MENÜ

Welinton ve Nsakala’yı kim aldı?

26 Ocak 2021, Salı 10:21 Son Güncelleme: 26 Ocak 2021, Salı 10:21
- A +

Beşiktaş ligin ilk yarısını lider bitirdi. Sergen Yalçın’da dahil takımın sezon başındaki görüntüsüne bakarak bu sonucu tahmin edecek birinin olduğunu sanmıyorum. O günlerde Sergen Yalçın’a transferleri kimin yaptığı sorulduğunda “yönetime sorun” demişti. Neredeyse yönetimle küs durumda olan Yalçın gitti gidiyor derken beş transfer yapıldı ve takımın çehresi yüzde yüz değişti. 

Ancak soru genelden özele dönüşerek güncelliğini koruyor: Welinton ile Nsakala’yı kim aldı? Özellikle Sergen Yalçın’ın “Montero yabancı kısıtlamasına takıldı” demesinden sonra soru daha güncelleşti ve daha da özelleşti: Bir yabancı kısıtlaması olacaksa neden Welinton ile Nsakala bu sınırlamaya takılmıyor?

Sergen Yalçın insanlarla alay mı ediyor?

Çünkü şu anda gelinen noktada ikisinin de ilk on birde yeri yok. Gelin görün ki ikisi de Sergen Yalçın tarafından koruma altına alınmış durumda. Yalçın insanlarla alay eder gibi “yabancı sınırlaması” diyerek meselenin üstünü örtmeye çalışsa da, sosyal medyada konu dikkatlerden kaçmamıştır.

Montero gibi henüz 21 yaşında bir sol ayaklı stoper varken, üstelik son iki maçta takımın en iyi oyuncusuyken böyle bir seçim yapmanın altında birtakım gerçekler saklı demek ki. Acaba Welinton ile Nsakala transfer edildiğinde onlara ne gibi sözler verildi? Üstelik Welinton oynarken savunma zincirinin halkalarının koptuğu da çok açık biçimde gözler önündeyken... 

21 yaşındaki Montero mu yoksa 32’lik Welinton mu?

Brezilyalı stoper hem Vida’yı hem de sağ bekte oynayan Rosier’i bozuyor. Vida normalde sağ stoper de oynaması gerekirken kendisine ters gelen, pozisyon almakta zorlanıp ikinci hamleleri yapamadığı sol stopere kaymak zorunda kalıyor. 32 yaşındaki Welinton mu yoksa 21 yaşındaki Montero mu? İlla da Welinton’u oynatmak istiyorsanız Nsakala’yı dışarıda bırakıp Rıdvan’ı sol bekte oynatırsınız.

Kanımca Sergen Yalçın bu iki oyuncuya verilen sözlerden dolayı onları koruma altına alıp, rotasyon ile maskelemeye çalışıyor. 19 ve 21 yaşında iki delikanlı neden yorulur? Yorgunluk düşünülüyorsa bir ay sonra 38’ine basacak olan Atiba neden üst üste oynatılıyor? Futbolcular yoruluyorsa maden işçileri ne yapsın? Onlar gibi günde sekiz saat yer altında mı çalışıyorlar? İçinde oynamak, eğlenmek ve milyonlarca dolar kazanmak olan bir etkinlik insanı nasıl yorar? 

Can Bartu aynı gün iki maç oynamıştı

Zamanında aynı gün iki maç oynamış(o zaman yasak değildi) biri olarak bu yorgunluk edebiyatını anlamakta zorlanıyorum. Fenerbahçe forması altında Galatasaray’a karşı basketbol oynayıp 28 sayı atan Can Bartu aynı gün Dolmabahçe’de futbol takımında da sahaya çıkıp bir gol kaydetmiştir. Can Bartu’da normal bir sporcuydu. Hatta 1960’lı yıllarda takımlar deplasmana gittiklerinde Cumartesi ve Pazar üst üste iki maç oynamak zorundaydı. Oyuncu değiştirme bile yoktu. Sergen Yalçın’ın bunlardan haberi yok mu?

Diyelim ki Sergen Yalçın’ın bu iki oyuncunun transferinde karar verici değildi.. O zaman yardımcısı Murat Şahin’e sorsun. Şahin’in menajerlik şirketleri ile sıkı ilişkileri olduğu söylentisi ortalıkta dolaşıp duruyor. 

Sözünün eri olarak bilinen Sergen Yalçın’ın bu sorulara yanıt vermesi gerekiyor. Şimdi diyeceksiniz ki Beşiktaş liderliğin keyfini yaşarken pişmiş aşa su katmanın anlamı ne? Bu soruların, çok daha zor geçecek olan ligin ikinci yarısındaki zorlu virajlarda sorulup Beşiktaş’ın başına bela olmaması için bu günlerde gündeme getirmek yararlı olabilir. 

Uğur Mumcu ne demişti?

Bunları iki nedenden yazıyorum; birincisi, bir zamanlar “Himalaya” adında bir film izlemiştim. Lamalar Çin’e tuz götürmek ve karşılığında kışlık ihtiyaçlarını gidermek için Himalaya Dağları’nı fırtınaya tutulmadan aşmak zorundadırlar. Gece dağın yamacında kamp kurarlar. Yaşlı Lama ile genç lider ateşin başında yıldızlara bakmaktadırlar. 

Güngörmüş Lama “yarın fırtına var, yola çıkmayalım” der. Genç atılır “olur mu gökyüzü pırıl pırı. Yarın sabah erkenden yola koyulma emrini vereceğim.” Ne yazık ki sadece tuzlar değil insanlarda fırtınadan telef olur. O hengamede genç lider yaşlıya sorar: “Nasıl bildin?” Yanıt şöyledir: Önemli olan pırıl pırıl gökyüzünde fırtınayı görmektir. ”  

 İkincisi ise Türk gazeteciliğinin gözbebeği ve 28 yıl önce 24 Ocak’ta katledilen, kendisiyle aynı gazetede mesai arkadaşlığı yapmaktan onur duyduğum Uğur Mumcu’nun sözleridir: “İnsan sadece söylediklerinden değil, söylemediklerinden de sorumludur.”    


YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...