Temizleyecekseniz geliniz

22 Şubat 2012, Çarşamba 12:00 Son Güncelleme: 31 Mayıs 2018, Perşembe 20:41
- A +

 Bochum Savcılığı’nın ortaya çıkardığı ve listesini Türk makamlara teslim ettiği zanlılarla ilgili yeterli soruşturma yapılamadan... İlgili kişiler henüz ne kanunen ne de vicdanlarda tümden aklanmadan... Buna kar∫ın Türk Futbolu’nun kaderinde, yorumcu, teknik adam ya da yönetici sıfatlarıyla hala etkiliyken...
..Ve daha bu durumun travması yaşanırken patladı Şike Operasyonu.
Bir bomba düştü adeta 3 Temmuz 2011’de Türk Futbolu’nun üzerine: Onca tutuklamalar, gözaltılar... Süper Lig’de, Bank Asya’da birçok takımın adının, yöneticileri, teknik adam ve futbolcuları vasıtasıyla, şike yapmak, teşvik vermek, şikeye teşebbüs etmek, teşvik verme girişiminde bulunmak vs gibi suçlarla iddianamede yer alması... Düne kadar UEFA’nın, son zamanlardaki “ilginç itiraflara!” göre TFF’nin kararıyla Süper Lig Şampiyonu olan takımın Şampiyonlar Ligi’nden men edilmesi. Yerine ikinci olan takımın gönderilmesi. Şaibeli iki kupadan birinin sahibi kulübün iade etmesi, diğerinin dört elle sarılması, bazılarının ona sahip olmak için çabalaması vs.
Bütün bunlar Türk Futbolu’nun marka değerini yerle bir etti.
Türkiye dışındaki bütün ülkelerde futbolumuz, ne yazık ki bu olaylarla anılıyor artık. Maçları, iddia ve bazı kulüpler için maniple edilen bir lig olarak değerlendiriliyor.
Bir zamanlar İtalya benzer sorunlarla karşı karşıya kaldı. Ama orada kulüpler büyükküçük ayırımı yapılmaksızın cezalar verildi, temizlendi.
Türk Futbolu’nun onurunu kurtarma adına yapılacak tek şey suçlu her kimse, ya da hangi kurumsa, cezalandırmak. Ama bunu yapması gerekenler, siyasi veya burada anmak istemediğimiz güç odakları tarafından çeşitli yöntemlerle engellendi ya da kendi kendilerini kişisel renk veya diğer ilişkileri nedeniyle frenlediler. 3 Temmuz’dan beri yapılması gerekenleri değil, böyle bir durumda yapılmaması gereken her şeyi yaptılar ve topu “Yukarıda Allah var!” diyerek, ucuz popülizmle taca atıp gittiler. Kimilerine göre de, “Ben filan kulübü küme dü∫üren ba∫kan olmam” diyerek görevlerinin gereğini yerine getirdiler.

Kan Parası!

Durum böyleyken, iddia, şike ve teşvik soruşturmalarıyla, dünyada “∫üpheyle bakılan ligler” kategorisine sokulan Süper Lig’in onurunu kurtarmak adına, asıl aktörlerin yani kulüplerin devreye girmemesi çok garip. Zira özünde kaybeden onlar oldu. Ama bir birlik adı altında toplanıp, “adaletin gerçekle∫mesini sağlamanın”, buna katkı vermenin değil, kısa vadede kaybedecekleri parayı kurtarmanın peşine düştüler. Diğer aktörler, kendileriyle bağışlayın, “ortada sıçan” oynadılar.
Daha garibi, lig ikincisi “Kupamı verin, gerisine karışmam!” dedi. Hadi kupa taleplerine hak verelim ama hani adalet, hani etik değerler? Ortada bir suç var olduğunu iddia ediyorsun ki, “kupa ondan alınsın bana verilsin” diyorsun. Hani suça ceza talebi?
Yetmedi lig üçüncüsü ortaya çıktı, o da kupanın peşine düştü. Lig birincisi, ikincisine kızdı kupayı istiyor diye, lig ikincisi de, üçüncüsüne, “Siz de nerden çıktınız?” diyor.
Adeta kan parası istediler. Hani trafik kazası olur da, ölenin tarafı, karşı taraftan “kan parası” alıp davasından vazgeçer ya! Öyle akıl almaz bir durum yani.
Bu arada, işleri “Allah’a havale ederek” giden Federasyon Ba∫kanıyla yaptığı özel görü∫meleri, daha önce kesin bir dille reddederken, sonunda kabul etmek durumunda kalan bir teknik adam da, veciz bir sözle duruma açıklık getirdi: “Türk Futbolu’nda hız sınırı aşılmış, ama radara sadece bir takım takılmış!”
Ne diyelim!

Gücünüz yetecekse gelin!

Bir süre önce yayınlanan, Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Kurumu’nun 2001-2011 yılları arasında teknik direktörlerin performansını değerlendirdiği, “21. Yüzyılın En İyi Teknik Direktörleri” adı verilen araştırmada, farklı pek çok ülkeden jüri üyelerinin oylarıyla 51. sırada yer alan Trabzonspor Teknik Direktörü Şenol Güneş, bu durumdan çıkış yolunu, her konuşmacının sadece kendi kulüp çıkarlarını dile getirdiği TFF’nin “Ucube!” Olağanüstü Genel Kurulu’nda “aklın yolu birdir” dedirten 4 maddeyle dile getirdi:
- Kirli suyu temizlemezsek, biz de o sudan kirleniriz. 
- Sermayemiz paramız değil, itibarımızdır. 
- Hayatı devam ettirecek bir tohum vardır, o da insandır. 
- Neyin yanlış olduğunu ortaya koyalım. Kimin yaptığı önemli değil.
Bugün 14 Şubat ve sonrası yargının işi yani, biz 27 Şubat’a bakalım. Az kaldı genel kurula. “Kirli suyu temizleyebilecek gücü olanlar” gelsin lütfen.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...