Gölgesinden korkan Aslan!
Haberin Devamı ›
Hız kazanan Avrupa futboluna ayak uyduramadığımız, takımlarımızın Avrupa’daki performansıyla sürekli belgeleniyor. Bursaspor’un Valencia karşısında uğradığı felaket, skorun ötesinde, öncelikli olarak oyun anlamında çok acıklıydı. Kaldı ki, hâlâ ‘büyüğüm’ diye ortada dolaşmaktan yüzü kızarmayanların, üçüncü sınıf takımlar karşısında düştüğü aczi yazmıyorum bile!
Her alanda yaşanan köklü değişimler karşısında takındığımız ‘çakma’ tavır, futbolda da kendini gösteriyor ne yazık ki! Eloğlu hızlı düşünme, hızlı paslaşma, hızlı karar verme, topa daha çok sahip olma, oyunu rakibin tehlikeli bölgesinde oynama gibi ‘her an sonuca etki edecek keyif futbolu için’ hamleler üzerinde mesai harcarken, bizde bunun karşılığı ‘kontratak’ olmaktan öte gidemiyor. Oyunu kendi yarı sahanda kabul et, kaptığın topları uzun oyna, bir-iki tane savruk sprinterle de işi bitir! Bu topları ‘çalışılmış’ olarak isabetli atabilirsen Bursaspor olabiliyorsun, atamazsan da Sivasspor!
Sakın Bursaspor’un başardıklarını küçümsediğimi düşünmeyin. Yine de en iyisi onlar. Üstelik, büyüklerin birer kumdan kale olduğunun ayırdına vardılar! Ama konumuz ‘sürat futbolu’ olunca, onların da başarabildiği, yıllar öncesinin kontratak ustası Trabzon’unkinden fazlası değil! O günlerin Trabzon’u Avrupa’yı kasıp kavuruyordu, Bursaspor ise Türkiye’yi... Yine de bu anlayışı doğru/sağlam temellere oturtarak bir level üste atlayabilmeye en yakın takım onlar.
İçinde Galatasaray geçmeyen bir Galatasaray eleştirisi aslında bu yazı. Rezil futbolla geçilen, ama kazanılan son 3 lig maçının ardından teknik direktörü çıkıp da “İyi mücadele ettik” diyorsa, adı her zaman ‘umut’ olan bir geleneğin arkasından ‘Fatiha’ okuma zamanı gelmiş demektir çünkü! İçini sürekli gol yeme ve yenilme korkusu kemiren bugünkü anlayışın sonu, her 90 dakika ölüp ölüp dirilmektir, taraftarını da bu illete sürükleyerek... Oysa 90 dakika sonunda ‘Aslanlar’ gibi bir kere ölmek ve alkışlarla gömülmek, ama her seferinde küllerinden yeniden doğmaktır aslolan... Tüm Galatasaraylılar’ın genlerini oluşturan ‘hücum futbolu öğretisinin’ temelinde yatan budur. Birileri bunu hatırlamalı/hatırlatmalı artık!