Bu Milli Takımı neden sevdik?

12 Ekim 2019, Cumartesi 13:22
- A +


Önceki dönemlerde şiddete eğilimli, kendini her şeyden üstün gören ve parasal isteklerini formanın üzerine çıkartmaya çalışan bazı oyuncular yüzünden Ulusal gururumuz olan takıma kuşkuyla bakanların sayısı az değildi. Lucescu ile başlatılan yeni dönem de, yepyeni bir genç kuşakla yarışa girince hepimiz sevindik, renklerimize yeniden bağlandık. Temiz ve dürüst oyun ilkesini öncelikli gören bu takımı da, hepimiz sempati ile yaklaştık. 

Galiba insanın doğasından kaynaklanıyor. Bulunduğu yeri sağlama alıp arkasındaki gücün itici kuvvetiyle olsa gerek yoldan çıkıyor olmalı. Oyunun başında Arnavutlarla girişilen o itiş kakış bizim “temiz milli takım” dediğimiz oyuncularımıza hiç yakışmadı. Bu yüzden takımın en önemli iki savunmacısı Merih ve Kaan Ayhan sarı kart gördüler. Arnavut oyuncular bu durumu taktik olarak kullanmayı deneseler, sayısal olarak azalabilirdi takımımız. Biz sahada dayılanan, kabadayı gibi dolaşan oyunculardan bıkıp, usandığımız için bu milli takımı sevdik. Şarkı sözlerinden esinlenerek “başkası olma kendin ol!” diyerek bu konuyu geçip maçın teknik, taktik uygulamalarına bakalım.

Arnavutluk Ulusal takımı kötü bir ekip değil. Bana sorarsanız galibiyete daha yakın olan taraf Arnavutlardı. Son dakikalarda topu boş kaleye atabilseler ve Mert Günok’un kurtarışları olmasa çok büyük olasılıkla bir büyük turnuvaya daha veda etmiş olabilirdik. Çünkü mücadele edeceğimiz takım sayısı ikiden üçe çıkacaktı. Ancak futbolun içinde nelerin olabileceğini futbol bize hep öğretiyor da, başta Şenol Güneş olmak üzere biz öğrenmesini bilmiyoruz.

Maçın gidişatına bakıldığında yüksek toplarda üstün olan Arnavut savunmasının üzerine nasıl gidileceğini futbol bize gösterdi. İki defa ortadan ver kaç ile rakip savunmanın arkasına sarktık ikisinde de çaprazdan yapılan vuruşlar kaleyi bulmadı. Böyle oynamak varken bizimkiler sürekli karanlığa orta yaptılar. Arnavutların kalecisi ile kendi savunma oyuncusu birbiriyle çarpışınca boşta kalan topu Cenk Tosun boş kaleye gönderdi. Böyle bir gol için Ulusal takımın teknik direktörü neden çıldırasıya sevinip yanındakilerin üzerine sıçrar. Yaşı yetmişe dayanmış bir insana bu yakışır mı? Sevincin de üzüntünün de bir sınırı olmalı.

Şenol Güneş’in bu davranışı doğal mıdır bilemiyorum. Ama gene de Napolyon’undan aklıma gelen şu sözü söylemeden geçemeyeceğim: “Doğal olmayan her şey, kusurludur.” Bu, ister ahlaki olsun isterse fiziksel her şey ve herkes için geçerli bir kuraldır. 

Sorumuzu yineleyelim; Bu Milli Takımı neden sevdik? En basitinden sessiz sedasız işini yapmaya çalıştığı için. Ancak Arnavutlar karşısında ses çıkarmanın hatta takırdamanın ipuçlarını gördük. İspanyollar şöyle der: “Takırdayan nalın bir çivisi eksiktir.”  Şenol Güneş’in asıl görevlerinden biri de işte bu eksik çiviyi bulup yerine koymak, yapıyı sağlamlaştırmaktır…

  


YORUM YAZ

Sıradaki haber yükleniyor...