Düzen kuranlar ve düzenden yararlananlar…

03 Aralık 2019, Salı 13:18
- A +

Milyonlarca taraftarın gönlünde taht kuran, onları peşinden koşturan İstanbul’un üç büyük takımı, oynadıkları futbol ile bu sezon, keçiboynuzu tadı bile vermezken futbol hoşluğu yaşamak için gözlerimizi Anadolu takımlarına yönelttik.

Futbolun bir çalışma, disiplin ve devamlılık işi olduğunu daha oyunculuk döneminde kanıtlayan Rıza Çalımbay düzen kuran teknik adamlar arasında çoktan yerini aldı. Ligde hangi sonucu alırsa alsın, hatta ligin devamında aşağı sıralara inse de bu yargımız değişmez. Futbol ateşini Sivas’a taşıyan Çalımbay sanki 4 Eylül Stadı’nda futbol kongresi düzenliyor.

Sivas’ta işler düzgün giderken, İstanbul’da da düzlüye çıkma mesajı veren bir Beşiktaş izledik. 6-7 hafta önce futbolunu geliştireceğine ilişkin mesajlar verdiğini saptadığımız Beşiktaş, Kayserispor karşısında futbol açısından zirve yaptı. Kör dövüşünü andıran lig maçlarından sonra belki de bize öyle geldi.

Ne var ki Beşiktaş her zaman bir düzen ve sistem takımı olmuştur. Geçen dört sezon içerisinde iki yıl üst üste şampiyon olması da bu “düzen kurma” çabasının bir sonucuydu. Samet Aybaba ve Slaven Bilic tarafından şampiyon olmak üzere sistemleştirilen takım Şenol Güneş ile amacına ulaştı. Teknik adamlık yaşamında hiçbir takımda düzen ve sistem kuramayan Şenol Güneş geriye öyle bir takım bıraktı ki, o takım bu sezon başında Abdullah Avcı’ya büyük acılar yaşattı.

Ancak Avcı’nın düzen ve sistem kurmaktan ödün vermeden görevine devam etmesi, Beşiktaşlıların gözünde şampiyon olabilecek bir ekibe dönüştü. Oynanan futbol bu mesajı verdiği için tribünler Avcıya çok büyük ve hayatındaki en anlamlı desteği verdi. Gözleri yaşaran Avcı’ya verilen destek, Şampiyon olduğu günlerde Şenol Güneş’e verilenden daha büyüktü. 

Futbolda erken konuşanlar, erken karar verenler hep yanılmıştır. Ancak Avcı’nın Beşiktaş’ının bir devrede oynadığı futbolun sadece bir kısmı, sezonun devamında yinelenirse takımın nereye varacağı görüldüğü için, sezon başında istifaya davet edilen Abdullah Avcı’ya dört elle sarıldı tribünler. 

Şenol Güneş’in, ayrılırken dördüncü bıraktığı takımın yarı bütçesiyle yandaşlarının gönüllerini fetheden bir futbol oynayan Beşiktaş, ipi göğüslerse düzen kuranlarla, düzenden yararlananların yeniden tartışılacağı açıktır. Ancak biz bugün bu konuyu bir yere not ederek günümüze dönüp, Beşiktaş’ın 45 dakikalık futboluna bir göz atalım.

En başta Burak Yılmaz’ın bir nokta santrfor gibi değil de orta alana ve kenarlara gelerek, markajdan kurtulup, oyunu kurarak rakip kaleye yönelmesi, Beşiktaş ataklarını zenginleştirdi. Ataklarda yük sadece kaleye yakın forvetlerin omzuna bırakılmadı, orta alandan sürpriz girişimlerle rakibin savunma zinciri kırıldı. Abdullah Avcı’nın istediği pas oyunu rakip ceza sahası çevresinde ve içinde doruğa ulaştı. Burak Yılmaz’ın orta alana kaçarak oynaması 1953 yılında Macaristan Ulusal takımının santrfor Hidegkuti’yi benzer taktikle oynatıp İngiliz savunmasını şaşkına çevirmesini andırdı. Bilindiği gibi Macarlar iki maçı üst üste Budapeşte’de 7-1, Wembley’de ise 6-3 kazanmışlardı. Bu sonuçlar futbolda İngiliz egemenliğinin sonu olarak kabul edilmektedir.

Beşiktaş açısından her şeyin güzel olduğu bir Pazartesi akşamı yaşandı. Ancak bir de Madalyon’un öbür yanı var ki, güzellikler yaşanırken bu unutulur, farkına varılmaz. Yaşamda da futbolda da ne devamlı hüzün vardır ne de devamlı mutluluk. Abdullah Avcı ve futbolcuları çektikleri acıyı mutluluğa dönüştürmeyi başardılar, iyilik ve güzellik adına beklentiler yükseldi. Devamı gelmezse futbol dünü çabuk unutturur, hatta futbol dünü yutar…    


YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...