Şehitler ölür!

26 Ekim 2011, Çarşamba 12:00
- A +

Türkiye bir ölümler ülkesi. Hayatın ötelendiği, ölümün kutsandığı inanç ve törelere sahibiz. Terör, deprem, trafik kazaları günlük hayatımızın rutinleri arasında çoktandır yerini almış durumda. Öylesine kanıksamışız ki, Güneydoğu'dan her gün üçer beşer gelen şehit cenazeleri artık bir şey ifade etmiyor! Vah, vah bile demiyoruz! Gazeteler şehit haberlerini tek sütundan görüyor. Ancak ve ancak büyük ölçekli bir olay gerçekleştiğinde titreyip kendimize geliyoruz! Olayın vahametini o zaman kavrıyoruz. Bir kaç gün isyan ediyoruz; yürüyüşler, mitingler filan düzenliyoruz. Sonra yeniden hayata karışıyoruz. Bir yeni trajedi daha yaşanana kadar... Tıpkı bugünlerde olduğu gibi. Son bir hafta içinde acı, tsunami dalgaları gibi arka arkaya vurdu tüm Türkiye'yi. Güneydoğu'dan katar katar gelen şehit cenazeleriyle öfke ve isyan duygularımız kabardı.

Duyarlılığımız anlık

Statlar şehitler için ayağa kalktı. Nümayiş hala sürüyor. Ardından depremle bir kez daha enkaz altında kaldık. En az hain kurşunlar kadar hain olan 'hırsız müteahhit-bürokrat' ortaklığına öğretmenleri, öğrencileri, çocukları, bebeleri, ebeveynleri kurban verdik. Tüm Türkiye yardım için seferber oldu. Kulüplerimiz de öyle. Bunlar güzel şeyler. Türk insanının en önemli hasletlerinden biridir acıya ortak olmak. Ama nereye kadar? Göreceksiniz, hepsi bir kaç gün daha sürecek. Sonra unutup gideceğiz, olanları, ölenleri. Giden gittiğiyle kalacak. Geride bıraktıkları da kendi kaderleriyle baş başa... Çünkü bizim gerçeğimiz bu. İhmal, vurdumduymazlık, aymazlık temel karakteristik özelliklerimiz olmuş. Duyarlılığımız da baki değil, anlık. Başa çıkmamız gereken devasa sorun budur.

YORUM YAZ

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.