'Kahraman'a değil, takıma dik gözünü!

18 Eylül 2011, Pazar 12:00
- A +

Maccabi Tel Aviv maçının frapan sonucu en azından gazete sayfalarında bir kez daha “Biri gelir ve dünyayı değiştirir” biçiminde özetlenebilecek ‘batıl inancı’ hortlattı.

Neredeyse tüm sayfalar ve yorumlar Ricardo Quaresma merkezliydi. Bu kez oynamıştı ve işi çözmüştü!
Quaresma’nın futbolun eğlenceli yanının temsilcilerinden biri olduğu su götürmez. Topla kurduğu ilişki futbolun nasıl estetize edilebileceğini göstermenin yanı sıra tribüne giden ya da televizyon başına geçenlerin bu oyundan yeni ilhamlar alabilmesi için de türlü fırsatlar sunuyor.

Tribüne giden ortalama insan sayısının stat koltuk sayısının yüzde 50’sini aşamadığı bir ülkede insanları bu oyuna çağıracak özel karakterlerden biri Quaresma.

Ne var ki Beşiktaş’ın derdi ‘eğlenceli futbolcu’ değil daha çok ‘eğlenceli futbol.’  Yani temel sıkıntı, ‘herkesin bir takım halinde oynadığı bir oyun’a dönüştürememe hali. Kaleci Rüştü de dahil aklı başında yöneticilerin ve taraftarların ezici çoğunluğunun “Takım olmayı başaramadık” diye özetlediği durum anlayacağınız...

Bu takım olamama ya da ‘gözünü kahramanın büyüsü’ne dikme hali Beşiktaş’ın içine öylesine işlemiş ki, Maccabi’ye attığı dördüncü golün anonsunda stat hoparlöründen şuna benzer abuk bir bağırtı yükseldi: “Beşiktaşımızın dördüncü golü... Quaresma’nın ortasında Egemen...”

Hani sanırsınız Egemen Korkmaz o ortaya rakip defans oyuncusunun uzanmış tekmesine rağmen uçup kafa atmadı da, top gelip onun kafasına çarptı...

Bakışlarını Quaresma’nın ‘cambazlıklarından’ ayıramayan gözler tüm pas trafiğini yöneten Fernandes’e bu alanı yaratan Aurelio’nun attığı gol ve ilk golün asisti dışında takıma olan katkısını da haliyle es geçti...
Geçmişte de böyle olmuştu... 100. yıl kadrosundaki Federico Guinti’nin ‘takım oyunu’ içindeki yükü ve ilk bakışta görünmeyen ışıltısı da uzun süre güme gitmişti.

Bir futbol takımını kaleciden forvete bir bütün olarak algılamak yerine bir kaç yıldız oyuncu üzerinden açıklama hastalığının tedavisi henüz bulunamadı. Bu nedenle Barça’lı Messi ya da Real Madrid’in kanadı Di Maria’nın Arjantin milli takımını ‘uçuramamaları’ da anlaşılamıyor.

Evet, Quaresma’yı ‘oynayabildiği anlarda’ izlemek kuşkusuz ki zevkli. Ezdiği top, isabetsiz şut gibi istatistiklerine bakıldığı zaman esasen ‘takıma’ verdiği ortalama katkı da ortada.

O nedenle derim ki, geçmişinde ‘çoluk çocukla’ iyi bir takım olan Beşiktaş’ı hatırada değil hafıza tutmak gerek. Şampiyon olduğu için değil, bir takım olarak ‘başka bir dünyanın, başka bir oyunun da mümkün olabileceğini gösterebildiği için...’

O nedenle, “Bir ki üç gol yetmez dört beş altı olsun”lu marşlara geri dönmemek için ‘kahraman’ yerine ‘takımı övmek’ daha alımlı, gösterişli ve yakışıklı bir yoldur.

Müşteri velinimetimizdir!

En son Nihat Özdemir taşırdı ‘taraftarın bardağını...’ Zaten bir bağlama teli kadar gergin olan Fenerbahçe taraftarının büyük bölümü de tepki koydu Özdemir’in “Dekoder alın” çağrısına...

Daha önce Kulüpler Birliği adına açıklama yapan BJK Başkanı Yıldırım Demirören yapmıştı benzer bir çağrıyı... Ancak onun çağrısında “Kombine kart ve forma alın” diye iki de ‘ek masraf’ vardı.

Nedense, taraftarların takımlarına olan bağlılıklarının paraya tahvil edilmeye çalışılmasının insanlarda alerjik reaksiyonlar yaratacağını göremiyor yöneticiler. Esasen herkese ait olduğu için ‘bedava’ olması gereken futbol izleme etkinliği ısrarla ‘satılan bir mal’a dönüştürülmek isteniyor. Müşteri değil taraftar olmak için direnen yığınlar da bu “Para harcayın” diyen dilden haniyse nefret ediyor.

Yöneticiler en azından kapitalizmin temel işleyiş yasalarını biliyor olsalar bu üretim tarzının planlarını bu kadar açık seçik değil daha ‘sinsice’ hayata geçirdiğini de biliyor olurlardı!

Şöyle eni konu bir düşünsünler bakalım insanlar neden dekoder, kombine kart ve her formayı satın almıyor!.. Yanıt için biraz okumak gerek değil mi!..

YORUM YAZ

Sıradaki haber yükleniyor...