Bokstaki kimlik bunalımıdır

06 Ekim 2011, Perşembe 12:00
- A +

2008 Pekin’den sonra erkekler bokstaki tek kayda değer başarımız Ankara’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda Fatih Keleş’in kazandığı altın madalyaydı. Final yapan bir diğer boksörümüz Adem Kılıççı ise gümüşte kalmıştı. Tüm amatör branşlarda ev sahibi ülkelerin madalya almasının bir gelenek olduğundan yola çıkarsak, Haziran ayında kürsüye çıkan iki sporcumuzun ekim ayındaki Dünya Şampiyonası’nda neden ilk turda elendiği daha iyi anlaşılır. Boksta artık çok küçük nüanslar kazananı belirliyor. Burada da hakem faktörü devreye giriyor. Boksta hiçbir branşta olmadığı kadar hakemlerin etkisi yüksektir. Ev sahibi olursanız hakemler aleyhinize daha az hata yapar, misafirseniz de canınız yanar. Bu meselenin bir yanı. Diğer boyutu ise; Türk boksu, Sinan Şamil Sam’ın Dünya Şampiyonluğu ile Atagün Yalçınkaya’nın olimpiyat ikinciliği dışında son 20 yılda zaten kayıptı. Bir sistemi, ekolü yoktu. Bugün de yok. Yeni federasyon Kübalı antrenörleri getirerek boksa bir kimlik kazandırmaya çalıştı. Ancak bunu yaparken de olimpiyat tecrübesi yaşayan Türk antrenörler tamamen sürecin dışında bırakılmamalıydı. Son olarak, Pekin’den sonra boksta yaşanan iktidar kavgalarının da bugünkü tabloda önemli bir rolü olduğunu hatırlatmakta fayda var. Ankara’da havalanan kelebeğin kanat çırpıntısı, Bakü’de fırtınaya dönüştü. Meselenin özü budur.

YORUM YAZ

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.