Arama

Popüler aramalar

‘’Değişim destek ister‘’

Fenerbahçe geçtiğimiz yıllarda duygusal yaklaşımlar, anlık verilen karar ve söylemler ile menacer ilişkileri yüzünden ciddi sorunlar yaşadı. Bu bağlamda maddi olarak açıklar verildi. Ayrıca futbol takımı güç kaybına uğradı. Rüştü, Tuncay, Ümit ve Aurelio bir lira kazandırmadan gitti. Aragones, Josico, Maldonado ile Daum’a tazminat olarak servet ödendi. Plansız, programsız eylemler sonrası Fenerbahçe’ye çok ağır fatura çıktı. Sarı Lacivertli ekibin üç yıl arka arkaya şampiyonluğu unutmasında bu politikaların önemli rol oynadığı gerçeği yadsınamaz.

Sportif Direktörlük düşüncesinin işlerlik kazanması, Fenerbahçe’de bazı duvarları yıktı. Futbolcu transferlerinde sadece menacer tavsiyesi ve oyuncunun maç kasetleri belirleyici olmadı. Transferi düşünülen isimler en az bir kere izlendi. Kulüp yönetimleri ve menacerlerle aylarca görüşmeler yapıldı. Stoch, Niang, Dia ve Yobo belirli bir yol haritası çizildikten sonra alındı. Futbol şubesinde işler tek elden, Sportif Direktör ve Teknik Sorumlu Aykut Kocaman’dan çıkıyor. Hesap verme zamanı geldiğinde de yönetimin karşısına o geçecek.

Futbolcuyu defterden silme dönemi de Aykut Kocaman’la son buldu. Kazım örneği ortada. Gündemde Bilica ile Baroni var. Özellikle Baroni’nin antrenman ciddiyetsizliği son günlerde dikkat çekiyor. Aykut Kocaman disiplin kurallarının dışına çıkmadan ipleri elinde tutuyor. İşin kolayı seçilerek, Kazım, Bilica ve Baroni süresiz kadro dışı bırakılabilirdi. Futboldan gelmenin avantajını kullanan Kocaman, oyuncuya dayalı düzene prim vermeden, kadroyu koruma düşüncesinden vazgeçmiyor. Filmin sonunda bu kez Fenerbahçe karlı çıkacaktır.

Artık Simao, Josico, Maldonado tipi vasıfsız transferler yapma dönemi bitmiştir. Aragones gibi emekli teknik adamlar kolay kolay Samandıra’ya giremeyecek. Astronomik rakamlarla hazırlanan tazminat sözleşmeleri yapılmayacak. Yol ayrımı pozisyonuna gelen futbolcu, bedava gidemeyecek. Fenerbahçe Aykut Kocaman’la gelen değişimin henüz cicim aylarını yaşıyor. Sistemin oturması için öncelikle yönetimin ve camianın kocaman samimi desteği gerekiyor. Yoksa eski hamam eski tas dönemine dönüş kaçınılmaz olur.

11 Ekim 2010, Pazartesi 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Kazanmak adına‘’

Futbolda teknik adamlar oyuncuları genelde kazanmak için çaba harcar. Aykut Kocaman, geçen yıldan sicili bozuk olan Kazım’ı kadroya çağırdığında hedefi genç oyuncudan faydalanmaktı. Kazım, takım içi disiplin kurallarını bozmadığı sürece, Fenerbahçe’de her zaman şans bulur. Ancak bir Avrupa maçında yine ipin ucunu kaçırdı ve kendisini 18’in dışında buldu. Aykut Kocaman istese Kazım’a kapıları kilitleyebilirdi, kimse de tek kelime edemezdi...

Sportif direktör ve teknik sorumlu apoleti takan Aykut Kocaman, Kazım’ı Samandıra’dan ayırmadı. Genç futbolcuyu sürekli gözlem altında tuttu. Kazım da antrenmanları aksatmayıp işini yaptı. Sonunda Kocaman beklediği sinerjiyi alınca, Kazım tekrar 18’e geri döndü. Kazım, yetenekleri olan bir futbolcu. Belki de, Aykut Kocaman’ın bu tutumu sayesinde Fenerbahçe ve A Milli Takım’ın önemli silahlarından bir olacak. Bilica ile Baroni’ye de duyurulur.

Aykut Kocaman, Fenerbahçe’nin 6. haftadan sonra beklenen düzeye geleceğini söylemişti. Sezona başlangıç kötü olunca, genç hoca zaman kavramında haklı olarak ikileme düştü. Sarı-Lacivertliler 7. haftada mesaj vermeye başladı. Gençlerbirliği karşısında takım oyunu bağlamında tatmin edici eylemler sergilendi. Mücadele eden, dikine oynayan, yardımlaşan, rakibi rahatsız eden düşünce yapısı maçın geneline hakimdi.

Aykut hoca takımdan beklediği yanıtı gecikmeli de olsa 7. haftada aldı. Tabii Fenerbahçe’nin Gençlerbirliği istatistiklerine bakıp takımın düzeldiği sonucuna vArmak doğru olmaz. Sarı-Lacivertliler mutluluğun resmini yapmak için ilk adımı attı. Göz zevkine cevap veren figür ve renk uyumuyla tabloyu bitirmek önemli. Fenerbahçe 7. haftada yakaladığı çizgiden sapma yapmazsa mutluluk tablosu Saracoğlu duvarlarına asılır.

05 Ekim 2010, Salı 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Ayaklar konuşmalı‘’

Fenerbahçe, bu sezon Güney Amerika sendromu yaşamaya devam ediyor. Bilica, Andre ve Baroni’nin isteksiz, bitik, halı saha maçı tempo ve anlayışlarının giderek artması çok ilginç. Hatta savaşçı Lugano bile eski havasında değil. Dünya Kupası’ndaki Lugano’yu henüz göremedik. Alex çok polemik konusu yapıldı. Geçmiş sezonlardaki kredisi nedeniyle, takımda yer verilmediğinde, Aykut Kocaman, eleştirilerin merkezi oldu. Oysa Alex, Kasımpaşa maçının son yarım saatine kadar pek fazla ortalıkta gözükmedi. Brezilyalı dördüncü golün ardından futbol topunu esir aldı.

Kamuoyu ve bazı taraftar çevrelerinde Güney Amerikalı futbolcular için, “Bilerek oynamıyorlar. Hedefleri Aykut Kocaman’ı yıpratmak” şeklinde düşünenler var. Baroni’yi Aykut Kocaman defalarca izleyip yönetime aldırttı. Andre’yi bizzat kendisi istedi. Üstelik maliyetleri de oldukça yüksek. Bilica’ya kötü olduğu dönemlerde hep sahip çıktı. Alex için de her zaman özel bir futbolcu olduğunu söyledi.

Bu resme bakıp kötü düşüncelere saplanmanın adı arkadan vurmaktır. Futbolcu huzursuz ise, sorumlu kişi ya da kişilerle konuşur ve medeni bir şekilde sorunun çözümünü ister. Olmadı ayrılma teklifini yapar ve anlayış gösterilmesini talep eder. Bunun dışındaki yıpratıcı eylemler sporun doğasına aykırı olduğu gibi insanlığa yakışmaz ve ihanet olur.

Sportif direktör ve teknik sorumlu Aykut Kocaman futbolun içinden gelen, etik değerleri önde tutan ve adalet duygusundan taviz vermeyen yapısıyla bilinir. Aykut hocanın kül yutacağını sanmıyorum. Art niyetli bir hareket gözlemlediği taktirde, adı önemli değil kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Zaten doğrusu da bu. Güney Amerikalılar’ın Aykut Kocaman’a komplo kurdukları teorilerine inanmak istemiyorum. Çünkü kimse bile bile bindiği dalı kesmez. Yıllık kazançları 2,5 milyon Euro’nun altında olmayan Sarı-Lacivertli oyuncuların bu paralara sırt çevireceğine de ihtimal vermiyorum. Son derece ağır suçlamadan kurtulmak Bilica, Andre ve Baroni’nin beyin ve ayaklarında.

30 Eylül 2010, Perşembe 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Bu kadar kaçırırsan!‘’

Futbol oyununda yakaladığın yüzde yüz fırsatları kullanamazsan, ağlayıp sızlanmayacaksın. Fenerbahçe ilk yarıda Niang ile öne geçtikten sonra, Dia, Alex ve Niang öyle goller kaçırdılar ki kulübede Aykut Kocaman, protokolde yöneticiler, tribünlerde ise Sarı-Lacivertli taraftarlar saç baş yoldu. Fenerbahçe ilk yarıda Beşiktaş’ın çok çok önündeydi. Koşan, mücadele eden, topun karşısına çabuk geçen temposuyla oyunu istediği gibi yönlendirdi. Mehmet Topuz’un dışında Sarı-Lacivertli ekipte sırıtan yoktu. Son vuruşlarda becerikli olsalar, Fenerbahçe soyunma odasına 4 farklı galibiyetle gider, seyircisi önünde de keyfini sürerdi.

Sarı-Lacivertliler sanki 1-0 çok garanti sonuçmuş gibi geriye yaslandı. Beşiktaş’ın gol atması için adeta davetiye çıkarıldı. Önünde boş alan bulan Quaresma, ikinci yarıda yıldızlaşırken, Bobo, Ernst ve Portekizli oyuncu Volkan’ı geçemedi. Ancak Volkan gereksiz penaltı hamlesiyle başarılarına gölge düşürdü.

Fenerbahçe’nin ikinci bölümdeki teslimiyetçi futbolunun nedenlerini Aykut Kocaman’ın mutlaka bulup, çözmesi gerekiyor. Şampiyonluk mücadelesi veren bir takımın çok önemli 90 dakika içinde değişik kimliklerle sahada gözükmesi, Fenerbahçe’nin hala sancılı süreci atlatamadığını gösteriyor. Fenerbahçe bundan sonraki maçlarında, ilk yarıdaki temposunu yakalarsa, hem Aykut Kocaman hem de Fenerbahçe taraftarı rahatlar.

20 Eylül 2010, Pazartesi 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Alex üzerinden yüklenmek‘’

Aykut Kocaman taktiksel anlamda hata yaptı.. İlk 11 seçiminde tercihlerini yanlış kullandı.. Oyuncu değişikliklerinde zamanlama hatası vardı. Ayrıca doğru hamlelerde bulunamadı. Yedek kulübesine iki forvet alırken, stoperi unuttu. Bu yüzden Kayseri’de üç puan buhar olup gitti. Futbolcular kötü oynadı ama yenilginin birinci dereceden sorumlusu Aykut Kocaman’dır. Kocaman, kaybedilen maçlarda hata yapmıştır. Bunu görmezden gelmek, olaylara at gözlüğüyle bakmak olur. Bu bağlamda olan eleştirilerin tümüne eyvallah. Ama Alex üzerinden Aykut Kocaman’a yüklenmek artık kabak tadı veriyor.

Kayserispor maçını herkes masaya yatırsın. İyi bir Alex, Fenerbahçe’ye can suyu verirdi. Ummadık anda araya top bırakıp, forvetlere “al da at” derdi. Orta sahadan aldığı toplarla rakibi eksiltip pozisyon hazırlardı. Duran toplardaki becerisiyle öne çıkardı. Sıkça ceza alanını düşünür ve goller atardı. Hatta zaman zaman koşar, rakip defansa pres bile yapardı.
Alex, Kayseri deplasmanında bunların hangisini yaptı? Ya da yapmak için çaba harcadı. Evet 11’de yer alan diğer Fenerbahçeliler de Alex’ten farklı değildi. O zaman “Alex niye günah keçisi oluyor, çıkarılacak başka futbolcu yok muydu? diyenlere cevabım şu. Aykut Kocaman kötü oynayan, mücadele etmeyen bir öğrencisini devre arasında oyundan aldı. Fenerbahçe bu hamleden sonra toparlanıp Kayseri deplasmanından üç puanla dönseydi acaba yine Alex öne çıkar mıydı! Alex’ten eski performansını beklemek duygusal bir yaklaşım olur. Brezilyalı bazen oynayacak. Zaman zaman yedek kalacağı gibi oyundan da alınacak. Alex üzerinden gündem yaratmak ona da Fenerbahçe’ye de zarar verir. Taraftarı ikileme sokar.

14 Eylül 2010, Salı 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Herkesin emeğine sağlık‘’

Cem Pamiroğlu ve Müjdat Yetkiner’den sonra sadece Semih Şentürk altyapıdan sıyrılıp A Takım’a yükseldi. Semih’in ardından aşağıdan hiç ses çıkmadı. Aziz Yıldırım’ın 1 oyla başkanlığı kazanmasıyla Dereağzı, tesis cenneti olurken, futbol altyapısına da yatırımların ardı arkası kesilmedi.

Aziz Yıldırım’ın 13. yılına doğru yürüdüğü başkanlık sürecinde altyapıdan futbolcu gelmemesi, camiada sıkça eleştiri konusu yapıldı. Onca tesise ve maddi imkanlara rağmen bir türlü beklenen gerçekleşmedi. Daum, Aargones, Zico dönemleri boş geçti. Herşeye rağmen yatırımlar inatla devam etti. Geçmiş yıllarda gençler hazırlık kamplarına götürülür, dönüşte Dereağzı’na gönderilirdi. Sportif direktör ve teknik sorumlu Aykut Kocaman farklı bir tavır koydu. Mert, Ertuğrul, Hasan, Gökay, Okan ve Berk’i Samandıra’dan hiç koparmadı. Onlar da sonuna kadar Aykut Kocaman’a inandılar.

Önce Mert kale için güven verdi. Manisa karşısında herkesin alkışladığı Okan, Sivas’ta da çizgiyi bozmadı. Defansın sağında Hasan 90 dakika sahada kalırken, uzun zamandır oynuyor havasındaydı. Gökay, Caner’in önünde kabına sığmadı. Topun olduğu her yere isteyerek gitti. Berk, rakip savunmanın solunu her pozisyonda saf dışı bıraktı. Estetik yönüyle de futbolunu renklendirdi. Erdal ile İsmail uzun süre oynamasalar da kumaşlarının kaliteli olduğunun altını çizdiler.

Aykut Kocaman, tutumuyla gençlere güven ve cesaret verdi. Hazır bulduğunu gözünü budaktan esirgemeden takıma koydu. Gençlerin bugün konuşulmasında Aykut Kocaman’ın payı inkar edilemez. Ama Alex’in, Emre’nin, Volkan’ın, Gökhan Gönül’ün de katkısı, yardımı olduğu kesin... Bir de bu gençleri bulup ortaya çıkartan, Fenerbahçe’ye kazandıran kahramanlar da var. Herkesin emeğine sağlık. Bundan sonrası gençlere kalıyor. Çok çalışıp, iyi yaşayıp, Fenerbahçe’de kalıcı olmak onların elinde. Yoksa birçok dönemde olduğu gibi yıldızları biraz parlar, ardından kaybolup giderler.

06 Eylül 2010, Pazartesi 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Kocaman-Alex el ele‘’

Büyük takımlarda yıldız oyuncular, dönem dönem formsuz günler geçirebilir. Ya da yaş ilerledikçe, eski gücünü-kudretini maçlarda kullanmada sıkıntı çeker. Sayfaları geriye doğru çevirdiğimizde, Alex’i 3 yıl önce Fenerbahçe tribünlerinin protesto ettiğini görebiliriz. Alex, o dönemde beklenen kıvamda değildi. Oyundan çıkarılması da doğaldı. Başkan Aziz Yıldırım, Alex’e sahip çıkarak, Brezilyalı’nın kendisini bulmasını sağladı. O da kısa sürede toparlanıp, tekrar tribünlerin idolü oldu.

Young Boys rövanşında teknik direktör Aykut Kocaman, Alex’i oyundan alınca, bu durum gündeme bomba gibi düştü. Aslında Fenrebahçe turu geçseydi, Aykut Kocaman-Alex krizi diye bir konu asla gündeme gelmezdi. Kocaman, Fenerbahçe’de futbolun tek sorumlusuysa, kararlarına saygı gösterilmeli.

Sarı-Lacivertliler futbolda yeni bir yapılanmaya yelken açtı. Bu sürece yönetim, taraftar, Alex ile arkadaşları ve kamuoyu opsiyon tanımalı...

Kaka, Henry, İbrahimoviç, Ronaldinho gibi oyuncular oyundan alınıyor hatta yedek soyunduruluyor. Ama oralarda fırtınalar kopmuyor.

Alex, bu isimlerden daha mı kariyerli? Brezilyalı’nın sözleşmesinde “oyundan alınamaz” şeklinde, özel bir madde de yoksa, yapacak birşey kalmıyor...

Alex, 6 sezonluk Fenerbahçe kariyerinde önemli işler yaptı. Kazanılan şampiyonluklarda pay sahibi oldu. Alex, son yıllarda Fenerbahçe’ye gelen en faydalı yabancı. Taraftar onu baştacı yaparken, kaptanlık koltuğuna da oturttu. Bu nedenle küsme ya da tavır alma lüksü olamaz. Üstelik Aykut Kocaman’ın, Alex’i gözden çıkardığı da yok. Bir teknik adam düşünün ki, hem “daha iyi olmak istiyorsan Alex’i izle” ifadesini kullansın, sonra da Alex’i 11’in dışına itme planı yapsın.

Bu isim Aykut Kocaman, nasihat verdiği futbolcu da Özer Hurmacı... Bana göre Aykut Kocaman’ın, takımın kaptanı ile kesinlikle bir sorunu yok. Fenerbahçe, kazanmaya başlayınca, herşey daha net ortaya çıkacak...

09 Ağustos 2010, Pazartesi 04:30
YAZININ DEVAMI

‘’Melekler de inse olmazdı!‘’

Neredeyse “sahadaki ilk 11’den bazıları Fenerbahçe’yi sabote ediyordu” düşüncesine demir atacağım. Bir takım bu kadar düzensiz, disiplinsiz ve isteksiz olamaz. Hadi ilk maçta zemin suni çimdi, Kazım kırmızı kart görüp Fenerbahçe 10 kişi kaldı. Peki Saracoğlu’nda? Fenerbahçe’nin acemi mangasi gibi dolaşmasına ne mazeret bulunacak? Bekir yerlerde sürünüyor, Baroni yürüyerek prim yapmaya bakıyor. Alex’e biri sanki zorla forma giydirmiş. Sarı- Lacivertli ekipte çoğunluk saklambaç oynar gibi rakibin arkasındaydı. Kenarlardan ya da ortadan bir tek organize çıkış gerçekleşmedi. Gökhan Ünal mücadele etmeyi Samandıra’da unutmuş, yeni transfer Dia da kendine oynar gibi gözüktü. İlk yarının sonlarına doğru yenilen gol evlere şenlikti. Bir de üstüne Fenerbahçe’ye Rus hakem Nikolaev vurdu. Stoch’u atması biraz ağır kaçtı. Dünkü Fenerbahçe’yi gökten tüm melekler de inse uyandıramazdı. Bu anlamda Aykut Kocaman’ın da yapacağı bir şey yoktu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Semih uzatmalarda çerçeveyi bulsa Fenerbahçe tur biletini cebine koyacaktı. Sarı-Lacivertliler sevinmeyi haketmedi. Tribünler de centilmence davranıp, isteyip de kazananı alkışladı. “Her şeye rağmen Fenerbahçe kazanır” demiştim. 2 kez terse düştüm, sizlerden özür diliyorum. Volkan yine iyi direndi... Son satırlar Gökhan Gönül’e. Umarım tüm arkadaşları biraz utanıp onu örnek alırlar. Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne havlu atması taraftarı öfkelendirdi. Tribünler maç sonrası istifa sesleri ile inlerken, Aykut Kocaman da zaman zaman bundan nasibini aldı. Öyle gözüküyor ki, Fenerbahçe bu şekilde devam ederse, taraftar, yönetim, teknik kadro ve futbolcu dörtgeninde sorunlar yumağı gün geçtikçe büyüyecek.

05 Ağustos 2010, Perşembe 04:30
YAZININ DEVAMI