Sorunlar büyük ama...

06 Eylül 2011, Salı 12:00
- A +

Aksi halde sizin yetenekleriniz ya da rakibin güçsüzlüğü bir anlam ifade etmiyor.
Açalım:
Top sizde ve karşısınızda bir blok halinde 8 kişi duruyor. Bu bloğu dağıtmak için topu en sağdan en sola en hızlı şekilde dolaştırmanız ve bu bloğu gevşetmeniz lazım. Topu yürüme hızıyla çevirdiğiniz sürece bu blok gevşemiyor, koridorlar açılmıyor.   
Bu top çevirme sırasında bireysel olarak da topsuzken hareketli olmak şart. Her bir oyuncunun topa sahip olan arkadaşı için bir pas seçeneğine dönüşmesi temel gereklilik. Böyle olunca rakip hem alanı hem de sizi kontrol etmek zorunda kalacağından defansif yapı iyice gevşer.
Ancak bizde herkes pozisyonunda bekliyor. Markajda olmak önemsenmiyor. Top da Selçuk’tan Emre’ye ondan yeniden Selçuk’a dönüp duruyor.
Top kaptırıldığı anda nerdeyse hemen orada basacak yakınlıkta durmak lazım. Oysa özellikle iki savunma kanadımız hiç orta sahamıza yakın olamadı. Hep rakibi kovaladık. Yediğimiz gol de aynı şekilde 40 metre önce müdahale etmemiz gereken pozisyona 40 metre seyirci kaldık. Tamam bu bir şans golüydü. Ama topun oraya kadar gelmesinin şansla alakası yok...
Şimdi bu sorunları Hiddink’le, ‘kadroda o var bu yok’la anlatamayız. Her zamanki gibi, bu saçma yola girersek yine temel meseleyi ıskalarız.
Bizim sorunumuz hoca sorunu değil.
Sorunlar büyük. Ancak biz onları çözmek bir yana daha teşhisi koyabilmiş dahi değiliz.

O şişeyi kim attı?

Kazakistan maçında uzun süredir görmediğimiz cinsten bir milli seyirci vardı: Çok kötü bir oyuna rağmen neredeyse hiçbir olumsuz tepki vermeden sonuna kadar desteklediler. Kulüp takımlarında dahi göremediğimiz bir tavırdı bu. Eleştiriyi sona bırakıp takımın parçası oldular. Stadın ve harika akustiğinin hakkını sonuna kadar verdiler.
Maçın büyük bölümünde bu çok iyi seyirciye bakarken dikkatimi çeken bir durumu da paylaşayım. Arena’da numaralı ve kapalının önünde tel barikat yok. Ama kale arkalarında var.
Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. Tamam dünyanın başka statlarında da benzer uygulamalar olabiliyor. Bunun da ne anlama geldiğini bilmiyorum. Daha sert taraftarlar kale arkasında diye mi?
Tabii insanın aklına uzun süredir sormadığımız bir soru geliyor?
Batuhan kardeşin kafasına o şişeyi kim nereden atmıştı?
Hâlâ bulunamadı değil mi?

Burak ve Selçuklar


Penaltı kaçınca eleştirilmek normal. Ama böyle bir maçtan sonra kurban edilmek? Kazak maçındaki Burak Yılmaz’ı eleştirmek için gerçekten oyunu seyretmemiş olmak lazım. Attığı gol, yarattığı endirekt serbest vuruş, son dakikada aldığı faul, verilmeyen gol...
Önde hep ısıran adamdı. Savunmacıların yapmadığı kadar savunma yaptı. Orta sahaların yapmadığı kadar poziyon yarattı.
Bu oyunda Selçuk İnan’ı özlemiş olmasının payı büyük olmalı. Bu iki oyuncuyu birbirinden ayırmamanın bir yolunu bulmak gerekiyordu.
Ne Trabzon ne Galatasaray bunu yapabildi...
Gelelim diğer Selçuk’a. Hiddink muhtemelen, İnan, Ekici, Emre orta sahasının bu maçta her şeyi çözeceğini düşünüyordu. Kağıt üzerinde gerçekten iyi bir ekip. Ancak takımın genel hareketsizliği Ekici’yi çok etkiledi. Tek top yapacak kimse bulamayınca sürekli geri döndü. Mesut
Özil de bu takımda olsa farklı olmaz. O oyunu açamayınca Hiddink bir ön stoper oyuna alıp Emre ve İnan’ın hücum yönünde rahatlamasına karar verdi. Bence çok yerinde bir tercih bu. Emre sakatlanıp anında golü de yiyince bu plan hemen yattı.
Eleştirmek haktır. Ama neyin neden olduğuna bakıp sonra eleştirmek de bir görev olmalı.

Kol saati

Hiddink göreve geldikten sonra ABD kampında ilk antrenman yapılmaktadır. Antrenman biraz uzar. Oyuncular hafiften şikayete başlar.
Ertesi gün antrenman öncesi oyuncular bir hediye getirirler Hollandalı’ya.
Bir kol saati...
Hiddink bugün bu hediyeyle yapılanın zekice bir espri olduğu söylüyor. Ama derinde anlattıklarının da önemli olduğuna dikkat çekiyor.
Yeni dünya çapında bir hoca göreve gelmiş. Eskiler yeniler kalabalık bir ekip bir ilk izlenim kampına çıkmış. Herkesin kendisini ispatlama vakti gelmiş.
Böyle bir ortamda çalışmaktan şikayet edebiliyorsanız ya her şeyi aşıp bitirmiş olmalısınız. Ya da emeklilik vaktiniz çoktan gelmiş olmalı.
Biz böyle biz zihniyet yetiştiriyoruz işte. Sorun burada. Hiddink’te, Terim’de, Rijkaard’da vs. değil...

YORUM YAZ

Sıradaki haber yükleniyor...