‘’Kötü başladı kötü bitirdi‘’
Beşiktaş’ın başlangıç 11’inin hatalı olduğu ilk 45 sonunda yapılan 3 oyuncu değişikliği ile bizzat teknik heyet tarafından tasdiklendi. Aslında form grafiği ve forma adaleti açısından Güven ve Oğuzhan oyuncu tercihleri tek tek yanlış değildi ama Atiba da gününde olmayınca birlikte oynarken birbirini tamamlayamayan bir 11 ortaya çıktı. İlk yarıda Başakşehir presini aşırı geniş yayılarak uzun paslarla aşmaya çalışan 11, birbirinden çok uzak oynayınca pas bağlantılarında büyük arıza çıktı ve takım ekstra geri koşmak zorunda kalarak yıprandı. Halbuki maç başında ekstra koşu yapılması gereken asıl pozisyonlar Okaka’nın savunma arkasına attığı koşular karşısında olmalıydı.
Okaka ve Gulbrandsen...
Beşiktaş, önce Okaka sonra da Gulbrandsen’i durduramadı. Hani filmlerin başında duvara asılı bir silah gösteriliyorsa mutlaka filmin bir yerinde patlar ya Gulbrandsen de Süper Lig’de öyle bir kontratak silahı. Bu yüzden Gulbrandsen sahadayken belki de kornerler, frikiklerde gol aramaya bir kişi eksik gidip ona özel bireysel önlem almak gerek yoksa birden maçı koparabiliyor.2. devre başındaki oyuncu değişikliklerinde Beşiktaş oyuncularıyla beraber oyununu en azından ofansif açıdan değiştirmeyi başarmıştı.
Etkili oldu ama yetmedi
Birinci yarıda sadece Batshuayi bireysel gayretiyle pres yaparken, ikinci yarıda Beşiktaş Batshuayi öncülüğünde kolektif açıdan daha organize pres yaptı. İlk golü de bunun sonucu bulmayı başardı. Aslında maça da bu anlayışla başlaması gerekiyordu. Beşiktaş maça kötü başladı, kötü bitirdi. 2. yarıda 85’te Gulbrandsen’i ihmal edene kadar daha etkili olan taraftı ama yetmedi.
‘’Saman alevi!‘’
En başa maçın sonunu yazalım: 90+5’te Norveç galibiyeti kaçırdı. O pozisyonda arka direkte Sörloth veya Haaland olsaydı maalesef gol olurdu. Zaten Sörloth veya Haaland’dan en az birisi olsaydı maçın kaderi o son saniye pozisyonuna kalır mıydı ki? Bu kadar eksik Norveç’i yenemedik çünkü maçın hiçbir periyotunda hücum sürekliliği tesis edemedik. İyi başlamış gibi gözüksek de sadece Cengiz’in bireysel kalitesi sonucu skor üstünlüğünü aldık yoksa oyun üstünlüğünü değil kurmak, tarif edilir bir oyunumuz bile yoktu. Bunda Stefan Kuntz’a faturanın en fazla yüzde 10’u çıkar, o kadar. O da Caner tercihi ve eğer sakatlık yaşamadıysa Cengiz’i oyunda tutmaması nedeniyle.
Alternatif planımız yoktu
Takım kolektif açıdan doğru dürüst bir şey üretemediği için Cengiz’in özel bireysel yeteneklerine muhtacız. Kolektif hücum açısından üretememizin tek sebebi tabii ki Caner değil, belki de alternatif oyun planlarımız bir türlü devreye girmediği için de Caner’in erken ortaları bu kadar göze batıyor. Şenol hoca Caner’i çok tercih etmiyordu ama son 4 aydır yine tarif edilebilir A planı ve alternatif oyun planlarımız yoktu. Hakan Çalhanoğlu yine net hücum şablonları olmayınca Serie A’daki kalitesini sergileyemedi.
Futbola yabancılar el çekerse...
Teknik direktörümüz kim olursa olsun öne geçer geçmez oyun tempomuzun üç vites birden düşmesi çok büyük sorun. Haziran 2021’den beri sadece saman alevi gibiyiz, skoru artırarak korumak yerine sürekli ezbere topun arkasına geçiyoruz. Aslında Milli Takımımız yetenekleri kadar değil ülkedeki futbol yönetimi kadar verimli, asıl mesele bu. Tabii ki Kuntz’a zaman tanıyalım ama önce futbola yabancı kişiler ülke futbolundan bir an önce el çekerse Kuntz’la başarılı olma şansımız artabilir.
‘’HKGTK‘’
Daha önce de gereksiz yere gerdiği, aşırı negatif vücut diliyle adeta hakemlik mesleğine ne kadar uygun olmadığını haykırarak sergilediği maçlardan sonra Yaşar Kemal Uğurlu'ya "Sana içimden Yaşar Kemal demek gelmiyor o yüzden Orhan Pamuk Uğurlu diyeceğim" yazmıştım. Bu vesile ile Orhan Pamuk'tan da özür diliyorum çünkü Orhan Pamuk bir edebiyatçı olarak Yaşar Kemal'in gerisinde olsa da Uğurlu'nun hakemliğine kıyasla Orhan Pamuk'un edebiyatçılığı "Cevdet Bey ve Oğulları" farkıyla fena kalmıyor! O yüzden yazının kalanında kendisinden HKGTK (Hakem Kıyafeti Giymiş Tanımlanamayan Kişi" olarak bahsedeceğim! HKGTK’nın performansı kötü oldu mu maçın iyi olma ihtimali zaten çok düşük oluyor, ilk yarıda da ortalama kalitenin üstüne çıkan ender anlardan birisi Güven Yalçın'ın Cenk Tosunvari uçarak yarım vole golüydü. İlk 45'e damga vuran ise HKGTK'nın teknik direktör Sergen Yalçın'a kırmızı kart göstermesi oldu. Uilenberg izlemiş midir? Ya bizim TFF? Bizim ülkenin bile en çelişkili kararlara imza atan kurumu TFF: Ligde oyunculara yabancı sınırı getirirken Milli Takım'ın başına yabancı hoca getirir, biz ligimize yabancı hakem isteyince yerli-milli takiyyesi yapıp başlarına Uilenberg getirir!
Saf yetenek golü
HKGTK’nın aksine futbola karşı yetenekliysen ve çalışmaktan zevk alırsan arada sıkıntı yaşasan da Güven Yalçın örneğindeki gibi düzelebilirsin. Güven'in ilk golü saf yetenek golü, ikincisi ise yeteneklerinle çalışma ve konsantrasyonu harmanlamayı başarınca atabileceğin cinsten bir gol. Beşiktaş'ın yediği golde talihsiz bir şekilde kendi kalesine atan Rıdvan galibiyet golünden önce ısrarla hücuma katıldı, pas istasyonu oldu bindirdi, sonunda 3 puanı getiren golün asistini yaptı. Serdar Saatçı da yine iyiydi. Sivasspor da fena değildi sahanın en kötüsü ise malumunuz çoğu sahaya çıkışında olduğu gibi HKGTK!
‘’Eksik ama gedik değil!‘’
Beşiktaş’ın Hollanda deplasmanındaki tüm eksik oyuncularını tek tek yazsak bu köşede başka bir şey yazacak yer kalmaz. O yüzden sahaya çıkanların analizini yapmaya çalışalım. Kağıt üzerinde Sergen Yalçın hocanın rakip Ajax'a göre oynayabilecek oyunculardan kurduğu 11 yanlış değildi, en fazla maç kondisyonu seviyesine göre Oğuzhan, Salih veya Can'ın yerine 11'de başlayabilirdi. Can aslında maça iyi başladı zaten Beşiktaş ilk 10 dakikada komple iyiydi, Batshuayi biraz şanslı olup direğe takılmasaydı ilk golü atan taraf bile olabilirdi.
İlk yarının kalan bölümü ise maalesef Beşiktaş ceza alanı çevresinde geçti. Özellikle Feyenoord'un eski kanat forveti Berghuis'in bu sezon merkezde serbest forvet gibi oynatılması Ajax’ın her rakibi gibi Beşiktaş'ın da yerleşik savunma dengesini bozdu. Tabii asıl mesele bu kadar gömülüp çıkamayınca zaten denge kurmanın iyice zorlaşmasıydı. Kenan Karaman sağ öndeyken hiç topla mesafe kat edemedi. Skor 2-0 olunca da Sergen Yalçın hoca ikinci yarıda iki sol bek formasyonlu oyuncusundan birinden feragat etmek zorunda kaldı. Oğuzhan’ı takımı pasla çıkarması, Gökhan Töre'yi de takıma topla mesafe kat ettirmesi için oyuna aldı.
'Dolmabahçe'de görmek isterim'
Gerçekten de 55'ten itibaren Beşiktaş oyunu dengeledi, geriye fazla yaslanmak zorunda kalmadı. En azından rakibin hücum sürekliliği ve temposunu maçın kalanında nihai olarak kırmayı başardı. Kenan'ın ise en olumlu hareketi maçın Fransız hakemine takıldı. Serdar ve sonradan asıl mevkisi olmayan stopere oyuna giren Berkay'a tebrikler, tabii en çok altyapıdan çıkıp kısa sürede çok gelişen kaleci Ersin'e tebrikler! Ajax'ı da Dolmabahçe'de tam kadro olan sakatsız, eksiksiz Beşiktaş karşısında görmek isterim, gerçekten takım hücumu çok etkileyici olsa da genç Timber'in varlığına rağmen İstanbul'daki maçta bize rövanşı aldırabilecek takım savunması defoları var.
‘’Ruh sağlığı‘’
Beşiktaş’ta sakatlık meselesi artık tek veya iki bilimsel sebeple açıklanamayacak kadar büyük bir sorun haline geldi. 32’de Pjanic de sakatlandığı zaman ben artık ruh sağlığımın daha da fazla bozulmasını engellemek için sakatlıklar üzerine düşünmeyi bıraktım. Bu konuda Sergen Yalçın’a sabırlar diliyorum!
'Her şeyi denedi'
Sayısal açıdan Beşiktaş kadar olmasa da Altay’ın da kendi kadro ölçeğinde önemli eksikleri vardı. Mustafa Denizli büyük tecrübesiyle özellikle son 20 dakikada maçı takımına kazandırmayı bildi. Sergen Yalçın da her şeyi denedi hatta Gökhan Töre’yi bile düzeltmek için onunla konuştu. Sadece ilk 45’te Töre’nin 13 hatalı pası vardı, yani öyle 100 kere topla buluşup da 13 kez topu rakibe kaptırmak gibi değil, bu kadar az sayıda topla buluşup bu kadar top kaptırmak devre sonunda toplam 54 pas hatası olarak Beşiktaş aleyhine yazıldı.
'En başa Rıdvan'ı yazmak gerek'
Beşiktaş ile ilgili iyi bir şeyler yaz diyorsanız, en başa yine çok iyi oynayan Rıdvan’ı yazmak gerek. Böyle zor durumlarda sadece yeteneklerinizi değil forma aşkınızı, karakterinizi de sahaya koyarsınız, Rıdvan bunu fazlasıyla yaptı. Josef ve Atiba zaten her maç sahaya oyun akılları kadar sağlam karakterlerini de yansıtıyorlar. Kendisinden 20 yaş büyük Atiba’nın yanında 11’de başlayan Serdar da yetenekleri kadar karakterini de sahaya yansıttı. Sırf tipi Vida’yı andırıyor diye değil, Serdar esmer ve kısa saçlı da olsa şimdilik çivi gibi stoper, zamanla yetenekleri yontularak en azından Vida’ya dönüşmesini dilerim. Keşke bir de N'Sakala yerine sağ bek oynayabilecek bir altyapı oyuncusu daha olsaydı, Beşiktaş en azından 1 puan alabilirdi!
‘’En büyük rakibi zemini‘’
İlk golde Pjanic tüm ilk yarı boyunca olduğu gibi tıka basa zeka dolu bir pas gönderdi. Pjanic’in özel yeteneğine önlem almak kolay iş değil. Sanki ensesinde de gözleri varmışçasına etrafındaki herkesi görebiliyor ve topu istediği gibi istediğine gönderebiliyor. İkinci golde ise hem Ferhat hatalı çıktı hem de stoperi panik yaptı. Beşiktaş ilk yarıda 43’te kaydettiği golden çok daha kreatif etkileyici ataklar geliştirdi.
Birçok eksik vardı ama...
2. yarının başında Rıdvan’ın kaydettiği gol de çok etkileyici bir kolektif hücum sonucu geldi. Rıdvan’ın iki maçtır gol atması çarpıcı olsa da asıl genel oyun performansı ile komple bir sol beke dönüşebileceğine dair verdiği güçlü sinyaller çok etkileyici. Beşiktaş'ta birçok eksik vardı ama en önemli eksiği saha zemininin bu takımın klasından çok uzak olması.
Ani oyun düşüşü yüzünden
Sakatlıkların çoğalmasındaki faktörlerden birisi de bu takım, stat ve taraftar kalitesine yakışmayan bu zemin. Demirspor'un ilk 2 golü de özel şut yeteneği sonucu geldi. Ancak özellikle Ghezzal'ın da sakatlanıp çıkmasından sonra Beşiktaş'ın genel oyun performansı aniden çok düştü. Skorun 3-0'dan 3-3'e gelmesinin sebeplerinden birisi de bu ani oyun seviyesi düşüşü oldu.
‘’Bile bile lades!‘’
Fenerbahçe, Frankfurt deplasmanında çok iyi bir performans sergilemişti. 3 gece sonra ise Başakşehir karşısında özellikle ilk yarıda o Fenerbahçe’nin F’si bile sahada yoktu. Maçı 1-0’a getiren golde isteyen Serdar’ı isteyen Kim’i eleştirsin, bence asıl mesele Başakşehir’in tek kreatif tehdidi olan Visca’nın o noktada o kadar rahat topla buluşup topu o kadar rahat kullanma fırsatı bulması. Aykut Kocaman’ın yıllardır ne oynattığı, dün de ne oynatacağı çok net. Buna karşın Fenerbahçe’nin bu kadar derinde çok adamla topun arkasına geçen bir Başakşehir’e karşı bu kadar düşük tempoda top çevirmesi tamamen yanlış bir maça başlangıç stratejisi. Vitor hoca, ilk yarıda Muhammed, Osayi ve Ferdi’nin mevkilerini değiştirdi, daha sonra ise oyuncularını değiştirdi ancak oyun 95 dakika boyunca neredeyse hiç değişmedi. Öne geçmiş bir Aykut Kocaman takımına karşı sürekli uzak orta yapmak düz duvara tırmanmaya çalışmak misali sadece sizi yorar. Zaten yorgun olan takım bir türlü enerjisini yenileyemez.
Gecenin sorusu
Fenerbahçe, bu kadar çok orta yaparak oynayacaksa Caner’i neden gönderdi? Teknik değil özel sebeplerdense yerine neden iyi orta yapabilen bir kanat beki almadı?
Maçın starı
Brezilyalı stoper Duarte oyunu çok iyi okudu, çok iyi pozisyon aldı.
Maçın olayı
Maçta ayrı parantez açılabilecek çarpıcı bir olay yaşanmadı.
Kısa mesaj
Fenerbahçe’de Vitor hoca, tüm sezon 3-4-2-1 oynatacaksa neden bu dizilişe uygun kanat bekleri alınmadı?
‘’Josef de Souza farkı‘’
Josef için eski takım arkadaşı Volkan Demirel, “Fenerbahçe’de Beşiktaş’taki kadar da iyi oynamıyordu” demişti. Kısmen haklıydı çünkü Josef, Türkiye Ligi ölçeğinde tek çapa rolünde çok etkili bir oyuncu, Fenerbahçe’deki Mehmet Topal gibi bir başka başarılı çapa ile beraber sağ iç-sol iç bile oynatsanız verimi tek çapa oynadığı zamanki kadar da yüksek olmuyor. Tabii ki Sergen Yalçın, Antalya’da halihazırdaki 6 eksik oyuncu üzerine ilk yarıda iki sakatlık daha yaşanmasıyla, tercihen değil mecburen Josef’i stopere çekti. 43 ve 45+1’de Beşiktaş’ın yediği gollerde Josef’in iyi bir stoper olmamasının yanı sıra çapa rolündeki Josef olmayınca Beşiktaş’ın bünyesinin nasıl bozulduğu çok net gözüktü!
Yetenek enjeksiyonu yapıldı
Mert karşı karşıya Wright’ı durdurmasa Beşiktaş için kâbustan beter bir ilk yarı olacaktı. Devre arasında Sergen Yalçın, Josef’i asıl yeri çapaya döndürüp Beşiktaş’ın adeta Marvel yapımı gerçek olamayacak kadar olağanüstü karakteri Atiba’yı stopere çekerek kâbusun karabasana dönüşmesini engelledi. İlk 45’te Töre kötü, Kenan silikti; yerlerine iki yetenek enjeksiyonu yapıldı ve Larin-Ghezzal ikilisinin girişiyle Beşiktaş takım bünyesi anında düzeldi, Sergen Yalçın model Beşiktaş fabrika ayarlarına geri döndü.
Batshuayi servisi atlanmamalı
Devre başlar başlamaz Beşiktaş onca eksiğine rağmen son derece akılcı, sabırlı, bilgece bir oyunla maçı çevirmeyi başardı. Larin sadece gol yollarında değil, savunmaya yardım konusunda da büyük katkı sağladı. Larin ve Ghezzal’ın ortasındaki Batshuayi tam anlamıyla coştu ve coşturdu. Presçilik-takipçilik becerilerini sentezlediği bir pozisyonda daha skor katkısını da yaptı. Ghezzal’ın usta işi galibiyet golü o kadar estetik bir vuruşla geldi ki insanlar o pozisyonda Batshuayi’nin sırtı dönük ne kadar kaliteli bir servis yaptığını atlayabilirler, atlamamalılar!