‘ille de skor’ gürültüsü nedeniyle sesim yeterince duyulmadı!

Öncelikle hızlı/bol paslı futbol anlayışıyla topa sahip olma oranı arttı Galatasaray’da... Hücum yönünü uzun toplarla ve süratle terse çevirip, savunmanın dengesini bozma girişimleri sıkça gözlendi... Sıfıra inme ısrarı... Duran top çalışmaları... Kanatların etkin kullanımı... Forvet hattında ‘dönüşümlü’ alan kullanımı... İkili, bazen üçlü oyunlar... Sahip olunan altın değerindeki her topun degajla bilinmezliğe gönderilmesi yerine, oyunun savunmadan kurulmaya başlanması... Sürekli ve arsızca hücumu düşünmek gibi... Ve bunlara son olarak, ısınma turlarını tamamlayan Elano ve Gio ile Arda’nın yerinde/gerektiğinde, Keita’nın ise fantazi şutları eklendi. Ama bir eksik hep vardı açıkçası; yalancıktan olmayan kolektif pres... Kasımpaşa karşısında bunun da sinyalleri verildi nihayet. Ben de biliyorum tüm bunlar için önce takım olmak, yeterli kondisyona ulaşmak gerektiğini, bunun da sistemli/yoğun çalışma ve zaman gerektirdiğini... İşte iki kupadan birden elenmenin belki de ‘bundan sonrası için’ en iyi yanı, bu yöndeki gelişmelerin hızlanmasını sağlayacak olmasıdır. Daha çok ‘puan maçı’ yerine, daha çok taktiksel ve ezber antrenmanı... Gelinen noktada Galatasaray’ın şampiyonluk yarışında rakipleri karşısındaki en büyük avantajı, ne şu anda elde ettiği puan farkı, ne Fenerbahçe ve Bursaspor’u Ali Sami Yen’de ağırlanacak olması, ne de Kayseri ve Beşiktaş karşısındaki ikili averaj üstünlüğüdür! Sonuçta her şey olabilir, futbol bu, şampiyonluk hâlâ ortada çünkü... Ama Sarı-Kırmızılı futbolcular, Hollandalılar’ın ‘sadece şu ana kadar’ verdiklerini bile yapacak gücü saha dışında harcamaz ve dayanışma içinde olurlarsa, Aslantepe’de muhteşem günler yaşanır, yaşatılır gelecek sezon... Üstelik, bu takım her anlamda üstüne koyacak. Çünkü hem yeni/gerekli isimler eklenecek, hem de kalanlar bir üst sınıfta eğitim görecek! Maddi yapıda beklenen olumlu gelişme düşünülürse...

*****

Du bagali şinci n’olcek!

Gio’ya, Jo Alves’e, Neill’a geldikleri ilk günden itibaren burun kıvıranlar, maşaallah bugün kendilerini her zamanki gibi yine ortaya atıp ‘havada yüz, karada yüz’ diye kıvırtmaya başladı. Önce ‘geriden oyun kurma özelliği yok’ dedikleri Lucas Neill, ‘Erhan Önal/Popescu karışımı’ bir görüntü çizince bozulup, ‘bas topa dön kendi kalene’ yaptılar! Sonra Jo Alves’e saldırdılar, ‘ikinci forvet mi ne oynarmış sadece, zaten işe yarasa ne işi varmış Galatasaray’da’ dediler. Sonra Avrupalı büyükleri bir bonservis bedeli açıkladı ki, popolarının üstüne oturdular. Son bombaları da Gio oldu bu uçan balonların! ‘Çakma Messi’ dedikleri Gio Kasımpaşa maçında döktürünce, ‘Du bagali’ diyebildiler sadece! Doğru gerçekten, ‘Du bagali Kewell ve Baros da dönünce n’olcek!’

*****

Yolun açık olsun Bursa

Ertuğrul Sağlam’a ve Bursaspor’a kocaman bir alkış gönderiyorum. Taş gibi bir takım... Son iki sezon birilerini heyecanladıran, beni ise ‘salt sonuca dayalı’ futbol anlayışı nedeniyle bunalıma sokan Sivasspor gibi hiç değiller... Takır takır oynamayı düşünen, ağlamadan mücadele eden, yenilgiyi kabul etmeyen, içeride-dışarıda kazanmayı hedefleyen, özlemi duyulan bir Anadolu takımı görüntüsü çiziyorlar. ‘5. şampiyon unvanı’ Bursa’ya çok yakışacak. Yolları açık olsun!

04 Mart 2010, Perşembe 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’Galatasaray'da neler oluyor‘’

Sonuçta elenmiş olsa bile, Galatasaray’ın 3-2 galip geldiği Antalyaspor maçındaki arzulu, ayağa bol paslı, hızlı futbolu beni fazlasıyla tatmin etti, diyebilirim. ‘Var olan’ şartlar altında böylesi ışık saçan bir görüntü çizmeleri, Atletico Madrid sınavı öncesinde yüreklere bir nebze olsun su serpmiştir sanırım. Çünkü gerçekten sistemin ana damarı sayılabilecek isimlerin bazılarının hiç, bazıların ise yarım oluşları büyük handikaptı. Buna rağmen turu rahatlıkla getirebilecek pozisyonlar üretildi, savunmada ise enaz hata yapıldı.

Sarp daha ne yapsın
Galatasaray rüyası 30’unda gerçekleşen Mustafa Sarp’a inanılmaz ağır bir eleştiri söz konusu... Sarp’ın, Necati’nin ikinci golünde topla kale arasına girmemesi büyük bir hata, tamam... Kaçırdıkları da acemice, ona da eyvallah. Ama bu adamın sürekli oyunun içinde olması, bir kendi kalesinde, bir rakip kalede gözükmesi artı değil mi? Kendisine ısrarla ‘defansif orta saha’ diyenlere bu sözlerinden geri adım attırdı Sarp, hücuma verdiği inanılmaz katkılarıyla, bu bile takdire şayan değil mi? Ara sıra bırakın kaçırsın, rakibi de, golü de... Yeter ki böyle pozisyonların içinde yer almayı sürdürsün, arı gibi çalışsın. Teşvik edileceğine eleştiriliyor, hayret!

Arda tehlikeli sularda
Arda inişli-çıkışlı bir dönem geçiriyor. Bunun en önemli nedeni, yaşamının ‘özel’ bölümünde esen tatlı meltem gibi gözüküyor. Hepimizin böyle olumlu/olumsuz ‘sert’ geçiş dönemleri oldu/olacak. Kolay değildir bazı duyguları dizginlemek! Anlayışla karşılamak gerekir. Onun da kötü oynama hakkı var. Ama bunu alışkanlık haline getirirse, önce kendisi açısından iyi olmaz. Çünkü Elano başrol oyuncusu olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Dikkat etmeli, bir anda ikinci plana düşebilir! İşte o zaman bunun altından kalkabilir mi, bundan şüpheliyim işte! Bir de olayın iyi yönü var tabii, Arda’nın uyurgezer olduğu bir maçta Galatasaray 10’a yakın pozisyon üretiyorsa, üstelik santrforsuz, martta tadından yenmez demektir! Geldiği günden bu yana Galatasaray’a büyük katkı yapacağını söyledim Caner Erkin’in... O kadar oynama heveslisi ki, anti futbolun peşinde koşan rakip oyuncular ondan birazcık etkilenseler keşke! Gio’ya gelince... Maç eksiğini sağır sultan bile biliyor. Birileri diyor ki, “Rijkaard öz oğlunu koruyor, kolluyor.” Tamam da, oynatmazsa nasıl maç eksiğini giderecek, bunu söyleyen yok.

Ah şu anti futbol
Sarı-Kırmızılılar, haklı olarak sürekli zamandan çalan Antalyaspor’a ateş püskürüyor. Haklılar da... Her türlü anti futbol uygulamasına sonuna kadar karşı durmak her futbolseverin görevi olmalı... Buraya kadar tamam da, tribünlerden edilen o küfürleri futbol oyununun neresine oturtacağız! Kaldı ki zamandan çalmayı önlemek hakemin işi... Keşke bir yöntem olarak hiç başvurulmasa, ama Antalyaspor veya bir başka takım bunu düşünebilir, uygulayabilir de... Sakat numarası yapan da hakemi aldatıyor sonuçta, bir bahaneyle atışları sürekli geciktiren de... Futbol göz göre göre katlediliyor, hakemler ise izliyor. ‘Böyle yorumculuk yapılmaz’ diyenler, böyle hakemliğin olmayacağını da birilerinin kulağına fısıldamalı!

Neill’den Aziz Başkan’a
Neill, ‘ara transfer döneminde alınan futbolcudan hayır gelmez’ sözünü çürütenler sınıfından bir oyuncu olduğunu kanıtlarcasına hemen uyum sağladı ve katkıda bulunmaya başladı. Bu arada Emre Güngör’le iyi bir ikili oluştursalar da, Servet’i bir kalemde silme düşüncesine girenler fena halde yanılırlar. Servet’in en büyük eksiği, maç içinde bazen başına buyruk hareket etmesi! Rijkaard’ın sakinleştirici olarak bir-iki doz yedek kulübesi verdiğini düşünmek istiyorum doğrusu. Asli görevini savsaklamamayı öğrenecektir yakında...

13 Şubat 2010, Cumartesi 03:30
YAZININ DEVAMI

‘’'Kasap Havası!'‘’

Galatasaray’da son yıllarda ‘kaderi’ haline gelen sakatlık belasının son kurbanı, yeni transfer Jo oldu. Etti 7 yani... Gökhan Zan dışında 7’nin 6’sı sistemin vazgeçilmezi durumunda... Bu tablo karşısında her kafadan bir ses çıkıyor. Biz körü körüne gürültü kirliliğine katılmayıp, sakatlıkların olası nedenlerini ve tedavi sürelerinin uzamasını inceleyelim, sorular eşliğinde bir sonuç çıkartmaya çalışalım. Herkes kendi cevaplarını versin, böylece kendi doğrusuna ulaşsın! Çünkü kimsenin bu konuda bildiği net bir şey yok, herkes sallamakta!

A) Yönetim, sağlık kurulunun bir yanlışını/eksiğini görseydi, görevden almak için iki yıldan bu yana sabreder miydi?

B) Hadi geçen sezon, Galatasaray’ı karıştırma adına birileri diş geçirilebilecek Skibbe hakkında sürekli atıp tutuyordu. Bu sezon Rijkaard ve ekibi de takımı yeterince çalıştırmıyor mu?

C-1) Bugüne kadar düzgün yaşamları ve duruşlarıyla tanınan Hakan Balta, Harry Kewell ve Mehmet Topal, kendilerine iyi bakmadıkları için sakatlanmış olabilir mi?

C-2) Peki o haylaz Sabri! Hani boğa gibi güçlü Sabri! Onda bir düşme görüldü mü sakatlanana kadar?

C-3) Ağustos başında evlenen, 1 ay sonra da baba olan Baros, Ekim ayı sonuna doğru Emre Belözoğlu’nun ağır darbesiyle sakatlandığı ana kadar gece alemlerine mi takıldı? Babalıktan 1,5, evlilikten sadece 2,5 ay sonra bıkmış, mutluluğu dışarıda aramaya başlamış olabilir mi?

C-4) Geriye kalıyor Gökhan Zan! Bir futbolcu omzundan sakatlanıyorsa, bu bitiklik, gece yaşamı, kendine bakmamak gibi gerekçelerle açıklanabilir mi?

C-5) Ve son olarak Jo Alves. Daha dün geldi. Oynadığı sürelerde diri ve istekliydi. Bu kadar kısa sürede İstanbul gecelerine akmış olabilir mi?

D) Sakatlıkların büyük bir çoğunluğu darbelere bağlı. Bu 7 futbolcu ve bundan öncekiler mazoşist bir tarikat üyesi olabilir mi? Başmazo’nun verdiği emirler doğrultusunda, sakatlanmak için üstün bir çaba mı harcıyorlar?

E) Hakemler topa sertlikle, direkt rakibe atılan tekmeler arasındaki farkı süzemiyor mu?

F) Süzüyorlarsa, maçların denk güçlerin mücadelesi şeklinde geçmesi, böylece futbolun albenisini ve ürün değerini artırma kutsallığı(!) yolunda zayıfın yanında mı yer alıyorlar?

G) Bazı futbolcular lisanslarını Kasaplar Federasyonu’ndan alıyor olabilir mi?

H) Bazı teknik adamlar, ‘rakibini durdur da, nasıl yaparsan yap’ talimatını vererek, ‘büyüklerin belalısı’ lakabıyla anılmanın ve kısa yoldan şöhret olmanın peşinden mi koşuyor?

J) Bir erkek oyunu olarak nitelendirilen futbolun doğası gereği bu biçip-kesmeler doğal sayılabilir mi?

K) Takdir-i İlahi mi?

******

Enseyi karartmaya gerek yok

Sağ bekte stoper Emre Güngör’ün, sol bekte ters ayaklı Uğur Uçar’ın, sağ önde ‘daha dün bir bugün iki’ Gio’nun, sol önde yapayalnız bırakılan Caner’in görev yaptığı düşünüldüğünde... Bunlar yetmezmiş gibi, iki kanat arasında dönüşümlü rol alan ve çok verimli olan Arda, Jo Alves sakatlandıktan sonra Baros’un alternatifiymiş gibi ‘tek santrfor’ oynadıysa, o Antalyaspor maçı ölçü olmaz! Bu sistemin ana damarı kanatlar. Bunca sakata karşın, yakın bir zamanda Sabri-Keita ikilisinin yeniden buluşması ve Hakan Balta’nın da dönmesiyle işler kısa sürede düzelme yoluna girecektir. Balta’nın katılımıyla Caner yeniden sazı eline alacaktır. İşin bir iyi yanı da, bu kabusun kupanın ilk maçına denk gelmesiydi. Çünkü rövanşta 1-0’lık galibiyet bile bunu telafi edecektir. Önümüzdeki hafta sonunun bay geçilecek olması da avantaj. Enseyi karartmaya gerek yok.

******

Bırak taraftar içeri girsin!

Galatasaray’ın önünde üç kulvarda birden çok kritik sınavlar var. Kadronun durumu ortada... Burada gerek yönetim ve teknik heyet, gerekse de taraftarlarca atılacak birlikte adımların büyük önemi var. Öncelikli olarak, takımın taraftarın desteğine/sevgisine/kucaklamasına ihtiyacı olacak. Bu nedenle şubat ayı boyunca tüm idmanların açık yapılması iyi bir motivasyon olur. Tabii zamanı olan tüm Sarı-Kırmızılılar’ın Florya’ya akın etmesi şartıyla... Alınacak sonuçlar ne olursa olsun, varolan şartlarda tek gerçek, hep ve tam destek zamanı!

06 Şubat 2010, Cumartesi 03:30
YAZININ DEVAMI