‘’Sonuna kadar hak ettiler‘’
Kadıköy’de derbinin sonucu ligin kaderini ve şampiyonluğu çok etkileyeceği herkesin malumuydu. Bir kadro sürprizi görmedik sadece Fenerbahçe’de Kerem’in yerine Musaba vardı. İlk yarıda belki de sezonun en etkili baskısını yapan ve sonucunda çok net gol pozisyonları yakalayan Fenerbahçe izledik. Gerçekten Beşiktaş‘ın bu baskı karşısında çok zorlandığını görürken özellikle Musaba, Rıdvan karşısında çok etkiliydi. Ancak ilk 20 dakikada bunalan Beşiktaş baskıdan çıkabildiği anlarda da rakip kalede çok iyi organize ataklarla net gol pozisyonları buldu. 23'te Asensio’nun sakatlanıp çıkması Fenerbahçe adına talihsizlikti. İspanyol yıldızın yaratıcı oyunu ve anahtar paslarıyla Beşiktaş savunması için en büyük tehditti. Açıkçası derbi kalitesine yakışır bir mücadele ve istek olmasına rağmen olmayan tek şey goldü. Sanırım Tedesco yüksek tempolu oyunla erken sonuç almayı denedi, ancak bunu yapamazsan bu oyunu ikinci yarıda da devam ettirebilmek kolay değildi. Tabii ki Tedesco’nun bu tercihinde bir gün önce Galatasaray’ın kaybetmesinin ardından puan kaybının kabul edilemez olmasıydı…
Gecenin yıldızı belli
İkinci yarı başlarken Murillo’nun kafa travması yaşaması ve yerini Gökhan’a bıraktığını gördük Beşiktaş’ta. Fenerbahçe baskılı oyununu bu yarıda da devam ettirirken, Beşiktaş’ın özellikle sonradan oyuna giren Gökhan’ın bölgesinden çok etkiliydi. Siyah-Beyazlılar'ın mahkum futbolu rakibine pozisyonlar da getirdi ama gecenin yıldızlaşan ismi Ersin kalesinde yaptığı kurtarışlarla devleşti. Özellikle son haftalarda çok başarılı performansıyla dikkati çeken Beşiktaş orta alanı oyundan düşünce, Fenerbahçe hakimiyeti iyice ele geçirdi. Açıkcası ikinci yarıdaki oyun Fenerbahçe’de sakatlanıp çıkan Asensio’yu fazlasıyla aradı… Skordan bağımsız gecenin yıldızı soyadı gibi destan yazan Beşiktaş kalecisi Ersin Destanoğlu’ydu. Kısaca Fenerbahçe 3 puanı fazlasıyla hak etti, sadece gol geç geldi. Beşiktaş’ın ise alabileceği en iyi sonuç bu futbolla beraberlik olurdu ama yetmedi kaybeden taraf oldu…
‘’Kazanmak için risk aldı‘’
Bir anlamda Trabzonspor'un şampiyonluk yarışında olup olmama maçıydı. Dün gece tribünleriyle, saha içindeki coşkusuyla 'Evet ben bu yarışta varım' diyen bir BordoMavili ekibi, ilk yarıda net gördük. Sadece bu pozitif futbolu erken gole bağlamak haksızlık olur. Gerçekten Galatasaray Osimhen olmayınca, özellikle zorluk derecesi yüksek maçlarda sıradanlaşıyor. Galatasaray iyi bir iç saha takımı ama dış saha performansı için olumlu düşünmek, iyimserlik olur. Trabzonspor biraz şanslı ve becerikli olsa ilk yarıda skoru yükseltir, maçı cebine koyardı. Özellikle Galatasaray'ın sol kanadını Pina ve Zubkov ile deyim yerindeyse koridora çevirdiler. Burada defo tabi ki maçı bizim gibi izleyen Okan Buruk'a yazar. Hocam ilk golde olabilir, futbol daha maçın başıydı diyebilirsin ama 45 dakika sağ kanattan bu kadar rahat gelen bir Trabzonspor'a önlem almalıydın. Koskoca 45 dakikada sadece Barış Alper'in ayakta kaldığı Galatasaray, soyunma odasına bu skorla gittiyse sevinmelidir...
Fark rehavet getirmiş
İkinci yarıda Buruk, Jakobs ve Toreira'yı alıp, İlkay ile Eren hamlesini yaptı, doğru bir tercihti. Singo ile gelen beraberlik golü ve oyunda dengeyi kuran bir Galatasaray gördük. Ancak bana göre Lang'ın yerine de Sallai'yi almalıydı. Bir duran top ve yine bir kafa golünü kalesinde gören Aslan, gerçekten oyunu tutmakta zorlandı. Trabzonspor'un orta alanda baskısı ve geçiş hücumlarındaki etkisiyle yakaladıkları önemli gol pozisyonlarını çok kötü kullandılar. Gecenin özeti Fatih Tekke sahaya galibiyet 11'i sürdü, belki bu bir riskti ama kazanmak için bu riski aldı. Okan Buruk'un sahaya sürdüğü 11 kağıt üzerinde doğru ama bazı kritik isimler hocayı sahada yanılttı, hesaplarını bozdu. Görünen o ki yakalanan puan farkı Galatasaray'ı rehavete sokmuş ve güçlü rakibine kaybederken, şampiyonluk yarışına da Trabzonspor'u ortak etti bu yenilgiyle...
‘’Kucak dolusu sevgiler‘’
Futbolda sıralamada nerde olduğun çok önemli değil bence. Önemli olan o gece o saatte sahada nasıl motive olduğundur. Dünya sıralamasında 75. olan Kosova ile 25. sırada olan Türkiye arasında bu kadar fark olmadığını çok net gördük. Aslında hepimiz biliyorduk bizim için zor bir gece olacağını. Çünkü buraya kadar tesadüfen gelmeyen bir Kosova karşısında hem de deplasmanda oynamanın handikapları zaman zaman yaşadık. Montella'nın Barış Alpersiz ilk 11’i düşündürücüydü ama bir bildiği vardır dedik. Ancak ilk 45 dakikaya baktığımızda rakip ceza alanında istediğimiz pozisyon zenginliğini bulamadık.
İlk yarıda bizi heyecanlandıran tek oyuncu Kenan Yıldız dersek abartmış olmayız. İlk yarıda gol de atardık golde yiyebilirdik kısaca düşündüğümüz gibi bir devre oynadık… İkinci yarı erken gelen golle öne geçtikten sonra psikolojik üstünlüğü de sağladık. Aslında şunu net gördük ki bizim milli takım gol atana kadar zorlanıyor sonrasında gerçek kalitesini ortaya koyuyor. Özellikle orta alandaki kalitemiz farkını bu yarıda ortaya koyarken skoru artırabileceğimiz pozisyonlarda bulduk. Zaten bu dakikadan sonra rakibi kalemize yaklaştırmadan oyunu soğutarak maçı bitirmeyi planladık. Son bölümde nefesler tutuldu hatanın çok pahalıya patlayacağı dakikalardı. Montella savunma hamleleriyle skoru koruyup zaferimizi ilan etmeyi planladı.
Mutlu son
Gerçekten baştan sona gerilim dolu maçta son anlarda Uğurcan devleşti ve geçit vermedi ve tarihimizde önemli bir yeri olan Kosova’dan Amerika biletini alarak dönüyoruz. Avrupa’nın en genç ve yetenekli milli takımı olarak hakkettiğimiz başarı hikayesini mutlu sonla bitirdik. Başta Montella olmak üzere tüm takımımızı yürekten kutluyorum helal olsun bizim çocuklar kucak dolusu alkışlar hepinize…
‘’Artık her şey bizim elimizde‘’
Bir takımın başında Lucescu varsa durup düşüneceksin. Lazım olan skora göre taktik üretmekte büyük bir maharete sahip tecrübeli hoca dün gece ilk yarıda ders verdi. Evimizde oynamamıza rağmen ilk yarıda ceza alanına girmekte çok kısır kaldık. Orta alanda bizi yan pasa zorlayıp, kontrollü baskıyla göz açtırmayan Romanya karşısında sadece Kenan Yıldız ile sol kanattan etkili olmaya çalıştık. Akıllarda kalan tek net pozisyonda zaten Kenan’ın asistinde Arda’nın üstten dışarı giden şutuydu ve bence genç yıldız bu pozisyonu gole çevirmeliydi. Tabii ki üzerimizde büyük bir kazanma baskısı var. Kabul ama evimizde rakibi bunaltmadan, zorlamadan kazanamayız. Kısaca ilk yarıda her şey Lucescu’nun istediği gibiydi. Artık ikinci yarıda top Montella’daydı ve İtalyan teknik adam sahne almalıydı. Bu beklentiyle başladık ve sahnede Arda Güler vardı. Genç yıldızımız olağanüstü bir asist yaparken, başka bir yıldızımız Ferdi Kadıoğlu bu asisti karşılıksız bırakmadı, 1-0 öne geçtik. Zaten bu tür maçların şifresi öne geçmek ve rakibi riskli futbola yöneltmektir. Dolayısıyla ofansif olarak çok değerli ve güçlü oyunculara sahip Milli Takımımız için stres kalkmış ve sayısız hücum denemeleri yapmaya başladık.
Hata lüksümüz yoktu
Bir taraftan skoru korumak, bir taraftan da farkı açıp maçı garantiye alma duygularıyla mücadele etmek kolay değil. Artık kaybedecek bir şeyi kalmayan Romanya tüm riskleri deneyeceği için hata yapma lüksümüz yoktu. Kısacası Dünya Kupası yolunda telafisi olmayan tek maçlık düelloyu kazanıp rakibimizi bekleyecektik. Gerçekten maçın favorisiydik ve zor bir maç olacağını biliyorduk. Öyle de oldu ama sonunda gülen biz olduk. Artık sevinmek için salı gecesini bekleyeceğiz ve inşallah sonu mutlu bitirip, 24 yıl sonra Dünya Kupası’nda olacağız. Bu genç kadro bunu hak ediyor. Artık her şey elimizde tebrikler çocuklar, tebrikler Montella.
‘’3 puanlık teselli‘’
Dün gece öyle bir ilk yarı izledik ki, sanki şampiyonluk potasına giren takım Trabzonspor bu mu deditti. Öyle ki Bordo- Mavililer nasıl olsa kazanırım rahatlığı mı yoksa akıllar Galatasaray ile oynayacakları maçta mı şimdiden anlamak mümkün değildi. Üstelik Fatih Tekke olabildiğince ofansif bir kadro sahaya sürmesine rağmen tek bir gol pozisyonu bulamadan soyunma odasına gitmeleri anlaşılır bir durum olmasa gerek. Zaten istatistik rakamlara baktığınızda çok net görünüyordu bu kısır futbol. Üstelik ligde kalma mücadelesi veren Eyüpspor oyunu çirkinleştirmeden katı savunma yapmadan gol arayışları içinde bir futbol sergilerken...
Sanırım Onachu bu kadroya büyük katkı yapıyor ama bir taraftan da rehavet veriyor. Kısaca ilk yarıda ne orta alan ne hücum hattı düşük tempoda baskısız üretmeden sahada gezinirken, bütün yük üzerlerine rahatça gelen Eyüpspor akınlarında savunmaya düştü... Özetle boşa geçirilmiş bir 45 dakikada Trabzonspor adına; taktik teknik adına söylenecek yazılacak bi şey yoktu. İkinci yarıya Trabzonspor’un Fatih Tekke’nin soyunma odasındaki telkini ile çıktığı belliydi! Biraz kımıldama bile pozisyon bulmalarına yetti. Üstelik Pina ve Agusto’nun oyuna girmesinin de takıma hareket getirdiği kesin. Bu tür maçları genelde duran toplar çözer, nitekim bir korner atışı ve Augusto ile gelen gol Trabzonspor’a biraz nefes aldırdı.
İlk yarıyı çöpe attı
Aslında skordan bağımsız şu görüşümü belirtmeden geçmeyeceğim. Böyle bir karşılamaya yükse tempo ile başlayıp skoru bulduktan sonra tempoyu düşürmek mantıklı. Ama dün Trabzonspor tam tersini yaptı ve koskoca bir ilk yarıyı deyim yerindeyse çöpe attı. Ligin ilk yarısındaki Kasımpaşa maçı da yine aynı bu statta, buna benzer bir futbol vardı ve yine o maçta da gol Agusto’dan gelmişti. Uzun lafın kısası; kart sınırındaki oyuncuların da çekingenliği bir anlamda rakibe karşı temassız oyunda etkendi gibi. Açıkçası geceyi özetlersek; maç öncesi moralli dinlenmiş bir Trabzonspor tempolu bir futbolla, rahat ve farklı bir skorla Eyüpspor’u geçer diye düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Hem skor hem de futbol olarak göz doldurmayan BordoMavililer’in tesellisi kazanıp haftayı kayıpsız geçmeleriydi…
‘’Güçlü takımsanız zor fikstür yoktur‘’
Galatasaray 3 kulvarda yoluna devam ederken zorlu maçlar serisinden birine daha çıktı dün gece Rams Park'ta. Gerçekten belki de Süper Lig'in en en geniş kadroya sahip iki takımının maçıydı. Ev sahibi olarak bir avantajı olsa da rakibin haftada bir maç oynaması daha dinlenmiş olması da güçlü kadrosuyla beraber Başakşehir adına önemli artıydı. Ancak her şeye rağmen Liverpool maçının ardından rövanş öncesi rölanti oynamayan, isteği iştahı olan bir Galatasaray vardı sahada.
Tabii ki liderliğin yanı sıra Fenerbahçe’nin kaybettiği bir haftada puan farkını iyice açmak için yakalanan bu fırsat bir motivasyon unsuruydu. Okan Buruk kadroda Liverpool rövanşını düşünerek küçük dokunuşlar yapmıştı. Galatasaray adına ilk yarıda en etkisiz eleman Yunus Akgün diyebilirim. Aslında gerç yıldız kaptan olarak çıktığı takımının başında daha iyi bir performans göstermeliydi ama silik kaçak bir oyun sergiledi.
Osimhen etkiliyor
İkinci yarıda ilk yarı eleştirdiğimiz Yunus klasını göstermeye başlayınca orta alan hareketlendi ve üst üste savunma arkasına atılan etkili paslarla Başakşehir kalesini abluka altına aldı Galatasaray. Tabii ki bu sezon Sarı-Kırmızılı ekip karşısında rakiplerin bir de sol bek handikabı oluştu. Barış Alper’in oynadığı sağ kanatta rakiplerin sol bekleri kart sorunu yaşıyor ve maçı 11 kişi tamamlayamıyor.
Dün gece de Ebosele bu kanadın kurbanı oldu. 10 kişi kalan rakibi karşısında hemen Singo ile gelen golden sonra zor maç Galatasaray adına kolaya dönüştü. Gerçekten Osimen’in inanılmaz hırsı bütün takımı etkiliyor ve en uçtan başlayan baskı bütünleşince rakipler çaresiz kalıyor. Özetle zorlu fikstür diye bir şey yoktur eğer siz iyi takımsanız güçlü takımsanız fark etmediğini Galatasaray yüksek tempolu maçlar oynamasına rağmen net bir şekilde gösteriyor. Umarım bu moralle Liverpool’dan da tarih yazarak döner ekibimiz.
‘’Çeyrek final neden olmasın!‘’
Aslan öyle bir ilk yarı oynadı ki adeta kükredi. Gerçekten İngiliz devi Liverpool devre arası soyunma odasına giderken 1-0’a fazlasıyla sevinmiştir. İlk dakikalarda acemice birkaç pas hatasıyla yüreğimiz ağzımıza geldi ardından hemen toparlandık ve devre bitimine kadar Liverpool’a sahayı dar ettik. Gerçekten ön alan baskısını en iyi yapan sayılı takımlardan biri olan Galatasaray, gerçekten dün gece de Uğurcan’dan en uçtaki Osimhen’e kadar mükemmel bir baskı ve bunun sonucunda en az 3 net gol pozisyonu yakaladı, bunları değerlendirebilsek inanılmaz bir skor yakalayabilirdik. Açıkçası ilk 45 dakika da bize Galatasaray bir Şampiyonlar Ligi takımı izletti. İkinci yarının bizim için kolay olmayacağını biliyorduk. Bir taraftan skoru korumak bir taraftardan da skoru yükseltmek. İşte bu ikilem içinde çeyrek finalin kapısını aralamak ve 2. maça avantajlı gitmek. İşte bu motivasyonla mücadele ederken zaman zaman basit pas hatalarından verdiğimiz birkaç pozisyonda Uğurcan kalesinde devleşti ve kritik kurtarışlar yaptı. Aslında aynı ilk yarı gibi ikinci yarıda da etkili ataklar yaptık ama son final paslarını iyi yapamadık. Tabii ki güçlü rakibimiz karşısında yorgunluk belirtileri de vardı. İşte o dönemde Okan Buruk özellikle orta alana bir takviye niye yapmadı daha doğrusu niye gecikti sanırım o da maçın gerilimine heyecanına kapıldı.
Hiç kolay olmadı...
Sonuçtan bağımsız Okan Buruk’un hakkını teslim edelim. Başarılı hoca, rakip kim olursa olsun ben Galatasaray’ım dercesine hücum futbolunu ön alan baskısını gücünün sonuna kadar oynattırdı takımına. Gecenin yıldızları kim derseniz başta Sara’yı koyarım. Brezilyalı tam bir Brezilyalı gibi oynadı ve maça damgasını vurdu. İlk 16 da olmak kolay değildi, bunu başaran Galatasaray, oynadığı futbolla çeyrek final için İngiltere’ye gidecek. Kalbiyle yüreğiyle oynadı Sarı- Kırmızılılar ve bize neden olmasın dedirtti. Tebrikler Okan Buruk ve öğrencileri tebrikler Galatasaray taraftarı…
‘’Onuachu faktörü‘’
Kayseri’de maçın başında gelen kırmızı kart bir anlamda belki de Trabzonspor adına zor geçmesi beklenen karşılaşmayı kolay hale getirdi. Ancak şunu da belirtmek isterim; Dorukhan’a gösterilen kırmızı kart VAR müdahalesiyle oldu ancak bana göre ağır bir karardı, en fazla sarı olabilirdi. Bu kırmızı kart sonrası kolay geçer dediğimiz ilk yarı yine Trabzonspor adına çok da kolay geçmedi. Belki istatistiksel olarak topla oynama oranı Trabzonspor lehine çok farklı gözükse de Kayserispor öne geçebileceği gol pozisyonları yakaladı. Ama bir de Onuachu gerçeği var. Büyük fark yaratıyor ve dün de öyle oldu. Artık ilk yarı berabere biter derken biri kafa ile diğeri de penaltıdan attığı gollerle skoru 2-0’a taşıdı. Güçlü rakibi karşısında eksik kalmasına rağmen etkili ve agresif bir Kayserispor izlediğimizin de altını çizelim… İİkinci yarı açıkçası 2-0’lık skorun rahatlığıyla oynayan Trabzonspor, özellikle 3. golü de bulunca artık gelecek haftaki Karadeniz derbisini yani Rizespor maçını düşünmeye başladı. Yine de oyun disiplininden çok kopmadan, ‘eğer gevşersem bu Kayserispor canımı yakar’ ciddiyetinde mücadele etti.
Alkışlar Kayserispor’a…
Özetle; sonuçtan bağımsız dünkü maçta bir çok karşılaşmada olduğu gibi ‘eğer Onuachu sahada olmazsa, Trabzonspor ne yapar?’ sorusu tekrar akıllara gelmiştir. Evet ortada bir takım oyunu var, ancak tek bir oyuncuya çok bağımlılar. Bordo-Mavili takım, hücum aksiyonlarında mutlaka çeşitlenmek zorunda bana göre… Kayserispor ise yenilmesine rağmen 10 kişi ile iyi mücadele etti, reaksiyon gösterdi ama ligin boyu kısaldı ve tehlike çanları fazlasıyla çalıyor. İİşleri hiç kolay değil. Fakat bu arzu ve iştahı sürekli kılıp, skor da ürettikleri takdirde hedeflerine ulaşabilirler.















