Cenk zora soktu

20 Eylül 2011, Salı 12:00
- A +

1- Carvalhal’ın, Fernandes-Aurelio-Necipli planı Necip’in hücum gücünde bir atılım yapamaması nedeniyle zayıf kaldı. Mustafa Pektemekli plan bu tip maçlarda Beşiktaş için daha uygun.

2- Ziya Doğan, Uğur’u sol bek, ileride top yapabilecek ender oyunculardan Güven’i sağ bek, Özgür’ü de sol açık oynatarak Simao-Quaresma ikilisine derin alanlar bıraktı. Ancak bundan Beşiktaş yararlanamadı. Bunun sebebi de Necipli planın işlememesi.

3- İkinci yarıda Uğur sağa Özgür sola geçince Ankaragücü biraz direnç kazandı. Ancak yine pozisyon bulamadı. Yine de 1-1’i buldular. Ama Ziya Doğan, Theo Weeks’i çıkarıp Serdar Özkan’ı oyuna alınca Başkent’in direnci yine düştü. Böyle bir orta sahayla Quaresma ve Simao’nun önünde durmaları mümkün değildi.

4- Ne olursa olsun Beşiktaş’ın rahat alacağı maçta iki kritik hata yapan Cenk Başkentliler’i oyuna ortak etti. İki hızlı savunmacının ortasında bir santrfor varken kaleyi bu kadar terk etmek bir yıldır Beşiktaş’ın kalesinde olan bir kaleciye yakışmıyor. Fatura onun üzerine kalabilirdi.

Ve son olarak sertlik ayarlarını hiç yapamayan, kart teşhislerinde sürekli yanılan ve oyunu sertleştiren bir hakem izledik. Bu seviyenin dahi karşılığını veremedi.

Akreditasyon kartı

Teknik direktörün saha kenarında akreditasyon kartı takmasının manası ne?

Dünya Kupası’nda bir dolu güvenlik noktasından geçiliriyor. Ve Güney Afrikalı bir polisin Paraguaylı bir teknik adamı tanımama olasılığı var. Bu yüzden böyle bir önleme gerek var diyelim. Ama yerel bir ligde böyle bir uygulamanın sebebi ne?

-Fatih Terim’i o boynundaki karttan tanıyacak bir adam varsa, bu işte çalışmasın.

-Petkoviç’i tanımayan olabilir diyebilirsiniz. Tamam kabul. Ama onu tanımayan Ahmet Şahin’i de tanımayabilir. Ne yapacağız kaleci de mi takacak?

Dolayısıyla illa ki takılması gerekiyorsa saha kenarına gelene kadar taksınlar maç başlayınca çıkarma hakları olsun.

Futbol sahasında kendi alanı alan iki kişi vardır. Biri kaleci diğeri de teknik direktör. Teknik direktör de en az kaleci kadar maçı oynar.

Sahadaki oyuncu maç sırasında akreditasyon kartı takmıyorsa teknik adamın da takmasına gerek yoktur.
Bu kadarla bitmiyor. Bunun bir de ticari tarafı var. Giyim sponsorları bu kıyafetler için onca tasarım yatırımı yapıyor. Yani bu insanlar aynı zamanda birer reklam panosu... Spor da giyinseler, formel de...

Siz o rezil plastik kartları ne hakla bu tasarımların üzerine koyuyorsunuz?

Zemin rezaleti

Akreditasyon kartına ceza vereceğimize zemin uygunluğuna baksak? Yahu ne yapalım? diyen varsa, çözüm önereyim...

Zemini uygun olmayan kulüplere şu denmeli:

-Maalesef saha zemininiz Süper Lig standartlarına uygun değil. Bu hafta aldığınız beraberlik nedeniyle hak ettiğiniz para zemin düzeltilene kadar size verilmeyecektir. Bir ay sonunda düzeltilmezse, zemini iyi durumda olan kulüpler arasında pay edilecektir. 

Saygılarımızla.

Senin baban bir...

Bu yazacaklarım bir eleştiri değil. Bir katkı olarak algılansın...

Cezalı olan maçlara kadınlar ve çocukların bedava alınacak olmasını her yönüyle tartışalım istedim...

Bu işi haremlik selamlıktan çıkarmak gerekir. Dolayısıyla bu uygulamada kadın-çocuk değil. Aile-çocuk maça çağrılsa daha iyi olur.

Böylece:

-”Anne babam niye gelemiyor” diye soran çocuğa annesi “Çünkü senin baban bir hayvan evladım!” demek zorunda kalmaz.

“Bu işi çocuğunuzun yanında da yapar mısınız?” dan daha güzel bir holiganizm testi olur mu? Alın aileleri erkek ya da kadın çocuklarına nasıl örnek olacaklarını göstersinler işte...

Şenol Güneş artık yeni Lucescu...

Şenol Güneş artık yeni Lucescu...

Geçen yıl her bir oyuncusundan kendi şahsi zirvesini çıkarabilmiş bir teknik adamdı Güneş. Herkes zirve yaptı.

Bu sefer, en iyi oyuncusu ve milli kalecisi olmadan San Siro’dan zaferle ayrıldı.

Skor yanıltmasın; son vuruş becerisi hariç bu yeni takımla İBB’ye karşı da gayet iyi oynadılar.

Güneş rakiplerinin çok gerisinde bir kadrodan optimum yarar sağlamaya devam ediyor.

Artık ona adam satarken kimse rahat olamayacak çünkü kimsenin kullanamadığından yıldız çıkarıyor.

Ondan adam alırken de bin kez düşünmek gerekecek.

Çünkü onun yıldızından onun gibi yararlanmak hiç kolay olmayacak. İşte ben buna Lucesculaşmak derim.

Yoğun program

Bu yoğun programa başta itiraz etmek mümkün. Ama kabul edelim ki ihtiyacımız olan buymuş. En azından dedikodularla uğraşacağımıza maçlarla uğraşıyoruz. Futboldan başka bir şey konuşmaya vakit ve enerji kalmıyor.

Eliniz değmişken

Şu şike soruşturması kapsamında acaba o ünlü İsviçre maçı da soruluyor mu ifade verenlere?
Aslında ne olmuştu? Organizasyon var mıydı? Başında kim vardı?

Kimlere bilet dağıtıldı? Otobüse yumurtayı atanlar kimdi?

Statta boynunda akreditasyon kartı olmaması gereken kimlerde bu kart vardı vs.

Bir dönem aydınlanır hiç değilse...

YORUM YAZ

Sıradaki haber yükleniyor...