Kasapoğlu’nun ‘futbol’a yaklaşımı

01 Eylül 2020, Salı 06:58 Son Güncelleme: 31 Ağustos 2020, Pazartesi 21:26
- A +

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu göreve geldiği ilk günlerden itibaren futbol dünyası ile bir araya geliyor. Özellikle son dönemlerde daha sık bir araya geldiğini görüyoruz. Bunu sadece kulüplerin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve bunların çözüm yerinin devlet olarak görülmesinin dışında çok farklı dinamiklerin de etkili olduğunu düşünüyorum. En son 2008 yılında yapılan Spor şurasından sonra bu yılın başında 5 gün süren Spor Çalıştayı’nda 2 günü futbola ayırması, liglerin 21 takımla oynanması, BAL Ligi’nden 9 takımın 3. Lig’e yükseltilmesi kararlarının alındığı toplantıya katılması ve en sonda önceki gün yine TFF Başkanı Nihat Özdemir ve Kulüpler Birliği Başkanı Mehmet Sepil ile birlikte içlerinde Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor Başkanlarının da bulunduğu kulüp temsilcileri ile bir araya gelmesi.

Gelecek stratejisi

Bir çok kişi siyasetin futbola müdahalesi olarak değerlendirse bile ben bu konuya daha farklı bir açıdan bakıyorum. Acaba Kasapoğlu’nun ülke futbolunun sorunlarını çözmek ve geleceğe yönelik stratejilerin belirlenmesinde rol alması müdahale etmek mi yoksa nüfuz etmek olarak mı ele almalıyız. İngiltere örneğinden yola çıkarak meramımı anlatmaya çalışayım. Önce kısa bir hatırlatma. Latince “hür bir şahsa yakışan” anlamına gelen “liberalis” kelimesinden doğan liberalizm, siyasi ve felsefi olarak eski Yunan’a kadar uzansa da iktisadi olarak İngiltere’de doğar ve gelişir. 2009’da İngiltere’de önemli bir gelişme oldu. Dönemin İngiltere Spor Bakanı Gerry Sutcliffe’nin İngiltere Futbol Birliği’ne reformları geciktirdiğinden dolayı “uyarı” verdiği anlatılıyordu. “Federasyon kendi evine çeki düzen vermeli, aksi halde bundan futbol zarar görecek” diyor İngiliz Bakan.

İngiltere örneği...

Olayın aslı şöyle: 2005 yılında Tony Blair hükümeti adına Lord Burns İngiltere’de futbolun gelişmesi ve yaygınlaşması için yapılması gerekenler, hatta bayan futbolundaki, engelli futbolundaki konular hakkında bir öneriler paketi hazırlayıp Futbol Federasyonu’na sunuyor. Geçtiğimiz 4 yıllık dönemde Federasyon bunları göz ardı ediyor. Bunun üzerine yeni spor bakanının kendinden önceki Spor Bakan’ının hazırladığı pakete sahip çıkarak Federasyon’a bunların derhal yapılmasını, yapılmadığı takdirde hükümetin yaptığı yardımların kesileceği uyarısında bulunuyor. Bunun üzerine Federasyon bakanın mektubu üzerinde dikkatle çalışacağını açıklıyor

Özerk olmalı tabii ki

Galatı meşhur algı ile meseleye bakılsa hemen itiraz etmek gerekir: “Bu da nereden çıktı? Liberalizmde hem de doğduğu yerde olur mu böyle şeyler? Hani Federasyonlar özerkti? Devlet piyasaları -bunun içinde endüstrileşmiş ve ticarileşmiş futbol da olmak üzere- iktisadi faaliyetleri özerk kurumları ile denetleyip düzenleyecekti?” Hayır. İtiraz yersizdir. İşte tam da kürek çeken değil dümen tutan devlet örneği budur. Bu olaydan çıkaracağımız birçok ders var. Baştan belirteyim ben federasyonların özerk yönetilmelerinden yanayım. Modern devletlerde devlet hizmeti kendi sağlamaz, hizmetin sağlanmasını sağlar ve bunları denetler. Aynı durum federasyonlar için de geçerlidir.

Ana sponsor devlet

Öte yandan devletten bağımsız spor organizasyonu olur mu? Bu sorunun cevabı da kesinlikle hayır. Sadece tek bir örnek vereyim.. Hiç bir federasyon devletle işbirliği yapmadan uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapamaz. İngiltere örneğinden çıkaracağımız dersler bununla da bitmiyor. Sadece futbol için değil Türk sporu içinde ders çıkarmamız gereken hususlar var: Federasyonların özerk olması (ki İngiltere Futbol Birliği (FA) üstelik bizde ki gibi yasayla kurulmuş bir yapı değil) devletten mali destek almasını engellemez, bu bilinenin aksine özerkliğe aykırı bir durum da değildir. Zaten Rahmetli Turgut Özal da 1987-88 yılında ilk seçimli genel kurulu futbol federasyonu yasasına devletten her yıl 5 bin lira destek verileceğini koydurmuştu. Öte yandan Almanya spor yasası “devlet sporun ana sponsorudur” temeli üzerine inşa edilmiştir.

Yardımlar kesilirse...

İngiltere örneğinden çıkaracağımız bir önemli ders de; devletin amatör futbol, kadın futbolu gibi konularda önceden belirlenmiş bir stratejiye yönelik kaynağı federasyona aktarıp işin peşini bırakmamış olması.. Yani bir branşın gelişimini ve kaderini sadece federasyona bırakıp köşeye çekilmemiş. Aktarılan kaynağın takibini yapmış doğru yere mi kullandılar diye. Stratejiye uygun kullanılmadığını tespit ettiğinde ve alarm çanları çaldığında Spor Bakanı Federasyonu uyarmış, gerekirse yardımları keseceğini bildirmiştir. Kimse de bunu müdahale olarak değerlendirmemiş İngiltere’de.

Sürekli işbirliği şart

Öyleyse devlet ve federasyonlar arasında sürekli bir işbirliği gerekir. İngiltere’de de bu böyledir Türkiye’de de. Burada karşımıza hassas bir denge çıkıyor: Müdahale ve nüfuz etme. Madem yazıya İngilizlerden başladık, Fransız spor yasasından bir cümle ile bitirelim: Devlet özel spor sistemine (yani federasyonlara) onun bağımsızlığına ve özerkliğine müdahale etmeksizin nüfuz eder. Kasapoğlu’nun da modern devlet tanımına uygun olarak futbola nüfuz ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...