MENÜ

Yenilgiler bize ne öğretti?

01 Ağustos 2021, Pazar 11:57 Son Güncelleme: 01 Ağustos 2021, Pazar 11:57
- A +

Her dönem hatta her zaman olduğu gibi Avrupa Futbol Şampiyonası bittikten sonra, alınan yenilgiler karşısında hep beraber ayaklandık, eteklerimizde ne kadar taş varsa döktük ve sonrasını unutuverdik. Unutmanın da yararları var elbette.

Dertleri biriktirip takıntı haline getirseydik, hepimiz dert sahibi olurduk. Ancak Ulusal takım teknik direktörü Şenol Güneş’in turnuvanın bitiminden sonra kamuoyunu tatmin edici, insanların meraklarını giderici bir rapor hazırlamaması kolay unutulmaması gereken bir konudur.

Şenol Güneş’in peşini bırakmalıyız!

Ne var ki, unuttuk. Her şeyi çok kolay unutuyoruz. Oysa doğa insanlara merak etmek gibi olağanüstü bir duygu bahşetmiştir. Toplumda olup biten olay ve olguların nedenlerini bir sonuca bağlamak için merak duygumuzun bizi sürüklediği değişik yollara koyuluruz.

Örneğin yenilgilerin nedenini merak edip öğrenmek için sadece Şenol Güneş’in peşine düşmenin bir yarar getirmeyeceğini anlamış olmaktan dolayı merakımızı başka alanlara yönlendirmenin yollarını bulmalıydık.

Spor fakülteleri neden aklımıza gelmez?

Sözgelimi, ülkedeki spor okullarının, spor fakültelerinin ve beden eğitimi bölümlerinin sayısı neredeyse yüze yaklaştı. Bu okullarda futbol ve genel olarak spor üzerine onlarca araştırma yapılıp, tezler yazılıyor.

Bu insanlara Ulusal takım teknik direktörü kapılarını kapamışsa o kapıyı Türkiye Futbol Federasyonu aralamalıdır. Futbolun artık bir teknik direktöre bırakılmayacak kadar büyüdüğünü, endüstri haline geldiğini bilmeyen yok.

Ne ki, biz çok iyi bir Ulusal takıma sahip olduğumuz halde yenilgilerin nedenini bilmeden ve bundan rahatsız da olmadan günümüzü gün ediyoruz.

Problem nasıl çözülecek?

Yenilgilerin öğretici olduğunu söyleyenler de oldu kuşkusuz. Ancak yenilgilerden ne öğrendiğimizi de bilmiyoruz. Problemin nasıl çözüleceğine ilişkin de herhangi bir proje yok ortada.

Problemi sonuçtan hareket ederek çözmek diye bir yöntem var matematikte. “Olmayana ergi yöntemi” deniliyor adına. O zamanda işin en alt noktasına, en temele, en derine inmek gibi acı bir gerçekle karşılaşıyoruz.

Sergen Yalçın kendini kurtardı mı?

Bu da kimsenin işine, teknik direktörlerin ise hiç işine gelmiyor. Sergen Yalçın gibi pratik zekalılar ise “benim işim futbolcuya gol atmayı öğretmek değil” deyip problemin tam ortasından kendini en dışa atabiliyor.

Aslında futboldaki durumumuz örme bir kumaşa benzetilebilir bir bakıma. Çünkü biz kumaşın hep düz tarafına yani güzel yanına odaklanmış durumdayız. Oysa kumaşın tersi güzel olmasa da daha öğreticidir. Çünkü orada iplerin bağlantısını görürsünüz.


 

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...