“Bu havada da maç mı oynanır” duygusuyla otobüse binmiş, stada gelmiş bir Galatasaray takımı ile, maçın önemini yönetiminden hocasına, takımından taraftarına, iliklerine kadar sindirmiş bir Fenerbahçe takımı karşı karşıya geldi ve daha çok isteyen, arzulayan ve konsantre olan Fenerbahçe kazandı.
Yarı final maçlarının ‘’iki gösterişlisi’’nden ilk yarı boyunca bolca ön alan acemiliği izledik desem yeridir.
Atatürk Olimpiyat Stadı Süper Kupa’ya ev sahipliği yaparken her zaman ki handikapları futbol adına yaşattı.
Son yıllarda rakibine karşı hem iç sahada hem dış sahada aldığı sonuçlarla ve şampiyonluk alışkanlığının getirdiği psikolojik üstünlükle Galatasaray’ın girdiği bu rekabette, bu kez tablo farklıydı.
Mücadelenin hakemi Halil Umut Meler, maçın kaderini etkileyecek kritik yanlışlar yapmadı. Penaltı beklenen pozisyonlarda devam kararları doğruydu. 43’te Sane’nin, Kerem Aktürkoğlu’nun ayağına bastığı pozisyonda ikinci sarı kart bence daha doğru bir değerlendirme olurdu.
Matteo Guendouzi 7 Ocak’ta Fiorentina karşısında Lazio formasını 90 dakika giydikten sonra İstanbul’a doğru yola çıktı.
Arka arkaya gelen büyük zaferlerden sonra bu tip maçları oynamak zordur.