İyi idare eden şampiyon olur...

05 Mayıs 2011, Perşembe 10:05 Son Güncelleme: 31 Mayıs 2018, Perşembe 22:26
- A +

Şampiyonlukların sadece sahada kazanılmadığı düşüncesini soğuk ve ahlak dışı bulanlardanım. Onlarca futbolcunun, idarecinin ve milyonlarca taraftarın 1 sezon boyunca verdikleri maddi _ manevi uğraşların dakikalar içinde haysiyetten uzak bir şekilde yok edildiğini düşünmek bile insanı çıldırtabilir. Şike veya masa başı oyunları anlayışı yerine kendi ekiplerinin ruhsal durumunu idare edebilmeleri veya edememeleri en önemli konu. Bugün şampiyonluk yarışındaki takımların birbirlerine çok ağır ithamlarda bulunmaları psikolojik savaşın başladığının en büyük göstergesi.
     
Muhakkak ki mücadelenin olduğu bir arenada polemikler, iftiralar, sataşmalar olacaktır. Fakat futbol arenasının siyasi arenayı aratmadığını görmek korkutucu. Sadece Trabzonspor ve Fenerbahçe için değil, diğer takımlar için de bu söyleyeceğim geçerli: Birbirleriyle uğraşırken her seferinde ucundan tuttuğumuz ve her seferinde de bir şekilde elimizden kaçırdığımız "Modern Futbol" ipinin  gölgesini bile göremeyebilirler. Üstelik bu sezon, psikolojiyi ayarlama konusunda oldukça başarısız sayılabilecek iki takımımız yarışıyor. Neden mi?

Ne zaman şampiyonluğa yaklaşsa, ya futbolcusu, ya taraftarı, ya idarecisi bir şekilde mutlu sona ulaşımı engellemiyor mu Trabzonspor'un?  Yarışın içine her girdiğinde, " Şehir çok sabırsız, orda herkes futbolu biliyor, herkes futbola karışıyor, en ufak pozisyonda tepkiler çığ gibi. "  gibi söylemlerle taraftara yüklenilmedi mi? 1995_ 1996 sezonunda şampiyonluğun kaçmasının en büyük nedeni olarak Şenol Güneş gösterilmedi mi? Daha sonraki yıllarda Sadri Şener'e kadar ki bütün idareciler insafsızca eleştirilmedi mi?

Bu sezon ise geçmişe nazaran sadece futbol anlamında değil,  direktörlük bakımından da çok büyük gelişim sağlamış Şenol Güneş en büyük kozu Trabzonspor'un. Onun ve idarecilerin yersiz sayılabilecek çıkışları oldu ama bunların önüne geçebilen de yine Şenol hoca oldu. Tabii bunların önüne geçmeye çalışırken de fark kapanıyordu. Taraftar ise son maçta açtığı pankartla büyük özlemine ulaşma yoluna bir anlamda taş koyuyor. Onlar için önemli olan rakip filan değil 3 hafta sonrası olmalı.
 
Psikolojiyi ayarlama konusunda başarısız olduğunu son 5 sezonda iki şampiyonluğu son haftalarda ve birer golle kaçırarak ispat eden Fenerbahçe'de  ise bu sıralar bütünlük havası hakim. Ne tarafarlarla uğraşıldığına, ne de oyuncuların küstürüldüğüne şahit olduk özellikle ikinci yarı. Olağanüstü paralarla alınmasına karşılık zerre kadar katkı sağlayamayan Guiza'ya bile inanılmaz bir sahip çıkışlık var. İki hafta öncesine kadar hemen hemen her maç yedek kalan Stoch nerdeyse 6 puan kazandırdı son 3 hafta. Yönetim çok büyük sataşmaların dışında basın toplantısı düzenleyip cevap vermiyor. Aykut Kocaman sakinliğini hep muhafaza ediyor. Bütün bu artılar ikinci yarı Trabzonspor'a 9 puan fark atılmasını sağladı.
     
Kısacası ikinci yarı boyunca Fenerbahçe rakibine oranla psikolojik savaşı daha iyi idare etti. Son 3 haftada kim daha akil olur ve daha çok kendi işiyle ilgilenirse şampiyonluğa o ulaşacak gibi görünüyor. Şu da merak edilmesin, kim şampiyon olursa hakkıyla olmuştur ve de HELALdir.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...