MENÜ

Kadro derinliği başarının garantisi midir?

05 Kasım 2020, Perşembe 15:22 Son Güncelleme: 05 Kasım 2020, Perşembe 15:25
- A +

Bu sezon Fenerbahçe üzerine yapılan değerlendirmelerin geneli kadro derinliği yönünde yoğunlaşmaktadır. Beşiktaş’ın ise üç büyükler içerisinde en yetersiz kadroyla mücadelesini sürdürmekte olmaktan dolayı zirve yarışı içinde olan adayların gerisinde kalacağı düşünülüyor. Bu iki görüşün de göreceli ve tartışmalı olduğunu en baştan söylemeliyiz.

Çünkü futbolda başarıyı garanti altına alabilecek hiçbir uygulama yoktur. Başarı için kollarını sıvayan her yönetim iyi niyet ve önemli beklentilere ek olarak kulüp bütçelerinin elverdiği şekilde kadrolar kurarak yola koyulurlar. Ama bu uzun yolculuk sırasında hangi takımın başına ne geleceği tahminlerle öngörülebilir ama tam olarak bilinemez.

Büyük paralar harcanarak dünya yıldızlarını bir araya toplamak başarının garantisi olsaydı, Real Madrid’in başkanı Florentino Perez’in, Zinedine Zidane, Luis Figo, Roberto Carlos, Raul, David Beckham ve Ronaldo’yu transfer ettiği sezonu “fiyasko” olarak yazmazdı futbol tarihi. Aynı yöntemle ve anlayışla kurulan Chelsea’ın 2011’deki sahibi Abramovic sadece teknik adam için Porto’ya 13,5 milyon sterlin ödemişti. Genç prens olarak değerlendirilen Villas-Boas kötü gidişten dolayı o yıldızlar topluluğunun başında sadece iki ay kalabilmişti. Alınan oyunculara ödenen para ise 107 milyon sterlindi. O dönem için olağanüstü bir meblağ olduğu tartışmasız.

Oysa bizim yakın futbol tarihimizde kazanan bir iyi takımın örneklerini Trabzonspor, Beşiktaş ve Galatasaray kanıtlamıştı. Her takımı ve oyuncularını kendi dönemleri ve koşulları içinde değerlendirmenin gerçekçi olacağını unutmadan, derinliği olmayan bir kadroya sahip olduğu söylenen Beşiktaş’ı yakın geçmiş üzerinden değerlendirebiliriz.

İngiliz teknik direktör Gordon Milne’nin başında olduğu Beşiktaş kendisi açısından lig tarihinin en büyük başarısını sağladı, 3 yıl üst üste şampiyon oldu. Türkiye’de kırılmadık rekor bırakmadılar. 1991-92 sezonu yenilgisiz şampiyon oldular. Boluspor’dan gelip bu takımda forma giyen Şenol Fidan’ı, Bergama’dan gelen Zeki’yi hangi teknik direktör bugün büyük takımlardan birinde oynatır?

Bu takımın savunmasının temel direği olan Ulvi Güveneroğlu tam 15 yıl aralıksız, sakatlanmadan Beşiktaş forması giymiş bu süre içerisinde 19 kupa kaldırmış ama bir kez olsun A milli takıma çağrılmamıştır. O takımın efsane üçlüsünden Feyyaz Fenerbahçe’ye Ali ise Kayserispor’a gitmiş başarılı olmadan ayrılmışlardı. Kahramanmaraş’tan gelen Mehmet Özdilek bu takımda unutulmaz oldu. O takım 13-14 kişiden oluşuyordu ve iki yedeği Halim ve Mutlu’yu hatırlayanınız var mı?

Ne var ki o takım birlikte oynamanın, başarının en büyük kriterlerinden biri olduğunu kanıtlamıştı. Kadro o denli dardı ki, sol bek Kadir sakatlanıp yerine Bünyamin oynatıldığında Beşiktaş sol beki üzerinden bir şampiyonluk kaybetti. Hiç biri tek başına bir değer değildi belki ama bir araya geldiklerinde başarının garantisi oldular.

Bilim bize şunu söylüyor: yetenek ister müzikal olsun ister atletik, doğuştan gelen bir şey değildir. Sonradan eğitim ve çalışarak edinilir. Başta Mozzart olmak üzere hiçbir büyük müzisyen annelerinin karnından piyano çalarak doğmadılar. Keza Pele, Maradona, Cruyff ve başkaları da dünyaya ayaklarında futbol topuyla gelmediler. Bu insanların yaşamlarını incelerseniz nasıl bir yaşamdan, nasıl zorlu koşullardan geçip ne denli yoğun ve uzun süreli çalıştıklarını öğrenirsiniz.

Yine bilim derki bir işi ne kadar sık ve uzun süre yaparsanız denemeleriniz sonucunda mutlaka istediğiniz en azından istediğinize yakın sonuçlar alırsınız. Çalışmanın, emeğin en büyük değer olduğunu bilen insanlar az da olsalar “çokturlar” ve söz konusu futbol takımı ise derinliği de genişliği de vardır. Çalışmayı daha az seven takımlar ise kalabalık olsalar da derinlikleri yoktur.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...