MENÜ

Atatürk ne istedi, biz ne yapıyoruz?

10 Kasım 2021, Çarşamba 13:27 Son Güncelleme: 10 Kasım 2021, Çarşamba 13:27
- A +

Atatürk sadece bir dahi, lider, büyük bir devlet adamı değil aynı zamanda dünyayı, dünya haritalarını, dünya coğrafyalarını değiştiren 20. yüzyılın tek adamıdır. Çanakkale savaşında henüz Kurmay Yarbay rütbesinde iken o yıllarda Düvel-i Muazzam denilen dünyanın en muazzam devletleri olan İngiltere ve Fransa’yı yenerek tarihin akışını değiştirdi.

Eğer bu devletleri yenmese Çanakkale Boğazı’ndan Karadeniz’e ulaşacaklar ve Rusya’da süren iç savaşa müdahale ederek hem birinci dünya savaşını sonlandıracak hem de Çarlık Rusya Devleti’nin devamını sağlayacaklardı. Atatürk onları Çanakkale’den geçirmeyerek Sovyet Devleti’nin kurulmasının yolunu açtı.

İstanbul ve Anadolu’nun büyük bir bölümü işgal altındayken Muazzam devletleri tekrar yenerek Türkiye Cumhuriyet’ini kurdu. Dünya halklarının umudu oldu. Onun büyük başarısı işgal altındaki devletlerin özgürlüğüne kavuşmasının koşullarını hazırladı. Hindistan İngiliz işgalinden, Cezayir Fransız baskısından böyle kurtuldu.

Önce kendi halkına güvendi

Atatürk bu büyük başarıları kazanırken bir tek dayanağı vardı, Anadolu halkı. Kurduğu cumhuriyetin ayakta kalıp başarılı olması için ne yapmak gerektiğini çok iyi biliyordu. Toplumun en altına, hücrelerine inip yatırımı oralara yapacaktı. Alta yapılan yatırım görünmezdi ama devleti ayağa kaldıracaktı.

Totaliter, baskıcı rejimlerin liderleri gibi üstyapıya yatırım yapıp şatafatlı işler peşinde koşarak umut ticareti yapmadı. Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Halkevleri gibi halkı aşağıdan yukarıya doğru geliştirecek, kültür devrimini gerçekleştirecek hamleler yaparken sporu da ihmal etmedi.

Önce çocuklar ve gençler sonra milli sporcu

1923’deki Bilim Kurulu’ndaki konuşmasında spordaki hedefi gösterdi: “Türk Milli Eğitimi’nin görevi öncelikle çocukların, gençlerin ve her yaştan Türk insanının beden talimini düzenlemek, sonra milli sporcular yetiştirmektir.”

Bugün bizim gibi antik kaplumbağaların altyapı, öz kaynak diye çırpınmasının nedeni işte budur. Atatürk’ün söylediklerinin farkında olmak, 1923’de söyledikleri gelişmiş bütün dünya ülkeleri tarafından uygulandığı halde bizde bugün bile anlaşılamamış olmaması manidardır.

“Çocukların ve gençlerin beden talimi” yeterince anlam kazanmış olsa zaten çığ gibi milli sporcu yetiştirebiliriz. Oysa biz üçgeni tersine çevirip geniş taban yerine küçücük tavana yatırım yapıyoruz. Ülke sporunu ve futbolunu yönetenler dört futbol takımının peşine takılıp, biraz da milli takımla ilgilenerek ülkenin gerçek öz kaynaklarının, bizi başarıya götürecek değerlerin atıl kalmasına hatta yok olmasına neden oluyorlar.

Stefans Kuntz bile bir maç kazanmanın peşinde

Ülke futbolunu aşağıdan yukarıya yeniden organize etmek için getirdiğimiz Alman teknik adam Stefan Kuntz bile “ilk hedefimiz Cebeli Tarık ve Karadağ maçlarını kazanmaktır” diyor. Kazansanız ne olacak? Daha önce kazandık da ne oldu? Avrupa şampiyonasından sıfır puanla döndük.

Kanımca biri Stefan Kuntz’a Atatürk’ü anlatsın. Onun 1923’de “Muhterem Valiler, Belediye Başkanları en ufak mezradan en büyük şehirlere kadar spor tesisleri kurun ve bunlara muazzam bütçeler ayırarak beş yıllık planlarla bakım ve onarımını yaptırınız” dediğini de Kuntz’a söylesin. Zararı olmaz, yararı olacağından eminim.

Bir insan dünyanın yazgısını değiştiriyor, yeni bir ülke kuruyor ama bu ülkenin futbol yöneticileri futbolumuzu bırakın yönettikleri kulüplerin kaderini değiştiremiyor. Ne yazık! Büyük Öke Atatürk’ün anısı önünde saygıyla eğilirim.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...