MENÜ

Mayınları teker teker temizliyor

01 Ocak 2021, Cuma 06:58 Son Güncelleme: 31 Aralık 2020, Perşembe 23:50
- A +

Okul/spor ikilemi... Karşımızda yıllardır kangrene dönmüş bu sorun ülke sporunun gelişiminde en önemli engel olarak karşımızda duruyordu. Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, sporda başarıya giden yolda mayınları teker teker temizliyor.

25 yıldır sporun her kademesinde görev yaptım; kimi zaman yönetici kimi zaman yazar kimi zaman da veli olarak ülkemizdeki sporun gelişimini yakından izleme fırsatım oldu. Bu süreçte her zaman karşımıza çıkan temel sorunlar vardı; okul/spor ikilemi... Karşımızda yıllardır kangrene dönmüş bu sorun ülke sporunun gelişiminde en önemli engel olarak karşımızda duruyordu. Spora yapılan yatırımlar artıyor; spora maddi ortam hazırlama görevine sahip devlet ekonomik olarak spora büyük kaynaklar aktarıyor, federasyonların bütçeleri artıyor, her gün yeni bir tesis açılışı oluyor ancak bir türlü yetenekli sporcuların 12-14 ve 17-18 yaş aralığında spordan uzaklaşmalarını engelleyemiyorduk. 

‘İşiten, duyan, hisseden yöneticilere ulaştı’

Sporcular mutlaka bir kırılma anı yaşıyorlardı. Okul tercihinden dolayı sporu bırakan binlerce gencimiz var... Yani taburenin bir ayağı hep eksik kalıyordu. İşte veliler, sporcular, antrenörler, federasyonlar yıllardır bu sorundan dem vurup, çözüm arıyorlardı. Aslında her ikisinin de aynı anda yürüyebileceğini inanıyorduk. Ama bir türlü çözüm gelmiyordu. İşte geçtiğimiz dönemde peşi sıra gelen imza törenleriyle bu taleplerin ‘Sağır kulaklara’ değil 'İşiten, duyan ve hisseden’ yöneticilere ulaştığını görüyoruz. Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, sporda başarıya giden yolda mayınları teker teker temizliyor. Gerçek bir devlet adamı Henry Ford’un, "Hata değil çare bulun" sözünü Kasapoğlu hayata geçirmiş oldu. Her devlet adamı geleceğin taleplerini geçmişin tecrübeleri ile tartmak zorundadır. Ben bu projelerle Kasapoğlu’nun gerçek bir devlet adamı olarak davrandığının altını çizmek istiyorum. Önce üniversite çağına gelen başarılı sporcular için 52 Vakıf Üniversitesi ile yapılan işbirliğinin ardından önceki gün de orta ve lise öğrenimi gören Milli sporcularımızın Özel Öğretim Derneği’ne üye kurumlara yüzde 100 burslu eğitim almalarının önü açıldı. 

‘Gelecek nesiller anlayacaklardır’

Bunu ben spor alanında ‘Sessiz bir devrim’ olarak değerlendiriyorum. Gelecek nesiller bu sağlanan imkanların önemini daha iyi anlayacaklardır. Her zaman söylediğim bir şey var; Spor Bakanlığı madalya peşinde koşmaz, madalyaya giden yolda vizyon projeleri ortaya koyarlar. Gençlerimizi eğitim/spor ikiliminden kurtarmak geleceğimiz açısından en önemli ‘Vizyon’ projelerinden birisidir. Hem de bu işbirliğinin 2 kamu kurumu arasında değil de özel sektör ile kamunun el sıkışması şeklinde olmasını daha anlamlı ve başarılı buluyorum. 

‘Zirveye giden yol...’

Her zaman özel sektörün esnekliğine, dinamizmine inanmış birisi olarak bunu söylüyorum. Sporda başarıya giden yolda özel okul sahiplerini, okul müdürlerini bu Milli davaya ortak etmek son derece akılcı ve başarılı bir girişim olmuştur. Özel okullarımız Milli sporculara destek veren bir yapıya dönüşürken Türk sporcusunun gelecekte elde edeceği başarılarda da önemli bir parametre olarak tarihte yerini alacaktır. Dünyanın en büyük 20 ülkesi arasında yerini sağlamlaştıran ve gözünü ilk 10’lara diken Türkiye’nin sporda da hedefi ilk 20’ler hatta ilk 10’larda olmalıdır. Bunun yolunu da ülkemizin kamu/özel sektör işbirliği ile yapmalıyız.

Görünmeyen kahramanlar

Özel Öğretim Derneği’ne (ÖZDER) bağlı özel okullarda yapılan bu işbirliğinin diğer özel okullarımızla da yapılacağını umuyor ve bekliyorum. Yıllardır Türk basketboluna büyük hizmet vermiş TED’i ve Genel Başkanı değerli arkadaşım Selçuk Pehlivanoğlu’nu, yine sporun birçok alanında destek olan Okyanus Koleji, Bahçeşehir-Uğur Koleji, Sınav, Doğa, Final ile yıllardır kadın voleyboluna destek olan Maya Okulları’na ve yine kadın basketboluna verdiği hizmetten dolayı 'Nesibe ‘Aydın’ Spor Politikası'nı köşe yazılarıma taşıdığım değerli dostum Mirkan Aydın’a da bu seferberlikte yer almaları konusunda çağrıda bulunmak istiyorum. Tabii her başarı hikayesinin bir de görünmeyen kahramanları vardır. Geçmişinde Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevinde de bulunan akademisyen Prof. Dr. Halis Yunus Ersöz, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcılığı görevine başladığı günden itibaren spor camiası ile kamu/özel eğitim kurumları ile köprü görevini başarıyla üstleniyor. Kasapoğlu’nun projelerine ve hayallerine hayat veriyor. Bir sporsever olarak emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesi, Sarıbal Köyü’nde kendi imkanları ile tenis kortu yapmış ve voleybol filesini korta takıp ellerinde raketlerle kimi şalvarlı köylülerin tenis oynayan görüntüleri medyaya düştü. Köydeki tüm çocukların ilgiyle emmilerini, babalarını, dayılarını tenis oynarken izlemeleri bende birçok çağrışım yaptı. Hele ki, Bakan Kasapoğlu’nun Viranşehir için dört başı mamur bir tenis kortu inşa edeceğini ve her türlü malzeme desteğini vereceğini açıklamasının ardından bundan tam 10 yıl önce kaleme aldığım ‘Çetin Altan’ın tenis hayali’ yazım aklıma geldi. Çetin Altan çok uzun seneler önce Türkiye'nin kalkınması için bir referans noktası açıklamıştı: "Köylerinde tenis oynanan bir ülke."

Yanlış algılanmıştı

Tenis oynanacak bu köyler tatil köyleri değil elbet. Altyapı, eğitim, sağlık ve hatta güvenlik meseleleri çözülmemiş yüzlerce köyde tenis oynamak fantastik bir fikir olarak görülebilir. Ama Altan'ın söyleminde sporun hele de tenis gibi 'lüks' bir sporun bile hayatın her alanında anlam bulmasını istemek gibi güzel bir hedef aranmalı. Peki Çetin Altan bunca spor branşı içerisinde niçin tenisi örnek olarak göstermiş dersiniz? Hemen aklımıza tenisin pahalı bir spor olduğu cevabı gelebilir. Hâlbuki geniş tarlaları düşünerek golf gibi, binicilik gibi tenisten daha pahalı branşlar da seçebilirdi. Bana kalırsa tenisi, golf ve binicilikten ayıran en önemli özellik yıllardır tenisin ülkemizdeki algılanmasında bir statü, bir sınıf farklılığı yaratmasıdır.

Tenis bir halk sporudur

Altan, bu farkın ortadan kalkmasıyla ülkenin kalkınması konusunda paralellik kurmuş olsa gerek. Neyse ki, Altan'ın düşü bir nebze gerçekleşti, Kasapoğlu’nun girişimleri ile Türkiye’nin köylerinde tenis kortları yapılmaya başlandı. Her zaman iddia ettiğim bir şey var; tenis tam bir halk sporudur, halkın sporudur. Yeter ki eşit fırsat sağlansın.. Tenisi ülkenin batısından orta anadoluya, doğuya doğru taşımalıyız. Bir çok Avrupa ülkesinde sadece şehir merkezlerinde değil ilçeler ve köyler tenis kortları ile donatılmıştır. Bakan Kasapoğlu’nun Viranşehir köyüne tenis kortu yaptırması bana bunları hatırlattı. “Köylü milletin efendisidir" diyen büyük bir liderden feyz alıp çağdaşlaşma yoluna girmiş bir ülkede, "Beyefendilerin hanımefendilerin lüks sporu" olarak görünen tenise doğru, kitleselleştirici her türlü çaba için tesisleşme vakti.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...