Efsane Ajax nasıl dağıldı?

23 Mayıs 2020, Cumartesi 13:39 Son Güncelleme: 23 Mayıs 2020, Cumartesi 13:39
- A +

1970 ile 1973 yılları arasında altın dönemini yaşayarak kulüpler söz konusu olduğunda, Alfredo di Stafano’nun oynadığı Real Madrid’le birlikte en iyi iki kulüp takımından biri olan Hollanda ekibi üç yılda üç Avrupa Kupası’nı müzesine götürdü. 1973 sezonunun bitimi ile de dağılmaya başladı ve bir daha o günlere dönemedi. O günlerde takımın önemli oyuncularından biri olan Gerrie Mühren “Eğer dağılmasaydık sekiz yıl üst üste Avrupa Şampiyon olurduk” dedi.

Ajax’ın dağılma sürecinin bir kaptanlık seçimi ile başladığını savunanlar vardır. Ajax üç Avrupa Şampiyonluğu’nu da farklı kaptanlarla kazanmıştı. 1971’de Wembley’de Yugoslav Velibor Vasoviç’in ertesi yıl Rotterdam’da İnteri yendiğinde Piet Keizer’in, 1973’te ise Belgrad’da Juventus’u yendikleri finalde Johan Cruyff’un ellerinde kupa havaya kaldırılmıştı.

Kaptan seçme geleneği

1973-74 sezonunun başlangıcında ise artık gelenek haline gelen Almanya sınırındaki küçük bir otelde kamp için toplanıldığında takımın kaptan Cruyff’tu. Teknik direktör George Knobel kamptaki ilk konuşmasını yaparken son sözlerini kaptanlık üzerine söyler: “Kimin kaptan olacağına karar vermemiz gerekiyor.” Onun bu sözleri Ajax’ın altın döneminin sona erdiği anın başlangıcı olarak kabul edilir.

Ajax’ın kulüp geleneğinde böyle bir uygulamanın varlığını çoğu insan kabul eder. Knobel’e göre bu geleneği kendisine yardımcı antrenör Bobby Harms söylemiştir. Knobel toplantı yapıldığında odaya bile girmemiş sonucu daha sonra öğrenmişti. Kara tahtaya üç oyuncunun adı yazılmış, oyların on ikisini alan Piet Keizer seçimi kazanırken Cruyff’a yedi oy çıkmıştı. Barry Hulsohff’a ise oy verilmemişti.

Cruyff’un ayrılma kararı

Johan Cruyyf oylama sonucuna herhangi bir tepki göstermese de, o oylamanın sonucunun bile açıklanmasını beklemeden Ajax’tan ayrılmaya karar vermişti. Hatta kendi oyunu bile Keizer’e verdiği söylenir. Oylamanın sonucu onun için önemli değildi. Çünkü o takımın büyük yıldızıydı, en çok ilgiyi o görüyor, en çok parayı o alıyor, maçlar esnasında herkese ne yapması gerektiğini o söylüyor dolayısıyla arkadaşlarıyla gerginlik yaşıyor ve kendisinin kıskanıldığına inanıyordu. Yeni bir teknik direktör ile yeni bir kaptanlık için oylamaya gidilmesini kendisine karşı bir hakaret olarak algılıyordu. Bu gelişmeler takım arkadaşlarına olan güvenini sarsmıştı. Cruyff gibi büyük bir yıldız ve lider de olsanız insanın kendini güvende hissetmediği bir ortamda başarılı olması zordur.

Neeskens ve diğerleri

Cruyff oylamadan kısa bir süre sonra kaldığı odanın üst katındaki koridorun duvarında asılı olan genel telefondan kayınpederini arar. Kendisinin bütün ekonomik ve transfer işlerini yürüten kayınpederine “Hemen Barcelona’yı arayın, takımdan ayrılıyorum” derdiğini oda arkadaşı kaleci Heinz Stuy duyar. Sezon sonuna değin futbol oynayamayacağını bildiği halde Cruyff’un Barcelona’ya transferi gerçekleşir. Sezon sonuna kadar Ajax’da kalan Johan Neeskens’de sezon bitiminde Barcelona’ya gider. Jhonny Rep Valencia’ya, Gerrie Mühren Sevilla’ya transfer olurlar. 

Cruyff’a karşı olunma, iç çekişmeler, Avrupa futbolunun efendisi olduğu halde iç sahadaki lig maçlarını 12 bin seyirciye oynamaları, İtalya ve ispanya’da maçların yüz binlik seyirci kitleleri ile oynanmasının cazibesi ve milyon dolarların ortada dolaşması da Ajax’ın dağılmasının küçük nedenleri olabilir. Ne var ki bir de işin toplumsal boyutlarına kafa yoran insanlar vardı.

Hollanda’nın demokrasi tutkusu

O yıllarda Hollanda, dünya üzerinde demokrasiye en fazla inanan ülkelerin başında gelmekteydi. 1975 yılında Van Hanegem’e Marsilya transfer teklifinde bulunur. Bu teklifi tartışmak üzere eski arkadaşı Wim Jansen, iki arkadaşın eşleri ve Hanegem’in köpeği pikniğe giderler. Oylama 2-2 biter. Hanegem köpeğine dönerek “karar veremiyoruz, iş sana kaldı. Marsilya’ya gitmek istiyorsan havla.”Köpekten ses çıkmayınca “Feyenord’da kalıyoruz” der. 

Hollandalılar için ideal karar, bir grupta herkes tarafından oy birliği ile alınmış olanıdır. En keskin ticari ve siyasi tartışmalar bile fikir birliğine varılmadan sonuçlandırılamaz. Hollandalı liderler tek karar mercii olmaktan kaçınıp kolektif adına hareket etmesini buyuruyorlar. Sulak arazi yapıları nedeniyle, Hollandalılar topraklarını su basmasın diye oldum olası birbirleriye işbirliği yapmak zorunda kalmışlardır. Bu işbirliği denizden toprak kazanma savaşımına kadar gider.

Düz ülkede tepeler sevilmez

Hollanda’nın yirmiyi aşan partisiyle tuhaf bir politik sistemi vardır. Bu sistem içinde tartışma ve istişare tek yoldur. Biraz abartarak söylersek neredeyse her Hollandalının bir partisi vardır. Bu toplumsal bakış açısıyla Hollanda futbolu da iş birliğine dayanır. Herkesin sisteme hizmet etmesi gerekir. 

Hollanda düz bir ülkedir. Her düzlük çimlerle süslüdür. Çimlerin bazı yerleri diğerlerine göre uzarsa hemen kesilip düzleştirilir. Bu bağlamda sivrilen insanlardan hoşlanmamak tam da Hollanda işidir. Geleneğin bir parçası olarak, Hollandalılar her şeyin aynı düzeyde olmasını, ülkenin hep düz olmasını, arazinin hep düz olmasını isterler. Hollandalılar yüksek tepeleri sevmezler. Johan Cruyff’ta Hollanda düzlüklerinde yükselen bir tepe olmalıydı ki, onu düzleştirmeye kalkıp Ajax efsanesinin sonunu getirdiler…


YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...