‘’Transferler belirleyici olacak‘’
Eksikleri dolayısıyla özellikle yedek kulübesi daha ‘Boş’ görünen Fenerbahçe neyi ve var neyi yok sahaya sürmüştü. Gerçi Beşiktaş da geri kalır durumda değildi ama yine de yedek kulübesinde kimi maçlarda 11 görmüş oyuncu sayısı ev sahibine göre fazlaydı. Koca devrede iki gol olmasına rağmen ‘Futbol oynandı mı?’ diye soracak olursanız çoğumuzun yanıtı ’Hayır’ olurdu sanırım. Fenerbahçe’nin topa oynayıp baskı kurmaya gayret ettiği fakat kuramadığı ilk yarıda Beşiktaş buhranlı geçirdiği başlangıç vakitlerini sağ salim atlatınca, sakinledi. Nihayetinde kendi rutininde akan maçta Tammy Abraham’ın önüne bıraktığı topu Vaclav Cerny şutladı ve gol… Aynı Abraham bu kez Kerem Aktürkoğlu’nun serbest vuruşunda niyeyse Mert Müldür’ü çekti ve VAR’dan penaltı. Futbol adına az şey gördüğümüz devre 1-1 bitti ama eğer arada hocalara olan biteni sormuş olsaydılar muhtemelen, ‘Rakibe pozisyon vermedik’, ‘Final paslarında daha iyi olsaydık…’, ’Oyuncularımla gurur duyuyuyorum’ benzeri cümleler duyacaktık…
Arayışlarına devam etti
İkinci devre Beşiktaş ilkinden farklı olarak oyuna ’Tavır koyunca’ maç da şenledi. 55 ila 57 arasında Fenerbahçe kalecisi Tarık Çetin üst üste kurtarışlar yaparak takımını oyunda tutarken Beşiktaş arayışları sürüp gitti. Ve hatalı Fenerbahçe pası bu kez Milot Rashica’dan Cerny’e ulaştı, yine gol. Gol de bir stoper olan Jaden Oosterwolde’nin ayakta kalmak yerine kayarak müdahale çabasının sonuçlarını da hep birlikte görmüş olduk. Beşiktaş’ın rakibine göre daha iyi göründüğü ve maçı kazandığı bir ikinci yarı izledik. Şimdi ligin ikinci devresine Beşiktaş neler yapıp, nasıl hazırlanacak göreceğiz. Görüldü ki, takım tıkır tıkır oynuyor ama yine de biliyoruz ki transfercilerin sallayacağı bayrakların rüzgarı çok Eurolar uçuşturacak…
‘’Bunca eksiğe rağmen...‘’
Gerçi gol önce Kasımpaşalı Mamadou Fall’ün kontrol edemediği top kaybıyla başladı. Ardından Barış Alper Yılmaz topu süreklerken bir başka hata John Espinoza’dan geldi! Kasımpaşalı oyuncu topa kapmak için ‘Kestirmeden’ koşmak yerine topu değil alanı kontrol edecek koşuyu yapsa belki Yunus Akgün’e ulaşmayacaktı top! Ama futbolda bu tür ’Bileşik hata’lar oluyor işte. 25 dakika sonrası maçta biri ciddi bir kaç girişimde bulunan Galatasaray’da da Kasımpaşa rakip kaleci Günay Güvenç’i uzaktan dahi olsa göremedi! İkinci devre de Galatasaray’ın arayıp durduğu ancak Kasımpaşa’nın takım olarak kapanmasına bağlı olarak durağanlık için de akıp gitti. Maçı anlatan Ali Ferahbot, ‘İki teknik adamın da bir an olsun oturduklarını görmedim’ dedi bir ara. Okan Buruk’u anladım, takımı gayret gösterip arıyordu ancak Emre Belözoğlu neden oturmamıştı acaba? Maç böyle bitmeyecekti, belliydi.
Estirdikçe, estirdi
Yunus’un, Attila Szalai’ye baskısından Gabriel Sara’ya geçen top onun vuruşunda adeta bir ‘Yapay zeka’’ görüntüsünde gol oldu. Gol oldu olmasına da ‘Sözleşme gündemli’ haberle piyasayı sıcak tutan golcü Mauro Icardi ‘yokları oynarken’ son anda yine golü buldu. O golün de pasını atan ve taraftarının hayli mağdur ettiği Barış Alper ise maç boyu estirdikçe estirdi. Kasımpaşa mı? Onlar da bizim gibi izleyip durdu. Beri yanda Galatasaray nice tartışmaya nice eksiğine rağmen devre arasına ciğerlerine doldurarak girdi!
‘’Yolu çok uzun‘’
Lakin unutulmasın ki çoğu ilk yarı buna yakın geçiyordu ve bu verimsizlik sadece “gedikli oyuncu” yokluğuna bağlanmamalı. Böylesi oyunların ardından teknik adamlar, “Rakibe pozisyon vermedik” diye rahatlatıcı ifadeler kullanmayı yeğlerken eklemeyi de ihmal etmez; “Girdiğimiz iki pozisyon var, birini gol yapsaydık...” Oysa futbol bu tür faraziyelerden pek hoşlanmaz. Bu oyun takımdan antrenmanda çalışılanları sahada yapmayı talep eder ki, dün ilk yarı en azından kazanmak zorunda olan Beşiktaş’ta buna dair ciddi işaretler göremedik. Esasen ilk devre tam da Rize’nin istediği gibi tamamlandı. Çünkü artık onlar da ikinci devre kontratak ya da “geçiş oyunu” fırsatları için maç süresini kısaltmış oldular.
Vasata yakın
Nitekim ikinci devreye güçlü başlayan Rize oldu. Üst üste geliyorlardı ama beklenmedik bir “geçiş”le golü bulan Milot Rashica’yla ev sahibi oldu! Devamında karşılıklı olarak dengesi olmayan girişimler olsa da tercih sorunları nedeniyle gol çıkmadı. Uzatmadaki Rize baskısına karşın Ersin Destanoğlu’nun çıkardığı özellikle bir top maçın süslerinden biri oldu. Ersin takımının maçı kazanmasındaki başat aktör olduğuna göre Beşiktaş’ın yolu hayli uzun demektir. Neticede iki takım da ilk devreyi ihmal edip ikinci devreyi baz alarak konuşursak ülke vasatının üzerine çıktı demeyelim ama en azından çıkmaya gayret etti.
‘’Olgunlaşma yolunda bir eşik daha‘’
Öyle bir maç ki, ‘Daha ilk devrede bitti’ diyeceğim ancak bu bile durumu açıklamaya yetmeyecek. Maç çok önce, belki de daha VAR’dan gelen penaltı golü tabelaya yazılmadan önce, ‘etki’ olarak Fenerbahçe lehine bitmişti bile. Bundan sonra olacaklar en başından belli sonucu teyit etmenin ötesine geçmeyecekti. İlk devre boyunca rakip alana geçemeyen Konya’nın ceza sahası dışından bir şutu ve ‘rakip ceza sahası içinde topla buluşma’ istatistiği sadece ‘iki’si vardı. Ki bu ‘iki’ de hiçbir etkisi olamayan buluşmalardı.
Oysa ev sahibi Fenerbahçe... Konya kalecisi Bahadır Han Güngördü’nün net 4 kurtarış yaptığı devrede 3 golün yanı sıra nefes aldırmayan bir ön alan baskısıyla oynadı. Altı pas içine topla indiler, sol kanattan Kerem ve Brown ile sonuçsuz kalsa da bindirdiler, şutlar denediler. Karşı karşıyayı kaçırıp penaltıdan ilk golü bulan Talisca önünde tek bir savunmacının olmadığı pozisyonda en iyi bildiği işi yapıp devreyi 3-0’la kapatmayı sağladı.
Abartmamak gerek
Bu temponun ikinci yarıda da sürmesini, hatta yükselmesini beklemek fazla iyimserlik olurdu. Tempo düşünce Konya önce savunmaya daha güvenle yerleşti ardından ilk devre yapamadığı hücumları örgütledi, şutlar denedi, birkaç gol şansı da yakaladı. Maç bu dengede sürüp giderken yoluna rölantide devam eden Fenerbahçe, savunmadan uzun pasla ulaştığı Asensio’nun başlatıp kaleci savunmadan seken hücumu yine Asensio ile tamamladı. Böylece ligdeki iki beraberliğin ardından Norveç’te Brann’a karşı aldığı skoru yinelemiş oldu. Böylece Fenerbahçe zaman zaman oyun açısından türbülansa girse de Tedesco sonrası olgunlaşma yolunda bir eşik daha atlamış göründü. Elbette bu maçta olanları Konya’nın durumunu ihmal ederek abartmamak da gerekir...
‘’Oyun problemi‘’
İki takımın eksikleri varsa, daha belirleyici olan sanırım Paul Onachu'nun yokluğuydu. Trabzonspor lig ikincisi olsa bile, çoğu maçını bıçak sırtında oynuyordu. Onun yokluğunda işler iyice belirsizleşebilirdi. İki takımın da bu maçta işlerinin zor olacağı tahmin edilebilirdi ama tahmin edilemez olan Beşiktaş'ın yaptıkları oldu. İlk beş dakikadaki iki sarı kart, Orkun Kökçü ile Emirhan Topçu! Baskı artabilirdi, ancak öyle olmadı.
Üstelik sol bek oynayan Emirhan'ın bir savunmacının yapmaması gereken yersiz öne hamlelerine rağmen. Örneğin birinde Muçi bacak arası atıp, geçip gitti. Derken düzenli iki atakla Beşiktaş iki farkla öne geçti ama üç dakika sonra Gökhan Sazdağı "Al da at" dedi Muçi'ye. Onlar hata yapar da Trabzonspor savunması geri durur mu? Önce orta sahadan dört pasla kaleci Ersin'e oradan da dört pasla Cerny'e ulaştılar ikinci kez ve 1-3. Bundan sonra maç iyice "git gel"e dönme eğilimindeyken, VAR'dan gelen uyarıyla Toure atıldı ve denklem bir kez daha değişti.
Denklem değişti
İkinci devre Beşiktaş iyice çekildi. Trabzonspor da rakip kaleyi ablukaya aldı. Şut üstüne şut denediler, nihayet maça girmelerini sağlayan gol bir şuttan değil çarpmadan geldi. Baskı yüksekti ama imkanlar da yok değildi, lakin Beşiktaş sadece kaleyi savunmayı düşünüyordu. Bir başka tuhaflık ise 3 gol atmış olan Beşiktaş'ın ilk kornerini 80'de kullanmış olmasıydı. Kontrada Jurasek topu Abraham'a geçirse başka bir hal alacak maç, başından beri o bölgeden deneyen Zubkov çapraz şutuyla dengeye geldi. İki takımdaki eksikler takım düzenlerini bozduysa da Trabzon'un maç boyu baskısı, gollerdeki sakin ve bilinçli tavrıyla Beşiktaş hücumları "oyun problemi"ne rağmen heyecanlı bir maç izlenmesine vesile oldu. Özellikle ikinci devredeki baskı ve kaçanlar göz önüne alınırsa Trabzonlular bu skora daha çok üzülen taraf olmuştur kanımca.
‘’Kazanç kazançtır‘’
Maç başladıktan uzunca bir süre Antalya değil karşı kaleye orta saha çizgisine gelecek düzeni kuramayınca Galatasaray ön alanda istediklerini rahat rahat yaptı. İlk devre 0 -2 bitti ama daha fazlası da olabilirdi. Bu 'olabilirler'in çoğunu heba eden de Victor Osimhen’den başkası değildi. Şut aramak yerine pas düşünse en azından İlkay Gündoğan bir gol atabilirdi ilk devrede. Daha çok ve daha doğru pas yapan Galatasaray 60’ların ortasına kadar oyunu da skoru da elinde tuttu. Hatta Osimhen’in bitiriciliğine bu denli güvenmeseler maçı daha farklı kazanabilecek kadar pozisyonları vardı. 60’lardan sonra Antalya oyuna kısa bir süreliğine döndü ve 69’da Sander Van De Streek ile golü buldu ama hepsi bu kadar.
Hazırlık maçı yaptı
Galatasaray yine üstündü ama tercih problemleri sürüyordu. Örneğin 75. dakikadaki hücumda Barış Alper Yılmaz solundaki Osimhen’e değil sağına gönderse pası pozisyon gole daha uygundu. Galatasaray biraz son maçların skorları, dahası futbolun politik dili vesilesiyle hayli gergin bir iklimde çıktı bu maça. Antalya onları zorlayacak bir düzende değildi elbette ancak yine de kazanç kazançtır. En azından gözden geçirmeler, eksiklerin tespiti, sakatlıktan yeni çıkmışların geleceğe hazırlanması, Afrika Kupası’na gideceklerin geçici boşluğunu doldurma konusunda kazanımı yüksek bir hazırlık maçı yapmış oldu Galatasaray.
‘’Tahmin edilenden kolay oldu‘’
Samsun’daki maç da yaklaşık aynı dakikada gelen golle 1-0 başlamıştı. Ancak ikinci devre olanlar oldu ve AEK soyunma odasından bambaşka bir takım olarak dönüp sahada Samsun’u şaşkına çevirerek 1-2 kazanmayı başardı. Fenerbahçe de Norveç’in Bergen kentindeki maça tıpkı Samsun gibi başlamış Nene-Kerem işbirliğinden izlenesi bir gol çıkardı. Ancak ardından ev sahibi Brann topu da oyunu da aldı kısa bir süreliğine. Başarıyla gezdirdikleri toplarla gole yaklaştılarsa da stoperleri Helland, taraftarının öfke paratoneri olan En-Nesyri’yi düşürüp oyun dışı kaldı.
Tıkır tıkır çalıştı
Hemen ardından Brann hocası Alexandersson ‘işlerine hiç yaramayan’ bir düzenlemeye gitti! Orta sahadan Thore Pedersen’i çıkarıp savunmacı Japhet Sery’i sahaya gönderince özellikle Mert Müldür, Fred, Nene hattı tıkır tıkır çalışmaya başladı. Talisca golleriyle de maç esasen ilk devrede bitmiş oldu. Durağan geçeceği belli olan ikinci devrede oyuna giren Levent Mercan, Galatasaray maçını kurtaran isabetli ortasından bir tane daha gönderdi ve Talisca’yı ‘gecenin adamı’ yaptı.
Artık hesap belli
Ezcümle, zor geçmesi beklenen maç umulandan da kolay tamamlandı. Bundan sonranın hesabı sanırım şöyle yapılacak... Kalan iki maçından 6 puan çıkarması durumunda, ki ilki sahasında zor ekip Aston Villa diğeri görece kolay FCSB yani eski adıyla söylersek Steaua Bükreş, Fenerbahçe ilk 8’e girebilir mi? Olmaz da değil sanki...
‘’Enerjisi sönmüş gibiydi...‘’
Devamındaki maçların zorluk dereceleri düşünüldüğünde iki takım için de kritik önemdeki maçın ilk devresinin başa baş geçmesi planların ikinci devreye saklandığını düşündürttü. İlk devre boyunca yakalanan fırsatların gol ihtimalininin düşüklüğünü ‘Savunma önceliği’ parametresityle açıklamak doğru olur. İki takım da hücum tasarlamaktan önce sahada doğru yerleşmeyi, doğru baskı yapmayı öne koymuştu.
Bu nedenle topla daha çok oynayıp daha çok şut atmış (6/9) olan Galatasaray’sa da yakalanan ve kaçan ‘Büyük şans’lardaki eşitlik devreyi özetliyordu. İkinci devre belirgin Monaco üstünlüğüyle başladı. Ardından VAR’dan gelen penaltı ve Uğurcan Çakır’ın kurtarışıyla devam etti. Her geçen dakika baskı artıyor fakat yanıt verilemiyordu. Galatasaray’ın ilk devredeki rakibi karşılama enerjisi sönmüş gibiydi. 60. dakikaya varıldığında ise ‘Topla oynama’ hariç ilk devredeki tüm istatistikler tersine dönmüştü.
SON İKİ MAÇA KALDI
68’e varıldığında sakatlanan Uğurcan ile Günay Güvenç’in yer değiştirdiği anda beklenen oyuncu Folarin Balogun kornerden gelip seken topu gol yaptı. İlk devrenin görüneni Leroy Sane de ortalıktan çekilince sadece Barış Alper Yılmaz’ın taşıyıp Victor Osimhen’i bulmaya çalıştığı bir oyun kaldı Galatasaray’a. 80. dakikanın devamında fiziksel düşüş iki takımda da gözle görülür hale geldi. İş ayakta kalan ‘Beceri’li oyuncuların yapacaklarına kalmıştı ki, o da olmadı ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi serüveni son iki maça ve elbette birçok takımın yapamayacaklarına kaldı.









































