Arama

Popüler aramalar

‘’'Ben yapmadım Ersan yaptı'‘’

Büyük projelerle, kemik bir kadro kurma vaadiyle, gelecek için yetiştireceği oyuncuların iddiasıyla göreve gelen Samet Aybaba’nın geldiği nokta bu. Hata yapan oyuncusunu, patlamaya hazır tribünlerin önünde 81. dakikada oyundan almak, taraftarın önüne atmak... Yılmaz Vural’dan sonra en çok Süper Lig maçına çıkan hoca, elbette Ersan’ın ıslıklanacağını biliyordu. Genç savunmacının oyundan alınmasının tek anlamı var: Ben ne yapayım, golü Ersan yedirdi. Bana kızmayın, ona kızın. Beni sıyırın bu işin içinden!

Tabelada Ersan yazınca, doğal olarak ıslıklandı genç futbolcu. Hata da yapsa, hocasının arkasında olmadığını öğrendi, omuzlarındaki baskı büyüdü. Sadece Ersan değil, İnönü’deki gençler de yaşananları gördü. ‘Daha oyuncu değil’ dediği Oğuzhan, ‘Çok kötü oynuyor’ dediği Cenk, her fırsatta fırça yiyen Olcay da, Ersan’ın hocası tarafından düşürüldüğü duruma şahit oldu. Genç Kaptan Necip, işler kötü giderse neler yaşanacağını anladı. ‘Güven ruh gibidir, terkettiği bedene asla geri dönmez’ derler ya, Aybaba panikle bu gerçeği unuttu.

Oyuncu böyle kazanılmaz. Real Madrid Casillas’ı, Manchester United efsanelerini, Barcelona Xavi’yi böyle kazanmadı. Barca bile 5 yedi Xavi’li kadrosuyla; ama kulübedeki hocaları, genç futbolculara sahip çıktı. Kendinizi ‘Onlar başka, bunlar başka. Kapasite farkı var’ diye savunursanız, ‘Madem kapasite düşük, neden bu kadar maç oynattınız’ sorusuna yanıt ararsınız.

Sinan Kurumuş’un oyuna alınması başlı başına bir yazı konusu... ‘Oynarsa ben oynattım, başaramazsa zaten yapamayacaktı’ der gibi sahadaydı 18 yaşındaki futbolcu. Dentinho anlamsızca kulübede bekledi ilk yarı, anlamsızca Fernandes’in yerine oyuna girdi ikinci yarı. Fernandes’in başında bekleyen 2 Karabüklü, Portekizli’nin oyundan çıkmasıyla rahat etti. Maçı hakem değil, Aybaba’nın hamleleri bitirdi. Sözün özü; Beşiktaş, önceki gün İnönü Stadı’nda 2 puandan daha fazlasını kaybetti.

03 Şubat 2013, Pazar 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Ağrı kesici‘’

Beşiktaş kolay bir sezon geçirmiyor. DNA’sıyla oynanan kulüp temizlenme sürecine giderken, bir yandan da güçlü rakipleriyle şampiyonluk mücadelesi vermeye çalışıyor. İki cephede mücadele eden (idari ve sportif) Beşiktaş’ın sezonun ilk yarısında sınıfı geçtiği söylenebilir. Ancak ligin ikinci yarısında her şeyin daha zor olacağı kesin. Aybaba, hücum hattının güçlendirilmesini istemekte haklı.

Yedeklerin ligde 1 golü yok

Ligin en golcü takımının önceliğinin forvet hattı olması ilginç, ama anlaşılabilir. Örneğin Almeida oyundan çıktığında, yerine ligde 1 golü olmayan Batuhan Karadeniz giriyor. Batuhan yoksa yine ligde 1 golü olmayan Mehmet Akyüz girecek. Ama bir de kulübün gerçekleri var. Beşiktaş sezon başında ‘maliyeti yüksek’ diyerek Quaresma’nın üzerini çizmiş bir yönetime sahip. Bugün, Nene’ye 3 yıllık kontrat imzalatıp, senelik 3 milyon Euro ödeme garantisi vermek, ‘Feda’ politikasının üzerine çizgi çekmek demek...

Necati kaderi değiştirmişti

İşte bu şartlarda en uygun isimlerden birisi LuaLua... Galatasaray’ın son şampiyonluğunda, devre arasında transfer edilen Necati belirleyici olmuştu. Oyunun sıkıştığı, takımın sıkıntı yaşadığı anlarda sahneye çıkan Necati, Galatasaray’da fark yaratmıştı. Beşiktaş için bu ismin karşılığı da LuaLua olabilir.
32 yaşındaki futbolcu, İngiltere ve Yunanistan’da tansiyonu yüksek maçlara çıkmış, genç kadronun ihtiyacı olacak tecrübede. Ancak şu da unutulmamalı. Beşiktaş’ın yapacağı nokta bir golcü transferi, belki de takıma 20 milyon Euro değerindeki Şampiyonlar Ligi biletini getirebilir. O nedenle yönetim ile teknik heyetin ince eleyip, sık dokumasını anlamak gerek...

Beşiktaşlılar hatırlar. Son iki şampiyonlukta, devre arasında transfer edilen tecrübeli isimler kupayı getirmişti. 2003’te Giunti, 2009’da Yusuf ve Ernst takımı ayağa kaldırmışlardı. Bu isim LuaLua olacak mı, bekleyip göreceğiz...

04 Ocak 2013, Cuma 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Daha kötü ne olabilir ki?‘’

“Taraftara sempatik gelmeyecek hamleler yapacağız” diyen Başkan Fikret Orman’ın ilk hamlesi Samet Aybaba’yla anlaşmak oldu. Aybaba da kampa ‘götürebildiği kadar’ genç oyuncuyu ekledi. Sonunda da Emre Özkan, Hasan Türk ve Erkan Kaş, sürekli A takımda kalmayı başardı. Rakipler Hamit Altıntop, Burak Yılmaz, Amrabat, Mehmet Topal, Dirk Kuyt gibi yıldızlarla kadrosunu güçlendirirken bu tablo Siyah-Beyazlı taraftarları ürkütmüş olabilir. Ama Lucescu 100. yıldaki başarı hikayesini de Tolga Doğantez, Ahmet Yıldırım, Tayfur Havutçu gibi görev adamlarıyla yazmıştı.

100. yılda kadroda Sergen, Tümer ve İlhan gibi yıldızlar da vardı, şimdi de Fernandes, Almeida, Pektemek kadroda. Kartal’ın yeni sezon yapılanmasını masaya yatırdığımızda orantısızlık göze çarpıyor. Örneğin savunmadaki ve orta sahadaki çeşitlilik, ne forvet hattında ne de kalede var. Tamamen soru işaretlerine bağımlı bir iskelete büründü Siyah-Beyazlılar. Türk futbolunun en önemli kalecisi Rüştü Reçber’in bile tartışıldığı Beşiktaş’ta 1 numaralı forma geçtiğimiz yıllarca Cenk Gönen’e bol geldi. Bu sene McGregor ile Cenk’le Beşiktaş kalesinin nasıl bir görüntü çizeceği soru işareti... Aynı endişeleri savunma için taşımak yersiz. Çünkü ‘tandem’ denen bölgede Sivok, Escude, Toraman ve Ersan yeterli. Hilbert, Süper Lig’in en çalışkan sağ beklerinden biri. Solda da (iyileştiğinde) İsmail Köybaşı, Uğur Boral ve genç Emre Özkan var. Orta saha Beşiktaş’ın en parlak bölgesi. Manuel Fernandes’i takımda tutmak en büyük transferle eşdeğer. Veli çok enerjik ve kendisini geliştiriyor. Necip çalım atmıyor, işini yapıp pas veriyor, orta sahayı rahatlatıyor. Olcay Şahan beklentilerin üzerine çıkıyor, Oğuzhan Özyakup da yetenekleriyle dikkat çekiyor. Mehmet Akgün, Hasan Türk ve Erkan Kaş da Aybaba’dan şans bekliyor.

Forvet hattı ise biraz karışık görünüyor. Beşiktaş’a geldiği günden bu yana Almeida’dan patlama bekleniyor. Mustafa Pektemek sanki kampta ‘zorla’ futbol oynuyor gibiydi. Holosko kamp bile göremedi, sonradan takıma dahil oldu. Batuhan’ın bu sezon Beşiktaş’a faydalı olmasının ise tek anlamı var: Piyango!

19 Ağustos 2012, Pazar 12:00
YAZININ DEVAMI

‘’Quaresma'nın kayığı!‘’

Ama hem yönetimi hem de kulübesi öyle basitleştirdi ki bu formayı, Beşiktaş Kulübü’nde oynadığını unuttu futbolcular.
“İyi bir adam olmana gerek yok, adam ol yeter” repliği, Beşiktaş’ın Portekizliler’i için söylenmiş sanki. Hatta kulübedeki Carlos’a. Çok iyi bir insan olmaya çalışıyor ya; bağırıyor, çağırıyor, gollerde depar atıyor, enerji saçıyor, ama takım kuramıyor. Stoperi sağda, sağdakini ortada, orta sahadakini solda oynatınca milyon Euro’luk takım 15 dakikada 3’lük oluyor. Kimse Carvalhal’dan çok iyi bir insan olmasını beklemiyor, işini iyi yapsın yeter. Herkes gibi yani.

Guti Hernandez’i bu takımdan ‘Quaresma’nın kayığına’ binip, gönderdi Carlos. Şimdi Quaresma nereye kürek çekerse onunla birlikte oraya gidecek. Pırıl pırıl bir takımı, harabe haline getirdikten sonra...
Bugün işin kolay kısmı, ‘Sorun Quaresma’daymış, kadro dışı bırakın’ demek. Zaten sorun Quaresma’da olmasaydı, Ronaldo şimdilerde Quaresma’nın gölgesinde kalırdı. Ama yıldızları harcamak, “Mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim” demek gibi bir şey. Gerçekten rakipler zorluk, yıldızlar sorun çıkarmasa, oyuncular sakatlanmasa Carvalhal ne güzel idare ederdi Beşiktaş’ı!

11 Mart 2012, Pazar 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Yıldıza doymuyor‘’

Beşiktaş kuşkusuz tarihinin en zengin kadrosunu kurdu son dönemde... Demirören Yönetimi; Quaresma, Almeida, Simao, Fernandes, Guti gibi dünyaca ünlü yıldızları aynı çatı altında topladı, önemli yerli oyunculara da Beşiktaş forması giydirdi. Ancak Beşiktaş ne geçen sezon, ne de bu senenin başında beklenen sonuçları alamadı, özlenen futbolu sergileyemedi. Kulüpten gelen son haberler ise herkesi şaşırtacak cinstendi: Teknik direktör Carlos Carvalhal, devre arasında bir 10 numara alınmasını istiyor!

Yenisi gelse ne olur!

Carvalhal’ın bu isteği oldukça şaşırtıcı. Çünkü görünüşe göre Portekizli hoca yıldızlardan verim almayı başaramıyor. Demirören Yönetimi’nin teslim ettiği yıldızlardan Guti, “Teknik direktörle anlaşamıyorum” diyerek, takımdan ayrılmıştı. Guti gibi bir ‘efsaneyi’ kullanamayan Carvalhal, vatandaşı Manuel Fernandes’i de aynı şekilde psikolojik baskıyla yıldırdı. Artık Fernandes de Beşiktaş ile gemileri yaktı, ayrılmayı kafasına koydu. Basın önüne çıkıp, “Tayfur Havutçu gelene kadar bu takımı idare ediyorum” diyen ve ‘sıfır ego’ görüntüsü çizen Portekizli, kadro tercihlerinde ise futbolcularıyla karakter savaşı yapıyor. “Benim dediklerimi yapmayan kadroya giremez” diyor. Yani futbolcunun Carvalhal ile çalışabilmesi için “Özel yaşamına özen gösteren, takım için oynayan, çok yetenekli bir 10 numara” özelliklerine sahip olması gerekiyor. Bu tip futbolcuların bedelleri de 25 milyon Euro’dan başlıyor...

Luce’yle arasındaki fark...

Beşiktaş’ın 2003’teki şampiyonluğunda kadroda İlhan Mansız, Zago, Tümer, Sergen, İbrahim Üzülmez, Ali Eren, Ahmet Dursun gibi ‘karakter’ futbolcular vardı. Ama Luce hepsine ayrı değer verip, bir baba gibi onlara destek olmuş ve fayda sağlamasını bilmişti. Carvalhal ise değer vermek bir kenara, değerli oyuncuları sıradanlaştırıyor. Belki Lucescu’yla aralarındaki fark da budur.

23 Kasım 2011, Çarşamba 11:00
YAZININ DEVAMI

‘’Parayı veren taraftar olur‘’

Javi Poves’i çok kişi tanımaz. İspanya’da sezon başında Sporting Gijon’a imza atmış, 24 yaşındaki bir savunma oyuncusu. Onun futbol için önemli bir karakter olması üstün yetenekleri değil, düşünceleri. Ekonomik krizin fazlasıyla etkilediği ülkesinde uçuk paralar almak zor gelmiş Poves’e. “İşsizliğin yüzde 20’ye ulaştığı İspanya’da böyle paralar kazanmak doğru değil. Futbol böyle bir oyun olmamalı. Bu şartlarda futbolu düşünemiyorum, takımıma faydalı olamıyorum. Bu işte ben yokum” diyerek, futbolu bırakmış 24 yaşındaki Poves.
Türkiye’de yaşayanlara bu tip şeyler masal gibi geliyor. Çünkü ülkemizde futbolseverlik ve taraftarlık, “Bugün kulübün için ne yaptın?” sorusunu beraberinde getiriyor. Taraftarın kulübüne duyduğu sevgi; kaç tane kart aldığı, forma hediye ettiği, dergiye üye olmakla orantılı.
Mesela yetenekli olmasına rağmen parası olmayan bir çocuğun bu sporu sevme şansı artık yok. İki taş, bi top kesmiyor artık. Takımının dergisini alamaz, spor okuluna gidemez, onların söylediği gibi ‘yeteri kadar taraftar’ olamaz. 1-0 yenik başlar oyuna. Takımının ceza aldığı maça bedava girse ne olur; Federasyon kulübe ‘al sana ceza’ deyip, tribünün kapılarını açıyorsa ona...
Artık zenginlerin oyunu futbol. “Kulübünü seven dekoder alsın” saçmalığı bunun en açık örneği. Ayda 837 milyon asgari ücretle geçinen bir insana, “Dekoder al, forma al, kart al, kombine al. Almazsan bizi sevmiyorsun” diyenler yüzünden Beşiktaş-Ankaragücü maçını 15 bin kişi izledi.
Futbol eskiden daha güzelmiş. O zaman kulüp başkanları, büyük holding sahipleri, özel uçakları olan, kulüplere milyonlarca Euro borç veren zengin insanlar değilmiş. Kişisel hırsları oyunun önüne geçmemiş, insanları tahrik etmemişler. Zaten o yüzden birlikte izlermiş maçları taraftarlar. Çok parası olan abiler gelince futbol değişti, oyuncu çıkmamaya başladı, tribünler yavaş yavaş boşalmaya başladı. Şimdi kuralları değiştirip, şike yapan küme düşmesin istiyorlar. Katar’dan beter olursak yakında, o zaman “Hepimiz bu gemideyiz, batarsak hepimiz batarız” diyenleri görmek isterim.

22 Eylül 2011, Perşembe 12:00
YAZININ DEVAMI

‘’Yılın transferi‘’

Demek ki Simao, Q7, Fernandes transferleri, ‘bozuk saat’in doğruyu gösterdiği anlarda gerçekleşmiş. Beşiktaş Yönetimi, Tabata ve Nihat’tan sonra bir transfer mucizesinin altına daha imzasını attı. Serdal Adalı’nın yokluğunda transferleri yürüten Başkan Yıldırım Demirören, Atletico Madrid’in temmuz ayında 2.5 milyon Euro’ya aldığı Julio Alves’in bonservisinin yarısına 3.1 milyon Euro ödeyip, yine inanılmazı başardı! Orta sahanın ortasında Necip, Aurelio, Ernst, Guti, Fernandes gibi oyuncuları bulunan, hatta parasını ödediği Fink’i Samsunspor’a hediye eden Beşiktaş’ın Alves transferi şimdi anlam kazandı. Bir futbolcuyu bir ayda iki kulübe satan Jorge Mendes’in sırrı, çalışacağı insanları bilmesi. Portekiz pasaportuna sahip, Mendes’in ‘olur’ dediği herhangi biri yarın Beşiktaş’ta işe başlasa şaşırmam. (Carvalhal, Avusturya kampında çalışmaya başlamış örneğin. Tayfur Hoca’nın başına bu talihsiz olay gelmese, bilmeyecektik.)
‘Kulüpte nakit sıkıntısı var’ denilip, golcü transferine bütçe ayrılmazken bir orta saha oyuncusuna 3.1 milyon Euro ödemek akıl işi değil. Demek ki, Mendes’in elinde golcü bulunmadığı için, şimdilik forvet transferine para harcanmamış. (Edu farklı bir menacerlik firmasının oyuncusu.)

Bir de Almeida olayı var ki, akıllara zarar! Beşiktaş’ın geçen sezonun devre arasında 2.5 milyon Euro bonservis ödeyip alabileceği Portekizli yıldız, Kartal’a 4 milyon Euro’ya malolacak. Beşiktaş sadece bu ödemeyi 6 ay ötelediği için, Mendes ve fon 1.5 milyon Euro kar yapacak! Demek ki fon, babasının hayrına vermemiş Almeida’yı Beşiktaş’a.Görünen o ki Beşiktaş, Başkanı’na; Beşiktaş Başkanı da Jorge Mendes’e daha çok borçlanacak. Unutmadan; kombineler, formalar duruyor ama kulübünü seven dekoder alsın!

03 Eylül 2011, Cumartesi 12:00
YAZININ DEVAMI

‘’Dekoderleri alalım ama!‘’

Çünkü kulüpler, ‘hepimiz aynı gemideyiz, batarsak birlikte batarız’ görüşünde. Hatta Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’in, “Kulübünü seven dekoder alsın” sözleri, samimi bir çağrı olarak bile görülebilir. Ama...
Örneğin basketbolda play-offlar öncesi normal sezonu zirvede bitirmenin bir ödülü var: Sekizinci takımla rakip olmak. TFF’nin projesi ise ‘geçen sene olsaydı şampiyonduk’ tesellisinden başka bir şey değil. Hatta sezonu birinci bitiren Avrupa kupalarına bile katılamayabilir.

Peki ya hakemler? Bizim ligde her sezon en azından iki kulüp başkanı çıkar, “Şu şu hakem bizim maçlarımızı yönetmesin” der. Play-off’ta herkes susacak mı? Maçları başkaları mı yönetecek, çünkü play-offlarda bir sürü karşılaşma oynanacak. Dekoderleri alalım, ama başkanlar yöneticiler da buna göre davranacak mı?
Herkesin unuttuğu, işin kan davası yönü var; Beşiktaş ile Bursaspor’un play-off’ta karşılaşma ihtimali. Geçen sezonun ilk yarısında ortada ne şampiyonluk, ne kupa varken insanların birbirini bıçakladığı maç hani. Ya da Beşiktaş takımının Bursa’ya giremediği karşılaşma. Bu iki takımı nasıl İstanbul’a, Bursa’ya getireceksiniz o gerilimde? ‘Futbol şöleni’ vaadiyle satılan dekoderler, seyircisiz Bursa-Beşiktaş maçlarını mı gösterecek?
‘Türk insanı sıkıntıya gerilime alışıktır, sever’ mantığıysa eğer, TFF krizi mükemmel yönetiyor.

Not: Bu olasılıkların en kötülerini federasyon yetkilileri mutlaka düşünmüştür, ben sadece hatırlatmak istedim.

25 Ağustos 2011, Perşembe 12:00
YAZININ DEVAMI