MENÜ

Diego nasıl Maradona oldu? (2)

03 Aralık 2020, Perşembe 13:17 Son Güncelleme: 03 Aralık 2020, Perşembe 13:17
- A +

Yarı tropikal bir iklime sahip Corrintes eyaletinde yaşamış olan Guarani isimli bir Kızılderili kabilesine kadar soyu dayanan Diego Maradona tam anlamıyla yoksulluğun ve geçim sıkıntısının içine doğmuştur. Baba Diego günlük işlerde çalışıyor para alması ise işverenin keyfine bağlı kalıyordu. Kısa bacaklı ve geniş omuzlu bir adamdı. Çalıştığı günlük işler sırasında pamuk balyasını taşırken üç kaburgası kırılınca işsiz kalır. Zorunlu olarak ataları Guarani’lerin kullandığı tuzakları hazırlayıp yılan ve turna balığı avlayarak geçimini sağlamaya çalışırdı.

Küçük Diego henüz yürümeye başladığı yıllarda amcasının hediye ettiği topla, gündüzlerini Buenos Aires’in yıkık dökük kenar mahallelerinden Villa Florito’da kulübeden bozma evlerinin yakınlarındaki çöplüklerde top teperek geçiriyordu. Ufaklık Maradona topunu taş toprak arasında beceriksizce sektirirken, ilk numaralarını öğreniyor, kontrol edilmesi kolay olmayan oyuncağını yavaş yavaş bir esin kaynağı haline getiriyordu. Bir yandan top onun vücudunun bir parçası olurken öte yandan her türlü seken topa karşı bedeni otomatik olarak pozisyon almayı öğreniyordu.

Küçük Diego elektriği ve suyu olmayan bir gecekonduda büyüdü. Sonraki yıllarda, zorlu yaşam koşullarında ayakta kalabilmeyi, yaşadığı gecekondu mahalsinde öğrendiği kurnazlık ve açgözlülüğe bağladığını ve gecekondu mahallesinde bir kabile gibi yaşayan “küçük kara kafa” olduğunu söylemiştir.

Diego çocukken elinden ne geliyorsa yaparak para kazanıyordu. Taksi kapıları açıyor, çöp satıyor, sigara paketlerinin kağıtlarını topluyordu. Ayakta kalması için kurnaz olması gerekiyordu. Dört beş yaşlarındayken çekilmiş eski bir fotoğraf onu, top darbeleriyle yamulmuş bir tel örgünün önünde gösteriyor. Okula giderken bir portakalla, bir kağıt ya da çaput topağıyla top sektiriyor, demiryolu köprüsünden geçerken bile topu düşürmüyordu.

Henüz sekiz yaşındayken dünyanın en büyük derbilerinden biri olan Boca Juniors-River Plate maçlarının devre arasında top ya da gazoz şişensini düşürmeden gösteri yapıp tribünleri kendine hayran bırakıyordu. Çevresinin kendisine gösterdiği büyük ilgiden dolayı Diego’da büyük, özel bir şeyler olduğu duygusunu geliştirdi. Daha sonra olanlar bu duygu ve algıyı biçimlendirdi ve başka bir yaşamda unutulabilecek anlara anlam kazandırdı.

Diego kaçak olarak kendinden büyüklerle oynatıldı. Öyle ki, giydiği forma şortunun dışına çıktığında ayaklarına kadar sarkardı. Okul sorunu onu oynarken görüp aklı başından giden müdürünün, ona girmediği sınavlardan geçer not vermesiyle halledildi. Bu ona daha o günlerde kuralların kendisi için geçerli olmadığını öğretmişti. Artık herkesin tanımaya ve Arjantin futbolunun umudu olmaya başladığı yıllarda, olağanüstü bir estetik ve futbol kalitesine ulaştığı halde, her antrenmandan sonra farklı tekniklerde bir saat daha şut ve serbest vuruş çalışırdı. Diego, Tanrı’nın özel yetenekler vererek bu dünyaya gönderdiği bir özel kişi değil, zor koşullarda ayakta kalabilmek için çalışmaktan başka çaresi olmayan, çalışmanın var ettiği bir büyük futbolcuydu.

Maradona’nın kalbinin solda attığı söylemi de pek gerçekçi değil kanımca. Çünkü çocukluğu, babasının General Juan Peron ile yan yana koyduğu bir fotoğrafının büyütülmüşüne hayranlıkla bakarak geçti. Kimi örnek alacağını o günlerde öğrenmişti. Peron, Mussolini ve Hitler’in nasyonal sosyalizmine hayrandı. Diego’nun doğduğu hastanenin adı Evita Peron olduğundan olsa gerek Peronlara ayrı bir ilgisi vardı. 

Her diktatör gibi futbolu politik olarak kullanan faşist General Videla ile ilişkileri, sosyalist liderlere yakın durması, uyuşturucudan kurtulmak için Küba’ya sığınması, Napoli’de yer altı dünyası ile ilişkileri onun, gecekondu semtinde geçen çocukluk döneminden öğrenilen kurnazlıklarla ilişkili olsa gerek. Kendisi söylemişti özünde: Zorlu yaşam koşullarında ayakta kalmanın yolu kurnazlıktan geçmektedir…   

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...