MENÜ

Ahmet Arslan'ın suçu ne!..

10 Kasım 2010, Çarşamba 04:30 Son Güncelleme: 31 Mayıs 2018, Perşembe 20:54
- A +

Her ülkenin kendine özgü fiziki şartları vardır. Kimi çok sıcaktır, kimi çok soğuk. Bazıları deniz seviyesindedir, bazıları üç bin metrelik rakımlarda... Dağlık olan da vardır, uçsuz bucaksız boz kır olan da... Yemyeşil vadilere, ovalara sahip olup yeryüzü cenneti unvanını alan ülkeleri de biliriz, kuş uçmaz kervan geçmez çölleriyle cehennem tasvirini hak edenleri de... Her ne olursa olsun, her ülkenin iklimi ve coğrafyasıyla kendine has bir yaşam formu bulunur. İnsanı ve diğer canlı varlıkları birbirine benzer özelliklerde olur genellikle... Türkiye ise bu bakımdan dünyada eşsiz ülkelerden biridir. Doğusuyla batısı, kuzeyiyle güneyi arasında geceyle gündüz gibi farklar bulunur. Ülkemiz, her mevsimde dört mevsimi bir arada yaşayabilecek bir iklime sahiptir. Coğrafyası da öyledir. Dağları, ovaları, akarsuları, üç yanını çevreleyen denizi, iç gölleri, ormanları, tundraları, makileriyle dünyanın ‘minyatür’ halidir Türkiye. Hal böyle olduğu içindir ki, insanı da buna göre çeşitlilik arz eder. İşte bu durum Türk sporu için bir şanstır.

Her türlü fiziksel özelliğe sahip insanlarımız mevcuttur. Bölgeler üzerinde yapılacak bilimsel bir tarama sonucu çocukları küçük yaşlarda yatkın oldukları branşlara yönlendirerek geleceğin yıldızlarını yaratabiliriz. Gelişmiş ülkeler bu modeli uyguluyor ve sonuçlarını da alıyorlar. Her ülkenin kendine ait bir ya da birden fazla spor disiplini olması bundandır. Başarılarının sürekli olmasının sebebi de budur. Çünkü kaynak düzgün işletiliyor ve her gidenin yerine yenisi geliyor. Bizde ise hala hasbelkader sporcular çıkıyor. Sistemsizliğin sistem olduğu, partizanlık ve ahbap-çavuş ilişkilerinin sporun her tarafına sirayet ettiği, bilimsel yöntemlerin tam anlamıyla uygulanmadığı bir düzende her nasılsa filizlenen sporculara da elimizden gelen kötülüğü yapıyoruz. Bakın size somut bir örnek vereceğim: Ahmet Arslan diye bir dağ koşucumuz var. Bizde henüz bilinmiyor ama tüm dünyada popülaritesi olan bir disiplin dağ koşusu. İşte bu branşta Ahmet Arslan son dört yıla 4 Avrupa Şampiyonluğu, 1 Dünya 3.’lüğü, 1 de Grand Prix Şampiyonluğu sığdırıyor. Ama ne var ki, sponsoru yok, kulübü yok, işi yok, düzenli bir geliri yok. Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü’nden 2009’da mezun olmasına rağmen, henüz ataması yapılmamış. Sebebi ise branşının olimpik olmaması! Üstüne üstlük, kendisine ‘gel maratoncu ol’ teklifi yapılıyor. Cahilce. Sanki her atlet maratoncu olabilirmiş gibi. Dağ koşusu ile maraton arasındaki farkı bilmeyenler Türk sporunu yönetmeye çalışıyor. Buldukları bir cevheri işleyip daha büyük başarılara taşımak varken, zevzeklik yapılarak Ahmet Arslan kaderine terk ediliyor. Hani, bazı sporcular başka ülkeler adına yarıştıkları için ‘vatan haini’ ilan edilirler ya.. Sizce hangisi ihanet!

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...