Arama

Popüler aramalar

‘’Sow ve Yobo‘’

Fenerbahçe kendi gibi oynasaydı Ankaragücü’nü rahat yenebilirdi. Başkent ekibi, maçın başında saman alevi misali parladıktan sonra çabuk söndü. Futbol alanının her tarafında gelişigüzel koşan, isabetsiz pas ve top kayıplarını fazlaca yapan taraf oldu Ankaragücü. Rakibin bu anlayışı, Fenerbahçe’nin planlarını da bozdu. Aykut Kocaman, kaosu çözmek düşüncesiyle sistemi 4-3-3’e çevirdi. Ancak Aykut Kocaman’ın değişim hamlesi de Fenerbahçe’ye takım oyunu kimliğini getirmedi. İlk yarıda Sow’un Premier Lig maçlarında görebildiğimiz enfes golünün dışında başka ses çıkmadı.
Fenerbahçe; pas trafiğini ve saha paylaşımını belirli durumlarda iyi yapmaya çalıştı. Selçuk, merkezi sağlama aldı. Yobo, defansın dengesini kurarken Bilica için de oynadı. Mehmet Topuz, basit oynayıp ikinci yarıda oyuna döndü. Az sayıdaki hareketlilik bile Fenerbahçe’nin deplasman fobisini aşmasına yetti. Galatasaray derbisi öncesinde Sarı-Lacivertliler’in hedefi ne olursa olsun kazanmaktı. Gençlerbirliği patlamasından sonra şaşırtan bir görüntü veren Fenerbahçe, Ankara deplasmanından 3 puan çıkartarak istediğini aldı.
Fenerbahçe, deplasman kâbusuna Ankara’da son verdi. Ancak saha içi görüntüsüyle ne taraftarı, ne de teknik kadroyu mutlu etmedi. Ama şunu da unutmamak lazım: Fenerbahçe, özellikle Saracoğlu’nda Galatasaray maçlarına bir başka konsantre oluyor.

10 Mart 2012, Cumartesi 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’İlk 45'e evet‘’

Sarı-Lacivertliler zorlanmadan kazanmıştı. Dün akşam da Saracoğlu’nda dondurucu rüzgar ve kar yağışı vardı. Fenerbahçe müthiş bir tempo yaparken, konuk takım nefes alacak zaman bulamadı. 2-0 biten ilk yarıda Alex, Gökhan, Stoch gol vuruşlarında kaleyi görse, Baroni pozisyon çıkacak pasları adrese teslim edebilse, Sarı-Lacivertliler lig tarihindeki 1000. galibiyetinde yarım düzine gole ulaşabileceklerdi.
Zurita, Alex’in bekçisiydi ama Brezilyalı’nın yanına yaklaşamadı, hep 5-10 metre gerisinde kaldı. Özer ise Mersin’i seviyor... Deplasmanda 40 metreden golü bulan Özer, dün de iyiler arasındaydı. Çağdaş’ı Kadıköy çarşısına gönderip, jeneriklik bir gol atan Stoch, maçın genelinde Fenerbahçe’nin lokomotifiydi.

İlk yarıda pozisyon özürlü olan Mersin İdmanyurdu, ikinci bölümde her türlü riski alıp önde baskı kurdu. Hakan, Moritz, Erdal ve sonradan oyuna giren Beto, topu daha fazla dolaştırıp Fenerbahçe’yi sıkıştırdı. Sarı-Lacivertliler bu baskıya cevap veremedi. Baroni ve Mehmet yoruldu, Alex ise istediği topları alamadı. Kırmızı-Lacivertliler, Nduka’nın golüyle umutlandı.
Neyse ki, Fenerbahçe üstünlüğü rakibe kaptırsa da çok pozisyon vermedi ama gol fırsatı da bulamadı. Kanarya rahat kazanacağı maçta zorlandı. Her şeye rağmen Galatasaray’ın yenildiği haftada 3 puana ulaşarak arayı kapattı.

30 Ocak 2012, Pazartesi 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Huzursuz bekleyiş‘’

Kadıköy meydanında eski başkanlar yoktu. Sanatçılar, eski sporcular, yöneticiler ise çok azdı. Toplanan kitle için de “az” yorumunu yaparsak kimse kızmasın. Havanın soğuk olması, kadın ve çocukların katılımını engellemiş olabilir. Ancak her şeye rağmen ilgi zayıflığı, kafalarda soru işaretleri oluşturdu.

Durumu araştırdığımızda organizasyonu yapan grup yöneticilerinin, diğer taraftar oluşumlarına çağrı yapmadığını gördük. Bir haftada 50 bin kadın ve çocuğu Saracoğlu’da toplayan “güç” bu kez devreye sokulmadı. Kenetlenmenin maksimum seviyede olması gerekirken, bu bölünme neyin nesi!

Fenerbahçe’nin özgürlük mitinginde 4 bine yakın taraftarın toplanması bir organizasyon hatasıdır. 25 milyon taraftarı olan Fenerbahçe’nin prestijini sarsan bir sayıdır. Bu durum farklı düşüncelerin doğmasına yol açtı. “Sarı-Lacivertli camia sakız gibi uzayan şike davasından bıktı ve mitinge gelmedi” diyenler var. “İddianame açıklandıktan sonra kafalar karıştı. Bu yüzden mitingi es geçtiler” ihtimalini ortaya atanların sayısı az değil. En çok da taraftar grupları arasındaki çekişme ön plana çıkartıldı.

Hani “darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe” idi. Hani sevinçte, üzüntüde, yağmurda, karda, çamurda Fenerbahçe ile birlikte olunurdu. Nerede kaldı “ölümüne Fenerbahçe” sloganı.

Fenerbahçe’de kafalar zaten oldukça karışık. Dava nasıl sonuçlanacak. Metris’tekiler aklanıp görevlerine dönecek mi? Bir daha yöneticilik yapamayacakları kuşkusu. Futbol takımı küme düşürülecek mi? Yoksa eksi puanla başlama cezası mı verilecek? Forvete transfer yapılacak mı? Futbol takımı bu şartlarda şampiyon olabilecek mi? Beyinler bunlarla dolu.

3 Temmuz’dan bu yana tüm cihana örnek bir duruş sergileyen taraftar cephesinde kaynama ve huzursuzluk olduğu gün gibi ortada. Fenerbahçe Yönetimi mitingde ortaya çıkan taraftar kopukluğunun nedenini bir an önce bulup, acil çözüm üretmek zorunda. Yoksa mahkeme ve Futbol Federasyonu karar verene kadar yeni bir sorun cephesi açılabilir.

29 Aralık 2011, Perşembe 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Bienvenu de atmasaydı...‘’

Alex ile Emre genelde çizgileri hedefleyip, Gökhan ile Caner’in yan ortalarıyla Eskişehirspor defansını hataya zorladı. Emre ve Alex’in çok gezinip çabuk pası düşünmesi, Fenerbahçe’nin üstünlüğü ele almasında önemli rol oynadı.

Ceza alanı çevresine kadar etkili gelen ev sahibi, gol pozisyonlarının doğacağı top alışverişlerinde isabet sorunu yaşadı. Fenerbahçe bu aksaklık nedeniyle 19. dakikadan itibaren eksik kalan Eskişehirspor’a, ancak 1 gol atabildi. Konuk takım, Nadareviç’in atılmasına rağmen, maçın genelinde açık ve hücuma dönük oynadı.
Sarı-Lacivertli ekibin ilk yarıdaki istekli tarafını görünce, milli arayı iyi kullandıklarını düşündük. Ancak ikinci yarıda gördüklerimizden sonra yanıldığımızı anladık. Fenerbahçe’nin üçüncü bölge sıkıntısını çözen Eskişehirspor, takım savunmasını orta sahaya taşıdı. İlk yarının tersine durarak topu çeviren Sarı-Lacivertliler, dar alanda sıkıştı kaldı. Oyunu bir türlü kenarlara taşıyamayan Fenerbahçe, pozisyon çıkaramayınca çareyi uzaktan çektiği şutlarda aradı. Baroni, İvesa’ya, Stoch ise yan direğe takıldı.

Gökhan Gönül’deki düşüş devam ediyor. Eskişehirspor karşısında Mehmet Topuz da ona uydu. Alex ile Emre’nin ikinci yarıda yorgun düşmesi, Fenerbahçe’nin ileriye doğru oynamasını frenledi. Bienvenu’nün güç-bela attığı gol de olmasaydı Fenerbahçe Saracoğlu’nda Eskişehirspor’a da puan bırakabilirdi.

20 Kasım 2011, Pazar 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Üçü bir arada‘’

Fenerbahçe geçen sezondan bu döneme taşıdığı 27 maçlık yenilmezliğini, Sivas deplasmanında bıraktı. Sarı-Lacivertliler ilk golü bariz ofsayt durumunda kalesinde gördü. Bir de takımın en etkili isimlerinden Alex cezalı olduğu için bu karşılaşmada yoktu. Yenilgiyi bu mazeretlerin üzerine yıkmak, futbolun doğasına aykırı düşer.
Bir kere Sivas’taki Fenerbahçe, 27 maçlık periyodun en kötüsüydü. Arka arkaya 3-4 pası, bir elin parmak sayısı kadar yapıp yapmadıkları bile tartışılır. Başta Yobo olmak üzere, Bekir ve Mehmet’in dışında mücadele eden, sorumluluk alan yoktu. Alex’ten sonraki komutan gözüyle bakılan Sezer, hayal kırıklığında zirve yaptı. Sakatlıktan sonra takıma katılan Gökhan ile Emre, henüz istenilen dönüşü yakalayamadı. Stoch çiçek açan ama meyve vermeyen türden. Geçen yılın son haftalardaki havası dağılmış. Bienvenu sahadaki duruşuyla, ‘Fenerbahçe’nin santrforu değilim’ diye bağırıyor. Bu döneme iyi giren Baroni de Sivas’ta kaybolanlar listesindeydi.
Bu fotoğrafa baktığımızda. Fenerbahçe’nin diri, mücadele gücü yüksek, koşan Sivasspor karşısında, puan çıkarması mucize olurdu. Alex de kadroda yer alsaydı, sonuç değişmezdi. Karabükspor maçını hatırlayalım. Alex’in yokluğunda Fenerbahçe 89 dakika hırsıyla, mücadele azmiyle, iyi oyunuyla rakibine nefes aldırmadı. Alex’in Fenerbahçe tarihinde ayrı bir sayfa açtığını, başarılarda pay yüzdesinin fazla olduğunu bilmeyen yok. Ama Sarı-Lacivertli ekip, iyi organize olduğunda, Brezilyalı’nın yokluğunda, hem de 10 kişiyle kazanmayı başardı. Ofsayttan gol de yese, Alex de olmasa, Fenerbahçe takım halinde ağırlığını koyduğunda mutlaka kazanır.
Fiziksel ve mental anlamda yorgunluk, yenilginin sebebi olarak gösterilirse, o zaman iş değişir. Çünkü sakatlıklar yüzünden Aykut Kocaman, bazı futbolcuları dinlendiremedi. Takım iyi gittiği için de, Sivas’ta rotasyonu düşünmedi. Aykut hoca, Sezer’i oynatmayıp 4-4-2‘ye dönebilirdi. Sezer’den patlama beklentisini, oturmuş sistemde ısrar etmesine bağlıyorum. Futbolda oyuncular, teknik patron ve hakemler formsuz olabiliyor. Sivas’ta üçü bir aradaydı.

06 Kasım 2011, Pazar 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Bir de Alex olsaydı...‘’

Son iki maçı beraberlikle geçen Fenerbahçe’nin Karabük önünde istekli, baskılı ve organize bir performans yapması beklenen bir durumdu. Sarı-Lacivertliler tribünleri umutlandıran havada başladı 90 dakikaya. Ancak Alex’in hakemin önünde rakibine dirseği yapıştırıp, kırmızı kart görmesi planları bozdu. Rekorları alt-üst eden usta solak hatasını kartın rengini gördükten sonra anladı. Sahayı terk ederken yüz hatlarında pişmanlık ve üzüntü çizgileri vardı.

Futbol tarihi 10 kişi hatta 9 kişiyle kazanılan maçlarla dolu. Fenerbahçe kaptanın atılmasından sonra bir süre gerginliği tercih etti. Bu zaman diliminde Emre de oyun dışı kalabilirdi. Neyse ki çabuk toparlanıp, kazanmaya oynadılar. Alex’in yokluğunda Karabükspor uzun süre pozisyon bulamadı. Ziegler ile Baroni’nin soğukkanlı, akıllı direnişi, Caner’in sahanın her bölgesini arşınlaması Fenerbahçe’yi ayaklandırdı.

Bienvenu inanılmaz bir gol kaçırdı. Ardından rakip defansı yara yara golü yaparak kendisini affettirdi. Fenerbahçe öne geçtikten sonra 5 dakika içinde Baroni, Gökhan ve Mehmet’in gol vuruşlarında kaleci Tomiç ile direğe takıldı. Konuk takım ancak son yarım saatte Volkan’ın kalesini yoklama imkanı buldu. Fenerbahçe’nin yorulduğu bu anlarda eski Fenerbahçeli Bilal Kısa, Karabükspor’u toparladı. Aykut Kocaman da Semih-Selçuk ikilisiyle merkezi sağlama almayı düşündü. Daha çok savunmada direnen Fenerbahçe,Yobo’nun sakin, toparlayıcı hamleleriyle Karabükspor’a gol imkanı vermeyerek, 10 kişi kaldığı maçı zor da olsa üç puanla kapatmayı başardı. Maçın hakemi Aytekin Durmaz, Alex’i oyundan attıktan sonra fazlaca tartışılacak düdükler çaldı. Bir ara trafik polisi gibi önce Fenerbahçe’ye sonra Karabük’e topu vererek, insiyatifi kaçırdığını gösterdi. 51. dakikada ise bariz avantaj kuralını uygulamayarak belki de Fenerbahçe’nin 2-0 öne geçmesini engelledi.

01 Kasım 2011, Salı 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Maç gitti geldi!‘’

Fenerbahçe’nin özellikle iki kanadı tam kapasiteyle çalıştı. Ziegler-Mehmet destekli Caner ve Gökhan bindirmelerle Siyah-Beyazlı defansı terlettiler. Gökhan klasik bir bek gibi değil de, sağ ön oyuncusu gibiydi takımın. Caner pozisyon üretmenin yanı sıra ısrarla gol de kovaladı. Alex, Aurelio’nun markajından çıktığında iyi paslarla takımını rakip sahaya taşıdı. Beşiktaş’ın en iyisi kaleci Cenk, Caner’in uzak şutunu köşeden çıkardı. Bienvenu’nün karşısında adeta duvar oldu. Alex’in gol vuruşunda Hilbert kendini siper ederken, Gökhan’ın kafa dokunuşunu Egemen çizgide öldürdü. İlk yarıda top Fenerbahçe’yi istemedi. Şans ise ev sahibinden yanaydı.

Fenerbahçe beraberliği bulana kadar ecel terleri döktü. Simao, Mustafa ve Quaresma’nın pozisyonlarında bu kez şans Fenerbahçe’nin yanındaydı. Takım oyunundan bihaber olan Quaresma ilk olumlu hareketinde Almeida’ya golü attırdı. Mehmet Topuz’un oyundan çıkmasıyla Fenerbahçe sağ taraftaki üstünlüğünü Beşiktaş’a kaptırdı. Özer geri gelmeyi unuttu, Gökhan ise ön tarafta kalınca Fenerbahçe’nin sağında sürekli Beşiktaş rüzgarı esti. O bölgede tek kalan Bekir hayli yıprandı. İlk yarıda Fenerbahçe, ikinci bölümde ise Beşiktaş’ın önemli pozisyonları vardı. Aslında maç iki takım arasında gitti geldi. Fenerbahçe de kazanabilir, Beşiktaş da Sarı-Lacivertliler’in yenilmezlik unvanını silebilirdi. İki devreyi mukayese edersek 90 dakikanın berabere bitmesi normal sonuç.

28 Ekim 2011, Cuma 12:00
YAZININ DEVAMI

‘’Alex yoksa‘’

Şehit asker ve polislerimiz için yapılan anma görselleri müthişti. Ama Fenerbahçe-Samsunspor maçınının genelinde, tribünlerdeki inanmışlık ve coşkunun benzeri yoktu. Her iki takım da, ikinci bölge olarak bilinen orta sahada sanki anlaşmışcasına çok kopuk oynadı. Emre ve Alex topla buluştuğunda, Özer ile Baroni onlara uzak kaldılar. Ayrıca Baroni, beklenmedik pas hataları nedeniyle rakibe avantaj sağladı. Sol çizgiyi daha fazla kullanan Sarı-Lacivertliler’de, Stoch, Ziegler ve Gökhan’ın yerden-havadan ortalarının düştüğü yerde genelde konuk takım futbolcuları vardı. Ceza alanının etrafında kazanılan duran toplar da savunma duvarında eridi. Fenerbahçe ilk yarıda Semih’le gole yaklaştığında, uzatma dakikası bitmek üzereydi. 29. dakikada ise Zenke, net pozisyonda Mert’in istediği gibi dışarı vurdu.

Samsunspor, yorgunluğun yanı sıra beraberliğe de dünden razı olduğundan Fenerbahçe tarafına mecbur kalmadıkça geçmedi. Tek kaleye dönen karşılaşmada Sarı-Lacivertliler, Stoch ile Emre’nin uzak şut denemelerinin dışında varlığını hissettiremedi. Orta sahadaki dağınık yerleşimde bir türlü toparlanma olmadı. Çabuk ve ayağa paslarla rakibin gardını dağıtacak organize çıkışlar neredeyse hiç yoktu. Tek tek isim saymayı bir kenara bırakırsak, Fenerbahçe’de galibiyet kilidinin anahtarını açacak çilingir yoktu.

Fenerbahçe, Manisaspor maçından sonra sahasında Samsunspor’a da puan bıraktı. Tribünlerin maç boyunca verdiği yoğun desteğe rağmen, Sarı-Lacivertli oyuncular 3 puanı alacak gayretin çok uzağındaydılar. Bu tip maçlarda genelde Alex imdada yetişir, ya bir duran topla ya da kale sahası içinde yaptığı sinsice vuruşlarla Fenerbahçe’yi mutluluğa taşırdı. Ama bu kez Kaptan da takımının 3 puanı alması için gerekli rolü oynayamadı.

24 Ekim 2011, Pazartesi 12:00
YAZININ DEVAMI