Arama

Popüler aramalar

‘’Okan Hoca’nın Dönüşü‘’

Dün gece oynanan derbi iki taraf için de farklı anlamlar barındırıyordu. Fenerbahçe için matematiksel olarak çok kritikti ve Mourinho’nun ilk derbiye çıkması ve bunun Kadıköy’de oynanması ayrıca bir önem taşıyordu. Fakat bence Galatasaray için her şey bir yana çok önemli mental bir dönemeçti. En başta Okan Buruk için… Neredeyse son 1 senede sürekli büyük maç performansı eleştirilerine bir kartvizit bırakması gerekiyordu, tam olarak da öyle oldu. Tabiri caizse Okan hoca yememiş içmemiş bu maça hazırlanmış. Geçen haftanın aynı dizilişi ile sahaya çıkacağını öğrendiğinde eminim birçok insan orta saha savaşını Fenerbahçe’nin kazanacağını ve yine Galatasaray için büyük maç hüsranının yaşanacağını düşünmüştür. Tam tersi oldu, Sara ve Torreira net bir üstünlük kurdu ve ikisi de şahane oyunlarını 1’er golle süsledi. Ama bence Galatasaray için dün akşamın en büyük kazanımı, Okan Buruk’un taraftarla güven tazelemesinden sonra Yunus Akgün’dür. Naçizane maçın adamı, en çok etki eden isimlerinden biriydi. Okan hocanın her sene dokunduğu, büyüttüğü bir isim oluyor. Bu senenin ismi de şimdiden belli oldu. Yunus’un senelerdir beklenen performansını ortaya koyduğu bir sezonun içine girmiş olabiliriz. Dün akşam formayı kolay kolay vermeyeceğini net bir şekilde gösterdi. Tek eksik goldü, onu da atmış kadar oldu. Fenerbahçe açısından bakarsak da, ben dün akşamdan beri Fenerbahçe’nin çok fazla eleştirildiğini düşünüyorum. Fener ezildi vs. gibi laflara kesinlikle katılmıyorum. Özellikle ilk yarı devreye farklı skorlarla gidilebilirdi. Bence en kritik eleştiri Saint-Maximin dışında bir çözümü olmaması ve böyle bir maçta hamle konusunda zayıf kalmasıydı. Daha ligin çok başı, her şey olabilir. Avrupa fikstürü yeni başlıyor takımlar mutlaka sarsılacaktır, ancak ne olursa olsun rakibinizin evine gidip oynayacağınız bir maç daha varken, 5 puan geriye düşmek artık hata hakkınızın 6.haftadan dolması anlamına geliyor. Bunu yönetecek bir kadrosu ve hocası var Fenerbahçe’nin, sadece biraz artık saha içinde kalmalı önce Jose Mourinho sonra da Fenerbahçe yönetimi. Beşiktaş’ı da kimse yabana atmasın, bu sene 3 takımlı bir yarış bizleri bekliyor…

Maçtan Kısa Kısa…

  • Umarım verilen penaltı akıllardan bir an önce silinir ve emsal olmaz. Komik, rezalet bir penaltı.
  • Penaltı dışında her karar doğruydu.
  • Çağlar, Osimhen’ın fiyakasını biraz bozdu desek yalan olmaz. Yine de Osimhen tarihe geçecek bir asist ile görevini yaptı.
  • Djiku geçen seneden çok uzak.
  • Osayi’nin acil dönmesi ve sözleşme sorununun çözülmesi lazım.
  • Galatasaray negatif enerjilerinden kurtulunca bir takım haline bürünmüş.
  • Sallai iyi bir ekleme olduğuna dair sinyal verdi.
  • Son 1 senedir kusursuz oynayan İsmail, Fener’de gördüğüm en kötü maçlarından birini oynadı.
  • En-Nesyri… Bu filmi daha önce izledik diye düşünebilirsiniz, bir yerde formu dönecektir. Ama sonradan girip maçın en kötülerinden biri olmayı başardı. Trabzon maçına kadar iyi oynayıp sonra da o maçı alması lazım. Yoksa taraftarla durumu zor.
  • Syzmanski…Çok yükleniliyor ama artık skor katkısı vermek zorunda.
  • Mert Hakan…Mert Hakan…ne diyelim.
  • Sezon başından beri unutulan ve görev verilmeyen Cengiz’in sahaya kurtarıcı olarak atılması. Olmadı Jose.
  • Son olarak İcardi…Metin Oktay’ın oğlu olsa bu kadar taraftar anca olurdu. Çok entersan, çok büyük şans. Döndüğünde Osimhen ile neler yapacak şimdiden merak ettik.
  • “Attack Fener”… Çok acayip bir iletişim hatası.

Ezcümle; Mourinho’nun biraz Okan hocayı küçümsediğini, hala biraz ligi küçümsediğini düşünüyorum. Çok fazla saha dışına kaymasının ve Okan hocanın da tekrar saha içini hatırlamasının bir sonucu bence bu maç. Yol uzun, bu maçtan iki taraf da büyüyerek, güçlenerek çıkabilir, birinin bu olumsuz havayı çevirip çeviremeyeceğini, diğerinin de buradan aldığı rüzgarı fırtınaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini göreceğiz.

 

 

22 Eylül 2024, Pazar 12:43
YAZININ DEVAMI

‘’Osimhen Öncesi & Sonrası ‘’

Galatasaray camiasına, en azından şimdilik, ilaç gibi gelen tüm havayı pozitife döndüren bir isim var. Tarihin en kötü transfer dönemini geçiren Galatasaray, Victor Osimhen hamlesini yapmamış olsaydı, şu anda mental anlamda nasıl bir durumda olurdu tahmin etmesi güç. İcardi’nin de sakat olduğu dönemde, özellikle Rize maçında sahaya çıktıktan sonra neler izletebileceğiyle ilgili kupleler sunmasıyla birlikte şu an tüm Galatasaraylılar, Fenerbahçe derbisini pozitif bir havada bekliyordur. Gerçekten bu ligin çok çok üstünde olduğunu birçok maçı tek başına alacağını Rize maçında resmen ilan etti Osimhen. Haftasonu alınan sonucun hiçbir şekilde kıstas olamayacağını düşünsem de, bugün alınan Gaziantep galibiyetiyle beraber rüzgarı en azından kendi açısından olumluya çevirmiş durumda. Takım iştahını geri kazanmış, 3.bölgede az çok ne yaptığını bilen bir görüntüde. Fikstür avantajı vardı doğru, ancak bunu avantaja çevirmeniz için sahaya çıkıp kazanmanız gerekiyor. Galatasaray dünkü galibiyetiyle beraber Cumartesi derbiye 2 puan önde ve kısmen kaybedecek daha az şeyi olarak çıkacak. Alınacak bir beraberlik ve üzerine gelebilecek bir PAOK galibiyeti kongre seslerini büyük oranda kısacaktır. Kongre üyesi olmadığım bir kulübün siyaset mekanizması ve iç dinamikleri ile ilgili yorum yapmak çok istemesem de, bu yönetimin Galatasaray’ı temsil edemediği, etmemesi gerektiği çok net ortada. Transfer dönemindeki müthiş beceriksizlik, karaborsa skandalının yönetiliş şekli ve son olarak sırt sponsoru hadisesi bence her şeyi özetliyor. Tüm eleştiriler ve gözler yönetimin üzerindeyken, bu sebepten gerçekleşmiş istifa varken, birçok şey yanlış yapılıyorken ve bir de tartışmaya çok açık KAP ve kulüp açıklaması birbirinden farklı bir sponsoru takımın sırtına geçirmek nereden baksan büyük rezillik. Paranın boyutu, sponsorun işlevi vs. her şeyi bir kenara bırakalım, diyelim bunların hiçbirinde sorun olmasın, o yazı biçimini, düzensizliği, formanın sırtına basarken hiç kimse mi biz ne yapıyoruz demedi?  Hadi orada gözünüz kapandı, sponsorluk bedeli için estetik kaygıları bir kenara bıraktınız; bu sponsorun ne olduğu, ne yaptığı ortada. Senelik 7 milyon dolar için tüm kamuoyunun ağzına laf olmaya değer miydi? Ağustos ayında açılan ve  içinde 15 tane haber olan bir haber sitesinin gerçekten kendi sermayesi ve doğal biçimde sponsor olduğuna mı inanmamızı mı bekliyorsunuz? Ülkede zaten herkes birbirinin aklıyla dalga geçiyor, bari siz yapmayın. Zaten ilgili yerler dün suç duyurusunda bulununca sponsorluk hemen askıya alındı. 100 küsur yıllık camia böyle yönetilmeyi hak etmiyor.

Mourinho Seviyesi Bu Değil

Yarı profesyonel şekilde uzun yıllar spor yaptım ve takım sporları içerisinde yer aldım. “Trash talk” dediğimiz rakibin ayarını ve düzenini bozmaya çalışan söylemlerin, diyalogların bu sporun içinde olduğunu anlayacak ve bilecek yaştayım. Hele bir de adınız Jose Mourinho ise gittiğiniz her ligde bunları bolca yaptıysanız, bu sizin üzerinizde asla eğreti durmaz. Ancak….Ligin henüz 5.haftası yeni bitiyorken, daha ortada tüm ülkeyi ayağa kaldıracak ne bir pozisyon, ne bir skandal yaşanmamışken, şimdiden bu tondan konuşmak bana biraz Fenerbahçe, iletişimini Mourinho üzerinden yürütmeye çalışıyor hissiyatı verdi. Her maç önü, her maç sonrası ya hakem ya Galatasaray ya da Okan Buruk konularında açıklama yapma ihtiyacı hissetmek sadece Mourinho ile açıklanacak bir konu değil. Mourinho’nun bunlara ihtiyacı da yok, tarihin gelmiş geçmiş en büyük 5 teknik direktöründen biri olduğu birçok kişi tarafından kabul gören, kolunda sadece ona ait olabilecek 3 Avrupa kupalı bir dövme varken; “biz bugün sarı kart görmeyeceğiz çünkü dün Galatasaray görmedi” demesini ya da 6 oyuncu değişikliği konusunu konuşmasını bu adam sivri dilli diye açıklayamayız. Gayet sağlam ilerleyen ve kadro genişliği olarak bence açık ara önde olan Fenerbahçe’nin bunlara ihtiyacı yok. Bir de esas şu soru akıllara geliyor, 5.haftadan bu açıklamaları yapan Mourinho/Fenerbahçe 20’de 30’da ne açıklama yapacak? 

 

18 Eylül 2024, Çarşamba 10:19
YAZININ DEVAMI

‘’Büyük Başarı (!)‘’

Sonda söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim; Osimhen’i bu yaşta, bu maliyete getirmek Türk futbolunda bu zamana kadar yapılan transferler arasında zirvedir ve büyük başarıdır. Ancak Osimhen’in takıma alındığı transfer döneminde, elindeki en değerli kanat oyuncuları gönderip yerine kimseyi alma ihtiyacı duymamak ya da almamak da büyük başarıdır. Türk futbol tarihinin en sükseli transferini yapıp taraftarın büyük çoğunluğunu mutlu edememek de büyük başarıdır. İki haftadır Galatasaray yönetimini ve hocasını eleştirdiğim için artık tekrar tekrar sıralamayacağım. Galatasaray tarihinin belki de en kötü planlanan sezonuna; yönetime neredeyse “0” güven, son 2 sene şampiyon olmuş hocasına neredeyse 2-3 maçlık krediyle giriyor. Pep Guardiola, milli ara öncesi bir açıklama yaparak, hazırlık kampının yeni bittiğini milli ara dönüşü gerçek sezonun başlayacağını belirtmiş. Arka arkaya sıkışacak fikstürler, sakatlıklar, cezalar vs. her şey şimdi başlıyor ve Galatasaray alternatifsiz sol beki, tamamen belirsiz bir orta saha kurgusu, sistem değişikliği tartışmaları altında sezona esas şimdi giriyor. Son olarak da hem yönetim hem de Okan Buruk 2025’e Galatasaray ile girerlerse o da büyük başarıdır.

Fikstürü Düzeltin!

Son 1-2 gündür kamuoyunda çok haklı bir tepki var. Tarihimizde ilk kez 3 takım aynı Avrupa Kupasında yer alacak ve dolayısıyla fikstür konusu her zamankinden daha zor. Çünkü 8 maç var ve ocak sonuna kadar yayılan bir lig formatından bahsediyoruz. Bu durumda 3 takımın da Lig-Avrupa fikstüründe adalet her şeyden daha önemli hale geliyor. Geçtiğimiz senelerde farklı turnuvalarda olan takımların Avrupa dönüşleri aynı değildi, olması da imkansızdı. Geçmiş karşılaştırmalar hiçbir işe yaramaz. Birazcık adalet duygusu olan herkesi rahatsız eden bu fikstür konusunu TFF umarım bir an önce çözer. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın 8 tane Avrupa maçından sonra 1 tane deplasman oynayıp, Beşiktaş’ın aynı süreçte 7 tane deplasmana gitmesi hakkaniyetli değildir, rekabetin etik kurallarına uygun hiç değildir. Üçünün de yarışta olacağını düşünürsek, bu müthiş geçmesini beklediğimiz yarışın hakkaniyetine soru işareti koymayın, koydurmayın.

Yüzleşme…

Gündem yoğunluğundan tam alanımla ilgili olan konuya giremedim. Hazır milli aradayken konuyla ilgili bir iki şey söylemek lazım diye düşünüyorum. Öncelikle Arda Turan’ı cesaretin dolayı kutlarım, herkesin yapamayacağı, yapmaktan kaçınacağı bir dizi söz söylemiş. İşin algı tarafında ise futbolcu Arda dönemini kapatan, teknik direktör/hoca Arda dönemini açan bir iş olmuş. Fakat bunu bir basın toplantısıyla da yapsa çok bir şey fark etmeyeceğini söylemeden geçemeyeceğim. Çok basit bir kurgu, “belgesel” kıvamında hiçbir şey yok. Arda’nın kamera karşısına geçip söylemek istediklerini insanlar daha az sıkılarak dinlesin diye oluşturulmuş bir akış gibi geldi bana. Ne olursa olsun bence amacına hizmet eden, iyi bir iş olmuş. İlk maçından son maçına Arda’yı izlemiş biri olarak onun adına hem mutlu oldum hem de gurur duydum. Özeleştiri yapması ve bunu cesurca ortalıkta yapması da umarım herkese örnek olur…

06 Eylül 2024, Cuma 15:44
YAZININ DEVAMI

‘’Nakavt!‘’

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi sözü herhalde daha fazla hayat bulamazdı. Galatasaray’ın bu sene Perşembe maç oynayacağı geçen Çarşamba’dan az çok netleşmişti. Çünkü maalesef sorunun temeli ne seçilen oyuncular, ne belirlenen taktik, ne de suni çim vs. Geçen hafta da yazdığım gibi Galatasaray’daki odanın içinde kocaman bir fil var ve bu fil dün gece Seyrantepe’de bolca görüldü.

Eminim ki ciddi bir süredir maç seyreden futbolu az çok takip eden herkes 5.dakikada Galatasaray’ın bir mucize olmazsa Young Boys’u eleyemeyeceğini anlamıştır. Lise son sınıf öğrencileri, lise 2 öğrencileriyle maç yapıyor gibi bir fizik farkı, birkaç oyuncu hariç ekstra motivasyona sahip olmayan oyuncular, belki de kariyerinin en formsuz dönemini geçiren Okan Buruk…

Bunların hepsi bir bütün parçası ve sezon sonundan bu yana Galatasaray’daki beceriksizliğin, liyakatsizliğin, plansızlığın bir sonucu. O yüzden bir hesap çıkacaksa ki çıkmalı, bu tüm Galatasaray planlamasını ve dolayısıyla yönetimini bağlar. Erden Timur sürecinin yönetilememesinden, Florya-Kemerburgaz planlamasına, transfer ve kadro yapılanmasından, kaptanlık krizinden, bilet-karaborsa iddialarına her şeyin payı var. Tüm bunlar yaşanırken bir de iletişim konusunda olumsuz anlamda literatüre girecek bir anlayışa sahipseniz, Ağustos sonunda çömlek patlatmak hayırlı bile olabilir. Dün akşam maç öncesi Galatasaray yönetim kurulunun yaptığı açıklama zaten her şeyi belli ediyor.

Yakın tarihin kırılma maçlarından birine ve belkide kulübün önündeki 1-2 seneyi belirleyecek bir maça çıkarken böyle bir açıklama yapma gereği duymak kısaca biz yönetmeyi beceremiyoruz, takımın durumundan bağımsız kendimizi düşünüyoruz demek. Maçtan sonra kötü sonuç gelince, “transfer gündemimizde yok” söylemini 24 saat geçmeden “2 bölgeye transfer yapacağız” söylemi biz yönetemiyoruz demek. Rekor oyla göreve geldik bir argüman oluşturmak, Okan hocanın sürekli şampiyon ve rekorlar kıran takımız demesinden hiçbir farkı yok.

Hocanın maçtan önce eleştirilere sinirlenip Real Madrid taraftarı olmasını önermesi zaten kendisini ne kadar kaybettiğinin göstergesi. Kaldı ki o Real Madrid La Liga ve Şampiyonlar Ligi’ni kazandıktan sonra Mbappe’yi transfer etmiş bir kulüp. Biz şampiyonuz her şeyi kazandık diyerek sezona girmediler. Yani öyle beyanatlar var ki hem yönetimin hem hocanın, sadece 1 ay bunların üzerine yazıp konuşabiliriz. Özetle Galatasaray’ın elenmesinden daha sorun olan şey, nasıl elendiği konusudur. Büyük bir çaresizlik içinde bağıra bağıra elendi Galatasaray. Bunun üzerine İcardi’nin pozisyonu gol olsaydı, dönüşü yemeseydik, toparlanıp hedefimizi Avrupa Ligi’ni kazanmak koyacağız, final oynayacağız gibi söylemler hem sizi hem de kulübü komik duruma düşürüyor, benden söylemesi…

Geçelim işin ülke puanı ve boy aynasına… Şampiyonlar Ligi başladığından bu yana 4.kez gruplarda olmayacağız. Yeni formata geçilen ve en çok avantajın olduğu sezonda 2 takımla olabileceğimiz yerde evde oturup maçları izleyeceğiz. Nispeten çok daha zor bir kura çeken Fenerbahçe’yi ayırmayacağım çünkü başında tarihin en başarılı 5 hocasından biri ve kadrosunda birçok önemli oyuncu yer alıyor. Fenerbahçe yönetiminin en pahalı kadro diye övündükleri kadro da çıkıp Şampiyonlar Ligi’ne kalamıyorsa bu başarısızlıktır, hatırlatmakta fayda var.

O zaman bu aralar çok sık gördüğüm şu soruyu tekrar ve yüksek sesle sormak lazım o halde; biz Young Boys’a, Lille’e eleneceksek, neden 200 milyon euroluk kadrolar kuruyoruz? Artık boy aynasına bakıp, Avrupa Ligi’nin kazanmayı veya finali hedefliyoruz demeden önce ülke futbolumuzun kalitesini, hakemlerimizi, hocalarımızı, altyapılarımızı, çimlerimizi geliştirmeye odaklansak daha iyi olacak. Biraz gerçek hayata, Avrupa’nın ne seviyede futbol oynadığına, hangi oyuncularla oynadığına, hangi hızda oynadığına bakmalıyız. Belki 3-4 sene Avrupa sahnesinden geri düşüp, her şeye baştan başlamak seçeneği bile düşünülebilir.

Dün sadece Galatasaray için değil, tüm Türk futbolu için çok ciddi bir uyarı ve bence uçağa binmeden önceki gördüğümüz “last call” benzeri bir şeydi. Acilen mantığımızı, takımlarımızın yapısını, yukarıda kısaca bahsettiğim her şeyi gözden geçirmemiz gerekiyor. Eğer yine şu oyuncu oynasaydı, hoca bu taktikle çıksaydı diye konuşursak böyle hüsranları daha çok izleriz. Son olarak, kibire ve plansızlığa boğulmuş Galatasaray yönetimi ve hocasına son lafım, “Young Boys” gibi bir takıma elendikten sonra final ve kupa hedefi koyduğunuz Avrupa Ligi’nin katılımcılarına bir bakın derim…

28 Ağustos 2024, Çarşamba 11:38
YAZININ DEVAMI

‘’Odadaki Fil…‘’

Özellikle son 6 aydır oynanan hedef maçlara, sezon başı yapılan olumlu açıklamalardan, son maçlardaki performanslardan sonra gelen bahanelere, daha sezon başında hakem isyanlarına baktığımızda artık odadaki fili konuşmanın vakti geldi diye düşünüyorum. Okan Buruk’un son 6 aydır büyük maçlar özelinde skorlar hep eksi yazıyor ve tabi ki skorlar önemli. Ama sezon başı, maçlardan sonra yapılan birbirini baltalayan açıklamalar ve bahane bulma çabası da en az skorlar kadar problemli ve gelecek adına olumsuz sinyaller veriyor.

Dün akşam Galatasaray bir uçurumun kıyısına kadar geldi ve kesinlikle “şans” sebebiyle düşmedi. Maçın içinde pozisyonlar bulunsa da, Young Boys özellikle maç 2-0 konumundayken, bu hafta sonu ertelenen lig maçını anlamsız kılabilirdi. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Galatasaray turu geçebilir, bence geçecektir, ama turu geçmesi bundan sonra yazdığım hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

Galatasaray’ın 2023 sonu ve 2024 başından itibaren hedef maçlarına bakalım;

Kopenhag – Galatasaray 1-0

Fenerbahçe – Galatasaray 0-0

Trabzonspor – Galatasaray 1-5

Galatasaray – Sparta Prag 3-2

Sparta Prag – Galatasaray 4-1

Beşiktaş – Galatasaray 0-1

Galatasaray – Fenerbahçe 0-1

Galatasaray – Beşiktaş 0-5

Young Boys – Galatasaray 3-2

9 maç, 5 mağlubiyet, 3 galibiyet, 1 beraberlik. Not olarak, galibiyetlerden iki tanesinin, performans olarak iyi durumda olmayan Trabzonspor ve Beşiktaş olduğunu belirtmek gerekir.

Okan hoca Türk futbolunun yerli olarak en gözde hocasıdır. Bu konu tartışmaya kapalıdır. Yılların meşhur üçlüsü, Fatih Terim, Şenol Güneş ve Mustafa Denizli’den sonra, özellikle büyük takımlarda başarı anlamında Türk futbolu için bir sıçramadır ve yaptığı işler çok değerlidir. Galatasaray’ın başında uzun yıllar kalmalıdır ve Avrupa kupasını sonuna kadar zorlamalıdır. Ancak bunları yaparken, değişimi ve gelişimi durdurmamalıdır. Çeşitli faktörler (yönetim, finansal durum vs.) sebebiyle bunu yapmakta zorlanıyor olabilir.  O zaman da kamuoyuyla iletişim kurarken bunları göz önüne koymalıdır. Burada Okan Buruk’a futbol aklı verecek ya da şöyle oynayabilir diyecek kadar kendimi kaybetmedim. Bunu yapanlar, bu işten iyi anlayanlar var zaten. İşin iletişim, kamuoyu ve gündem yönetimi konusunda iki kelam edebilirim. Daha önce de yazdım ancak dün Azeri hakem çıkışından sonra, bir kez daha yinelemek ve tazelemek istedim. Çünkü Okan hocanın ya çözemediği bir gerginliği var, transfer dönemi sebebiyle yaşanan kafa karışıklıkları olabilir, ya da istediği oyuncuların alınamaması olabilir. Bu sonucu değiştirmez. Öncelikle hatalar silsilesi, sezon başında takımından çok memnun olduğunu söylemesi ve son 2 senenin şampiyonu olan kadrodan sürekli bahsetmesiyle başlıyor. Beşiktaş’ın naçizane attığı “tokat” tan sonra önce futbolcuları medyanın önüne atıyor ve bence olası transfer çıkışında kulübün elini zorlaştırıyor. Beşiktaş maçı sonrası yaptığı açıklamalar bence 5-0’dan daha ağır ve moral bozucuydu. Galatasaray yönetimini buradan kaç kez eleştirdim hatırlamıyorum. İletişim konusunda çok yanlış davrandıklarını ve sorumluluğu Okan Buruk’a bıraktıklarını en az 2-3 kez yazmışımdır. Belli ki Okan hoca da bu durumun yükünü kaldıramıyor. Zaten asli görevi değil, olmamalı da. Dün akşam ki maçtan sonra neredeyse sıfır oyun planı ile sahada olan ve çözümü yine eldeki yedek silahları sahaya atmakta bulan bir futbol anlayışından sonra hakem konuşmayı, başka bir soruna bağlayamıyorum açıkçası. Kaldı ki, özellikle ilk 30 dakika ve penaltıya kadar olan kısmı çıkarırsak 2. yarıda Galatasaray bence fena değildi. Yine kalitesinin altındaydı ama pozisyon ve pozisyoncuklara girdi. Sahada kötü gözüken noktalar, Young Boys’a çalışılmamış gibi hücum denemeleri ve fiziki üstünlük karşısında ezilmekti. Bunun ilk kısmı Okan hocayı, ikinci kısmı yönetimi bağlar. Bu noktada Okan hoca her şeyi göğüslemek zorunda kaldığı için özeleştiri kabiliyetini de yitirdiğini düşünüyorum. Çok uzatmayalım, özetle;

Galatasaray son 2 sezonun şampiyonudur evet, ancak değişimler sadece her şey kötü giderken olmaz, bir şeylerin gitmediği, gidemeyeceği ortada. Bir tane daha Beşiktaş maçı yaşanıp, birçok taş yerinden oynamadan, hem Okan hoca hem de bu kadronun optimize olması artık şart haline gelmiştir. Odadaki fil, bu değişimin gerekliliğidir. Okan hocaya radikal hamleler için alan tanınıp, kimle devam etmek istiyorsa onunla devam edilip, acil bir şekilde, oyun için gerekli ihtiyaç transferleri yapılmalıdır. Son olarak, en önemlisi, son 2 senedir Galatasaray’da büyük bir boşluğu dolduran Erden Timur gibi bir figürün acil Florya’da takımla birlikte olması gerekliliğidir. Okan hocayı yeri geldiğinde rahatlatacak, baskıyı paylaşacak bir figür ihtiyacı şarttır.

Okan Buruk kırdığı rekorlar, Galatasaray’ın yıllardır sorunu olan duran top taktikleri, Avrupa’da oynattığı büyük oyunlar, futbolcu yönetimi gibi birçok alanda çok başarılı olmuştur, olmaya da devam edecektir, etmelidir de. Ama çok başarılı olmaya giden yolda, birçok kırılma anı ve kırılma seviyeleri vardır. Bu noktaları geçenler sonuna kadar gidebiliyor. Okan hoca bu değişimi ve optimizasyonu yapabilirse, olabilecekleri hayal etmek bile heyecan verici. Sadece şu an, bugüne kadar geldiği yöntem ve yollarla ilerleyemeyeceği ortada.  Çözecektir, çözmelidir de… Önce 27’sini atlatıp sonrasında da radikal hamleler gerekiyor. Hem oyun hem de iletişim anlamında…

22 Ağustos 2024, Perşembe 14:51
YAZININ DEVAMI

‘’Dakika 1 Gol 1‘’

TFF yönetiminin değişmesiyle beraber temiz bir sayfa umudu, çelişkilerin azalma ümidi, sürekli suçluyu dışarıda, hakemde arama çabalarının en azından bir süreliğine de olsa azalacağına dair inancım ilk haftadan yerle yeksan oldu. Özellikle geçtiğimiz sezon biterken ya da dönem dönem duyduğumuz “artık hakem konuşmayacağım” sözlerini verenler dahil herkes ilk haftadan hakem konuşmaya başladı. Tweet atanlardan, Youtube yayınlarında bangır bangır yangın yapanlardan, hocalar dahil kamuoyu ve paydaşlara kadar çoğunluk yine hakemleri konuşmaya ilk haftadan başladı. Bu sene bir de dünyanın en medyatik ve açık sözlü hocası Mourinho’da burada ve o bu yangına, tarzı gereği brükle gidecek bir karakter. Artık net bir şekilde ortada, derdimiz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Başımıza gelen her şey bize müstahak. Çok yazık, bakalım hakemleri korumakla ilgili şu ortamda TFF nasıl bir aksiyon alacak merakla bekliyorum.

TFF’ye hakemleri korumakla ilgili bir öneri demişken, sorundan bahsedip çözüm önerisi sunmamak olmaz. Premier Lig bu sene çok güzel sonuçlar vereceğini düşündüğüm bir uygulama hayata geçirmiş. Dünyanın her yerinde hakem hataları oluyor, sorunlar çıkıyor. Sorunlara nasıl yaklaştığınız marka değerinizi ve liginizin konumunu belirliyor. Premier Lig, “Premier Lig Maç Merkezi” adı altında bir X hesabı açarak, maçlardaki tüm kararları sebepleriyle birlikte canlı olarak açıklayacağı bir iletişim yapacağını açıkladı. Tek kelimeyle muazzam bir iş. Tuttuğunuz takımın maçında VAR’ın müdahale ettiği bir konuyla ilgili gerekli açıklamayı anlık olarak görebileceksiniz. Günümüz dünyasının hızına, reaksiyon süresine çok uygun bir iletişim yöntemi. Tabi ki başta aksaklıklar eminim olacaktır, İngiltere gibi futbolun beşiği dediğimiz yerde de birçok sorun çıkıyor. En azından açık, şeffaf bir iletişim ile taraftarları ve takımları olası sorunlu pozisyonlarda rahatlatacaktır. Hep söylediğim gibi, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, biraz Premier Lig, biraz da La Liga’yı örnek alacağız ve konularımızın çoğu çözülecek.

Hala 5 yapabiliriz…

Önümüzdeki hafta belki de Türk futbolunun gelecek 3-4 senesini şekillendirecek ön elemeler oynayacağız. Geçtiğimiz hafta 2 Şampiyonlar Ligi, 2 Avrupa Ligi ve 1 Konferans Ligi pozisyonundayken şu an 1 Şampiyonlar Ligi elemesi, 1 Avrupa Ligi gruplar (Fenerbahçe elendikten sonra direkt gruplara kaldı), 1 Avrupa Ligi elemesi ve 2 tane de Konferans Ligi elemesi oynayacağız. Kaybedilen devasa bir şey yok, 5 takımla gruplara kaldığımız sürece, şu an 4 takıma düşmüş Çekya’yı 9.luk yarışında geri bırakabiliriz. Umarım 2 hafta sonraki yazımda, 5 tane takımımızın gruplarını değerlendirme fırsatımız olur. Türk futbolu için kritik virajlardan biri olduğunu düşünüyorum. Young Boys, Lugona, St.Gallen ve St. Patricks elemeyeceğimiz takımlar hiç değil. Türk takımlarının bu adette ve yeni formatla bu kadar fazla dışarıyla maç yapacak olması hem iç gerginliğimizi bir nebze olsun azaltır, hem de test edilerek takımlarımıza gelişim alanı sağlar. Bu satırları yazarken TFF de bu önemli maçlar sonrası olan maçları erteledi, en doğru karar, hiç tartışmanın alemi yok. Tüm takımlarımıza başarılar…

 

16 Ağustos 2024, Cuma 16:36
YAZININ DEVAMI

‘’Veni, Vidi, Vici‘’

Sezar, Türkiye topraklarında kullandığı bu cümleyi, bugün yaşasa yine Yusuf Dikeç için kullanırdı herhalde. Son dönemde daha çok keyif aldığım bir konu oldu mu hatırlamıyorum ama Yusuf Dikeç’in dünya çapında yarattığı etkileşim, Türkiye’nin reklamı, birçok büyük hesabın yaptığı paylaşımlar her yönüyle muazzam. Haber kanallarından, olimpiyat yayıncı kuruluş hesaplarına, olimpiyat paydaşlarının kendi paylaşımlarından, Hitman, Red Dead Redemption gibi büyük ve geniş topluluğa sahip oyunların hesaplarına kadar sayısız içerik üretildi. Planlama yapsak, otursak Türkiye için iyi bir PR çalışması yapalım diye çalışsak, bu kadarını bile kimse hayal edemezdi. İletişimdeki en önemli hususlardan ve kritik başarı faktörlerinden biri, sizin adınıza başkalarının konuşması ve tabiri caizse iletişim elçileri oluşturmanızdır. Bunu başardığınızda artık istediğiniz yere gelmişsiniz demektir. Yusuf Dikeç konusuna buradan baktığımızda şu an abartısız tüm dünya Yusuf Dikeç hakkında ve Türkiye hakkında konuşuyor, tweet atıyor, haber geçiyor. En son baktığımda ABD google trendlerinde 4.sıradaydı, Asya’da onun resmiyle t-shirtler, kahve sembolleri yapılıyordu. Bunun sonu nereye gider bilmiyorum ama size bir tavsiyem, X’e girip arama kısmına bir Yusuf Dikeç yazın, çok eğlenceli. Bir de not, gözlük markaları için acayip bir fırsat var… Özetle, Yusuf Dikeç Paris 2024 Olimpiyatlarına geldi, gördü ve fethetti. Önce madalya sonra bu şahane reklam için çok teşekkürler…

5 Takımla Gruplara!

Geçtiğimiz hafta, ligin rekabeti açısından heyecan uyandıran unsur olarak 4 büyüklerin ve Başakşehir’in önemli takımlara ve oyunculara sahip olduğunu yazmıştım. Bunun bir diğer tarafı ise Avrupa’daki olası 5 takımlı grup aşamasına kalabilme ihtimali. Ülke puanı sıralamasında 9.luğumuzu korumak için hem çok kritik hem de 8.liğe göz koyabilmemiz için mecburiyet. Çek takımları da iyi başladı ve amansız bir şekilde takibi sürdürüyorlar. Önümüzdeki hafta oynanacak eleme maçları çok kritik çünkü her galibiyet bile altın değerinde. Fenerbahçe umarım Şampiyonlar Ligi’ne girer ve seneler sonra benim ancak çocukluğumda hatırladığım çift takımlı Şampiyonlar Ligi deneyimi ülkece yaşayabiliriz. Fenerbahçe’nin en kötü ihtimalle Avrupa Ligi gruplarını katılmayı garantilediğini söyleyelim. Trabzonspor bence çok iyi bir kadro kurdu, bu kadro Avrupa’da olabileceği en iyi arenada olmayı hak ediyor. Umarım Avrupa Ligi’nde gruplara kalır ve yine iki takımla Avrupa Ligi’nde boy gösteririz. Çok başarılı olacağını düşündüğüm, olmasını istediğim ve geçen sene takımı son sıradan alıp Avrupa’ya götüren Çağdaş Hoca’nın Başakşehir’ini de Konferans Ligi’nde gruplarda görmek çok güzel olur. Bu sene bence hiç olmadığı kadar Avrupa’da başarıya yakınız, nedense içimde bu seneyi birkaç takımımız açısından Avrupa senesi olarak hatırlayacağız gibi hissediyorum. Adım adım, önce gruplara, sonra da üst turlar neden olmasın

02 Ağustos 2024, Cuma 12:48
YAZININ DEVAMI

‘’Yönetmezsen, Yönetilirsin‘’

Buradan defalarca kez yazdığım, birçok kez örneklerle bahsettiğim, çok basit hayatın her alanına uygulanabilecek bir formül var; Algı-Beklenti=Tatmin. Temelini ve mantığını tekrar tekrar yazmayacağım. Yeniden yazma ihtiyacım ise seçildiği günden bu yana Galatasaray Yönetimi’nin aleni bir şekilde iletişim konusunda çuvallaması. Bu kelimeyi kullanıyorum çünkü, Kemerburgaz tesislerinde ilk idmanı yaptıktan sonra “Şantiye Şefi” ilanı verirseniz bu çuvallamaktır. Teknik direktörünüze bütçe konusunda söz aldım, bütçemiz kuvvetli diye açıklama yaptırdıktan sonra kongrede çıkıp UEFA ensemizde derseniz bu çuvallamaktır. Hiç kimse merak etmesin, 3-4 nokta transferi hızlıca yapacağız dedikten sonra takımın Ocak’tan beri ihtiyaç duyduğu bölgeye 24 Temmuz’da transfer yaparsanız, bu çuvallamaktır. Transfere ciddi zarar veren, isim sızma veya sızdırma işini yapan kişiyi ve kişileri belirleyip, aksiyon almazsanız bu çuvallamaktır. Son olarak ise hayretler içerisinde izlediğim; Mayıs ayında alınan şampiyonluğun Temmuz ortasına kadar süren kutlamalarından sonra bence tüy diken, yamaç paraşütü ile kupayı uçurmak çok büyük çuvallamaktır. İki sene üst üste şampiyon olmanın getirdiği rehavet midir, yoksa yönetimsel beceriksizlik ve liyakatsizlik midir bilmem ama Galatasaray 3 Ağustos’ta Süper Kupa finali ile sezonu açıyor ve sonrasında durmak bilmeyen bir tempoya girecek. İletişim ve algı yönetimi ile ilgili yönetim bir an evvel toparlanmazsa yönetmedikleri iletişimi, başkaları yöneterek enteresan süreçlere girebilirler. Takıma ve Okan hocanın başarısına şu an muhtaç durumdalar diye düşünüyorum. Zamanında iletişim konusunda övdüğüm Galatasaray ile yerdiğim Fenerbahçe yerleri tamamen değiştirmiş durumda. Fenerbahçe yeri geliyor çok sade, yeri geliyor çok agresif çıkışlar yaparak bence müthiş bir dengede götürüyor iletişim konusunu. Beşiktaş’ın da Mourinho faciasından sonra özellikle Cenk-Semih operasyonunu, Rafa Silva sürecini çok iyi yönettiğini düşünüyorum.

Bu sene çok zorlu geçecek, Trabzonspor ve Başakşehir de çok zorlayacaktır. Herkesin kadrosu iyi, iletişim ve algının doğru bir şekilde yönetilmesine herkesin çok ihtiyacı olacak. Başa dönecek olursak, Algı-Beklenti=Tatmin. Her takımın beklentiyi düşük tutmaya ve gerçekleri şeffaflıkla anlatmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Taraftarda tatminsizlik erken başlarsa, çok kolay çözülmeler görebiliriz...

9’ların Düellosu
Futboldaki en meşhur klişelerden “atanınla tutanın iyi olacak” sözünü herkes duymuştur. Bu sene atanlar Süper Lig’de inanılmaz bir rekabete girecek gibi duruyor. Son iki sezonuna damga vurmuş İcardi, La Liga’da uzun yıllardır belli bir seviyede performans gösteren ve Sevilla’nın kalburüstü takım konumunda kalmasına en çok katkı verenlerden En Nesyri, doğuştan golcü, Serie A’da 4 kez gol kralı olmuş Ciro Immobile. Yakın tarihte aynı anda Süper Lig’de bu kadar üst düzey 9 numara var mıydı hatırlamıyorum. Trabzonspor’un aldığı Euro’da çok iyi performans gösteren Draguş ve

almaya çok yakın olduğuna dair haberler gelen Onuachu, Başakşehir’de Piatek, çokça zaman bulacak, Dzeko, Batshuayi gibi isimler de cabası. Semih, Barış gibi kanat forvetleri de düşününce gol açısında acayip bir sezon bizi bekliyor. Bol bol güzel goller konuştuğumuz bir sezon olur umarım.

25 Temmuz 2024, Perşembe 17:05
YAZININ DEVAMI