Kendini ve rakibi tanımanın önemi

10 Eylül 2020, Perşembe 12:02 Son Güncelleme: 10 Eylül 2020, Perşembe 12:02
- A +

Futbolda eğer bir takım maçını kaybetmişse, o ana kadar kimsenin görmediği yeni bur durumu gerekçe olarak ortaya atmak kimseyi tatmin etmez. Yenilikler galibiyetlerden sonra gündeme getirilirse anlam kazanacaktır. Uzun vadede belki teknik adam haklı çıkacaktır ama futbolda bugün dünü de geleceği de yutar.

Takımını adama adama oynatan ama buna karşın duran toptan gol yiyen bir teknik direktördense, yeni bir savunma sistemi uygulayan teknik adam daha insafsızca yerden yere vurulur. Gerekçe gayet açık ve basittir: Bunca zaman uygulanan sistemin çivisi mi çıktı?

Alışılagelmiş olanı uygulamak bir teknik adamın işini sağlama almayı sağlayabilir ancak sayılar ve istatiksel veriler de onun doğru olanı yapmasını ve hedefini yalnızca işine devam etmekten çok daha ötelere taşımasını sağlayabilir.

Hayatın verileştirilmesi her alanda kendini gösterdiği gibi futbola da yansımaya başladı artık. Sayısal veriler teknik adamlara, oyunculara ve taraftarlara bazı şeylerin geleneksel olarak yapılmalarının doğru olmadığını gösterme fırsatı sundu. Yenilikçi teknik adamlar bu yeni istihbarat biçiminin kalıcı olduğunu anladılar, bu nedenle bunu oyun planını geliştirme aşamasında ellerinin altında olması gereken bir başvuru kaynağı olarak kullanmaya özen göstermeye başladılar. Futbolda sayısal veriler takımınızı da rakiplerinizi de tanımayı kolaylaştırır.

Futbolda galibiyetin kesin bir formülü olmadığını biliyoruz. Takımlar her hafta rakibe göre oyun anlayışlarını değiştirmek zorunda. Çok uzun süre bir arada oynayan futbolculardan oluşan ekipler her rakibe karşı kendi oyununu oynayarak başarılı olabiliyorlar. Ancak, ne yazık ki artık böyle takımlar yok denecek kadar az. Her yıl yenilenen takımlar her maça farklı bir anlayışla çıkmak zorunda kalıyorlar. Futbol durağan değil değişken ve dinamik bir etkinlik olduğundan en küçük olasılıklar bile hesaba katılıp kazanmak yolunda kullanılabilmelidir.

Kendi takımını ve rakibi tanımanın kilit öneme sahip olduğu düşüncesi futbol için yeni bir şey değil. Birçok teknik adamın antik Çin felsefesine duyduğu ilginin altında da işte bu düşünce yatıyor. Örneğin Luis Felipe Scolari ve başka birçok teknik adam Çinli General Sun Tzu’nun askeri taktikleri üzerine M.Ö. 6. yüzyıldan kalma bilimsel eseri Savaş Sanatı’nın büyük hayranıdır. 2002 Dünya Kupası’ndan önce Scolari bu kitabın birer kopyasını oyuncularına dağıtmış ve dikkatlice okumalarını istemişti.

1990’lı yılların başında okuduğum bu eşsiz eserin içindeki savaş taktiklerinin futbola ne kadar benzediğine inanamazsınız. Elbette ki futbol savaş değil ancak taktik ve stratejileri çok benzer. Örneğin kitaptaki özlü sözlerden biri şöyle: “Eğer düşmanlarını tanıyorsan ve kendini biliyorsan tek birini bile kaybetmeden yüzlerce savaşı kazanabilirsin.” Eğer kendi takımını ve rakibi iyi tanırsan önemli sakatlıklar yaşamadan, kırmızı kartlar görmeden maçlarını tamamlayabilirsin. Kayıp vermeden devam etmek 40 maç oynanacak bir lige Türkiye Kupası ve Avrupa maçlarını da eklerseniz ne kadar önemli olduğu herkes tarafından anlaşılabilir. Antik dönem Çinli filozofların çağcılı Sokrates “kendini bil” demiştir. Bu iki sözcüğün altında yatan büyük anlamı da biliyoruz sanırım…

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...