Pas oyunu nedir, ne değildir?

21 Eylül 2019, Cumartesi 13:15
- A +

2011 Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona, Manchester United’i 3-1 yenerken futbol olarak da perişan etmişti rakibini. Maçtan sonra United teknik direktörü Sir Alex Ferguson “kimse bize böyle esaslı bir dayak atmamıştı. Teknik direktörlük kariyerimde gördüğüm en iyi takım” demişti.

Ferguson’a “dünyanın en iyi takımı” dedirten Barcelona çok doğaldır ki birden bire ortaya çıkmadı. Birkaç büyük oyuncunun aynı anda aynı yerde bulunmasının ya da vizyon sahibi bir teknik adamın devrim yapmasının bir sonucu da değildi Barcelona gerçeği. 

Dönüp geriye baktığımızda Barcelona’nın, dünyanın en iyi takımı unvanını alması yaklaşık kırk yıllık bir uğraşın sonucudur. 1960’lı yılların başı Barca’nın karanlık yıllarıydı neredeyse. Bu dönem Johan Cruyff’un takıma katılmasıyla son buldu. 1973-74 sezonnda Bernabau’da oynanan Clasico’da Barcelona, Cruyff’un öncülüğünde Real Madrid’i kendi evinde 5-0 yenerek adeta dağıtmıştı. 

Maçtan bir hafta sonra Barca dergisinde çıkan yazıda “Cruyff sadece takımın geri kalanı için oynamakla kalmayıp takımını da oynatıyor” deniyordu. Bu büyük başarıya karşın 1978’da başkan seçilen Josep Luis Nunez, Cruyff’un önerisiyle “La Masia” denilen o ünlü futbol okulunun temelini attı.

Barcelona’nın dünyaya tanıttığı pas oyunu yani tiki-taka denilen oyunun temeli de La Masia’da atıldı. Tiki-taka deyimini ilk olarak koyu bir Bask milliyetçisi olan Javier Clemente ortaya atmıştı. Ancak kendisi, direkt futbol oynamak tarzını seçip salt pas yapmak için pas oyunu oynamayı hor görmüştü. Büyük bir olasılıkla Clemente pas oyununun ne olduğunu, nasıl oynanması gerektiğini ve bunu uygulamak için uzun zaman gerektiğini biliyordu. 

Bugün bizim ligimizde pas oyunu adı altında pas aldatmacası yapan takımlarımızın hocalarının Clemente’den esinlenmesi gerekirse hemen direkt futbola geçmeleri gerekmektedir. Başta Beşiktaş olmak üzere pas yapmak için top dolaştıran takımlarımız gol yemekten kurtulamıyorlar. Hem de pas yaparken kaptırdıkları toplardan sonra…

Oysa Barcelona’nın oynadığı tiki-taka bir “ver-kaç” oyunudur. Bu uygulama her yapılışında bir ya da birkaç rakip oyundan düşürülür. Doğaldır ki böyle bir oyun yapısı da birkaç yılda ortaya çıkmıyor. Beşiktaş’ta dört yıl çalışmasına karşın Şenol Güneş bile bu oyunun yanına bile yaklaşamadı. 

Cruyff’un oyuncu olarak Barcelona’ya büyük katkısı oldu. Ancak teknik direktör olarak yarattığı etki bundan çok daha büyüktü. Barcelona’ya teknik direktör olarak döndüğünde başkan Nunez’e önerdiği La Masia’nın meyvelerini verdiğini gördü. O günleri şöyle anlatıyor Johan Cruyff: “Oraya gittiğimde altyapıdan yeni bir oyuncu kuşağının yetiştiğini gördüm ve A takıma katılmaya hazır haldeydiler. Her beş altı yılda bir gerçekleşen bir döngünün sonuna gelinmesi altyapı üretiminin sonucuydu.”

2008 yılına gelindiğinde Cruyff’un önerisiyle takımın başına geçen Rijkaard, Barcelona teknik direktörlüğünden ayrılınca, 1996’da takımın başında olan Bobby Robson’un tercümanlığını yapan Jose Mourinho’nun adı geçiyordu teknik direktörlük için. Ancak sportif direktör Begiristain bu transferi veto etti. Felsefeyi kişilerin üstünde tutmak doğrultusunda öz kaynağa yönelerek o sırada henüz 37 yaşında olan ve sadece Barcelona’nın 3. Lig takımını yönetmekten başka kariyeri olmayan Pep Guardiola’yı getirdi takımın başına. Guardiola’da Cruyff’un önerisiydi…(sürecek)

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...