Şiddete hayır!

05 Aralık 2004, Pazar 04:31
- A +
Günlerdir tüm mesailerini bu işe adamaya hazır olduklarını ilan edenler, bu uğurda gırtlak patlatıp, mürekkep harcayarak ön cephelerde yer alma gayreti sarfedenler, sanki Cihat’ın tribünde öldürüldüğü gün bu memlekete geldiler. Bir günde mi patlak verdi şiddet ya da futbolun ruhuna aykırı diğer meseleler? Bu insanlar daha önce neredeydiler? Yıllardır, “Türkiye’de şike var. Teşvik pirimi almadım diyen de yalan söyler. Ben de futbol oynarken teşvik pirimi almıştım” cümleleri kurup, üstüne gevrek kahkahalar atılmıyor mu televizyonlarda? Dopingin her çeşidinden söz edilip, bunların tahlillerde nasıl anlaşılmayacağının yolları yer almıyor mu, üstadların bilgi dolu yazılarında? Federasyonlar ve hakemlerden söz edilirken “Şimdi beni konuşturmayın” denip, üstüne “Dönen tezgahlardan herkesin haberi var” geyiği yapılmıyor mu, programlarda? Futbolun karanlık yüzünden rantlananlara ait, ses ya da görüntü kasetleri her sene birkaç kez gündeme gelip, sonra geldiği gibi gitmiyor mu aniden, hiç bir şey yokmuş gibi? Hafızanızı bir yoklayın; kaç yıldır köşe başlarındalar, sadece futbolda değil hemen her alandaki mafya veya sokak çeteleri... Medyada, taraftarı olduğu takımın ve iyi ilişkiler içinde olduğu yöneticilerin hakkını korumak uğruna eğilip bükülen, bu uğurda ahlak ve ilkelere aykırı davranmaktan gocunmayanlar mevcut değil mi? Mesela; Emre’nin Nobre’ye uzanan ve ekranda dakikalarca kalan eline ceza verilmesine karşı durup, “Sanki sen yapmıyordun, top oynarken” diyen de, bu ülkenin duayen gazetecilerinden biri... Memuru, işçisi, küçük esnafı, emeklisi takır takır hatta peşin vergi öderken, bu konuda örnek olması gereken spor kulüplerinin vergi kaçırma suçları, kimbilir kaç kez affedildi? Her türlü af konusunda, başka herhangi bir ülke elimize su dökebilir mi? Yukarıdaki eksiği var, fazlası yok binbir yanlışın üzerine tüy diken ve yediden, yetmişe insanları birkaç aydır bayilerin önünde kuyruğa diken bahis alışkanlığı, Türk sporunda gelinen son nokta değil mi? Altyapısı neredeyse olmayan, mesela İstanbul’daki vapur iskelelerine tuvalet konmayıp, vatandaşı Boğaz’ın içine etmeye yönlendiren bir memleket burası. Bayanları maçlara çağırırken tribünlerdeki bayan tuvaletlerinin durumundan bihaber yetkililerin görev yaptığı, gümüş kalemini vermediği için baba ve oğlunun emniyet gerekçesiyle içeri alınmadığı, 500 bine köfte ekmek, yanında da ayran satan seyyara “Bu kadar ucuza nasıl malediyorsun” sorusunun sorulmadığı bir cennet. Statlardaki otopark sorununa bürokratik engeller nedeniyle çare üretilmeyip, her maç onlarca oto hırsızlığına neden olunan, maç esnasında çıkış kapılarının kapalı tutulduğu, tribünlerin futbolun kalitesinden veya şiddetten dolayı boşaldığını sanıp aslında yanılanların, asgari ücret ya da biraz üstünde kazanan milyonlarca insanın yol, bilet, yiyecek, içecek ihtiyaçlarını karşılayıp bir ayda kaç kez maça gidebilebileceğini hesaplamadığı bir medeniyet... Aman dikkat! Şiddete engel olmak adına, futbolun iyice dışlanmasına neden olmayın. Siz, siz olun; çözüm ararken iyice derine inin, eğitim ve kaliteli öğretimin gerekliliğini gözardı etmeyin, altyapı eksikliğini ve ülkenin sosyo - ekonomik durumunu da yabana atmayın. Bu arada futbolun zevkinden mahrum kalmamak için, her hafta en az bir kez Alexli Fenerbahçe’yi izlemeyi de unutmayın...
YORUM YAZ

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.