‘’10 altın değerinde‘’
İnsanı bunalımdan bunalıma sokacak olaylar bunlar. Her babayiğidin kolay kolay atlatamayacağı travmalar. Benim için tekvandocumuz Servet’in aldığı altın madalya, halter ve güreşte gelecek 10 madalyaya bedeldir. Tam 3 yılı aşkın yenilmiyordu. Bu süreçte sıkı rakiplerine aman vermedi. 2008 Pekin’in bronz madalyalı ismi, aslında altının mesajını 2011’de attı. Hem Dünya Şampiyonu oldu, hem de en değerli sporcu seçildi o turnuvada. Londra’da zor fikstüre rağmen şampiyon oldu. İngiliz, Amerikalı ve İranlı çok sıkı sporculardı. Bunun yanında Servet’in tam 3 senedir yenilmemesi, rakiplerini daha da motive etti. Ama o başardı. Madalyasını annesine hediye ettiğini söylerken, çenesi titredi, gözleri doldu, bizi de ağlattı. Kuşkusuz, Servet Tazegül’ün bu başarısında milli takım hocalarının payı büyüktür. Ama Almanya doğumlu Servet’i keşfedip sporumuza kazandıran kişisel antrenörü Nurettin Yılmaz’a ayrı bir paragraf açılmalıdır. İlk olimpiyat altınımızın kahramanına binlerce teşekkürler.
Yok, yok, alışamam bu işe!
Yazdım, kesmedi galiba! Devam ediyorum. Kenyalı Tarık, Çinli Bora... Ne yaparsam yapayım alışamıyorum. İsterse 10 tane madalya alsınlar ama adapte olamıyorum, heyecanlanamıyorum izlerken. Irkçı değilim ama biri bana izah etsin. Bu memlekette masa tenisi oynacak Türk evladı, ya da 1500 metre koşacak bir tane
adam yok mu!
Boğulan yoksa başarılıyız
Yüzmede boğulan yok, o zaman başarılıyız. Ne diyorduk oyunlar öncesi; ‘Mart ayından bu yana havuzlarda tam 122 Türkiye Rekoru kırıldı. Artık yüzmede madalya zamanı’ Ne oldu, hüsran. Biz canımız sağolsun diyecekken, ‘Başarılıyız’ denmiyor mu, işte o zaman şaşırıyor insan. Kriter şu galiba: ‘Londra’da boğulan sporcumuz yok. O zaman başarılıyız’
Pes doğrusu! Futbol aşkına bak!
Londra 2012’de erkekler futbol finali kapalı gişe oynanabilir, buna kimse şaşırmaz. Ancak kadın futbol finalini de 80 bin kişi izler mi be kardeşim! Oynandığı yer İngiltere olunca izleniyor. Amerika-Japonya maçında tribünde 80 binin üzerinde futbolsever vardı. Kadın futbolu diye kimse burun kıvırmasın. Müthiş bir maçtı. İzleyenler de benimle hemfikirdir; erkekler finali bu kadar zevk vermeyecek göreceksiniz.
‘’Varsayalım 2020'yi aldık...‘’
2008 Pekin’de alınan 8 madalyaya burun kıvırmıştık, şimdi bir altına havalara uçar durumdayız. Atletizm, basketbol ve voleybola haksızlık etmeyelim ama sporumuz büyük bir duraklama döneminde. Önümüzde 8 sene var. Sıfırdan şampiyon bir jenerasyon çıkarabilir miyiz? Zaman uzun görünse de böylesi büyük bir yapılanma için kısıtlı. Peki ya işin sporseverlik boyutuna nasıl çözüm bulacağız. Olimpiyat ruhunu nasıl aşılayacağız 8 senede gençlerimize. Her branşta tribünleri nasıl dolduracağız! Zor, hem de çok. Dedik ya bize yepyeni bir spor politikası gerek diye. Lâzım evet, hem de çok acil lâzım.
Bitmeyen tartışma: Oruç mu tutuyorlardı?
Okurların milli sporumuz güreşteki iflasımıza tepkisi dinmek bilmiyor. Kimi sporcuların elinden ne geliyorsa yaptıklarını iddia ediyor, bir grup teknik heyeti hedef tahtasına koyuyor. Azımsanmayacak bir kitle ise, oruç konusunu gündeme getiriyor. Sprorcuların neredeyse tümünün oruç tuttuğu için başarısız olduğunu iddia ediyorlar. Adını vermeyen bir okurumuz, ‘İki ay önce rakiplerine minderi dar eden bu adamların, bu kadar kısa sürede çökmesinin sebebi oruçtur’ diyor. Oyunlar öncesi oruç zorunluluğu olmadığı, dileyenin tutabileceği açıklanmıştı. Benim bildiğim sporcuların büyük çoğunluğunun tutmadığı yönünde.
Dream Team’in finaline sabahlayacağım
Burada ekstra ilgi gören bir takım var. Bu sizin de tahmin edebileceğiniz gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin ‘Rüya Takım’ı. Carmelo Anthony, Kobe Bryant, Tyson Chandler, Kevin Durant ve LeBron James’li ‘DreamTeam’i basketbolsever olarak da, gazeteci olarak da takip etmek zor. 500 poundu (yaklaşık 1400 TL) gözden çıkardım deseniz bilet bulamazsınız. Karaborsa bulurum deseniz, yapana da alana da burada ağır ceza var. Peki ya biz medya mensupları. Boynumda “Her yere girebilir” yazan karta rağmen sıkıntı yaşıyorum. Usain Bolt’u 100 metrede izleyebilmek için stada 1 saat önceden gitmeme rağmen yer bulamadım. Amerika takımını takip edenler saatler öncesinden salona gidiyormuş. Ben basketbol finali için sabahlayacağım! Abarttığımı düşünenler şunu unutmasın; Londra 2012’yi tüm dünyadan 20 bine yakın medya mensubu izliyor!
‘’Sorumlulular hesap vermeli‘’
Excel salonundayım. Güreşçilerimiz bir bir dökülürken, aklıma oyunlar öncesi yaptığımız büyük rüzgar geliyor. Antrenörlerin iddia dolu açıklamaları, Bakan Suat Kılıç’ın “Rekor sayıda madalya ile döneceğiz” sözleri. Halter ve güreşte en az 10 altın alırız diye yorumlar yazan bizleri, medyayı. Tarihi tersten yazdık. Dev ekipten bir bronz çıktı. Ne acıdır ki Londra Olimpiyat
oyunları bizim adımıza fiyasko ile sonuçlanmıştır. Sorumlular, mutlaka ama mutlaka hesabını vermelidir. Hele hele, halter ve güreşteki başarısızlık kabul edilemez. Sayın bakanın neredeyse eliyle beslediği, sabahtan gece yarısına kadar takip ettiği ekibimizin bu durumuna vakit geçirmeden el atmalıdır. Spor politikamızın da gözden geçirilmesi gerektiği aşikârdır.
“Olimpiyat izlemek ucuz mu?”
“Londra’da 200 binin üzerinde Türk var, neden oyunlarda onları göremiyoruz. Üstelik halter ve güreş gibi sporların bilet fiyatları uygun” diye sormuştum önceki gün. Şehirde yaşayan bir gurbetçimiz mesaj atmış. Şöyle diyor Selami bey: “Ben ve arkadaşlarım bir kez halter müsabakasına gittik. Bilet, yol parası, yemek 100 Pound tuttu (280 TL) Bu bizim için burada büyük para. Üstüne üstlük bir madalya bile alamadık. Haftada 150-200 Pound’a çalışan insanlar var Londra’da. Olimpiyat bize lüks”
Hasan Arat...
Hasan beyi yıllar öncesinden tanıyorum. Gerçi yıllar oldu görüşmedik. Müthiş beyefendi ve tevazu sahibi bir insandır. Londra’da yakından izliyorum. Olimpiyat Komitesindeki çalışmalarını her zamanki gibi şovdan uzak durarak yapmaya devam ediyor. Oyunlarda neredeyse uyumadan çalıştığını duyuyorum. Olimpiyat işi fahri bir görev aslında. Hasan Arat’a o koltuk bence dar geliyor. Onun gibi presentable birinin yeri Türkiye Olimpiyat Komitesi Başkanlığı’dır. Arat’a yakışır.
Brezilya’nın gövde gösterisi
İngilizler öyle bir olimpiyat düzenliyor ki, herkes, Brezilya 2016’da bundan daha iyi ne yapabilir diyor. Sambacılar da bunun gayet farkında. Daha 4 yıl var ama şimdiden hazırlıklara ve reklama başlamışlar. Bu doğrultuda şehrin göbeğinde koca bir yer kiralamışlar. Şimdiden 2016 Rio, tanıtımlarına başlamışlar. Tam 11 milyon dolar harcadıkları Casa Brasil’i (Brezilya evi) gördüm. İlk izlenimim Brezilya’nın da kendine has karakteriyle büyük bir farklılık yaratacağı. Güneşli hava garanti, samba var, deniz var.. Daha ne yapsınlar!
‘’Türkler neden gelmiyor?‘’
200 binin üzerinde vatandaşımız, Stoke Newington, Manor House, Hackney, Wood Green, Seven Sisters, Finsbury Park bölgelerine dağılmış. Buraları, Londra’da Türkler’in kalesi olarak geçiyor. Beklerdim ki bu bölgenin insanları olimpiyatlarda sporcularımızın da kalesi olsun ama tribünlerde kimse yok. Bizde henüz olimpiyat takipçisi bir kitle oluşmadı. Bunun sosyo-ekonomik sebepleri var ama Londra’da bir 5 bin kişi bile olamıyor muyuz bir salonda! Üstelik halter ve güreş gibi iddialı geldiğimiz branşların biletleri 25 Pound’dan (70 TL) başlıyor. Burada Nijerya, Gana ve Senegal gibi ülkelerden çok sayıda insan yaşıyor. Yaşam standartları, yerlerde sürünüyor ama, “Bir şekilde” o tribünlere koşuyorlar. Kimse bana -bu mevsim gurbetçilerin izin mevsimi demesin. 200 bin kişi Temmuz 27-Ağustos 12 arasında mı izin kullanıyor Allah aşkına! Bu işi gerçekten merk ettim. Bir gün fotoğraf makinemi de alıp Türk mahallelerini gezeceğim mutlaka. Soracağım, “Toprak, sporcular seni bekliyor. Niye gelmiyorsun” diye...
Rıza’nın bronzu altındır
Doğrudur; 120 kiloda Rıza Kayalp bizim en büyük altın umudumuzdu. Ama boynundaki bronzu da kimse küçümseyemez. Rıza’nın şanssızlığı, yarı finalde karşılaştığı Kübalı’ydı. Onunla finalde karşılaşsa belki farklı olabilirdi. Biliyorsunuz Lopez Munez, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu... Dün de altını aldı. Munez, kilosuna göre fazla hızlı ve sert. 22 yaşındaki Rıza’nın daha katılacağı çok şampiyona, alacağı çok altın madalya var.
Nazmi, Pekin’de bırakmalıydı
84 kilodaki Nazmi Avluca, 1991 yılından beri uluslararası arenada ama güreşseverlerin çoğu onu Çin’de verdiği unutulmaz resim ile hatırlıyor. 2008 Pekin’de sakat sakat oynadığı maçta Çinli rakibini üst üste iki künde atarak ezmiş ve ayağı bandajlı zafer fotoğrafları ile hafızalara kazınmıştı. O maçtan çıkardığı bronz bizim için altın kadar önemliydi. “Cesuryürek”, -son turnuvam- dediği Londra’da da madalya umudumuzdu. O da yapamadı. Pekin’den sonra bırakacağını açıklamıştı. Yanlış yaptı
bence. Çinli’yi sakat sakat “madara” ettiği maçla hatırlanmalıydı Nazmi...
‘’Metrosu da çok meşhurdur!‘’
Hat 402 km ve istasyon sayısı 270 (İstanbul’unki 155 km). Hat, 2011-2012 yılında 1.2 milyar insanı taşımış. Doğaldır ki bu devasa yeraltı ulaşım ağını çözmek hayli zaman alıyor. Nerede ineceksin, nereden aktarma yapacaksın. Hangi trene bineceksin. Eğer acemiyseniz ve yolu bir kez karıştırırsanız, saatleriniz yeraltında geçebilir. Her yere yönlendirme tabelaları konmuş ama, olimpiyat döneminde, görevlilerin önünde, elinde metro haritası, “Şu hatta nasıl gidebilirim?” diye sormak için biriken yüzlerce insan görüyorsunuz. Allahı var; özellikle İngiliz görevliler çok yardımcı oluyor. Bıkmadan usanmadan tarif ediyorlar. Olimpiyat için çalışanlar ise adamın dibi. Neredeyse sizi sırtlayıp götürecek. Ama sokaktaki İngilizler, yani normal vatandaşlar çok tehlikeli. Olimpiyat sebebiyle şehrinde huzuru kaçan, durma noktasına gelen trafikten bunalan Britanyalılar’a adres sordun mu yandın. Kimisi cevap vermez, kimisi baştan savma yanıtlar verir. Bir grup daha var ki onlar en tehlikelidir. Şartlar ne olursa olsun yanlış adres verir. Tecrübeyle sabittir. Şehirdeki ilk günümde Mandela Street diye bir yere gitmem 2 saatimi aldı. Normalde bana 2-3 istasyon uzaklığındaymış. (10 dakika) İnanın bana, hâla o adamı arıyor gözlerim!
Biz bu işten zarar ettik
Tabloid basın, Britanyalı atletlerin madalyalarını manşetlerine taşıyıp zafer çığlıkları atarken, ülkenin aklı başında gazetecileri oyunları sorguluyor. Ekonomistler, 2012 Londra Olimpiyatları’nın 4.5-5 milyar Pound’a mâl olacağını hesaplamışlar ama fatura iki katına çıkmış. “9 milyar Pound’luk bir harcamayı, kente gelen ziyaretçilerden geri alabilir miyiz?” diye soruyor şimdi para uzmanları. Ortak fikir; kasanın kaybedeceği ancak, prestijlerinin iyice artacağı yönünde.
9.63 saniyede!
Hani, Bolt’un start sorunu vardı. Tekniği zayıftı. Hani gücünü iki ayağına eşit dağıtamıyordu. Sağ ayağına soldan daha çok güç bindiriyordu. Hani kazanamayacaktı. Burada günlerdir yorumcular bu ve hatırlayamadığım sayısız zırvayı tartıştı. Bunu yapanların çoğu da Amerikalı eski atletlerdi. Ne oldu peki; Usain Bolt, Olimpiyat rekoru kırdı. Nerde Tayson Gay, Yohan Blake.. 2004 Atina’nın Şampiyonu Justin Gatlin... Nal topladı hepsi. Pekin’de 9.69, Londra’da 9.63... Herkes bir kez daha gördü ki, Bolt atletizm tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sporcusudur.
‘’Şimdi künde zamanı...‘’
Hâla madalyamız yok ama beklentilerimiz var. Basketbolda devam ediyoruz. Boks ve tekvandoda da varız. Ama asıl madalya ümitlerimiz minderde. Güreşçilerimize çok ama çok güveniyoruz. Hani, Sayın Başbakan’ın, “Sizden bol künde bekliyorum” dediği aslanlarımız sahnede. Oyunlarda bugüne kadar kazandığımız 36 altın madalyanın 28’i milli sprorumuz güreşten geldi. Sporcularımızın hepsi müthiş formda. Özellikle grekocular. Grekeromen takımımız, Avrapa’da 7’de 7 yaparak olimpiyatlara tam kadro gelen tek takım. Hedef büyük, 13 sporcumuzdan da madalya bekliyoruz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan güreşçilere ayrı ilgi gösteriyor. Başbakan’ın, Londra’ya hareket öncesi sporcuları arayıp madalya beklentisini yinelediği söyleniyor. Haydi şampiyonlar.
Evet... Güreş korumaya alınsın
Güreş her zaman gurur kaynağımız olan bir spor. Savaştan çıkıp gittiğimiz 1948 olimpiyatlarında, 12 güreşçimizin başarısı sayesinde, genel sıralamada 7. olmuştuk. 48 ruhu denen efsane bu. Milletçe düşkünüz güreşe ama ne kadar sahip çıkıyoruz? Güney Kore’de tekvando sporu kanunla korunuyor. Adamlar öylesine önem veriyorlar ki milli sporlarına, takımları başarısız olunca meclis toplanıyor. Tüm sporlarımıza ayrı önem gösterelim ama bence güreşimize böyle bir sistem getirelim. Tüm dünyada bu sporun lokomotifi olduğumuz biliniyor. Bence devrim niteliğinde bir adım olur.
İngiltere’de nefes almak bile parayla
Londra, olimpiyat sebebiyle insan akınına uğruyor. Yetkililerin açıkladığı rakamlara göre her gün tam 1 milyon kişi Londra’ya geliyor. Oteller’de yer yok. Tanımadığınız 7 farklı insanla aynı odada ranzada yatmayı kabul ederseniz tamam. Yatakhane tarzı bu yerlerde yatmanın bir gecelik bedeli 160 Pound (500 TL) Olimpiyat öncesi buraların fiyatı bir gece için 25 Pound’muş (75 TL). Otelde yer var diyenler ise resepsiyona gittiklerinde şoka uğruyorlar. 100 Pound’luk hotel, olmuş 500. Restoranlar, marketler, mağazalar... Hepsi fiyatları 3’e 4’e katlamış. Ben oyunlara bir ay kala Londra’ya yakın bir yerden ev tuttum. Herşey mükemmel ama küçük bir problem var. Camberwell diye bir yerdeyim. Gana Milli Takımı’nın devşirme oyucusu gibiyim. Bir tek beyaz benim. Zenci mahallesiymiş. Beyaz Malboro bile satmıyorlar! İlginç ama samimi olmak gerekirse keyfim çok yerinde. Kalabalık da olsa, herşey normalin 3-4 katı pahalı da olsa, siyah arkadaşlarımla Londra’da olmaktan oyunları takip etmekten fazlasıyla mutluyum.
‘’Tarık diye Kenyalı mı olur!‘’
Brezilya’dan getirdiğine Mehmet diyorsun tamam da; Kenya’dan gelen kara-kuru adama niye Tarık ismini verirsin. Olacak iş mi! Spiker televizyonda “Tarıııkkk, tarih yazıyor Tarık.. Sporcumuz finallere koşuyor” deyince. Şöyle bıyıklı, boylu poslu bir yiğit arıyo insanın gözü ekranda. Yanlış mıyım? Kenya menşeili bir de Polat mevzuu var ki, açmayayım daha iyi.
Yine mi pilav?
Olimpiyatlarda ne zaman masa tenisi müsabakasına denk gelsem kafam karışıyordu son günlerde. ‘Yahu bu adam geçen elenmemiş miydi?’ diye sorup, şüphe ediyordum kendimden. Artık işi çözdüm. Neredeyse ülkelerin yüzde 50’si Takımına Çinli bir sporcu almış. Hepsi de birbirlerine benziyor adamların. Bu dalda, bizi bile iki Çin asıllı sporcu temsil ediyor (-du.. Elendiler). 60 bine yakın lisanslı sporcusu olan bir dalda neden dışarıdan sporcu alıyoruz, demiyorum artık. Londra’ya baksanıza, masa tenisine sanki Çin 100 sporcuyla katılmış.
Prezervatif rekoru Londra’nın
Prezervatifler... Her olimpiyatın en baba geyiğidir. Kaç adet dağıtıldı, kaçı kullanıldı? Madalya sayısı gibi arşivi tutulur. Atina’da şu kadardı, Pekin’de sporcular idareli kullandı, Londra’da yetiştiremiyoruz gibi deli saçması haberleri yapılırdı. Oyunların ortasına geldiğimizde ‘El Clasico’ başladı. Tabloid gazeteleri, “Pes! Sporculara dağıtılan 150 bin prezervatif bir haftada bitmiş” diyerek piştolü patlattı. Çok erken bittiği yönünde yorumlar var. Üşenmedim baktım (Dedim ya, istatistiği tutuluyor) uygulama ilk olarak 1988’de Seul’de başlamış. 8 bin 500 sporcuya 30 bin civarında dağıtılmış. 4 sene sonra Barcelona’da 9 bin 500 sporcuya 50 bin tane dağıtılmış. Yetmemiş 30 binlik bir takviye gelmiş. 1996 Atlanta’da bu rakam ilginçtir
15 bine düşmüş. Katılan sporcu sayısı ise 10 bin 500... 2000 Sydney’de 11 bin atlete 90 bin, 4 yıl sonra Atina’da 17 bin sporcuya 30 bin adet prezevatif verilmiş. 2008’de ‘aids’le savaş derneğinin uyarılarıyla rakam 100 bine çıkmış ama 16 bin 500 atlete yetmediği yazıldı.. Ve İngiltere... 10 binin üzerinde katılımcı var. Bir de bu rakamlara bayanlar dahil. 150 bin prezervatif 8 günde tükenmiş. Sporcuların yarısınının bayan olduğunu varsayarsak... Biri 150 bini 5 bine bölebilir mi! Ya da ben şu sokakta dağıtılan olimpiyat balonlarını daha yakından mı incelesem...
Madalyaya prim mi... Nası yani!
Olimpiyatlarda madalya kazanan çoğu ülkede sporcular ‘deli’ paralar alıyor. Geçenlerde örneğini vermiştim. Daha hiç madalyası olmayan Endonezya’dan bir işadamı, birincilik kürsüsüne çıkana 600 bin Dolar değerinde altın vereceğini duyurmuştu. Singapur federasyonunun da 800 bin Dolar’lık bir prim verdiği konuşuldu burada. Geçen gün oyunlarda sık sık yan yana geldiğimiz bir İngiliz’e, “Sizin sporcular madalyaları birer birer alıyor. Primleri götürürler artık” diye takıldım. Verdiği reaksiyon ilginçti: “Para mı! Bir Britanyalı sporcu bunun karşılığında paradan bahsederse pasaportu elinden alınır. Üzerinde resimleri olan pul alırlar. Bu da onlara yeter de artar bile.”
‘’Oyun, set ve maç... İngilizler'in‘’
Tam 1877’den bu yana her sene Grand Slam’lerin en güzel adresi olan Wimbledon, tam 19 çim kortuyla Londra Olimpiyatları’nın da en sükseli köşesi. Londra’ya gelmişken bu fırsatı kaçıramazdım. Djokovic-TSonga kapışması için tribündeyim. Hava klasik. Güneşli ama bulutlar sinsice geziyor kortun üzerinde. Merkez kortun üzeri açık. Mükemmel bir zemin, hayatımda görmediğim elit bir izleyici kitlesi. Çimde de iki müthiş sporcu. Zaman hızla geçiyor. Tenisin harika çocuğu “Nole” yine kazanıyor. Merkez korttan çıkarken mutlu ama bir o kadar da düşünceliyim. Ekonomisi zayıf, iç savaş yaşamış 7 milyon nüfuslu bir ülke, her alanda yeni şampiyonlar çıkarırken, 75 milyonluk Türkiyemiz’de bir türlü şu cevherleri bulamıyoruz.
Ateşi sönmeyen konu: Halter
Halterdeki fiyasko üzerine karaladıklarım, mail yağmuruna tutulmama sebep oldu. Sporseverler büyük isyanda. En iyi kadrolardan biriyle gittiğimiz konusunda hemfikir. Çoğu faturayı sporcularımıza kesiyor. Ancak bir okur var ki ilginç iddialar ortaya attı. Tayfun Hasıripi’ne kulak verelim: “Ben çok küçük yaştan beri halter sporunu hiç kaçırmadan izleyen biriyim. Bu ilgimi birkaç halterci arkadaş kazanarak pekiştirdim. Sporcu arkadaşlarımla yaptığım konuşmalarda kim hocaya veya federasyona daha yakınsa onun takıma seçildiğini söylüyorlar.” Tayfun bey iddiaları araştırmamızı istiyor. Bense bu sözleri, kadroya giremeyen sporcuların hırsına veriyorum. Teknik ekibin böyle bir tavır alacağını sanmıyorum. Sonuçta başarısızlık halinde fatura onlara kesilecek. Ancak kuşkunuz olmasın; iddiaların altını kazacağız.
Havuz suları sifonlara...
Okuyucu maillerinden devam edelim. Halil Uz isimli sporsever olimpiyatlar boyunca havuzlarda kullanılan suların atılmayacağı ve kanalizasyon işlerinde kullanılacağını belirtmiş. İlginç. Peki, bir bilgi de benden. Stratford’daki olimpiyat köyü çelikten yapılma ve prefabrik. Olimpiyatlar bittiğinde hepsi sökülecekmiş. Peki o alan ne mi olacak? Toplukonut. Adı da ‘Olimpiyat Evleri’ olur herhalde...
Davay Rusya davay!
Çin ve Amerika fırtına gibi. Kore, kuzeyiyle güneyiyle formda. Fransa iyi... İngiltere açıldı. Peki Ruslar’a ne oldu yahu. Her şampiyonaya rekortmenler sunan Rusya için Londra çok tatsız geçiyor. 2005’ten beri Britanya’ya ayak basmayan Putin, bunun farkına varmış olacak ki, İngiltere’ye geldi. İner inmez sporcu kafilesiyle yemek yedikten sonra Cameron ile judocuların maçını izledi. Hatırlatalım; Putin, siyah kuşaklı bir judocu aynı zamanda. Siz şimdi seyredin Ruslar’ı!